--- Ay Işığı Sokağı ---
Kıyıya geç yanaşan gemi yüzünden trenini kaçıran bir yabancı, hiç bilmediği küçük bir Fransız liman kentinin ay ışığıyla aydınlanan sokaklarını keşfetmeye girişir. Kaptanların, mürettebatın bir gecelik de olsa yolunun düştüğü bu kent tüm günahlara gebedir. Burada tüm ihtiyaçların bir çözümü vardır. Sokaklarda gezinen genç adamın kulağına o sırada Almanca bir şarkı çalınır ve kendi memleketinden birine rastlamanın verdiği sevinçle sesin kaynağını bulmaya koyulur. Kişilik çözümlemeleriyle derinleştirdiği yapıtlarında çoğunlukla saplantılı yaşamların umarsız sonlarını anlatan Zweig’ın bu kitaptaki öyküleri, kendi yaşamından izler taşıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
--- Rahel Tanrıyla Hesaplaşıyor ---
Stefan ZweIg, savaş karşıtlığını her zaman ilke olarak savundu. Pasifist düşüncenin insanda tolerans yoksunu bir eylemsizliği değil, nitelikli bir uzlaşı ruhunu doğuracağına inandı. Almanya’da antifaşist güçlerin ittifakının HItler’in diktatörlüğünü ve dünyayı peşi sıra sürükleyeceği yeni bir savaş felaketini önleyebileceğini erken fark edenlerden biriydi. Söylediği ya da yazdığı her şeyde bir entelektüel olarak kendi imgesinin, yazar olarak da kendi rolünün izdüşümünü bulmak mümkündür. Rahel Tanrı’yla Hesaplaşıyor’da bir araya gelen öyküler, Zweig’ın her koşulda barışı destekleyen tutumundan ve bu uğurdaki sonsuz çabasından doğmuştur. yahudiliğin ve hinduizmin kadim bilgisinden izler taşıyan bu öyküler, şiddetin her türlüsüne karşı bizi tetikte olmaya çağırır.
(Tanıtım Bülteninden)
--- Bir Kalbin Çöküşü ---
Bir Kalbin Çöküşü, Stefan Zweig’ın psikolojiye duyduğu yoğun ilgiyi yansıtan öykülerinden biridir. İnsan ruhunun en karmaşık duygularından biri olan tutkuyu olanca canlılığıyla dile getirenBir Kalbin Çöküşü, ruh ikizini Lev Tolstoy’un unutulmaz kahramanı İvan İlyiç’te bulduğumuz yaşlı bir adamın, Salomonsohn karakterinin ailesinden ve yaşamdan uzaklaşmasını öyküler.
Zweig’ın en beğenilen öyküleri arasında yerini alanBir Kalbin Çöküşüşüphe, korku ve nefretle ölüme sürüklenen baba Salomonsohn’un psikanalizi olarak okunabilir. Salomonsohn karakterinin, psikanalize sağladığı malzemeyle Sigmund Freud’un ve Arthur Schnitzler’in ilgisini çektiği biliniyor.
(Tanıtım Bülteninden)
--- Korku ---
Burjuva ahlakının gereklerini üstünkörü yerine getiren otuz yaşındaki, evli ve iki çocuk annesi Irene Wagner, sekiz yıllık evliliğindeki tekdüzelikten bunalıp kocasını genç bir piyanistle aldatmaya başlar fakat yakalanma korkusu en az yasak arzusu kadar büyüktür. Ne zaman sevgilisinin evinden çıksa, bu korku onun içini yiyip bitirmektedir. Günün birinde, bir kadın tarafından fark edilip şantaja maruz kalınca, üstelik kocası da bu durumdan şüphelenmeye başlayınca, bireysel tutku ile toplumsal normlar arasındaki çatışma, korku ve suçluluk duygusuyla ezilen kadın azap verici bir kabusa sürüklenir ve hayatı büsbütün raydan çıkar. Başta Roberto Rossellini olmak üzere birçok yönetmen tarafından beyazperdeye uyarlananKorku, Stefan Zweig’ın her zamanki gibi insan ruhunun derinliklerini büyük bir ustalıkla soruşturduğu, nefes kesici bir uzun öykü.
(Tanıtım Bülteninden)
--- O Muydu? ---
Stefan Zweig’ın öykücülüğünde ayrı bir yer tutanO muydu?,kemirici bir duygu olan şüpheyi eksene alır ve bu duygunun insanı sürüklediği kaygı, sıkıntı ve çaresizlik atmosferinden okura seslenir. Öyküye, Zweig’da benzerine pek rastlamadığımız türden, huzurlu İngiliz taşrasında polisiye bir kurgu eşlik eder.
Tutkuyla savrulan hayatların yazarı, derin, yoğun ve güçlü karakterlerin yaratıcısı Stefan Zweig, bu benzersiz öyküsünde, bizi John Charleston Limpley’le tanıştırır. Mr. Limpley’in çevresi ve köpeği Ponto’yla ilişkisine, komşusu Betsy’nin titiz, şüpheci gözlerinden tanık oluruz. Zweig, kaçınılmaz felaketi, klasik İngiliz polisiyelerinden aşina olduğumuz “kim yaptı?” sorusunun etrafında düğümler.
“Şahsen katilin o olduğundan neredeyse eminim; ama elimde çürütülmesi imkânsız o son kanıt yok.”
--- Satranç ---
Rastlantı sonucu eline geçidiği bir kitapla satrancın inceliklerini öğrenerek bu oyunu bir tutkuya dönüştüren ve giderek bu tutkusu yüzünden beyin hummasına yakalanan Dr. B.'nin öyküsüdür görünüşte Satranç. Ama derinlerde bir veda mektubudur aslında. Stefan Zweig'ın Brezilya'da sürgündeyken yazdığı ve Şubat 1942'deki intiharından birkaç ay önce tamamladığı Satranç, Avrupa kültürünün nasyonal sosyalist tehlike altında yok oluşuna işaret eder. Avrupa kültürüne elveda derken yaşama da veda etmeyi seçen Zweig'ın son yapıtı Satranç, gerilimli kurgusu ve kahramanın ruhsal gelgitlerinin işlendiği dokusuyla, kısa ama her bakımdan etkileyici olağanüstü bir uzun öyküdür.
--- Olağanüstü Bir Gece ---
Kendi gerçeğini arayan ve tuhaf rastlantılarla buluşan kayıp ruhlar, Stefan Zweig öykülerinin değişmez sakinleridir. Sıradan, küçük tecrübeler onların yaşamında büyük dönüm noktalarına dönüşerek yazgının yeni bir kapısını aralar. Olağanüstü Bir Gece bu bakımdan Zweig’ın öykücülüğünde zirveyi tutar ve Viyanalı asilzade Baron R.’nin hayatını değiştiren böyle bir tecrübenin, tek bir gecenin öyküsünü aktarır. 20. yüzyıl başında Viyana’da, at yarışı ve bahis heyecanıyla başlayan Olağanüstü Bir Gece, insan ruhunun gizemli doğasının ve erotizmin yardımıyla baronu, sınırları katı ahlaki kurallarla çizilmiş burjuva toplum hayatının dışına çıkarır.
“Çünkü aslında her şey küçük bir yaşantıdan ibaret.”
(Tanıtım Bülteninden)
--- Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu-Bir Kadının Haya... ---
(Tanıtım Bülteninden)
Medya Cinsi:Ciltsiz
Sayfa Sayısı:128
Ebat:14x21
İlk Baskı Yılı:2017
Hamur Tipi:2.Hamur
Baskı Sayısı:1. Basım
--- Amerigo - Tarihsel Bir Yanlışlığın Hikayesi ---
Hem düşsel hem de tarihsel karakterler üstüne yorumlarıyla tanıdığımız Stefan Zweig'ı derin karakter incelemelerine yönelten, psikolojiye ve Freud'un öğretisine duyduğu ilgidir. Beş tarihsel kişiliğin portrelerini içeren Yıldızın Parladığı Anlar, Fransız Devrimi'nde bir politikacının portresi niteliğindeki Joseph Fouché'yle birlikte Amerigo da Zweig'ın nesnellikten çok sezgiye dayanan yaşamöykülerinin en başarılarından biridir. Zweig, bu yapıtında, bugün Amerika adıyla bildiğimiz anakaranın bu adı alışının ardındaki inanılması güç rastlantılarla örülü 'yanlışlıklar komedyası'nı anlatır. Kristof Kolomb'un keşfettiği toprakların 'yeni bir dünya' olması gerektiği kanısına varan İtalyan denizci Amerigo Vespucci, ün peşinde koşan bir sahtekâr mıdır, yoksa adını tarihe yazdırmayı hak eden bir bilge mi? Zweig, esrar perdesini aralamaya çalışırken, Amerigo Vespucci'nin yaşamöyküsünü yaratıcı bir anlatıya dönüştürüyor, usta işi bir yapıt sunuyor bize.
--- Karmaşık Duygular ---
Yüreğin hissedip aklın reddettiği duygular, usul usul uyanıp beklenmedik tutkulara dönüşen arzular, Stefan ZweIg’ın karakterlerinin iç dünyalarına ışık tutar.
Duygusal çalkantılarda boğulan kahramanlar, Zweig’ın benzersiz tasvirlerinde can bulurlar. Shakespeare uzmanı karizmatik edebiyat profesörü ile öğrencisi arasında filizlenen yakınlaşmaya eğilen Karmaşık Duygular, bu açıdan ele alındığında Zweig’ın eserleri arasında özel bir yer tutar. İkili arasında kurulan bağ, taraflar açısından duygusal sarsıntıya yol açarken profesörün hayatındaki temel gerçeği de açığa çıkarır.
(Tanıtım Bülteninden)
--- Gömülü Şamdan ---
Gömülü Şamdan, Yahudiliğin kutsal emanetleri arasında yer alan ve ait olduğu topraklardan koparılan Menora’nın, Yedi Kollu Şamdanın yolculuğunu öyküler. Tarih boyunca Kudüs’ten Babil’e giden, tekrar Kudüs’e dönen, Titus tarafından Roma’ya götürülen, Roma’dan Vandallar tarafından kaçırılarak Kartaca’ya sürüklenen bu kutsal emanet, günün birinde Konstantinopolis’te yeniden ortaya çıkar. Mucizeye inanan ve ömrü boyunca bu Anı bekleyen Benyamin Marnefeş, şamdanı ait olduğu topraklara geri döndürmek üzere Bizans’a gider.
Çünkü: Umut hep vardır. Menora’nın bu uzun yolculuğu, Stefan Zweig’ın öyküsünde Yahudilerin yüzyıllardır süregelen diaspora hayatıyla özdeşleşir. Gömülü Şamdan salt bir kutsal emanetin değil, aynı zamanda bir halkın da kader yolculuğuna ışık tutar.
(Tanıtım Bülteninden)
--- Montaigne ---
Stefan Zweig, Nazi Almanyası'nda kitaplarının yakılmasının ardından, hümanist düşünür Erasmus'la başladığı içsel yolculuğuna yine bir hümanistle, Montaigne'le noktayı koyar. Montaigne, yazarın 1942'de hayatına son vermeyi seçmesiyle yarım kalan son eserlerinden biridir. Avrupa'yı Avrupa yapan filozof ve yazarları konu alan biyografiler üzerinden kendini anlama ve anlatma yolculuğunun Zweig için son uğrağıdır Montaigne.Stefan Zweig, "En gönüllü ölüm, ölümlerin en güzelidir," diyen Montaigne'de kendini bulmuştur. Büyük Avrupa'yı geri dönüşü olmayacak şekilde sonlandıran İkinci Dünya Savaşı yıllarında, yaşamın ve yaşamanın insanın kendi iradesine bağlı olmaktan çıktığını fark eden son büyük Avrupalıdır Zweig.
--- Yarının Tarihi ---
Stefan Zweig, yaşamı boyunca yapıtlarıyla hep insanı yücelten, bireyin kutsallığını ve dokunulmazlığını en büyük değer sayan bir hümanizmin öncülüğünü yaptı. Onun hümanizmi, sınırların, ulusların, ırkların üzerinde kalıyordu. "Yarının Tarihi ve Rotterdamlı Erasmus"ta yer alan denemelerinde, Stefan Zweig, bu görüş ve inanışlarını paylaşan, yaşadıkları döneme damgasını vurmuş, insani ve toplumsal değerler açısından yakın olduğu, özdeşleştiği kişileri irdelemektedir. Ölümünden önce kaleme aldığı son denemesi "Montaigne" ve ününün doruğundayken yazdığı deneme alanındaki başyapıtı sayılan, bağnazlığın her türlüsüne karşı savaş ilanı anlamı taşıyan "Rotterdamlı Erasmus", bu kitapta yer alan son iki seçkidir. Stefan Zweig, Almanya'da Nazi egemenliğinin başladığı, özgür düşüncenin, mantığın sesinin kin ve ateşle susturulduğu bir dönemde zorbalığın karşısına düşünceyi, kitle çılgınlıklarının karşısına bireyin insan olarak kutsallığını çıkarıp savunmak istemiştir.
--- Lyon'da Düğün ---
1942 yılında, İkinci Dünya Savaşı’nın tam ortasında, Brezilya’nın Petropolis kentinde karısıyla birlikte intihar eden ama insanlara “yarın”ı beklemeleri gerektiğini söyleyerek bir yandan da umudu savunan Avusturyalı yazar Stefan Zweig, kuşkusuz çağımızın en büyük hümanistlerinden biridir.Lyon’da Düğün, büyük ustanın 1908 ile 1920 yılları arasında dergilerde yayımlanmış, çok sonra kitap olarak çıkmış dört uzun öyküsünden oluşuyor: “Kızıl Hastası”, “Korku”, “Benzer-Benzemez Kız Kardeşler” ve “Lyon’da Düğün”. Stefan ZweIg, bütün eserlerinde olduğu gibi bu öykülerinde de, tek tek bireylerin yazgıları üzerinde yoğunlaşırken, yaşadığı yüzyılın ve değişik toplum kesitlerinin panoramasını da veriyor.
(Tanıtım Bülteninden)
--- Amok Koşucusu ---
İntihar, Stefan Zweig'ın zihnini gençlik yıllarından beri meşgul eden bir kavramdı. Yaşamanın bir anlamı kalmadığını anladığı anda yaşamına kendi eliyle son verebileceğini daha üniversite yıllarında söylemişti. İlk evliliği sırasında karısı Friederike'yi kendisiyle birlikte intihar etmesi için zorlayan, sonra bu düşüncesinden vazgeçen Stefan Zweig, yıllar sonra, İkinci Dünya Savaşı sırasında, ikinci karısıyla birlikte yaşamına son verdi. Yazar, önceki intihar girişimlerinden vazgeçmiş olsa da korkularını, romanlarındaki ve öykülerindeki kahramanlara yaşatıyor. Amok Koşucusu'nda yer alan öykülerin ortak izleği de intihar. Kendi yaşamından ya ada tarihteki gerçek kişilerin yaşamlarından kesitler katarak yazdığı bu öykülerde Stefan Zweig'ın duyarlı kişiliğini, olağanüstü gözlem gücünü olduğu gibi sayfalara yansıttığını görüyoruz. Yazdığı öykülerin en başarılı örneklerinin yer aldığı bu kitapta, bir uzun öykü olan Amok Koşucusu bir baş yapıt. İnsanı en güçsüz, en savunmasız yönleriyle ele alıp, insan ruhunun en derin katmanlarına inmeyi bilen, bütün bunları son derece canlı, ayrıntılı, çok yönlü bir anlatımla kaleme alabilen, okuru gerçekten etkileyebilen bir yazar Stefan Zweig. Yazdıklarının üzerinden bunca yıl geçmiş olmasına karşın, öykülerinin, romanlarının bugünkü kuşaklar tarafından da aynı ilgiyle okunması, onun kalıcı bir yazar olduğunun en büyük kanıtı. Amok Koşucusu'nun bu yeni çevirisinde, daha önceki basımda yer almayan öyküler de bulunuyor.
--- Rotterdamlı Erasmus ---
Her koşul altında iç özgürlüğünü koruma uğrunda çaba harcamak, kimsenin efendisi olmaya kalkışmamak, fakat kimseye de boyun eğmemek; hiçbir sav ya da düşünceye baştan düşmanca yaklaşmamak, ama buyurgan nitelik almaya başladığı anda her savın ya da düşüncenin karşısına dikilmek. Bütün bunlar gerek Erasmus’un, gerek Zweig’ın kişiliklerinde birbiriyle bütünüyle örtüşen niteliklerdir. AHMET CEMAL Stefan Zweig’ın, Kuzey Avrupa Rönesansı’nın büyük ustası, hümanist bilgin Desiderius Erasmus için kaleme aldığı bu yaşamöyküsü, bağnazlığın her türlüsüne karşı bir savaş ilanı niteliği taşıyor. Rotterdamlı Erasmus: Zaferi ve Trajedisi, son nefesine kadar bir hümanist, gerçek bir dünya vatandaşı olarak kalan Zweig’ın deneme türündeki başyapıtıdır.
--- Üç Usta-Balzac Dickens Dostoyevski ---
Roman yazarı aslında kimdir? Stefan Zweig, Üç Usta'da bu soruya cevap arıyor ve yarattıkları unutulmaz figürler evreniyle epik dünyalar kuran üç edebiyat dehasının eserlerinde dolaştırıyor bizi. Zweig'ın "Dünyanın Mimarları" adını verdiği dizinin ilk kitabı olan Üç Usta, bireyin hayata tutunma çabası ve direnç sınırları üzerinden Balzac, DIckens ve Dostoyevski'nin eserlerindeki evren modellerini serimliyor. Üç Usta sadece bu üç büyük yazarın evreninde dolaşmak için değil, modern zamanlarımızın modern insanını anlamak için de gözden kaçırılmaması gereken bir kitap. Dünya edebiyatının bir başka usta kaleminden, Stefan ZweIg'ın gözünden Balzac, DIckens ve Dostoyevski'ye yakından bakmak için eşsiz BİR dilsel lezzet, benzersiz bir edebî deneme.
(Tanıtım Bülteninden)
İnce Kapak:
Sayfa Sayısı:
216
Baskı Yılı:
2015
e-Kitap:
Sayfa Sayısı:
173
Baskı Yılı:
2016
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
Can Yayınları
--- Joseph Fouche - Bir Politikacının Portresi ---
Stefan Zweig, Napoléon döneminin, önemi uzun süre göz ardı edilmiş bir kişiliği üzerine kaleme aldığı bu derinlikli karakter analiziyle bizlere bir kez daha hatırlatır: Özellikle politikanın etki alanında, tarihin seyrini belirleyen kişiler, göz önünde olan, aydınlık ideallerin güdümüyle hareket eden, kendilerine destansı mizaç atfedilen kahramanlardan, politikacılardan, liderlerden ziyade, yazarın "arka plan tipleri" olarak betimlediği kişilerdir. Göz önündeki kahramanlardan daha değersiz görülen, tüm hamlelerini sessizce tarih sahnesinin kulisinde planlayan, becerikli figürler…"Napoléon'un yüz yıl önce söylediği gibi, politika 'la fatalité moderne', 'çağdaş yazgı' haline gelmişse eğer, bizler de karşı savunma olarak bu güçlerin arkasındaki insanları, dolayısıyla onların iktidarlarının tehlikeli gizemini öğrenmeliyiz. Joseph Fouché'nin hayat hikâyesi de politik insan tipolojisine böyle bir katkı olsun."
--- Vicdan Zorbalığa Karşı ya da Castello Calvin'e ---
Vicdan Zorbalığa Karşı ya da Castellio Calvin'e, okuru Fransız Reformcu Jean Calvin'in diktatörlüğünün hüküm sürdüğü XVI. yüzyıl Cenevre'sine götürür. Calvin'in farklı görüşlere gösterdiği tahammülsüzlük, hümanist din adamı Miguel Serveto'nun resmî öğretiye ters düşen görüşleri nedeniyle ölüm cezasına çarptırılmasıyla zirveye tırmanır. Tam da bu noktada Sebastian Castellio, Calvin'in karşısında tarih sahnesindeki yerini alır.
Bu kitap, Zweig'ın, kendi yaşamını belirleyecek nasyonal sosyalizm de dahil olmak üzere totaliter rejimlere yönelttiği bir eleştiri olarak da anlaşılabilir. Katı ideolojilerin beraberinde getirdiği tehlikelerin göz önüne serildiği, insanca yaşamak için düşünce özgürlüğünün, hoşgörünün altının çizildiği Vicdan Zorbalığa Karşı ya da Castellio Calvin'e, bu özellikleriyle evrensel nitelikte.
(Tanıtım Bülteninden)
Sayfa Sayısı:
248
Baskı Yılı:
2016
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
Can Yayınları
Neden idefix?
Siparişinizi teslim aldığınız tarihten itibaren 14 gün içinde iade edebilir, iade sürecinin tamamlanmasının ardındansa ödemenizi hızla geri alabilirsiniz.
Kullanıcı dostu ara yüzümüz tüm ihtiyaçlarınıza eksiksiz yanıt verebilmek için tasarlandı. Deneyiminizi uçtan uca kusursuz kılmak adına çağrı merkezimiz ve canlı destek hattımızla ihtiyaç duyduğunuz her anda yanınızdayız!
Siparişlerinizin bir an önce ulaşması için sabırsızlandığınızın farkındayız. Sunduğumuz farklı teslimat seçenekleri arasından size en uygununu belirlemeniz, siparişinizi olabildiğince çabuk veya dilediğiniz zaman aralığında sorunsuz bir biçimde teslim etmemiz için yeterli.
