Sepette İndirim
18.553,78 TL19.553,78 TL
--- Aykırılık Yoksa Nitelikli Hayat da Yoktur ---
Gerze’de haylaz bir çocuk, Kuleli’de asi bir öğrenci, Hakkâri’de efsane bir komutan.
Türkiye’nin 90’lı yıllarına damga vuran unutulmaz kahraman Osman Pamukoğlu, dünü, bugünü ve yarını anlatıyor. Pamukoğlu, henüz küçük bir çocukken şekillenmeye başlayan karakterini bir örnek niteliğinde okura sunarken öğrencilik yıllarının yanı sıra askeri ve siyasi hayatının bilinmeyenlerini de satırlarla buluşturuyor. Ve satır aralarında çok sayıda “O kadar da olmaz!” denilecek yaşanmış olay yer alıyor…
Farklı yaş, eğitim ve sosyal statüdeki sekiz kişilik bir heyet tarafından hazırlanan sorular, Efsane Komutan’ın 70’i aşkın yılını bugüne taşımanın yanında yaşama dair ortaya çıkardığı felsefi cevaplarla yol gösterici bir haritaya dönüşüyor.
Aykırılık Yoksa Nitelikli Hayat da Yoktur, sarsılmaz bir karakterin doğuşunu tarihe asla silinmeyecek bir not olarak düşüyor.(Tanıtım Bülteninden)
--- Angut ---
İyi şeyler yürekle algılanır. Yürek, öncelikle korunmalıdır. Çünkü; her şey ondan kaynaklanır ve gözler açılır. Eğer açabilirsek "Ruh veya yürek, ilke ve kalıplara,programlara karşılık vermez. O, şekil değil tutku arar. Yüreği uyandıran; sanat, şiir, güzellik, gizem ve coşkudur. Ruhun dili budur. Akılları meşgul etmekle olmaz, ruhun ele geçirilmesi lâzım"
YAZAR HAKKINDA
Osman Pamukoğlu, uzun süre Türk Silahlı Kuvvetleri`nde subay olarak görev yapmıştır. Emekli olduktan sonra güneydoğuda ki terörle mücadele deneyimlerini "Unutulanlar Dışında Yeni Bir şey Yok" adlı kitapta toplamıştır. Halen Ankara`da oturmakta olan yazar, Türkiye`;nin çeşitli kurum ve kuruluşlarında kişisel gelişim ile ilgili konferanslar vermektedir.
YAZARIN DİĞER KİTAPLARI
Unutulanlar Dışında Yeni Bir şey Yok, Ey Vatan, Kara Tohum, Ayandon, Yolcu, İnsan ve Devlet,
Sayfa Sayısı:
96
Baskı Yılı:
2008
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
İnkılap Kitabevi
--- Nasıl Yapılmalı? ---
“Ebedi barış, silahsızlanma, insanlığın barışması” sözleri, bir mavaldır…
1945-1990 yılları arasında geçen 2340 hafta içinde dünya (çağdaş dünya!) sadece üç hafta savaşsız yaşamıştır.
Savaş vebasının önlenebileceği bir yüzyıl olacak mı?
Hayır!
Bütün savaşlara son veren bir savaş da olmayacaktır…
“Nasıl Yapılmalı?” kara savaşları yönetim el kitabıdır.(Tanıtım Bülteninden)
--- Terörizm ve Hükümetler-Politikaları ve Savaşma ... ---
- Anarşİstler, eşİtlİkçİler, gelenekçİler, çoğulcular, bölücüler ve reformİstler kİm ve neden başkaldirip hükümetlere karşi sİlahli mücadeleye gİrİyorlar?- Tarİhe bakildiğinda, bu gruplarin hangİsİ başarili olmuş ve sİyasİ amaçlarina ulaşabİlmİştİr?- Bunlarin yurtİçİ ve yurtdişi destek sİstemlerİ nasil çalişiyor ve mücadele alani olarak nerelerİ seçİyorlar?- Terörİzm hemen önlenemez ve eylemler gİderek artarsa, hangİ durumlarla karşi karşiya kalinir?- Gayrİnİzamİ savaşla yüz yüze gelen hükümetler ve ordulari bekleyen sorunlar nelerdİr?- Kontrgerİlla nedİr, nasil bİr güce ve teşkİlata sahİptİr?- Kontrgerİlla; İstİhbarat, psİkolojİk ve askerİ operasyonlari nasil yürütüyor?- Kontrgerİlla, hükümet ve rejİme aİt faalİyetlerİn de İçİnde mİ?- Emperyalİzm kurdu sağlam elmada bulunmaz.
(Tanıtım Bülteninden)
--- Debreli Hasan ---
Debreli Hasan, 22 yılı aşkın bir süre dağlarda yaşadı. Hükümet kuvvetleri ve Balkanlar’daki milletlere mensup komitacı ve çeteler fellik fellik onu aramalarına rağmen, ne yakalayabildiler ne de öldürebildiler… Eşkıyalık tarihinde başka bir örnek yoktur. Debreli dışında, hakkında sayısız türkü yakılan ve maniler düzülen başka bir eşkıya da yoktur. Debreli’nin tek bir kızanı vardı. Yani, çetesi iki kişilikti! Bunun da başka bir örneği yoktur. Farklı milletlere mensup pek çok bey ve zengini soydu, altınları ve paraları yoksullara dağıttı. Bu ona, halk nezdinde büyük bir şöhret ve koruma kalkanı sağladı. Yaşamı destanlaştırıldı… 20. yüzyılın başlarında Rumeli’den bir Debreli Hasan geçti; destansı ve şaşırtıcı yaşamıyla…
(Tanıtım Bülteninden)
--- Özgürleşme Arzusu - Yakıcı İstek ---
Benimki özgürleşme arzusudur... İnsanlar özgürlüğü değil, güvenliği düşünür. Aksi hâlde kendini terk edilmiş hissederler. Özgürlük gerçek mutluluk, cesaret de özgürlük demektir.
Uçsuz bucaksız bir yeşil, masmavi bir gökyüzü, sonsuz bir özgürlük… Her şeyi geride bırakıp Dranaz Dağları’ndaki küçük kulübesinde hayatı sorgulayan iş insanı Onat Derman kendine özgür bir dünya kuruyor.
İstanbul’dan röportaj için gelen Doğa Habercisi baş editörü Erdinç’le ufuk açıcı bir sohbete başlayan Onat Derman, doğa, insan ve yaşam üzerine derinlikli bir felsefe inşa ediyor. Tabiata olan bağımlılığından kurtulmaya çalışırken gri duvarlar ardında kendisine yitik bir dünya kuran insanlığa karşı adeta tek başına direniyor.
Özgürleşme Arzusu, bir roman olmanın ötesinde doğaya edilmiş bir teşekkür, insana hatırlatılan bir gerçeklik ve modern zamanlara sunulan bir eleştiri niteliği taşıyor.(Tanıtım Bülteninden)
--- Göç ---
ORADA YILDIZLAR DÜŞÜYOR MU HÂLÂ
Şu umut yok mu şu umut? Bizi peşinden sürüklüyor, bizi beklediğini hayal ettiğimiz yerlere…
Yol nedir, yol? Yol umuttur.
Bazen iki yol çıkar karşına, birden. Acaba bunlardan hangisi? Onu da sen bileceksin.
Canlı cansız her varlığın gözünde yabancıyız. Sezdirmeden gidiyoruz, selam vermeden geçiyoruz…
En büyük korkumuz kafileden ayrı düşmek.
Bir sonraki sabahın bizlere ne getireceğini bilmiyoruz ve ümitten başka servetimiz yok…
Gün oluyor, ne bir şey bekliyor ne de bir umudumuz oluyor. Dağ başındaki tek ağaç, fırtınadaki bir tekneden farksızız…
(Tanıtım Bülteninden)
--- Waterloo - Dünyanın Kaderini Belirleyen Savaş ---
Waterloo Savaşı, İngiltere, Avusturya, Rusya, Prusya, Hollanda ve İspanya’nın askeri ittifak kurarak Fransa’ya, daha doğrusu Napolyon’a, savaş ilan etmelerinden bir ay sonra, 18 Haziran 1815’te yapıldı...
Tarihçilerin, Waterloo Savaşı hakkındaki ortak görüşleri:
“Dünyanın kaderini belirleyen, tarihe yön veren bir savaştır.”
“I. Dünya Savaşı öncesinde yaşanmış son kesin sonuçlu ve en büyük savaştır.”
“Her şeyin kıl payı olduğu, kader savaşı.”
“Waterloo, en uzun öğleden sonra!”
“Waterloo, dünyanın yapısını belirleyen an!”
Ve Victor Hugo:
“Waterloo bir savaş değildir, dünyanın yüzünün değişmesidir.”
Napolyon sık sık şunu söylerdi:
“Bir general yalnız yetenekli değil, talihli de olmalıdır.”
Napolyon, Waterloo’da talihli değildi!
Avrupa tarihinin tam anlamıyla mihenk taşı olan, bu 8 saatlik savaşta neler oldu?
Osman Pamukoğlu, bugün de Belçika’nın toprakları içinde olan Waterloo savaş meydanını, yerleşimleri ve arazi arızalarını bizzat yerinde incelemiştir...(Tanıtım Bülteninden)
--- 3.Dünya Savaşı-Ne Zaman Çıkacak ve Kimler Arası... ---
Büyük Savaş ne zaman çıkacak? Hangi nedenlerle çıkacak? Kim başlatacak? Kimler arasında yapılacak? Hangi coğrafyada olacak? Nasıl cereyan edecek?
Üçüncü Dünya Savaşı da genel yapısı itibariyle diğer iki büyük savaşa mı benzeyecek? Yaşayan uluslar ve devletler olarak dünyanın geleceği nasıl görünüyor?Barış, hiçbir devletin bütçe ayırmadığı, bunu aklından bile geçirmediği bir yatırım alanıdır! Barış, yalnızca üzerinde konuşulan bir “şey”dir. Savaş ise; bambaşkadır. Hükumetleri, fabrikaları, şirketleri, tüccarları, ulaştırma hatları, orduları, generalleri, armadaları, komisyoncuları vardır ve bunlar harıl harıl çalışırken güç dengeleri, çıkar ilişkileri, zafer kazanma güdüsü, ötekini bastırma, yenme, yok etme duygusu her şeyin belirleyicisi durumundadır…
(Tanıtım Bülteninden)
--- Propaganda - Taktik Örtü ve Aldatma ---
Propaganda aşağıdakilerin tümüdür:Kurnazların işlettiği devasa bir mekanizmadır.Beyin avcılarının mostrasıdır.Kandırma ve yalancılık sanatıdır.Amacı doğruluk değil, iknadır.Gündelik sersemleştirme faaliyetidir.Öğüterek, boyun eğmeyi kolaylaştırır.Gücünü insanın zaaflarından alır.Halk, onun ne istediğini bilmeyen parçasıdır.Bakır yeteneklerden altın adamlar yaratır.Dünyayı, düş görenlerin sırtında taşıtır.Umutları ve hayalleri sokağa yayar.Kitle hareketlerinin gözde silahıdır.Her tarafı kaplayan yabani otlardan farksızdır.Propagandanın muhteşem ilkesi şudur:“Karşınızdakine derin bir arzu uyandırınız. O her şeyi kendiliğinden yapar...”
(Tanıtım Bülteninden)
--- Biz Hudutlardayken - 1 Üsteğmen ve 230 Asker ---
Bir insanın evinin kapısı ve kilidi ne ise hudut da bir millet için aynı önem ve değeri taşır… Zaman ilkeyi değiştiremez: “Hudut bir milletin namus ve şerefinin korunduğu yerdir.” Biz Hudutlardayken kitabında Osman Pamukoğlu’nun üsteğmen rütbesindeyken 1974-1975 yılları arasında yaşadıkları anlatılmaktadır. Ve olayların her biri tek başına bir film veya romana konu olabilecek tüm özelliklere sahiptir…
(Tanıtım Bülteninden)
--- Geronimo ---
Geronimo, Kızılderililerin Apaçi boyuna mensup bir savaş lideri, şef ve şamandır… Meksikalılar ile Amerikalıların Kızılderili topraklarını işgal etmelerine ve onları köle yapmalarına karşı, destansı bir mücadele veren “Son Savaşçı”dır. Korkmaz, pes etmez, vazgeçmez ve boyun eğmez bir karaktere sahipti… On yedi yaşına geldiğinde günde yetmiş mil koşabiliyor, bunun yarım gününde ağzındaki suyu yutmadan tutabiliyordu. En büyük ve en zorlu hayvanların nasıl avlanacağına dair tüm tekniklere hâkimdi. Ama onun tek hayali, bir savaşçı olarak düşmanın karşısına çıkma şansının kendisine verilmesiydi… Apaçi Savaş Konseyi üyeleri, ona bu hakkı tam on yedi yaşında verdiler. Bu karar, Geronimo için hayatındaki en kıymetli olaylardan biriydi. Yapılacak ilk saldırı için de onu, “Savaş Lideri” olarak seçtiler… Şu sözler Geronimo’ya aittir: “Aptallar, yaşam ve ölüm için uzağa bakarlar; her ikisi de yanı başlarındadır.” “Ben kendimin efendisiyim, yapmak istediğim her şeyi yaparım.”
(Tanıtım Bülteninden)
--- Akıllı Ol! ---
Kitabın konusu, insanın kendisidir ve yaşanılan dünyayı anlatıyor. Korku, arzu ve umut insanı geleceğe doğru iter, başlıca düşmanları ise; ölüm, yoksulluk ve acıdır.
Çocuklara her zaman doğru olmaları, tutkularına egemen olmaları, hiçbir şeyden korkmamaları öğretilmelidir. Çünkü toplumun yükselişi; en akıllı, en adil, en dürüst ve en cesur insanlar sayesinde mümkün olacaktır.
Herkes adalet ve özgürlük için her şeyini ortaya koymalıdır, bunu yapmaya kararlı olduğunu da kanıtlamalıdır.
Yazgı kendisi gibi, kendisine benzeyen ele avuca sığmaz insanları sever...
Osman Pamukoğlu
Sayfa Sayısı:
128
Baskı Yılı:
2012
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
İnkılap Kitabevi
--- Niccolo Machiavelli ve Büyük Friedrich'in Savaş... ---
Niccolò Machiavelli (1469-1527), tarih ve siyaset konularında kitaplar yazdı. Savaş Sanatı ve Prens (hükümdar) eserlerinin en ünlüleridir. Machiavelli’e göre, kitaplarının en kıymetlisi, dünyanın dikkatini çeken Prens’ten de öte, Savaş Sanatı’dır. Paralı askerler yerine, halk çocuklarından kurulu “Vatandaş Ordusu” fikrinin öncüsüdür.Büyük Friedrich (1712-1786), Modern Almanya’nın kurucusu, Prusya Kralı ve generaldir. Avrupa’daki Yedi Yıl Savaşları’nda büyük zaferler kazanmıştır. Askeri Vasiyetname, Savaşın Taktik Unsurları ve Generallere Direktifler eserlerini yazmıştır. Generallere Direktifler kitabı başyapıttır.Savaş; seller, depremler ve salgın hastalıklar gibi doğal bir afettir. Nedeni de insan doğasıdır. Diğer sebeplerin hepsi, savaşı çıkartmak için uydurulan bahanelerdir. İnsanlık tarihi baştan aşağı savaş tarihinden ibarettir. İnsan doğası değişmediği sürece de savaşlar sonsuza dek devam edecektir.Bütün doğa savaş halindedir. Canlı olup da rakibi, hasmı, düşmanı olmayan tek bir tür yoktur. O nedenle bu eser aynı zamanda tüm mücadele alanları için kişisel gelişim kitabıdır…
(Tanıtım Bülteninden)
--- Devrimlerin Efendisi ---
Osman Pamukoğlu'nun yayınevimizden yayımlanmış diğer kitapları şunlardır: Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok, 2004; Ey Vatan, 2004; Kara Tohum, 2005; Ayandon, 2006; Yolcu, 2007; İnsan ve Devlet, 2007; Angut, 2008; Akıllı Ol!, 2012; Siyasetin Sefaleti, 2013; Cehennemdere Kanyonu, 2013; Savaş Sanatı, 2014; Önder, 2016; Kafes, 2016; Strateji, 2016; Başka Bir Hikâye, 2017; Baş Döndürenler, 2017; Trampetler Çalarken, 2017; Hayat Karar ve Eylemdir, 2018; Kızıl Gömlekliler, 2018.ÇOCUK İLERİ BAK, ATEŞ IRMAĞI GİBİ OL!PEŞİMDEN AYRILMA.ATATÜRKHayatıma fazla değer vermiyorum, çünkü onu siperlerde, fazlasıyla tehlikeye attım. Tüm sıkıntılara rahatça katlanmamı sağlayan tek şey, vatanıma hizmet etmektir.Mustafa Kemal AtatürkLider Mustafa Kemal'dir.Eser O'nundur. Önder O'dur. Biz, O'nun emrinde çalıştık. Eğer O olmasaydı biz, birbirimize düşerdik. Vatan parçalanırdı. Derebeylik dönemi yaşar; parça parça yok olurduk...Ali Fuat Cebesoy
(Tanıtım Bülteninden)
--- Sakarya Miti ---
Sakarya; zor zamanlar, öfkeli rüzgârlar, ölüm ve kalım, kaderi belirleyen saatler, ölüm ve barut kokusu, en sonunda da şafak güneşidir…
Sakarya’daki Batı Cephesi Ordusuna:
“Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa (alan savunması) vardır. O satıh bütün vatandır! Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz.”
Başkomutan Mustafa Kemal Alagöz Karargâhı
27 Eylül 1921
Gözü kara bir azim ve irade karşısında her şey dayanamayıp yıkılır… Cephe, iki safhalıdır: İnsanlar ve silahlar… Tam köprünün üstünde, bunlara, hâkim olabilme gücü ve yeteneği olmadan, olmaz!(Tanıtım Bülteninden)
--- Ey Vatan ---
Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok'un yazarı Osman Pamukoğlu, Ey Vatan'da Birinci Dünya Savaşı'ndan yenik çıkmış bir ulusun yeniden doğuşunu anlatıyor. Vatan olgusunun ulusların oluşumunda ve vatana sahip çıkmanın ulusların gelişimindeki önemini vurgulayan Pamukoğlu, Türklerin aslında barışsever bir ulus olduğunu, savaşın insanlığa yıkımdan başka bir şey getirmediğini ama ulusal varlığımızı tehdit eden bir saldırı karşısında Türklerin nasıl kahramanca vatanlarını savunacağını gösterdiğini anlatıyor.
ABD'nin Irak'a haksız müdahalesi ve Türkiye'nin tutumuyla ilgili düşüncelerini de açıklayan Pamukoğlu, Irak müdahalesinin daha ilk günlerinde bu savaşın kolay kolay bitmeyeceğini ve ABD'nin ikinci bir Vietnam'la karşılaşacağını söylediğinin ve durumun bugün tam da söylediği gibi geliştiğinin altını çiziyor.
Ey Vatan, 30 yılı aşkın bir süre Türk Ordusu'na hizmet vermiş ve Güneydoğu'da ateşin içinden geçmiş bir generalin, deneyimlerinden ortaya çıkan Vatan, Savaş ve Liderlik üzerine görüşlerini içeriyor.
Sayfa Sayısı:
158
Baskı Yılı:
2004
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
İnkılap Kitabevi
--- Önder ---
Ulusların tarihini kim yaratır? Devletin ve bütün insanlığın yaşamındaki en önemli olaylar kimler tarafından yönetilir? Ayrı ayrı kişiler tarafından mı? Büyük İngiliz düşünürü Carlyle'ın dediği gibi kahramanlar tarafından mı? Yoksa, bütün fertlerinin çabası ve halkın ruhunun gerilimi
sayesinde mi gerçekleşir?
Önderi var eden, halkın korku ve çaresizliğidir...
Sayısız önder yetiştirme programı, seminer, kurs ve konferans var. Çeşitli önder sınıflandırmaları yapılırken, kitaplardaysa şema ve krokilerle yapılan önder tanımlamaları, lider yönetici ifadeleri göze çarpıyor. Ancak önderi; başkan, patron, şef, direktör, komutan gibi hiyerarşik yapıların sıfatını taşıyanlarla karıştıran ve bir tutmaya kalkışanlar var ne yazık ki.
Önderliğin bir ilkesi yoktur, önderin kişilik yapısı vardır.
Bir komutan, siyaset adamı ve yazar olarak Osman Pamukoğlu son kitabı Önder: Çağların Özlemi ile doğanın tehlikeli yüksekliklere çıkardığı aykırı bir kişilik olan önderi bütün yönleriyle, olmazsa olmazlarıyla çarpıcı bir biçimde anlatıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Sayfa Sayısı:
160
Baskı Yılı:
2015
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
İnkılap Kitabevi
--- Plevne ---
Tuna nehri akmam diyor
Etrafımı yıkmam diyor…
Adını yerel halkın dışında kimsenin bilmediği bir Balkan kasabası olan Plevne’de Gazi Osman Paşa komutasındaki Türk ordusu, kendisinden katbekat büyük Rus ve Rumen kuvvetlerini 145 gün kilitledi ve dünyayı şaşırtıp hayran bıraktı.
Bu kitap şahikalara yükselen o destansı direnişi anlatıyor.
Mustafa Kemal Atatürk’ün 1914 yılında Sofya’da ateşe olarak bulunduğu sırada tanımış olduğu gençlere tavsiyesi şu olmuştur:
“Ben Gazi Osman Paşa’yı kendime rehber olarak seçtim. Ömrüm boyunca onun yolunu takip edeceğim. Türk ruhu Plevne’de yeniden kendini bulmuştur. Milletler yolundaki mücadelelerde daima sembolümüz Plevne’de doğan milli ruh olacaktır. Felaket günlerinde Plevne Savaşı’nı ve Osman Paşa’yı düşüneceğiz. Sizin de kahramanlık sembolünüz Gazi Osman Paşa olsun.”(Tanıtım Bülteninden)
--- Mussolini - Duçe ve Faşistler ---
Mussolini, 1939’da tüm faşist yetkilileri Roma’da toplayarak, şu konuşmayı yaptı:
“Bir araya geldiğimiz şu saatlerde, bir fırtına sadece Avrupa haritasını karıştırmakla kalmıyor, aynı zamanda
kıtaları da birbirine katıyor. Bu olaylardan etkilenmememiz mümkün değil, İtalyan halkı fırtınada dümeni tutan kişiye soru sorulmaması gerektiğini iyi bilir. Balkona çıkmamı bekleyin. Balkona çıktığımda ve beni dinlemesi
için İtalyan halkını topladığımda bilin ki durum değerlendirmesinde bulunmayacağım, aksine herkese tarihi kararlarımı açıklayacağım.”
Halk, Benito Mussolini’yi Shakespeare’in Romeo ve Jülyet oyunundaki Jülyet’e benzetti ve fısıltılar başladı:
“Kaderimiz Jülyet’e bağlı.”
“Jülyet kim?”
“Hani Romeo’nun balkona çıkmasını beklediği Jülyet var ya!”
Savaşın üç ila dört ay süreceğini hesaplayan Mussolini, balkona çıktı ve savaş ilanı konuşması, sadece on dakika sürdü… Savaş dört yıl devam etti ve Mussolini’nin trajik bir şekilde öldürülmesine sebep oldu…
(Tanıtım Bülteninden)
--- Napolyon - İmparator ve General ---
Napolyon; İskender, Hannibal, Sezar’ın toplamından daha fazla savaş yönetmiştir ve Avrupa’nın (Batı’nın) gelmiş geçmiş en büyük generalidir.Napolyon’la aynı dönemde yaşayan ünlü Alman şair ve filozofu Goethe’nin Bourrienne’in Hatıraları eserinden: “Gazetecilerin, tarihçilerin ve şairlerin Napolyon’un etrafında oluşturdukları tüm bu şöhret bulutu, tüm bu hayal âlemi, bu kitabın korkutucu gerçekliği karşısında yok oluyor; fakat kahraman burada hiçbir şekilde küçülmüş olmaz; tam tersine büyür. Bundan öğrendiğimiz şey, herhangi bir kişi bunu söylemeye cesaret ettiği zaman, gerçeğin ne kadar muhteşem bir şey olduğudur. Napolyon’un hayatı kaderin eliyle yazılmış büyük bir destandır; bunun tüm anlamı kendisini, hayal gücünü başıboş bırakan kişiye değil, fakat kadere inanan kişiye açıklanabilir.Böylece, aynı şekilde, ölümlü bir insanın bin yılda sadece bir kez gerçekleştirdiği trajedi, bu sayfaların okuru için yeniden oluşturulmalıdır. O, bir insanın özgüven ve cesaret, tutku ve hayal gücü, çalışkanlık ve iradeyle elde edebileceği her şeyi elde etti. Bugün en yetenekli insanlara mümkün olan her yolu açmakta olan devrimler çağında, Avrupa’nın ateşli gençleri önlerinde hem örnek hem de uyarıcı olarak, Batı’daki tüm insanlar arasında en şiddetli olayları yaratan ve bunların ıstırabını çeken bu kişiden daha büyük bir adam bulamaz.”
(Tanıtım Bülteninden)
--- Büyük Hesaplaşma - Sevr Lozan Montrö ---
Sevr bilinmeden Lozan’ın kıymeti tam olarak anlaşılamaz.
Montrö olmadan da Lozan eksik kalır.
Bu nedenle Sevr Barış Antlaşması ile Montrö Boğazlar Rejimi Sözleşmesi’ne de kitapta yer verilmiştir…
Sevr, “Ölüm Çıngırağı”ndan başka bir şey değildi!
Neredeyse devleti haritadan silmiş, egemenliğini sınırlamış,
Türklere Anadolu’nun ortasında, ancak nefes alabilecek kadar bir yer bırakmıştı.
Mustafa Kemal Paşa liderliğinde kurulan Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti, önce Sevr’i kabul etmeyeceğini dünyaya ilan etti; sonra da Milli Kurtuluş Savaşı’nı yüksek bir azim ve kararlılıkla sürdürüp Sevr’i parçalayıp attı.
Lozan Barış Antlaşması, Kurtuluş Savaşı’nın diplomatik kazanımı, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin uluslararası hukuk senedidir. Cumhuriyet’in tapusu olan “Lozan dokümanını” milletçe, el altında bulundurmamız gerekiyor…(Tanıtım Bülteninden)
--- Hitler - Führer ve Naziler ---
30 Nisan 1945 saat 13.10'da, intihar etmelerinden 50 dakika önce; Hitler, yanında Eva Braun olduğu halde,sığınağındaki toplantı salonuna geldi. Çalışma arkadaşları kadın ve erkeklerin ellerini tek tek sıkarak onlara vedaetti.Frau Goebbels altı çocuğunu öldürttükten sonra hayatına son verecekti. Hitler, Frau Goebbels'in önüne gelince,kendisinin cesaretine hayran kaldığını söyledi. Göğsünde bulunan Nasyonal Sosyalist Parti'nin altınmadalyasını çıkardı ve kadının bluzuna taktı.Sonra yaveri Heinz Linge'ye dönerek kesin bir dille şunları söyledi: “Allahaısmarladık Linge. Belki de benihayatta sizin kadar kimse tanımadı. 1935 yılından beri yanımdasınız. Gölgem oldunuz. Yaşamanızı, mutlakayaşamanızı istiyorum. Hakkımda çok kötü şeyler anlatacaklar. Galip devletler, hakkımda en kötü şeylerisöyleyeceklerdir. Bütün yaptıklarımı, bütün eserlerimi ortadan kaldırmak isteyeceklerdir. Bu uğurda ellerindengelen her şeyi yapacaklarını biliyorum...”Hitler ve Linge'nin yanına gelen Eva Braun da Linge'den bir ricada bulundu: “Allahaısmarladık Linge. Sizdenbüyük bir hizmet isteyeceğim. Eğer buradan çıkarsanız ve kız kardeşimi görürseniz, kocasının kurşunadizildiğini söylemeyin. Yalnızca ona, kocasını Rus askerlerinin öldürdüğünü söyleyin.”
(Tanıtım Bülteninden)
--- Kırık Hayal Kerkük ---
Bin dokuz yüz yirmi yedi. Ekim. Gece. Yağmur ve rüzgâr. Yüksek ağaçlarla kaplı bir arazi, çevrede belli aralıklarla Muhafız Alayı nöbetçilerinin kulübeleri. Bir gözetleme noktasının ıslak sac kaplamaları donuk donuk parlıyor. Tek tük ışıklar vuruyor. Kalın perdelerine rağmen köşkün sadece bir odasından bahçeye belli belirsiz bir ışık sızıyor.
Falih Rıfkı’yı (Atay) köşkün ana giriş kapısında Başyaver Salih (Bozok) karşıladı. Şemsiyesini kapatan Falih Rıfkı saatine baktı: 02.00’ydi.
“Hayrola Salih, bu saatte çağrılmamın sebebi nedir?”
“Hiçbir malumat verilmedi. Sadece teşrifiniz talep edildi.”
Mustafa Kemal Paşa, Falih Rıfkı’dan sessiz ve gizli kalması kaydıyla Musul-Kerkük hakkında bir dosya hazırlamasını istedi. Falih Rıfkı zeki adamdı. Bu istek ve masanın üzerine boydan boya serilmiş haritadan meselenin nereye doğru gittiğini hemen kavradı.
Köşkten ayrılırken Çankaya sabahı ağarmak üzereydi. Epey zamandır kesilmiş olan yağmur yeniden başladı. Falih Rıfkı bu kez şemsiyesini açmadı! Islanmaya, sırılsıklam olmaya ihtiyacı vardı… Kafasının içinde ise Paşa’nın şu sözü dönüp dolaşıyordu:
‘’Tarih bizi çağırıyor!’’(Tanıtım Bülteninden)
--- Yolcu ---
Bu kitapta yer alan söz, söylence, konu ve temalar 1982 yılından itibaren yazarın 5 cilt el yazması notlarından özetlenmiştir. Kitapta yıllardır okunan, incelenen, araştırılan kitap, dergi ve dokümanlardan elde edilen bilgiler ve yazarın kültürel birikimi yer almaktadır.
Zaman sonsuzlukta akarken, devirlerin ihtişamı sayılan her şeyi yok eder, geriye sadece akıl ve bilgi abideleri kalır. Yani dünyanın tüm eserleri binlerce yıldır yeryüzünün değişik coğrafi bölgelerinde yaşayan insanlar, topoğrafik ve İklimsel etkilerle farklı kültürler geliştirmişlerdir. Yargı ve yorumlar farklılıklar göstermesine rağmen özü değişmediğinden kendisine ait hiçbir şey de değişikliğe uğramadan devam etmekte. İçsel güçleri çok farklı bilgeler, düşünürler, yaşamla ilgili her şeyi açık ve berrak bir şekilde kavrayıp etraflarına tükenmez ışık kaynağı olmuşlardır
Sayfa Sayısı:
208
Baskı Yılı:
2007
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
İnkılap Kitabevi
--- Kafes Beyaz Çığlıklar ---
Toprağın üzerinde ne varsa hepsi kökten gelir; bütün korkular ölümden kaynaklanır. Güven duymak cesaret ister. Güveni engelleyen korkudur. Sadece korkusuz bir insan güvenebilir. Güvensiz insan, doruklardan uzak durmak ve düz yerde yürümek ister. Ne doruklar, ne derin vadiler; hiç doruğu ve vadisi olmayan sıradan bir yaşam sürmeyi yeğler. Bu; akılsız, sıkıcı, tekdüze, sönük, durgun bir yaşamdır. Fakat bunun iyi bir tarafı vardır; iki şeyle karşılaşmaz: Dorukların soğuğu, vadilerin rüzgârları. Ama buna karşılık, asla büyümeyecek ve gelişmeyecektir.
Anlayarak büyüme; sadece doruktan vadiye, vadiden doruğa hareket edilince gerçekleşir. Büyüme ve yaşamın manası; sadece karanlık ve aydınlık arasında ışıktan karanlığa doğru olan o sürekli ve çetin yolculukla gerçekleşir. Dalgalar üzerinde alçalıp yükselmeden yaşamın ne olup ne olmadığı anlaşılamaz.
Osman Pamukoğlu çevresel yıkımlardan aşırı nüfusa, aşırı tüketimden kirliliğe, ormanların yok edilmesinden kıtlığa kadar insanlığı ilgilendiren birçok konuya dikkat çektiği son romanı Kafes: Beyaz Çığlıklar ile insanoğlunun doğayı anlamadığını ve açgözlülüğü nedeniyle kaçınılmaz yıkımı öne çekmek için elinden geleni yaptığına vurgu yapıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Sayfa Sayısı:
176
Baskı Yılı:
2016
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
İnkılap Kitabevi
--- Sarıkamış ---
Tarih: 11 Aralık 1914… Yer: Köprüköy…Zifiri karanlık… Tipiyle karışık bir fırtına vardı. Soluk alıp vermek zor. Askerler sırtını tipiye vererek yürümeye gayret ediyordu.Sabah… Fırtına ve tipiden eser kalmamıştı. Hava soğuk fakat sakindi…Teğmen İsmail Hakkı komutasındaki on dokuz kişilik müfreze Rus savunma mevzilerinin gerisinde keşif ve gözetleme faaliyetindeydi. Amaçları, Rusların cephedeki kuvvetlerini ve hazırlıklarını öğrenmekti...Sızdıkları Rus mevzilerinde sabaha dek yürümüş ve cephenin otuz kilometre gerisindeki üç yol ağzına varmışlardı. Müfreze yola yakın küçük bir koruluğa gizlenmiş yolları ve güneye açılan geniş düzlükleri gözlemeye koyulmuştu. Her taraf karla kaplı olduğundan, kilometrelerce uzaklıktaki kıpırdamalar bile kolayca fark ediliyordu…Teğmen İsmail Hakkı, öğleye kadar çoğu yiyecek çuvalı ve fıçı yüklü at arabalarının geçişini izledi. Saydı. Tam 230 araba…Saat 14.00’te cephe yönünden gelen Kazak süvarilerini gördü. Onların ardından gelenlerin, başlarındaki kalpak ve şapkalardan, kürk yakalı üniformalarından, omuzlarındaki işaretlerden yüksek rütbeli subaylar olduğu anlaşılıyordu. Kendilerini belli etmemeleri, ateş açmamaları ve çok zor durumda kalmadıkça çatışmaya girmemeleri konusunda kesin emir almış olan Teğmen İsmail Hakkı, avını kaçıran avcının yürek burukluğuyla kafileyi seyretmek zorunda kaldı...Teğmen İsmail Hakkı’nın müfrezesinin tüfeklerinin önünden resmigeçit yapar gibi geçenler, Çar ve ona refakat edenlerdi...Keskin nişancıların da aralarında olduğu müfrezenin açacağı seri bir ateş sonrası, Çar’ın yaralanması veya ölmesi büyük olasılıktı. Böyle bir sonuç Rus ordusunun bütün gücüyle Türk mevzilerini ezer gibi büyük bir taarruza kalkışmasına neden olabilir ya da her şeyi bırakıp çok uzaklara geri çekilmelerine yol açabilirdi. Her iki durumda da Sarıkamış’ı ele geçireceğim diye bir taarruza ihtiyaç duyulmayacak, diğer bir ihtimalle de kış koşullarında harekâtın yapılmasında ısrarcı olunmayacaktı...Savaş sanatında “talihli olmak” önemli faktörlerden biridir. Tersi olunca da buna, “yazgı” denir…
(Tanıtım Bülteninden)
--- Başka Bir Hikaye-Herkese Yaşam Üzerine Notlar ---
Felsefe, bilgelik aşkıdır. Ama bilgeliğin ne anlama geldiği, insanın neyi düşündüğüne veya neye baktığına bağlıdır. Bilge olmayanlar zihinlerini, duygularını ya da duyumlarını kapatır; bakmamayı, hissetmemeyi düşünmemeyi tercih ederler.
Sıradan insanların yolları ırmaklara, denizlere, dağlara, derelere, tepe ve vadilere, bitkilere, ağaçlara ve böceklere benzer... Her biri kendi sınırları içinde gerçekleşir, hepsi bu... Bunun dışında olup biteni bilmezler.
İnsanlar ikiye ayrılır: sıradan olanlar ve sıradan olmayanlar... Tekrar ikiye ayrılırlar: yaşamın bozduğu ve yaşamın bozmadığı... Bir kez daha ikiye ayrılırlar: alt grup ve üst grup... Alt grup sadece çoğalır ve boyun eyer; üst grup ateşlidir ve engel tanımaz...Osman Pamukoğlu’nun kaleme aldığı Başka Bir Hikâye’de evrene, yaşama, insanlığa, duygulara dair her yaştan ve her kesimden insanın düşünüp sorgulayacağı ders niteliğinde notlar bulacaksınız…
(Tanıtım Bülteninden)
--- Cehennemdere Kanyonu ---
'Beni öldu?recek kurşun daha döku?lmemiştir!'
Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok kitabıyla on altı hafta en çok satan kitaplar listesinde birinci sırada yer alan Osman Pamukoğlu'ndan yine çok konuşulacak, fırtınalar kopartacak bir roman: Cehennemdere Kanyonu.
Yirmi asker ve bir yu?zbaşı... Zemheri ayazında karlı ve dumanlı dağlarda, derin vadilerde, ru?zgârlı ovalarda adım adım iz su?ru?yorlar... Bu dağlarda korkuya, kuşkuya ve aptallığa yer yok. Her hareketleri ölu?m ve yaşam arasındaki ince sınırın ne tarafında olacaklarını belirliyor. Amaçları vatanı korumak.
En son varacakları hedef ise Cehennemdere Kanyonu!
Osman Pamukoğlu, Gu?neydoğu'nun sarp dağlarında, kar kış demeden, vatan aşkıyla PKK'nın izini su?ren yirmi bir komandonun muhteşem mu?cadelesini kendi tanık olduğu olaylardan yola çıkarak romanlaştırdı. Cilo Dağları'ndan Han Yaylası'na, Sat Dağları'ndan Cehennemdere Kanyonu'na uzanan bu nefes kesen öyku? , sadece Tu?rk askerinin zor şartlar altındaki kahramanlıklarını anlatmakla kalmıyor, Tu?rkiye gerçeğini görmezden gelenlere Mehmetçiğin acısını, korkusunu, sevincini ve her şeyden ama her şeyden de çok yu? reklerinde taşıdıkları sonsuz cesareti haykırıyor.
Osman Pamukoğlu'ndan destansı bir roman...
Sayfa Sayısı:
232
Baskı Yılı:
2016
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
İnkılap Kitabevi
--- Kızıl Gömlekliler ---
Gayrinizami Savaşın Dünyaca Ünlü Şefleri
“Beni takip etmek isteyenlere şunları vaat etmek zorundayım: açlık, soğuk, kızgın güneş. Maaş yok, kışla yok, cephane yok; buna karşılık sürekli çatışmalar, zorunlu yürüyüşler, süngü çatışmaları var. Ülkesini ve zaferi sevenler peşimden gelsin!”
- Giuseppe Garibaldi -
“Kimsenin bir şeyini istemiyoruz, bizim olan hiçbir şeyi vermiyoruz.”
- Josip Broz Tito -
“Savaşın sonucu büyük ölçüde nizami savaşa bağlıdır. Gerilla savaşı esas sorumluluğu yüklenemez. Bununla birlikte, bu sözler, gerilla savaşının önemini azaltmaz.
- Mao Zedong -
“Mükemmel bir gerillacı ne düşmanı savaşa davet eder ne de düşmanın kendi şartları içinde savaşa tutuşur.”
- Alberto Bayo -
“Tarih beni aklayacak!”
- Fidel Castro -
“Emperyalizme, sömürgeciliğe ve yeni sömürgeciliğe yeni darbeler indirilmelidir. İki, üç ve daha fazla Vietnam…”
- Ernesto “Che” Guevara -
“Gittiğim tek akademi ormanlardır.”
- Võ Nguyên Giáp -
“Filistin mücadelesinden başka hiçbir şeye ilgi duymam.”
- Yaser Arafat -
(Tanıtım Bülteninden)
--- Kara Tohum-Barış Sonsuz Bir Rüyadır ---
İnsan, kendisi ile oyunlar oynamayı sever, zihinsel numaralar ile kendini oyalayabilir, zihinsel oyunların ölçüsü kaçınca da, fikir ve düşünce düzeni bozulur. Bunun sonu da kavgaya, dövüşe ve savaşa çıkar.
Savaşma meselesinde, insanların acınacak bahaneleri de diz boyudur. Kendileri avlandıkları zaman bunun adı spor olur; gel gelelim avlamaya çalıştıkları hayvan onları öldürdüğünde, buna vahşet derler. İnsan öldürmenin adını da kendilerine göre belirleyenler vardır. Peter Ustinov'un söylediği gibi; "Büyük ülkelerin terörüne savaş, küçük ülkelerin savaşına da terör denir" ve Albert Einstein'in, "Dünyaya hâkim olan güç, ahmaklık, korkaklık ve açgözlülüktür" değerlendirmesi; insanlık tarihi ve geleceğini tanımlayan, kavga çıkarmak için her zaman bahane bulunacağını en kestirmeden anlatan sözlerdir.
Savaşlar bundan sonra da da olanca hızıyla devam edecek, daha çok bölgesel sorunlar çıkacak, insanlar kendi haklarını daha fazla arayacak ve kaynaklarına sahip çıkma duyguları çok fazla yükselecek. Ama savaşlar artık batı modeli değil, Asya savaş tarzında yapılacak, demir değil, ruh ağırlıklı olacaktır.
Dünyadan güneşi kaldırmak ne anlama geliyorsa, sürekli barış da aynı manaya gelir. Barış bir idealdir ve insanların böyle hayallere ihtiyacı vardır…
Osman Pamukoğlu
Sayfa Sayısı:
292
Baskı Yılı:
2005
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
İnkılap Kitabevi
--- İttihat ve Terakki İsyankar Doğanlar ---
Jön Türkler ve İttihatçılar kimlerdi?
İttihat ve Terakki bir ihtilal örgütü müydü?
İttihat ve Terakki’nin bir ideolojisi var mıydı?
İttihatçılar, Türkçü müydü?
Hangi gelişmeler İttihat ve Terakki’yi iktidara getirdi?
Balkan Savaşı’ndaki bozgun ve göç faciasının sebepleri nelerdi?
31 Mart ayaklanması İttihat ve Terakki’ye tepki miydi?
Balkan komitacılığı nedir?
Teşkilat-ı Mahsusa yasal bir örgüt müydü?
Yedi yılda; üç savaş, bir seri ihtilal,
darbe ve ayaklanma, toplumu nasıl etkiledi?
Sınırsız cesaretleri ve müthiş ataklıklarıyla
bir döneme mühür vuran silahşorlar, birer serüvenci mi,
yoksa delilik derecesinde vatanseverler miydi?
Jön Türk hareketinin öncülerinden, yazar,
şair ve Osmanlı İmparatorluğu’nda, 19. yüzyılın en önemli
devlet adamlarından birisi olan Ziya Paşa’nın:
“Kalkın ey felâh-ı vatan dediler, kalktık.
Herkes oturdu biz ayakta kaldık...”
Dizeleri, kendilerinden sonra gelenler için de geçerli mi?
Cumhuriyeti iyi anlayabilmek için
1908-1918 dönemine bakmak gerekiyor...
(Tanıtım Bülteninden)
--- Siyasetin Sefaleti ---
Türkiye'de politika, günlük heves ve halkın basit çıkarlarına göre siyaset yapmak, rüşvet, adam kayırma, devlet gelirinin yağmalanması, yeteneksiz insanların çok önemli mevkilere getirilmesi, tutarsızlıklar, laf ebeliği ile sürüpgitmektedir.
Acı ve açlık iyi birer öğretmendir ama bunlar da henüz halkta, "Yetti artık!" dedirtecek etkiyi sağlayamamıştır.
Siyasetin Sefaleti isimli bu kitap, Türkiye'nin son dört yılında olup bitenleri gözler önüne sermektedir. Hâlen yaşayanlar ile gelecek kuşakların da geçmişte Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde nelerin olup bittiğini öğrenebilmeleri için yazılmışt
Neden idefix?
Siparişinizi teslim aldığınız tarihten itibaren 14 gün içinde iade edebilir, iade sürecinin tamamlanmasının ardındansa ödemenizi hızla geri alabilirsiniz.
Kullanıcı dostu ara yüzümüz tüm ihtiyaçlarınıza eksiksiz yanıt verebilmek için tasarlandı. Deneyiminizi uçtan uca kusursuz kılmak adına çağrı merkezimiz ve canlı destek hattımızla ihtiyaç duyduğunuz her anda yanınızdayız!
Siparişlerinizin bir an önce ulaşması için sabırsızlandığınızın farkındayız. Sunduğumuz farklı teslimat seçenekleri arasından size en uygununu belirlemeniz, siparişinizi olabildiğince çabuk veya dilediğiniz zaman aralığında sorunsuz bir biçimde teslim etmemiz için yeterli.
