--- Kırk Kısa Şiir-Uzun Bir Ayrılık İçin ---
Aşk ve tutku şiirleri…
Pencereyi açınca
Yıldızlarla dolu oda
Boş yatak, askıda giysilerin
Edebiyatın her dalında eserler veren Nedim Gürsel’in ilk ve tek şiir kitabı…
Tutku iklimlerinde geçen, teni kutsayan kırk kısa şiir…
(Tanıtım Bülteninden)
--- İlk Kadın ---
Anneden ilk ayrılış. Kadın bedeniyle ilk temas. İstanbul'a, başını döndüren bu inanılmaz şehre ilk geliş…
Nedim Gürsel, küçük bir Anadolu kentinden İstanbul'da bir okula daimî yatılı gelen henüz on altısında bir öğrencinin altüst olan dünyasına götürüyor okuru. Çocukluğundan, çocukluğunun mekânlarından koparken yüreğine dolan hüzünlere, erişkinlerin dünyasındaki ürkek ilk adımlara, o güne kadar yaşanmışlıklar hızla sislere gömülürken büyük şehrin, bin yıllık Osmanlı payitahtının bütün görkemiyle hayal dünyasını ele geçirip gözlerini kamaştırışına...
Anneden bu ilk ayrılışa. Kadın bedeniyle ilk temasa. İstanbul'a, başını döndüren bu inanılmaz şehre...Ve okur, hem yazarın belleğinin derinliklerinde, çocukluğun büyülü dünyasında, hem de kentin çamurlu, dar sokaklarında, tarihin ve coğrafyanın kesiştiği bir âlemde buluyor kendini.
(Tanıtım Bülteninden)
İnce Kapak:
Sayfa Sayısı:
108
Baskı Yılı:
2016
e-Kitap:
Sayfa Sayısı:
88
Baskı Yılı:
1983
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
Doğan Kitap
--- Uzun Sürmüş Bir Yaz ---
Karanlık günler bu kitapta anlatılan... Karanlık cümlelerde hayat bulan günler... Yine de bir umut var satır aralarında... Gizli saklı da olsa bir yerlerden kendini gösteren bir umut...
12 Mart Muhtırası'nın ardından dağılan hayatların öykülerini yazmış Nedim Gürsel. "Uzun Sürmüş Bir Yaz" ilk kitap olmanın tüm sıcaklığını taşıyor. Öykülerde yaşananlar sıcak değil, boğucu aslında. Hatta ürkütücü... Ama Nedim Gürsel’in onları kaleme alışındaki şiirsellik okuyucuyu bu karanlık ve kanlı olaylarla mücadeleye zorluyor. Çarpıcı, vurucu bir anlatım hâkim öykülere.
1972-1975 yılları arasında yazılan iki ana öyküden oluşuyor kitap. Ancak, öykülerden ikincisi 6 farklı öykü olarak da okunma şansına sahip. Kitabın bu yeni basımında, Gürsel’in eklemeleri de var. "İlk kitabım: Uzun Sürmüş Bir Yaz" ve "Kesin sonucu sürekli ertelenen bir dava" başlığı altında yayımlanan bu yazılarda yazar, ilk kitabına ve onun hakkında açılan davaya dair fikirlerini de okuyucularıyla paylaşıyor. Gürsel’e 1976 yılında Türk Dil Kurumu Öykü Ödülü’nü kazandıran "Uzun Sürmüş Bir Yaz"ı okumayanlar için bulunmaz bir fırsat bu. Okumuş olanlar da bu yeni basımla birlikte Nedim Gürsel’in ilk öykülerini hatırlama şansına sahip olacaklar.
İnce Kapak:
Sayfa Sayısı:
136
Baskı Yılı:
2003
e-Kitap:
Sayfa Sayısı:
96
Baskı Yılı:
2003
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
Doğan Kitap
--- Öğleden Sonra Aşk ---
"Sonra, Nefeli'den ayrıldıktan sonra, başka Yunanlı kadınlar da tanıdım. Nefeli'den olduğu gibi onlardan uzun süre vazgeçemedim. Tutkulu, kışkırtıcı, kıskanç ve sert, yatakta yumuşaktılar. Ruhu olan kadınlardı diyeceğim, sarıldığımızda kaskatı kesilmezlerdi. Eline ayağına çabuktular ama hiçbiriyle öğleden sonra seviştiğimi anımsamıyorum."
"Necibe, Paşa'nın koynuna girdiği ilk kadın değildi elbet, ama en deneyimsiziydi. Söylemeye bile gerek yok. O güne dek eli erkek eline değmemişti. Paşa yalıda her gece, pembe odanın geniş yatağında, atlas yorganın altında Necibe'nin körpe, beyaz gövdesine bir yunus gibi dalıp çıkarken her kıvrılışta, her inleyişte, hadi doğrusunu yazayım, Necibe'nin yumuşacık kadınlığına her giriş çıkışta, eşini kendisine biraz daha bağladığını, kul köle ettiğini biliyor muydu acaba? Bildiğini varsayalım. Varsaymak da yetmez. Pembe odaya bir geceliğine konuk olup sevişmelerine tanık olalım."
"Aşkın teslim almak olduğunu düşünüyor. Belki de teslim olmaktır, diye geçiriyor içinden son bir çabayla, aşk teslim almak değilse teslim olmaktır."
İnce Kapak:
Sayfa Sayısı:
152
Baskı Yılı:
2002
e-Kitap:
Sayfa Sayısı:
112
Baskı Yılı:
2010
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
Doğan Kitap
--- Piramitlerin Gölgesinde-Mısır'a Yolculuk ---
Nedim Gürsel firavunlar döneminden günümüze, eski Mısır mitolojisinden Nobel Ödüllü yazar Necip Mahfuz’un
Kahire’sine doğrueşsiz bir yolculuğa çıkarıyor okuru. Dinsel inancın kaynağını araştırıp sorgularken Nil Nehri boyunca eski uygarlıkların izini sürüyor.
Karşımda bir taş yığını yoktu yalnızca,binlerce yılın içinden gelip göğe yükselen, görkemli ve ezici bir anıt mezar vardı. Bu akıl almaz yapının gölgesinde oturdum uzun süre. Eskinin olağanüstü günlerini, tarihin derinliklerine gömülmüş olayların Nil Nehri gibi ağır aksak akışını,yenen ve yenilenleri, kayıklarına binmiş ölülerin tanrıların eşliğinde öbür dünyaya geçerken belki de son kez bu manzarayı seyrettiklerini düşündüm. Derken gölgeler uzadı, birden kızıla kesti dünya. Taşlar kararmaya başladı. Akşam alacasında renkler soldu. Ve Gize’de gün akşam oldu.
(Tanıtım Bülteninden)
--- Memento Mor i -Memento Mori ---
“Herkes kendi içinde taşıyor ölümünü, meyvenin çekirdeği kabuğunun altında sakladığı gibi; ne var ki hakkında hiçbir şey bilmiyor. Sevdiklerimizin, yakınlarımızın ölümlerini kendi ölümümüz gibi yaşadığımız da doğru değil. İnsan yalnız ve sadece kendi ölümünü ölüyor.”
Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşayabilir mi insan? Yoksa sonsuzluğun iç karartıcı tekdüzeliğinden bunalıp ölümü mü gözler? Bitmeyen anlam arayışımız ölümü sürekli ertelemek, belki de yenmek için midir?
Kafka’dan Camus’ye, Dostoyevski’den Tolstoy’a, Sadık Hidayet’ten Borges’e, Samuel Beckett’ten Anadolu erenlerine, Yunan mitolojisinden kutsal kitaplara kadar, kimi zaman kendi deneyimlerinden de yola çıkarak ölümün izini sürüyor Nedim Gürsel.
(Tanıtım Bülteninden)
--- Aşk Kırgınları ---
Mutlu aşk yoktur ama mutlak aşk vardır...
Nedim Gürsel bir balayı kentini değil mutsuz aşkların mekânı Venedik'i anlatıyor bize...
Venedik âşıkların kentidir.Oraya balayına gidilir ve Rialto Köprüsü'nün üzerinde öpüşülür.Ama mutlaka öpüşülür.Yoksa Venedik'e gitmemiş sayılırsınız.Oysa ben, Rialto Köprüsü'nün üzerinde ya da bir gondolda sevgilimle öpüşmek için değil mutsuz ama mutlak aşkların izini sürmek için oradaydım.Venedik tarihten sanat tarihine, mimariden edebiyata, bir yazarın entelektüel dünyasını ve duyarlılığını oluşturabilecek neredeyse tüm çağrışımlara açık bir kenttir. Burada kendi geçmişinizle, anılarla, ardınızda bıraktığınız hayatın karabasanları ve hayaletleriyle de baş başa kalabilirsiniz, edebiyat tarihine mal olmuş destansı aşkların hikâyesiyle de. "Ölü aşkların" demek daha doğru olur belki; yıllarca hayalini kurduğunuz, zihninizde dallanıp budaklanan, nice hazırlıklardan sonra sevgilinizle çıkabildiğiniz Venedik yolculuğunun ertesinde hiçbir şey öngördüğünüz gibi gelişmeyebilir.
Kısa sürede cehenneme dönüşür ilişkiniz. Bir an önce kaçıp kurtulmak istersiniz kanallarla örülü bu labirentten.Ama Venedik peşinizi bırakmaz...
Nedim Gürsel Aşk Kırgınları'nda bir balayı kentini değil mutsuz aşkların mekânı Venedik'i anlatıyor bize...
Thomas Mann, Louis Aragon, Alfred de Musset, Ernest Hemingway ve Marcel Proust... Bu beş büyük yazarın aşklarına beşik ve mezar olan efsanevi kentte bir yolculuğa çıkarıyor okuru...
İnce Kapak:
Sayfa Sayısı:
144
Baskı Yılı:
2013
e-Kitap:
Sayfa Sayısı:
99
Baskı Yılı:
2013
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
Doğan Kitap
--- Son Fasıl ---
Nedim Gürsel bu kitapta Van Gogh, Leonardo da Vinci, Rubens, Tolstoy, Rilke, Sartre, Semprun, Nâzım Hikmet gibi büyük ustaların yapıtlarını etkilemiş kentleri ve coğrafyaları anlatırken onların son yıllarına da ışık tutuyor. Son nefesini verirken “Yaşamayı öğrendiğimi sanıyordum, meğer ölmeyi öğreniyormuşum” diyen da Vinci’nin tablolarında, Van Gogh’un aklın sınırlarını zorlayan dünyasında, Tolstoy’un bir istasyonda ölümle buluşmak üzere terk ettiği Yasnaya Polyana’da, Semprun’un eşsiz üslubuyla dile getir- diği Buchenwald Toplama Kampı’nda ve Nâzım Hikmet’in sürgün yaşadığı kentlerde unutulmaz bir yolculuğa çıkarıyor okuru.
“Beni etkilemiş yazar ve sanatçıların ‘son fasıl’larının izini bizzat yerinde sürmemin nedeni kendi ‘son faslımı’ yaşıyor olmam sanırım. Azrail zamandan çaldığı akrep ve yelkovanla kapıya dayandığında ‘Hoş geldin ama biraz bekle, vakit var daha!’ diyemem. Bundan sonrası bilinmez değil, bir bilene sormaya da gerek yok. Öncesi ardımda kaldı, sonrası önümde, yokluğa beş kala. Hepsi bu işte.”
(Tanıtım Bülteninden)
--- Son Yolcu ---
Nedim Gürsel bu romanında kendi “ruh ikizi”nin portresini çiziyor. Hayatıyla yapıtının, öznel coğrafyalarının dökümünü yapıyor bir bakıma. Paris’le İstanbul, Saraybosna’yla Diyarbakır, Yunan eşiyle Kürt sevgilisi, yaşam coşkusuyla ölüm korkusu arasında gidip gelen bir yazarın dünyasında dolaştırıyor okuru. Ve beklenmedik gelişmelerin yaşandığı bir yolculuğa çıkarıp azınlıkların yakın tarihiyle de buluşturuyor.
Kurmacayla otobiyografik unsurların ustaca harmanlandığı anlatının odak noktasındaki yazar Deniz Çakır’ın belki bir ayağı çukurda ama, ülkesinin aydınlık geleceğine inancı da tam. Ne var ki, otoriter yönetime meydan okuduğu için tutuklanmadan önce “Son Yolcu”yu yazabilecek mi acaba? Unutulmuşların, yüzyıllar boyunca zulme uğrayıp göçe zorlanmışların, yerlerinden yurtlarından koparılmışların acısını dile getirebilecek mi?
“Küçük sevgilisi aslında özgürlüğüydü onun, başının belası değil. Hem öyle olsaydı bile tatlı, akıllı, sevdalı bir genç kadındı. Bal akıyordu ağzından. Kara, kapkara bakışlarıyla Diyarbakır’ın ta kendisiydi. Dışı sert, içi yumuşak. İlle de bela aramak gerekiyorsa aynaya bakmalıydı.”
“Tarih ne cumhurbaşkanının nutuklarına ne de sapına kadar milliyetçi Osmanlı tarihçilerine bırakılmayacak kadar önemli bir alandır.”
(Tanıtım Bülteninden)
--- Yıkım Günleri ---
Nedim GürselYıkım Günleriadlı bu kitabında özel hayatından yazarlık uğraşına, Covid salgınından Ukrayna Savaşı’na, keşfettiği kentlerden eski aşklara ve yolculuklara uzananbir eksende buluşuyor okurlarıyla; sevinçleriylekederlerini, mutlu anlarıyla karamsarlığını içtenlikle paylaşıyor. Yıkım Günleri’ndebiraz daha umut için…
“Yazmak varoluşu, hayatı sorgulamaktır, hazır yanıtlar vermek değil. Bu nedenle salgın günlerine çok şey borçlu olduğumu düşünüyorum. Görünmez bir virüs hayatı, dolayısıyla ölümü de sorgulamama yol açtı.”
“Geçmiş günler, bir daha bana dönmeyecek sevgililer horon tepmeye başlıyorlar zihnimde. Onlardan kurtuluş yok. Zaman, bilincime tünemiş bir yırtıcı kuş. Durmadan gagalıyor belleğimi.”
“O berduş kılıklı adam bir anlatı kahramanı değil,geleceği haber veren bir kâhin, bir felaket habercisiydi.Bir değil, birçok felaket yaşadık, hâlâ da yaşıyoruz. Ama hayat sürüp gidiyor bir yandan. Bu dünyadan çekip gidenlere selam olsun, doğanlara merhaba!”(Tanıtım Bülteninden)
--- Tehlikeli Sevişmeler ---
Kadın ve erkeği birbirine bağlayan tenin çağrısı…
Hayatıma giren kadınlar acıya dayanıklı ama acımasızdılar. Hem kurban hem cellattılar... "Yalnızlıktan, yaşlanmaktan korkarcasına, bir öncekinden daha sert, çok daha derin sevişirlerdi. Odadan hiç çıkmadıkları bile olurdu. Hep iç içeydiler, zaman dardı. Dar zamanda derin, tutkulu sevişmelerin pençesindeydiler."
Erotik aşk… Arzu… Tehlikenin sınırlarında dolaşan haz… Ucuz otel odalarında yaşanan kavuşmalar…
Nedim Gürsel Tehlikeli Sevişmeler'de kadın ve erkeği birbirine bağlayan tenin çağrısını anlatıyor bize. Çoğu zaman tutkunun esaretinde yaşanan aşklarda kadın-erkek ilişkisinin daha derin anlamlarına göndermeler yaparken, baskıcı ahlakın dayatmalarına inat cinsel tabuları da birer birer yıkıyor.
Tutku kadar ayrılığın acısı da var bu öykülerde… Uzak coğrafyalarda yeşeren aşkların imkânsızlığı da…
(Tanıtım Bülteninden)
İnce Kapak:
Sayfa Sayısı:
168
Baskı Yılı:
2015
e-Kitap:
Sayfa Sayısı:
125
Baskı Yılı:
2016
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
Doğan Kitap
--- Bana İtalya'yı Anlat ---
Bu ülkede sanki hep güneşli yaz sabahlarına uyandım… İtalya deyince, hep güzel günler, sevinçler, coşkular geliyor aklıma. Bu ülkede sanki hiç kötü günüm olmadı. Cenova'da kederden, ayrılıktan öleyazan ben değildim. Gece yarısı otobüslerinde kenti, kentleri bir uçtan bir uca kat eden de. Ne arıyordum peki? Kimin, neyin peşindeydim? İtalya'da Carlo Levi ve Cesare Pavese'nin peşine takıldığım da oldu, mutsuz yazarı bir otel odasında hayatına son vermeden önce yalnızken hayal ettiğim Piemonte günleri, geceleri de. Floransa'nın renkleri ve biçimleriyle sarmaş dolaştım, Roma'da eski taşlar ve suyun uyumuyla huşu içinde. Venedik'te yüzümde maske, şehvetli kalabalığın arasında yalnızdım. İtalya deyince Napoli'nin gürültülü sokaklarıyla diz boyu yoksulluğu da geliyor aklıma. Ve Santa Lucia'da yaşadıklarım. Yaşadıklarımız. Aşkın, tutkunun, şehvetin coğrafyası; tarihin, sanatın, estetiğin beşiği bir ülkeye, İtalya'ya götürüyor bizi Nedim Gürsel. Bazen yeni romanını yazmak bazen kendi içinde bir yolculuğa çıkmak için tekrar tekrar gittiği, "Italia mia"sını kendi serüveniyle harmanlayarak anlatıyor. (Tanıtım Bülteninden)Sayfa Sayısı:163Baskı Yılı:2016Dili:TürkçeYayınevi:Doğan Kitap
--- Eros'un Renkleri: Resim Cinsellik ve Ötesi ---
“Sanatın ayıpla ilgisi, bir alıp veremediği yoktur!”
Pablo Picasso
Sanat tarihi, yalnızca estetik serüvenlerin değil, aynı zamanda arzunun, yasakların, bedensel hazların ve ölüm düşüncesinin de izini sürer. Courbet’nin “Dünyanın Kökeni”nden Picasso’nun “Avignonlu Kızlar”ına, Degas’nın gizli monotiplerinden Matisse’in mavi çıplaklarına, fahişe portrelerinden odalık sahnelerine uzanan yapıtlar aracılığıyla çıkılan yolculuk resim ile cinselliğin ayrılmaz bağını gözler önüne seriyor.
Nedim Gürsel, Eros’un Renkleri’nde hem ressamların tuvalleri hem de yazarların sayfaları aracılığıyla okuru Paris’in buluşma evlerinden Nice’in ışıklı kıyılarına, Orsay ve Pompidou’nun galerilerinden ressamların atölyelerine götürüyor. Sanatçıların yaşamöykülerindeki kırılma anları ile edebiyatın onlara eşlik eden satırları iç içe geçiyor.
Bu kitap, erotizmin sanatta yalnızca çıplaklıkla değil, aynı zamanda yas, yalnızlık, haz, korku ve özgürlükle nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor. Bir resme yalnızca bakmakla yetinmeyip onu görmek ve içselleştirmek isteyenler için davetkâr bir yolculuk.
Bakmakla yetinmeyip görebilmek için biraz daha yaklaşın.
Belki de resmin ardında saklı olan, bizzat kendi arzunuzdur.
(Tanıtım Bülteninden)
--- Derin Anadolu ---
Anadolu... Derin Anadolu... Nedim Gürsel'in kaleminden İznik'ten Harran'a, Denizli'den Niğde'ye, Assos'tan Tarsus'ta uzanan bir yolculuğun izdüşümleri...
Okul gezilerimizden anımsıyorum.
Başında hasır şapka, üzerinde kısa pantolonla yıkıntıların arasında dolaşan, arada bir güneş gözlüklerini çıkarıp her taşı dikkatle inceleyen, birkaç silik harften de oluşsa gördüğü her eski yazı karşısında hazine bulmuş gibi kendinden geçen tarih öğretmenimizin peşinden ayrılmazdım.
Öğretmenimize bakılırsa güneşe tapan da bizdik, İsa Mesih ve Allah'a inanan da. Dionysos'un elinden şarap Kibele'nin memelerinden süt içmiştik...
Tarih boyunca kopuşları değil tek bir akışı, benzersiz bir sürekliliği yaşamıştı Anadolu. Çok zengin, çok yönlü, ille de köklü bir mirasın üzerinde oturuyorduk. Tümüne sahip çıkmalıydık tarihimizin, geçmiş uygarlıkların mirasını günümüze taşırken her şeyi özümlemeli, bir köşede unutulmuş, yosun tutmuş da olsa en küçük taşı bile ihmal etmemeliydik.
Sayfa Sayısı:
164
Baskı Yılı:
2010
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
Doğan Kitap
--- Yeryüzünde Bir Yolcu ---
Sürgünlüğü, daha doğrusu ilk başta zorunlu, sonradan gönüllü sürgünlüğü, ait olma duygusunu irdelemesie yardımcı olacaltı. Sığındığı liman Türkçe'ydi. Kendi deyimiyle, yazar yazdığı dile aitti. Edebiyatın açılan yelpazesinde iki kavram beni Nedim Gürsel'in yazılarına yönlendirdi: yalnızlık ve kentler. (...) Öyle romanlar, öyle öyküler vardır ki, kahramanıyla örtüşürsünüz. Fiziksel özellikleri, karakterleri sizin izdüşümünüzdür. Bir de yazdıklarıyla sizi o kente aşık eden yazarlar vardr, kadınlar anlattığı kentle bütünleşir. Nedim Gürsel benim için ikinci bölümdeki yazarlar sıralamasına giriyor. Çünkü onun öyküleri betimlemeye dayanır. Farkında olmadan o kentin bulvarlarında dolaşırsınız. Nehirlerinde tanıdık bir yüzü, sevgiliyi ararsınız boşuna..."
Sayfa Sayısı:
70
Baskı Yılı:
2005
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
Doğan Kitap
--- Çıplak Berlin ---
Geceleyin geç vakit, siyasetin meze yapıldığı, artık dolaşımdan kalkmış devrim sorunsalının genç yüreklerimizi tutuşturduğu rakı sofralarından dönüşte uğradığım izbe fuhuş yuvalarının yerini alan, benzerlerinin kentin hemen her mahallesinde mantargibi bittiği o buluşmaevi düşüyor aklıma. Müşteriler dik merdivenden çıkıp salonu doldurmamışlardır henüz. Kızlar, ince ve narin gövdelerini açıkta bırakan giysileri, dalgın bakışları ve yalnızlıklarıyla, yan gelip serildikleri koltuklarda sıkıntıdan patlamak üzeredirler. Az sonra, müşteriler çoğaldıkça, sırayla kalkıp dönmeye başlarlar, arka odalara girip çıkarlar yüksek topuklarıyla döşemeyi esnetip çatırdatarak.
Berlin'e farklı bakışların yer aldığı bu kitap, yazarın "gece itirafları"ndan ibaret değil yalnızca, bir kentin mitolojisinden kaynaklanan izlenimlerinin de ürünü. Okuru hâlâ büyük bir şantiye olan Almanya'nın yeni başkentinde dolaştırırken, dışavurumcu ressamların, Kleist, Kafka, Borchert, Döblin gibi yazarların ve Berlin'e demir atmış Türklerin dünyasında da bir yolculuğa çağırıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
İnce Kapak:
Sayfa Sayısı:
200
Baskı Yılı:
2016
e-Kitap:
Sayfa Sayısı:
130
Baskı Yılı:
2006
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
Doğan Kitap
--- Bozkırdaki Yabancı ---
Nedim Gürsel’in deyişiyle, "Belli alanlarda derinleşen ve 20. yüzyıl Türk edebiyatında ortaya çıkan sorunsalları ele alan bir kitap." İlk kez 1993 yılında yayımlanan Bozkırdaki Yabancı, yenilenmiş ve genişletilmiş haliyle yeniden yayımlanırken, Sabahattin Ali’den Demir Özlü’ye, Yaşar Kemal’den Mario Levi’ye kadar pek çok yazarı ve yapıtlarını inceliyor, onları dönemin önemli olayları bağlamında da ele alıyor. "Anadolu Bozkırında Bir Yabancı (Y.Kadri Karaosmanoğlu)", "Köroğlu Destanı ve Yaşar Kemal", "Mario Levi: İstanbul Yahudi toplumunda genç bir yazar", "Türk Kadın edebiyatı üzerine" gibi bazı başlıklarla yer alan yazılarıyla Bozkırdaki Yabancı, özgün edebiyat araştırmaları konusunda örnek sayılabilecek bir yapıt.
İnce Kapak:
Sayfa Sayısı:
172
Baskı Yılı:
2006
e-Kitap:
Sayfa Sayısı:
266
Baskı Yılı:
2006
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
Doğan Kitap
--- Uzun Sürmüş Bir Yaz - Özel Baskı ---
40. yılına özel baskısı
Resimler, belgeler, hakkında yazılanlar
Nedim Gürsel'in gerçeklerden düşlere, anılara sezdirmeden geçişleri erişilmesi güç bir ustalıktır.
-Yaşar Kemal-
Suların, doğanın yazarı Nedim Gürsel. Bilinci ve uzaya bağımlı bir bilinçaltını aynı potada eritebilen varoluşçu bir duyarlılığı, atalarından kalma ölçütlerle yargılamadan, daha derin, daha vurgulu ve daha güzel bir biçimde kullanmayı biliyor.
-Alain Bosquet-
(Tanıtım Bülteninden)
Sayfa Sayısı:
208
Baskı Yılı:
2015
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
Doğan Kitap
--- Yalnızlığın Yarattığı Yazar Sait Faik ---
Bir insanı sevmekle başlar her şey…
Yalnızlığın yarattığı bir yazar… Sait Faik… Edebiyatımıza damga vurmuş, kendisinden sonra gelen yazarlar için her zaman ilham kaynağı olmuş bir isim… Onun hikâyesini bize bir başka edebiyatçı, Nedim Gürsel anlatıyor…
Nedim Gürsel bu kitabında Sait Faik’in izini sürmekle yetinmiyor, yapıtını temellendiren izlekleri de derinlemesine inceliyor. Yazarın iç dünyasına, itiraf edemediği aşklarına, öykülerinin geçtiği mekânlara ve anlattığı sıradan insanların hayatlarına uzanıyor. Ve son derece ilginç bir Sait Faik portresi sunuyor okura. “Yazar arzularını özgürce yaşayamayan her sanatçı gibi bunalıyor, yaratıcılığını geleneksel ahlak kurallarıyla engelleyen toplumdan kaçabilmek için alkole ya da adasına sığınıyordu” diyerek anlatıyor Nedim Gürsel Sait Faik’i…
Bir öyküsünde dile getirdiği gibi bayrakları değil insanları seviyordu Sait Faik. “Bir insanı sevmekle başlar her şey” demesinin nedeni de buydu…
(Tanıtım Bülteninden)
--- Mehdi'yi Beklerken ---
Şii inancına göre ölmeyip de kaybolan 12. İmam gizlendiği yerden çıkıp eşitlik getirecek dünyamıza. Yoksulun karnını doyuracak, hastaları iyileştirecek, zalimlerden hesap soracak. Her geçen gün biraz daha özlediğimiz adaleti bahşedecek dünyamıza. Mehdi bir gün mutlaka gelecek, hoş gelip sefalar getirecek. Artık zuhur et Mehdi, fazla sabrımız kalmadı.
Nedim Gürsel Tahran’ın saray ve bedestenlerinden İsfahan’ın camilerine, kutsal Meshed türbelerinden Şiraz’ın gül bahçelerine, Persepolis’in duvar kabartmalarından Pasargard’ın kral mezarlarına İran’ı karış karış gezdi. Yalnızca Firdevsi, Hayyam, Attar ve Hâfız gibi büyük şairlerin izini sürmedi, sansür ve yasaklarla da hesaplaştı. Sadık Hidayet’in, Füruğ’un hayatlarını araştırdı. Eski Pers uygarlığının eşsiz mirasının yanı sıra günümüz İran’ının dinsel ve siyasal sorunlarını tartışan bu kitabı ilgiyle okuyacaksınız.
(Tanıtım Bülteninden)
--- Hatırla Barbara ---
"Nedim Gürsel'den öykü tadında anıların da eşlik ettiği bir yolculuk... Nedim Gürsel'in neredeyse kırk yıla yaklaşan Fransa serüveninin bir dökümü bu kitap. Kentleri, köyleri, yazarları, ressamları, şatoları, nefes kesen manzaraları, tarihi ve coğrafyasıyla ?Derin Fransa?nın izdüşümü. Öykü tadındaki anıların da eşlik ettiği bir yolculuğa çağırıyor okuru, ""Orda ne varsa nizam/şehvet, sükûn, ihtişam"" diyen Baudelaire?in ülkesine götürüyor.
""Bazı Türk Aydınları gibi Fransa?ya tapmadım ama hayatımın en zor günlerinde bana kucak açan bu ülkeyi yabancı bir kadın gövdesini keşfeder gibi yavaş yavaş, kimi zaman karanlıkta el yordamıyla, kimi zaman da güneşten gözlerim kamaşarak, ama her defasında doyumsuz bir arzuyla ve dokunarak keşfettim."" Nedim Gürsel"
İnce Kapak:
Sayfa Sayısı:
212
Baskı Yılı:
2015
e-Kitap:
Sayfa Sayısı:
162
Baskı Yılı:
2009
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
Doğan Kitap
--- Yine Bana Döneceksin ---
Nedim Gürsel bir roman tadında okunan bu kitabında gittiği her ülkeye kendini götüren değil, gittiği her yerde kendini bulan bir yazar portresi çiziyor, "uzağın çağrısı"na kulak kesilerek edebiyat ve tarihin izinde farklı diyarlara götürüyor bizleri...
"Dün aktarmayı kaçırınca, Atina Havaalanı'nda dört saat, bir sonraki Larnaka uçağını bekledim. Diğer yolcular gibi dünyaya olmasa bile Akdenizli kadınların istekle kıvranan gövdelerine, yaz günlerinin sıcağına, panjurları kapalı, loş odalara, kan ter içinde sevişmelerden sonra varılan derin öğle uykularına doğru savrulduğumu düşündüm. Gençlik yıllarımın vazgeçilmez kadınından acılar, sevinçler, kapışma ve tartışmalar değil de, adı gibi meleksi, bir hoş gülümseme kaldı geriye. Bir de kısık, yumuşak bir ses...
Sanki bir telefon bekliyorum. Yılların ötesinden arayacak yine. "Ego ime!" diyecek; "Benim!" Yüzünü bile unuttum oysa. Ama sesi hâlâ içimde. Kederli biraz, alıngan ve sevecen. "Tren akşamın sekizindeydi ama sen Katerini'de yalnızdın." Evet, yalnızdım. Bana dönmeyeceğini biliyordum çünkü."
İlk aşkın, ilk kadının coğrafyası Yunanistan… Ve olası bir savaşın eşiğinde Türk-Yunan ilişkileri.
Anadolu'dan sarhoş bir gemi gibi Akdeniz'e açılan, hâlâ çözülmemiş sorunlarıyla Kıbrıs…Üç dinin paylaşamadığı Kudüs… Beyrut'tan Fas'a, Mayorka'dan Rodos'a, Korsika'dan Saraybosna'ya, Barselona'dan Paris'e, Berlin'den Moskova ve Rio'ya uzanan bir yolculuk güncesi...
Nedim Gürsel bir roman tadında okunan bu kitabında gittiği her ülkeye kendini götüren değil, gittiği her yerde kendini bulan bir yazar portresi çiziyor. "Uzağın çağrısı"na adeta kulak kesilerek, bu çağrıya yanıt vererek, edebiyat ve tarihin izinde farklı diyarlara götürüyor bizleri; küreselleşen dünyamızla olduğu kadar kendi yazarlık serüveni ve anılarıyla da buluşturuyor.
İnce Kapak:
Sayfa Sayısı:
284
Baskı Yılı:
2012
e-Kitap:
Sayfa Sayısı:
231
Baskı Yılı:
2012
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
Doğan Kitap
--- Yüzbaşının Oğlu ---
27 Mayıs'ın karanlık günlerinde yasak ve imkânsız bir aşkın hikâyesi.
Ayağında yüksek ökçeli iskarpinler yok bu kez, terlik giymiş. Bana doğru dönünce göğüsleri çarpıyor gözüme. Sutyenden fışkıracakmış gibi duruyorlar…Birden ani bir kararla, neredeyse koşarcasına geliyor yanıma, koltuğa bırakıyor kendini. Yanı başımda kalbinin atışlarını duyuyorum. Genç bir kızın kalbi gibi çarpıyor diyeceğim ama emin değilim bundan. Genç bir kız kalbinin çarpışını o ana dek ne duydum ne hissettim. Peki, ne olacak şimdi? Aklında ne var? Sorular zihnimde geçit töreni yaparken elini başıma götürüp saçlarımı okşamaya başlıyor. Sonra, belki de bir şey demiş olmak için, "Saçların uzamış" diyor. Bununla da yetinmeyip, "Benimkilerden daha uzun" diye fısıldıyor kulağıma ve öbür eliyle omzumdan tutup kendine doğru çekiyor beni. Derken dudaklarımız birleşiyor.
Nedim Gürsel'in çok tartışılacak, çok ses getirecek yapıtlarından biri. Ve hiç kuşkusuz en pervasızı...
Galatasaray Lisesi'nde yatılı okuyan bir ergen. Lakabı Yüzbaşının Oğlu. Babası 27 Mayıs'ın karanlık atmosferinde ismi Asan Hasan'a çıkmış bir asker. Sıra arkadaşları Beyoğlu'nun batakhanelerinde, arka sokaklarında cinselliği keşfederken o kendini yasak bir aşkın kucağında, en yakın arkadaşının annesinin kollarında buluyor…Bu tek sesli ama çok katmanlı romanda yasak bir aşk yok yalnızca. Bir yaşlı adam geçmişiyle ve otoriteyle hesaplaşıyor. Toplumsal tabularla kurumları kökünden sarsarak. Baskıyla özgürlük ikilemi arasında sıkışıp kalmış insanın dramını anlatırken, okuru hem Anadolu'nun kışla kentlerinde hem eski Beyoğlu'nun büyülü dünyasında dolaştırıyor. Yüzbaşının Oğlu alaycı ve son derece samimi, sivri dilli bir roman.
(Tanıtım Bülteninden)
İnce Kapak:
Sayfa Sayısı:
256
Baskı Yılı:
2014
e-Kitap:
Sayfa Sayısı:
199
Baskı Yılı:
2014
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
Doğan Kitap
--- Aragon - İsyan ve Şiir ---
XX. Yüzyıla damgasını vuran bir isyan şairinin ve bir dönemin portresi
"Ayağında yüksek topuklu şık çizmeler, omzuna dek düşen bembeyaz saçlarıyla Saint-Germain Bulvarı'nda sabaha karşı gördüğüm yaşlı adamın Aragon olabileceğini düşünmemiştim. Aragon adı, her şeyden önce bir tarihti benim için. Birinci Dünya Savaşı'nın yanık insan eti kokan siperlerinden Fransız Direniş Hareketi'nin yeraltı örgütlerine, Dada ve Gerçeküstücülüğün sözcük oyunlarından Dinyeper Barajı'nın, hatta Stalin'in övgüsüne, Soğuk Savaş, Yirminci Kongre, giderek 1968 Mayıs günlerinden karısı Elsa Triolet'nin aşk türküsüne dek uzanan bir yaşamın olağanüstü tarihi… Bu kitabı yazmadan önce onun yapıtındaki tek değişmeyenin 'değişim' olduğunu bilmiyordum."
Fransız şair Louis Aragon'u karısı Elsa'ya olan aşkını anlattığı şiirleriyle tanıdı Türk okuru. "Elsa'nın Gözleri" şiiri pek çok âşığa kendi aşk dizelerini yazmak için ilham verdi. Ya da pek çok âşık o dizelerle kazandı gönlünü sevdiğinin. Oysa Aragon'un dizeleri Dada hareketinden Gerçeküstücülüğe, komünist eylem yıllarına her dönem için farklı bir isyan manifestosu olarak tarihe geçti.
Sayfa Sayısı:
244
Baskı Yılı:
2011
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
Doğan Kitap
--- Acı Hayatlar ---
Nedim Gürsel Acı Hayatlar'da kimi zaman şehvet kimi zaman boğuntuyla yaşadığı yere damgasını vuran yazarların peşinde bir yolculuğa davet ediyor okuru
Aynalarda balıketi, yapay sarışınlar, az sonra görkemli asansöre binip aile babalarıyla odaya çıkacak orospular makyaj tazeliyorlar. Derken görüntüye Justine de gelip yerleşiyor. Belki bir orospu değil o, sarışın da değil. Ama bir dönemin en cazibeli, en gizemli, en belalı kadınlarından biri. Onun, bugüne dek tanıdığım roman kahramanları arasında çok özel bir yeri olduğunu düşünüyorum. Belki şehveti değil de düpedüz nemfoman oluşu bende bu düşünceye yol açıyor.İskenderiye'yi kucaklamak, kollarımın arasına alıp onda Justine'i bulmak, onunla hemhal olmak, Justine'de İskenderiye'yi yaşamak istiyorum, bu isteğin yalnızca bir hayal, boşa harcanmış bir gençlik tutkusu olduğunu bilsem de.
İskenderiye ve bu kente ismini şehvetle nakşetmiş olan "belalı güzel" Justine'in yaratıcısı Lawrence Durrell. Ömrünü bu kentte tüketmiş, genç oğlanlara düşkün Yunanlı şair Kavafis. Beyaz gecelerin kenti Moskova ve "ölü canlar"ın avcısı Gogol. Genç ve güzel karısının uğruna düelloda can veren Puşkin, "aşkın kayığı hayatın kayalığına çarpınca" canına kıyan Mayakovski. Cezayir'in ikinci büyük kenti Oran ve bu kenti "sıkıntının başkenti" ilan eden Camus. Pula ve James Joyce. Frankfurt, Weimar ve Goethe. Paris yakınlarındaki Vendôme ve Honoré de Balzac'ın yatılı okul yılları. Madam Bovary'nin yazarı Flaubert'in izinde Deauville ile Trouville…
Nedim Gürsel Acı Hayatlar'da kimi zaman şehvet kimi zaman boğuntuyla yaşadığı yere damgasını vuran yazarların peşinde bir yolculuğa davet ediyor okuru. Bir dedektif özeniyle bir kentin o yazarın önce ruhuna, sonra metnine sızan özünü yakalıyor. Edebi bir yolculuk bu, okudukça içinde kaybolacağınız…
(Tanıtım Bülteninden)
İnce Kapak:
Sayfa Sayısı:
232
Baskı Yılı:
2014
e-Kitap:
Sayfa Sayısı:
181
Baskı Yılı:
2014
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
Doğan Kitap
Neden idefix?
Siparişinizi teslim aldığınız tarihten itibaren 14 gün içinde iade edebilir, iade sürecinin tamamlanmasının ardındansa ödemenizi hızla geri alabilirsiniz.
Kullanıcı dostu ara yüzümüz tüm ihtiyaçlarınıza eksiksiz yanıt verebilmek için tasarlandı. Deneyiminizi uçtan uca kusursuz kılmak adına çağrı merkezimiz ve canlı destek hattımızla ihtiyaç duyduğunuz her anda yanınızdayız!
Siparişlerinizin bir an önce ulaşması için sabırsızlandığınızın farkındayız. Sunduğumuz farklı teslimat seçenekleri arasından size en uygununu belirlemeniz, siparişinizi olabildiğince çabuk veya dilediğiniz zaman aralığında sorunsuz bir biçimde teslim etmemiz için yeterli.
