Sepette İndirim
18.218,00 TL19.218,00 TL
--- Kıyıdan Uzakta ---
Uzun bir mektup, merhamet istemeyen bir kadın, dalgalı deniz, içli bir itiraf ve “cici kızın” isyanı, derin ve tatlı hazlar, kırık ve tutkulu sevişmeler...
Mehmet Eroğlu, tarzının çok ama çok dışında, başka türlü bir hikâye anlatıyor, yalana dolana, sürüsüyle yeknesaklığa, bulutlu hayata meydan okuyan bir kadını konuşturuyor. Kıyıdan Uzakta, çarpışmanın novellası, her şey soğuk ve solgunken, yaprak yaprak açılan bir bahar aşkıyla şaşırtıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
--- Adını Unutan Adam ---
Ölüdeniz, Şeria, Petra, kısa etek, esmer kız... Kimim ben? 18 yıl önce o sel yatağında kim geldi peşimden? İşkence... Kim gülüyor? Kim konuşuyor? "Sakın Freud, Marx ve Einstein deme" "Dişlerim nerede?"... Önde köpekler, arkada aydınlatma mermilerinin ışığı altındaki askerler... Uzak topraklarda devrime inanan üç arkadaş... Ölen, kalan ve direnen hayaller...
Mehmet Eroğlu, belleğin, fedakârlığın ve unutmamanın romanını yazıyor. Dünyayı değiştirmek isteyenler ölümü yenerler, kahraman olurlar.
Adını Unutan Adam, bir '68 hikâyesi... Hızlı, rahatsız edici, isyankâr ve hüzünlü...
Gerçek hayat, yaşamak istediğimizle yaşadığımızın arasında kalandır, diyen yanılıyor. Gerçek hayat, köpeklerle aramızda giderek kısalan uzaklık; ve biz onun sonuna doğru koşuyoruz.
(Tanıtım Bülteninden)
--- İyi Adamın On Günü ---
Dört kadın ve bir adam. Kadınlardan en alımlısı ona ihanet etti; en zengini ondan çetrefil bir bilmece çözmesini istedi; en kurnazı labirentten çıkışı gösterdi; en seveceni ise hayatını hiç olmadığı kadar güzelleştirdi…
On günde olup biten bir muamma… Kayıp bir meleğin peşine düşen herkesçe “iyi bir adam” olarak bilinen eski avukat Sadık’ın hafiyelik ve hayatındaki kadınlarla yüzleşme hikâyesi…
İyi Adamın On Günü, Mehmet Eroğlu’nun dünyasında ayrıksı duracak yeni ve kıymetli bir parça. Katman katman açılan; yalanlarla, hazlarla ve esrarengiz cinayetlerle örülü şaşırtıcı bir polisiye. “Adalet, adalet dedin mi, Alyoşa ya da Mişkin kalmak mümkün değil.”
“…Galiba cesaret sandığımız şey, korkunun yokluğundan ya da korkuya alışmaktan ibaret...” Cesaretimin sırrını vermek için daha da eğildim. İçimden gülmek geliyordu: “Hem risk almadan, yaşamını ortaya sürmeden adalet elde edilmiyor.”
(Tanıtım Bülteninden)
--- Zamanın Manzarası ---
Acıya dayanacak kadar güçlü olduğumu düşünmüştüm. Garip ama gerçek; aslında acısız yaşayamıyoruz. Çünkü bilgi ve gerçeğin asıl kaynağı olan acı, varlığımızın farkına varmamızı da sağlıyor. Bizi sahici kılıyor.
Yansız akıp giden, hayat denen saçmalık. Bitmek bilmeyen, kötü geçmeye kararlı yıllar. Geçmiş zaman, şimdiki zaman ve gelecek. "Neden komünist olmadığını anlamış değilim." Kim bu Barış Utkan? Yorgun gemiyi kucaklamaya hazır bir liman bulmalı. Aşk, insanı uyumlu ve erdemli yaparmış. Duru ve gizemli, Botticelli'yi hatırlatan Elif gelmiş kapıya. Büyük aşklar ya ölümle bitermiş ya yasaklarla örülürmüş...
Hayatın rüyası kısaymış... Kim görmüş? Kim görüp de fark etmiş. Mehmet Eroğlu, büyük bir aşkı ve bir dönemi, derinlikli ve ustaca anlatıyor. Türlü alçaklıklar, kurtulamayanlar, sürüklenenler... (Tanıtım Bülteninden)
Sayfa Sayısı:
423
Baskı Yılı:
2014
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
--- Meraklı Adamın On Günü ---
Korona günlerinde, maske karaborsaya düşmüş ve halk korkuyla eve kapanmışken, Yansın Bu Dünya mahlaslı TikTok fenomeni genç bir kadın gizemli bir şekilde ortadan kaybolur. Bu kayboluşla birlikte sosyal medyanın sanal âlemi ile gerçek hayatın acımasız yüzü arasındaki esrar perdesi aralanmaya başlar...Mehmet Eroğlu, İyi Adamın On Günü ve Kötü Adamın On Günü ile başlattığı polisiye kurgunun nevi şahsına münhasır kahramanlarını, nefes kesen yeni bir serüven için buluşturuyor.Meraklı Adamın On Günü, eski avukat Sadık Demir'in, biraz edebi iştigal ama en çok merak sonucu çıktığı yolda üç muammayı çözmek için geçirdiği on günün hikâyesi. Sadık, bu sefer vigilante'liğe soyunuyor ve kurguda mükemmeliyeti yakalamaya çalışıyor."Ben değişiyorum. Farkındayım. İki ay öncesine kadar göz alıcı, beni diğer homo sapienslerden farklılaştıran önemli bir özelliğe sahiptim: ‘İnsanlardan nefret etme yeteneği…' Şimdi, en az ikisinin çatlak olduğunu bildiğim, beş kişiyle köfte yiyip, bir an önce uyumayı düşlüyorum. Kurguda karakterin yazgısı: Değişmek."
(Tanıtım Bülteninden)
--- Düş Kırgınları ---
Bugün ölecek miyim? Öleceksem hazırım; cümlem dudaklarımda. Sıra son söze geldiğinde insanın mutlaka söyleyecek bir şeyi olmalı. Benim sözlerim, “İçtim, hem de çok içtim,” olacak. Hayatımı boşuna harcamadığımı bundan iyi ne kanıtlar?
1998 ve 2003, Karaburun... İki ayrı yaz, iki kadın, uzun ve yaralayan hatıralar. “Suçsuz bellek yoktur”. Tabur defterine kim kaydedildi? Birazdan sarhoş olacak Kuzey Erkil mi? Mutluluktan daha görkemli olanı arayan Şafak mı? Sevdiğine değil onu en çok sevecek olana giden Çiğdem mi?
Mehmet Eroğlu, ’74 affıyla ülkeye dönmüş, partiden atılmış bir devrimcinin hiç beklemediği bir anda tutulduğu aşkı ve sevmeye kalkışmasını anlatıyor. İnsanlar ikiye ayrılıyor: Geçmişinden kopabilenler ve bunu asla başaramayanlar… Düş Kırgınları, değişen zamanı, pişmanlığı ve yalnızlığı resmeden usta işi bir Eroğlu romanı...
(Tanıtım Bülteninden)
--- Yarım Kalan Yürüyüş ---
Milliyetçi Cephe, Uzakdoğu'da bir liman, İzmir'de bir yetimhane, 12 Eylül'de bir darbe... Korkut, Sedat'ı arıyor. Savcı soruyor, birileri anlatıyor. Ferzan büyülüyor. Bıçak yarası. Mırıltılar, uğultular, itiraflar. Herkes çektiği acının kölesi. Kurtulmak, unutmaya çalışmak... Sır yok. Hepimiz insanız… Mehmet Eroğlu, devrimci eylemcilerinin dünyasını anlatmayı sürdürüyor. Ağır yaralı, hüzünlü, öfkeli, ölmeye hazır, romantik kahramanlarının savaşını ve aşklarını ustalıkla resmediyor. Yine de yapabileceğimiz, kurtarabileceğimiz bir şeyler olmalı. Yarım Kalan Yürüyüş, hayatın başka türlü aktığı bir koyuluğun romanı. Yirminci yüzyıl kurtarıcılara, şövalyelere muhtaç değil mi? On sekiz yaşındayım ve kendimi küçümsüyorum. Hâlâ varoluşumu anlamlı kılacak, yaşamımı biyolojik bir zorunluluk olmaktan kurtaracak bir açıklama bulabilmiş değilim. Hayatın sırrı nedir?… Açıklamayı soruların ardında aramaktan bıktım.
(Tanıtım Bülteninden)
Sayfa Sayısı:
265
Baskı Yılı:
2014
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
--- Sakin Adamın On Günü ---
"Gelecekten daha büyük, daha tehlikeli serüven var mı?Çaresizim: Şimdilik hayata itaat edeceğim. Sonrası? Kim bilir belki kendimi ikna edecek şöyle varlıksal, yazara yakışan birneden bulurum. O sırada aklıma geliyor. Eğer insan kendi ahlâkını yaratabiliyorsa, neden nedenini de y aratamasın?"Onu tanıyorsunuz; adı Sadık Demir. Yağışlı bir kış sabahında yüreğinde onu donduran bir acı var. Ağlayamıyor. İçi sankibuzla kaplı… Sadık, onu ele geçirip suçluluk duy gusu yükleyen bir sükûnetin içinde, intikamının peşine düşecek.Mehmet Eroğlu’nun kült karakteri özel dedektif Sadık, “sakin adam” rolüyle atıldığı bu on günlük serüv ende birbirindendeğişik karakterlerle karşılaşıyor: Bir kumarbaz, bir r essam, ünlü ve başarılı bir iş insanı, sav aş sanatları uzmanı birkadın... Bu karakterleri birbirine bağlayan üç yıl önceki bir ölüm. İlk bakışta nedeni basit görünen cinay etler, aslında üçyıl önceki bu ölümün te tiklediği olaylarda gizlidir...Sakin Adamın On Günü, şanssız rastlantıların, yanlış zamanda yanlış yerde olmanın trajik sonuçlar doğurabileceğinin de hikâyesi… Mehmet Eroğlu ilmiği yavaş yavaş sıkıyor ve biz okurların elinden say fa çevirmekten başka bir şey gelmiyor. İntikam bir çeşit nefsi müdafaa mıdır? İşte soru bu.
(Tanıtım Bülteninden)
--- 975 Santimetrekare ---
Rüzgârın uğultusu, son köpeğin telaşlı adımları, kuzeyde kırık bir şimşeğin sessiz resmi, uykusu bölünmüş bir tarla faresinin kuşkuyla çevresini koklayışı, uçamayan bir kuşun ötüşü, buzlaşmış karın hışırtısı ve az ötede ince, öfkeli bir ses; çocuk sesi: "...Ba-bam tö-rö-ist be-nim. Ba-bam öldö-recek seni..."İstanbul öksürüyor, Taksim'de barikatlar... Cümle isteyen GV, dağınık yatak, eksik defter, Leyla Sayar afişi, Marilyn kapıya gelmiş, Ahmet Abi Zinar'la konuşuyor. Serap sorular soruyor. Cihangir'de bir apartman, Basmahane'de bir tren, roman içinde roman...2013 Haziranı'nda insanlar iyimserken, umutluyken, devran başka türlü dönerken...Yaralı bir adamı anlatıyor Mehmet Eroğlu. Sokaktan gelen çocuğu, ruhu bereli olanı, İsa'nın Meryem'i öldürdüğünü gören bebeği, unutmaya ve arınmaya çalışan bir yazarı. "Sağlığına Cyrano."9,75 Santimetrekare, Mehmet Eroğlu dünyasının sıcak ve yaralı yüzü.
(Tanıtım Bülteninden)
Sayfa Sayısı:
282
Baskı Yılı:
2014
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
--- Geç Kalmış Ölü ---
Ayhan, Zafer'i arıyor. Issızlığın Ortasında romanının ertesindeyiz. İskenderun gibi büyülü bir şehirde. Ayhan, yine hatırlıyor, intiharı düşünüyor, arkadaşını soruyor. Gece, günbegün koyulaşıyor. Devrime inananlar ve inanır gibi görünenler. Parayı konuşanlar, mağluplar ve debelenenler. Nemli gözlü kadınlar, türlü hoyratlıklar, hayatın bitmez tükenmez pisliği…Mehmet Eroğlu, devrimcilerin büyük romanını anlatmayı sürdürüyor. Kaderini, memleketin kaderiyle bir gören, hayatını ancak ve sadece kurtarıcılıkla anlamlandıran devrimciler... Geç Kalmış Ölü, 1985 yılında Madaralı Ödülü'nü ve Orhan Kemal Armağanı'nı kazanan bir roman.Geç Kalmış ÖlüSonun başlangıcı! Bu basmakalıp, ama trajik olmaya özenmiş benzetmeye sessizce gülüyorum. Trajik olmak; eski huyum. Yine de her şeyin bir başlangıcı ve sonu olmalı. Sonun başlangıcı, Ankara'dan ayrılmam. Sonun sonu ise, bu sabaha karşı, saat beşte, İskenderun'da bu otel odasında noktalanacak...
(Tanıtım Bülteninden)
Sayfa Sayısı:
282
Baskı Yılı:
2014
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
--- Belleğin Kış Uykusu ---
M. o akşamüstü, göğsündeki garip sızıyla geçmişi olmayan, anısız bir güne uyandı. Belleğiyle gözlerini açtığı anın arasına yerleşmiş, kendini bir varlık olarak kavramasına engel olan bir boşluğun kıyısındaydı. Nedenini bilmeden titriyordu: Saat altıydı; küçük bir bavul, uyanır uyanmaz yolculuğa çıkacakmış gibi ayaklarının dibinde duruyordu.
M. bir sabah, neden yaptığını, nereye varacağını bilmeden garip bir yolculuğa çıkıyor. Trenin ritmik ve yeknesak gürültüsü içinde M., bölüm bölüm geçmişe gidiyor. Yaşamadığımız, yaşayamadığımız ya da farkına varamadığımız hayatlarla tanışıyor, öğreniyor, anlamaya çalışıyor. Bazen bir neden aramak sevgiyi öldürür, bilmiyor...
Hazzınipliklerini söküyor, şaşırıyor, irkiliyor, iştahla sorguluyor. Bozguncuları, gençleşen ölüleri, renkleri, melodileri, edebiyat öğretmenlerini, Lerzan’ı, belleğini arıyor. Bellek yoksa ne suç olur ne günah...
Belleğin Kış Uykusu, Mehmet Eroğlu evreninin benzemez ve ayrıksı romanı.
Hayatı, sanatı, edebiyatı ve ölümü tartışan fantastik bir yolculuk hikâyesi... “Keşke birlikte rüya görebilsek.
(Tanıtım Bülteninden)
--- Kötü Adamın On Günü ---
Hayatta sahip olduğu her şeyi kaybettikten sonra artık kötü bir adam olmaya karar veren eski avukat Sadık’ın, gizemli bir köşk etrafında ve burada işlenen tuhaf bir cinayetin peşinde geçen on günü... Mehmet Eroğlu, zora gelince vazgeçen, düşündükçe yalnızlaşan, yalnızken düşünceleri eninde sonunda ölümle buluşan bir yaşam korkağını ve onun karanlığa gömülü dünyasını anlatıyor... Kötü Adamın On Günü, iyilik ve kötülük arasındaki ince çizgiyi mesele edinen; yaşamın en steril alanlarından, küf kokulu en izbe köşelerine uzanan bir günümüz tragedyası... Soluk soluğa okunacak, cehennemi bir polisiye...
Ne Hamlet’im ne de Raskolnikov’um; kuşandığım andan itibaren üzerimdeeğreti duran her iki kişiliğin de iyi biçilerek dikilmemiş giysiler gibi üzerimden kayıp gittiğinin farkındayım. Ben, galiba benim... Evet, kabul etmesi zor da olsa, ben en çok benim: Biraz iyi, biraz adil, biraz da kötü...
(Tanıtım Bülteninden)
--- Fay Kırığı - 1: Mehmet ---
Hayatın ilk sırrı, bir sırrı olmadığıdır. İkinci sırrıysa, eğer varsa, bu sırrın cevaplarda değil, sorularda olduğudur. Üçüncüsüne gelince: Bir şey yapmak için önce bir şey olmak gerekir.2005 yılı, AKP iktidarda, taşra burjuvazisi metropolde sahne alıyor, memleket başkalaşıyor. Boşa yaşanmış yılları unutmak isteyen bir adam, hiç ummadığı bir anda, sermaye savaşlarının ortasına düşüyor. Dünya küçük, para yan yana getiriyor eski tanışları... "Et bulursan ye" diyen avcıların dünyası bu... Ahlaklı kapitalizmden söz ediliyor ama zengin olmak için taraf tutmak gerekiyor.İstanbul manzarası, Boğaza bakan yalılar, padişah tuğraları, hazlar, renkli mermerler, büyük avizeler, salonlar, sanat ve siyaset konuşan, anlamaktan yorulmuş adamlar, ihaleler, bilerek susan kadınlar... Acı veren hatıralar... Belleğin dili... Mehmet Eroğlu, Fay Kırığı Üçlemesi'yle yakın dönemin Türkiye'sini anlatıyor. İnsan yaşadığı yere benziyor, zaman herkesin ruhuna dokunuyor. Kul olmayı bilmeyeni kim ne yapsın?
(Tanıtım Bülteninden)
--- Issızlığın Ortası ---
Dünyayı değiştirecektik, ama değiştirmeye çalıştığımız dünyanın ne denli değiştiğini kavrayamadık. Artık kimsenin kahramanlara aldırdığı yok. Kahramanların sonu geldi, soyları tükendi. Belkemiğine bir sopa ve işin bitik.
Devrimciler, âşıklar, soylular, alçaklar, bütün yolların kapalı olduğu zamanlar... Uzun mektuplar, eski arkadaşlar, dönüp duran hatıralar, itiraflar, pişmanlıklar... Ense kökünde bir yara, beyninde bir iblis...Ayhan geçmişinden kurtulmalı; Violet’i, Papaz’ı, Doktor’u, kelebekleri, kumsalı silmeli aklından... Bir şeyleri de unutmamalı... Hep hatırlamalı...
Arada kalan, kaybolan, kayıplarını arayan, savaşı sorgulayan, nefes almaya çalışan ve ölümün eşiğinde yaşayan bir kahraman... Bir 68’ romanı... Tempolu, nefes nefese, Türkçe edebiyatta eşine az rastlanır bir kurgu...
Issızlığın Ortası, usta yazar Mehmet Eroğlu’nun yayımlanan ilk romanı. Şaşırtan, edebiyata tazelik getiren, sakıncalı bulunan, bol ödüllü... Cesur ve yeni..
Yazarın iletişim’den diğer kitapları:
(Tanıtım Bülteninden)
--- Son Gezegen - Varlıklar 2 ---
Son Gezegen’de, Varlıklar serisinin ilk kitabı Ruhun Parmak İzi’nin kahramanları, erkeksiz bir tür olan varlıkların ortaya çıkışı anlatılıyor.Soyut düşüncelerden, duygulardan arındırılmış, bireyselliği reddeden, mantık ve toplum çıkarlarını yücelten canlılar olarak tasarlanan bu türün yaratılışı için, kendilerine “analar” denilen kırk kadın görevlendirilir ve onlar vasıtasıyla varlıklar için bir yaratılış efsanesi kurgulanır.Son Gezegen, çok uzak bir gelecekte, her şeye karşın insan kalmak isteyenlerle, kendini yok etmeye yazgılı, adına insanlık denen ölümcül illetten kurtulmak isteyenlerin çatışmasının öyküsü…Bu kitap sadece Mehmet Eroğlu külliyatında ayrıksı duracak bir metin değil, aynı zamanda edebiyatımızda konusu ve tarzıyla apayrı bir yer edinecek, insanlığın kaderi ile ilgili felsefi tartışmaları sürdürmeye devam eden eşsiz bir serüven romanı.Dünya söylencelerinde tekrarlanan kader olgusu, onu on binlerce yıl sonra burada bulmuştu... Acaba insanlık bir yerde, bir şekilde tekrar doğacak mıydı? Bunu bilmiyordu, ama insanın yaşadığı son gezegen burasıydı, bunu biliyordu. Her şeyin sonuna ulaşmıştı.
(Tanıtım Bülteninden)
--- Kusma Kulübü ---
Hayat mutlu olmak içinmiş! Benimki mutsuzluğuma alışmaktan ibaret. Eğer hayat ölümümüze doğru akan, uzunluğu belirsiz bir ırmaksa, bana ait olana hiçbir kolun bağlanmadığını da söylemeliyim.
Yakın, çok yakın bir zamanda, İstanbul’dan bir yozlaşma manzarası. Zenginlerden nefret edenlerin kurduğu tuhaf bir kulüp... Babasına benzemek istemeyen Umut... Geride, derinlerde Vahit ve Hayalet! Acı çeken ve acıyı görmeyen kadınlar, erkekler ve diğer mahluklar... Geçmiş denen büyük yenilgiler, gelecek denen belirsizlikler ve dik bir mezarlıkta yatan karnı aç ölüler... Zenginler, zenginleri becermiyor, onlarla evleniyorlar işte... Kim kime acıyor bu hayatta? İnsan, nasıl insan kalıyor?
Mehmet Eroğlu, büyük roman evreninde bu defa duyarsızlığın bir başka merhalesini, başkalaşan medyayı, magazini, büyük yeryüzü yalanlarını anlatıyor. Acıma duygusunun olmadığı bir dünyaya lanetler yağdırıyor. Tiksinme, bulantı, öğürme, terleme, tükürük, istifra... En iyisi kusmaktır. Her şeyi temizler...
(Tanıtım Bülteninden)
--- Edebi Aforizmalar ---
Mehmet Eroğlu, neredeyse kırk yıldır devrimcileri, zamanın ruhunu, yakın dönemi, 1968'i, ölen, kalan ve direnen hayalleri anlatıyor. Cesur ve yeni şeyler söylüyor; nefes nefese, ustalıkla, iştahla… Belleğin, fedakârlığın ve unutamamanın romanlarını yazıyor. Dünyayı değiştirmek isteyenleri, paranın etrafına üşüşmüş alçakları, kirlenmeyi, yozlaşmayı, acımasızlığı, sürüklenenleri, eski arkadaşları resmediyor.
Edebi Aforizmalar, Eroğlu ile yapılmış uzun bir söyleşiyi ve on dört romanından alıntılanan cümleleri içeriyor. Aşkla, edebiyatla, hayatla ilgili, olup biteni sorgulayan ve huzursuz eden sözler... Yazarın dünyasını, meseleler karşısındaki direncini, öfke ve heyecanını, edebi yalnızlığını, çalışma tutkusunu gösteren bir Eroğlu kitabı.Edebi Aforizmalar Gerçek yazarlar analarının rahminden değil, kalemlerinin ucundan doğarlar ve toprak yerine ansiklopedilere gömülmek isterler. Bu yüzden yazarak kendilerine anıt mezar inşa etmeye çabalarlar. Olgunlaşmaları, hakkındaki övgülere de yergiler gibi aldırış etmediklerinde tamamlanır.
(Tanıtım Bülteninden)
Sayfa Sayısı:
315
Baskı Yılı:
2016
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
--- Ruhun Parmak İzi - Varlıklar 1 ---
Bilimci BAel, yirmi bin yıllık Varlık Uygarlığı’nın sonunu getirecek gizemli hastalığın sırrını çözmek için İŞtar-HEpat sisteminin, uygarlıklarının doğduğu ancak daha sonra terk edilen uzak uydusu EV’e doğru, uzun ve tehlikeli bir yolculuğa çıkar. BAel ve ekibini, yasaklanmış uzaydaki bu yolculuğun sonunda, bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağının habercisi, tarihî bir keşif beklemektedir.
Mehmet Eroğlu, Ruhun Parmak İzi’nde bizi insanlığın geleceği ve yazgısı hakkında düşünmeye davet ediyor. Ama bu, yakın bir gelecek değil. Binlerce yıl sonrasına uzanan, çok uzak bir gelecek...
Ruhun Parmak İzi, tartışılan bilimsel ve felsefi kavramlarıyla, ahlâk anlayışıyla ve elbette öngörülen teknolojik unsurlarıyla hayal gücümüzün sınırlarını zorlayacak, ufkumuzu genişletecek fütüristik bir deneyim. Distopya ve ütopyanın iç içe geçtiği, derinlikli bir roman. İnsanlığa ve insanın yarattığı uygarlığa alternatif bir tür ve uygarlık yaratma tasarımının vardığı sonucun hikâyesi...
İnsanlar, insanlık diyerek övündükleri o bütünlükle, kültür ve sanatla edindikleri ruh ve vicdan ölçütleriyle, kısaca icat ettikleri Tanrıların erdemleriyle değerlendirildiklerinde, yaşamayı hak eden bir tür mü?
(Tanıtım Bülteninden)
--- Kendi Hayatında Ölme Vakti ---
“Düşünce, aydınlatıcı kahkahamla sona erdi: İnsan kolaycı bir varlıktı, kendisinin mimarı olmayı öğrenmeye çalışmak yerine, sorunlarına başkasının hayatında cevap arıyordu. İnsanın kendi hayatında yaşaması ne zordu.” Uzun süredir yazamayan tanınmış bir yazar, yaşadığı hayal kı- rıklığının ardından, gerçekleri ve geçmişini zihnindeki tabuta kilitleyip, büyük kentin keşmekeşinden uzaklaşır. Soluğu do- ğanın hırçın, rüzgârlı kıyısındaki ücra bir sahil kasabasında alır. Bu göç, acının krallığında yaşayanlarla, hayatın gerçek soylu- larını buluşturan efsunlu bir hikâyenin kapılarını aralar... Mehmet Eroğlu, mitolojinin ve Antikçağ tragedyalarının kahra- manlarını iki katmanda gelişen öykülerle günümüze taşıyor. Bizleri varlığından bihaber olduğumuz hayatlarla tanıştırıyor. Tutkulu âşıkları, budalaları, soyluları, göçmenleri, adalet ara- yanları anlatıyor. Hem şimdiye hem de geleceğe ait bir edebiyat şöleni sunuyor. Kendi Hayatında Ölme Vakti, insan denilen mahlukun gizli kö- şelerine, derinlerine usta bir kaptanın kılavuzluğunda yapılan, beş mevsim süren bir kent-deniz yolculuğunun romanı. Yalnız- lığın en kışkırtıcı, en büyüleyici hali. “Hayatın, edebiyat serüvenleri gibi görkemli bir sonu olabile- ceği umudu o kadar da safça bir umut değilmiş...
(Tanıtım Bülteninden)
--- Yüz 1981 ---
Tekrarlıyorum: Suçsuzum; tıpkı sizler gibi. Suçluysam bile, unutmayın, en çok sizinki kadardır bu... Hiçbir hayatın başrolünü oynamaya kalkışmadım; kendiminkinin bile... Bu durum beni ne utandırıyor, ne de görevini savsaklayanlara özgü o üstü örtülü suçluluk duygusuyla yüklüyüm. Yüz: 1981'in kahramanı yüzsüz, isimsiz, bencil ve hazcı, ne yaptığını bilen duyarsız biri... Cinsel ilişkiyi aşka yeğleyen, gamsız, herkes kadar suçlu ve suçsuz biri... Dört kadının arasında dolaşıyor. İçki ve karabasan, hastalık ve ilaç. Bulaşıcı...
12 Eylül'ün ruhunu, solun sahici yenilgisini, yerine ikame edilen yeni değerleri ve vicdansızlığı anlatıyor Mehmet Eroğlu. Kendinden başka kimseyi düşünmeyen hırslı insanları, eriyip gidenleri, eğreti duranları, çözülmeleri, erdemsizliği, çaresizliği... Salgın gibi yayılan sıradanlığı... 1981 kime ne öğretti? Hayat, sevgisiz yaşanabilir mi? Nefret ve küçümsemeyi çok uzatırsak, sonunda şeytan mı oluruz? Mehmet Eroğlu dünyasının ilk solcu olmayan kahramanı. Ters köşe...
(Tanıtım Bülteninden)
Sayfa Sayısı:
414
Baskı Yılı:
2015
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
--- Yürek Sürgünü ---
Dünyanın değişmeyen yanında olmaktan, geleceği güzelleştiren rüyalar görmekten ve vazgeçmemekten mutlu, dakikalardır hasır bir sandalyenin üstünde, sanki kımıldarsa her şeyi yitirecekmiş gibi soluk almadan oturuyordu. Sürgündeydi, buraya yüreğinin peşinden gelmişti.Hiçbir şey değişmemişti. Çok şey değişmişti. Bir yanında 1969, diğer yanında 1991. Eski fotoğraflar, silinmeyen hatıralar, alışkanlıklarının kozasında yaşayan yorgun erkekler ve fedakâr kadınlar, yarım kadehler... Öfkesini, korkusunu, zekâsını kusan eski arkadaşlar... Şeria Irmağı, Tunalı Hilmi, Tuz Gölü... Dinozorlar, Müslümanlar, Mülteciler, Piş manlar, Kaybe denler...Mehmet Eroğlu, Yürek Sürgünü'nde, ilk romanlarını nihayetlendiren bir dönem panoraması çizerek, 1989 sonrasını anlatıyor. Siyasetin sonraki yıllarda nasıl biçimleneceğine dair erken tarihli öngörülerde bulunuyor. "Bir çağ ölürken yenisinin henüz doğmadığı bir zamanda yaşıyoruz."
(Tanıtım Bülteninden)
Sayfa Sayısı:
470
Baskı Yılı:
2014
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
--- Fay Kırığı - 3: Rojin ---
Fay Kırığı -3: Rojin
Mehmet eğer buradan kurtulabilirse bu savaşı unutabilecek miydi?
Ruhunu zalim bir efendinin buyruğuna vermek, kölesi olmak: Savaşmak buydu. Ama savaşı unutmak! Bundan emin değildi.
Doksanlı yılların Güneydoğusu... Biri Rojin diğeri Mehmet olan ve birbirlerine karşı savaşan iki asker...Benzer hassasiyetlerle büyümüş iki düşmanın, bir erkekle bir kadının gözünden cepheler...
Sarp ve yüksek dağlar, sarımtırak çalılar, çıplak yamaçlar, çorak düzlükler. "Hâkimde kal, mahkûma düşme" uyarıları, mayın tarlaları. Konvoylar, devreler, nöbetler, subaylar, "Hayrola Heval Önderlik ne diyor?". Şehitler ve leşler... Kurtaranlar ve ölümü özleyenler...
Savaşta her şey tekdüzedir, ölürsün ya da öldürürsün...Gerisi nedir ki...Kitapları kim hatırlar? Mevzide uyuyan ölür. "Ben Kürdüm, asıl senin burada ne işin var?"Mehmet Eroğlu, Fay Kırığı Üçlemesi'ni Rojin'le tamamlıyor. Geriye, hikâyenin başladığı yere dönüyor. Rojin, insan kalmanın romanı. Eğer savaşı unutabiliyorsa, insan her şeyi unutabilir...
(Tanıtım Bülteninden)
--- Fay Kırığı - 2: Emine ---
Şeytanın bin maskesi varsa, her şeyde kötülük vardır." Emine'nin
cevabında ya kadınlara ya da inançlılara özgü bir derinlik vardı.
Mehmet hangisi olduğunu çıkaramadı. 2006'dayız. Fay Kırığı Üçlemesi'nin ilk kitabı Mehmet'in bir yıl
sonrası... Mehmet kabuk değiştiren bir canlı gibi başkalaşıyor, İstanbul gibi.... O küçük yalnızlığının ve hatıralarının dışına taşan, rüyalarına bile büyük gelen bir zenginliğin içine yerleşiyor,
adlandıramadığı bir hayat yaşıyor. Hassas ve güzel Emine'yle
evlenecek Mehmet. Paranın yeni sahiplerine damat olacak.
Hazlar, türlü hesaplar, yanılgılar, koyu karanlıkla geçmişten gelen
sesler, ölürken yedi dirhemini bile yoksullara veren peygamber ve
abdestli kapitalistler, takdir-i ilahi, yutkunan kadınlar ve erkekler.
İbadetin sermayeyle serencamı. Emine arada kalmış, ne yapsa
eksik... Kuyudan su çeken çıkrık ipini andıran tespihler... Mehmet Eroğlu, paranın etrafına üşüşmüş insanları, yakın dönemin düşkünlerini ve galiplerini anlatıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Sayfa Sayısı:
503
Baskı Yılı:
2013
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
--- Mermer Köşk ---
Demirler Köşkü’nün bahçesi, serası ve Öykü’sü… Neli’nin planları. Hisseler, büyük ortaklar, küçük ortaklar, atılan zarlar… Sonra başka türlü bir adamın gelişi… Paranın karşısında parasız yatılı. Yaralar iyileşir gibi değildir bazen. Kazanmak için kazanmaktan başka çareniz olmamalı.Mermer Köşk, yıkıcı bir aşkın romanı. Uğur ile Öykü’nün, Uğur ile Ezgi’nin, Öykü ile Ezgi’nin hikâyesi… Skandalların, sırların, eski defterlerin derkenarları… Paranın itişmesi, ego savaşları ve alacakaranlık bir aile tarihi.Mehmet Eroğlu, ustalıkla anlatıyor Mermer Köşk’ün fısıltılarını. Doyumsuz, habis ve haset yüklü bir devranın içinde aşkın savruluşunu…“Çoğu güzel kadın sanır ki, güzelliğini taçlandırmak için ille de aşk gerekir.Oysa aşk güzelliğini yok edebilir... Aşkın dış kabuğu coşkudur; kabuğun içindeyse sadece acı vardır.Aşk bizi canlı olduğumuza inandırır... Bu denli istenmesinin, aranmasının, peşinden koşulmasının ardında bu dürtü olmalı...”
(Tanıtım Bülteninden)
Neden idefix?
Siparişinizi teslim aldığınız tarihten itibaren 14 gün içinde iade edebilir, iade sürecinin tamamlanmasının ardındansa ödemenizi hızla geri alabilirsiniz.
Kullanıcı dostu ara yüzümüz tüm ihtiyaçlarınıza eksiksiz yanıt verebilmek için tasarlandı. Deneyiminizi uçtan uca kusursuz kılmak adına çağrı merkezimiz ve canlı destek hattımızla ihtiyaç duyduğunuz her anda yanınızdayız!
Siparişlerinizin bir an önce ulaşması için sabırsızlandığınızın farkındayız. Sunduğumuz farklı teslimat seçenekleri arasından size en uygununu belirlemeniz, siparişinizi olabildiğince çabuk veya dilediğiniz zaman aralığında sorunsuz bir biçimde teslim etmemiz için yeterli.
