Sepette İndirim
5.834,75 TL6.834,75 TL
--- Diğerleri ---
“Kötü olan insanlardı çünkü bahar kimseyi öldürmezdi, şehir kimseye kıymazdı, gençlikcan almazdı. Ne bela varsa insandandı.”Diğerleri, 70’lerin Türkiye’sinde bir mahallenin, eski bir konağın ve burada kesişen hayatların romanı. Öbürküler’den tanıdığımız Sacide ve arkadaşı Cahide’nin hikâyesi, geçmişin gölgelerinde kaybolmuş Hayganuş ve Artin Boğosyan’ın dünyasıyla birleşiyor, “diğerleri”nin şaşırtıcı varlığıyla şekilleniyor. Pansiyoncu olarak geldikleri evde üniversite öğrencisi gençler Artin Bey’in dünya dışı âlemlere açılan kapılarıyla karşılaşıyor.Mahir Ünsal Eriş, detaylara olan titizliği ve duygu yüklü anlatımıyla okurlarını taşra ile metropol arasında sıkışmış hayatların içine çekiyor. Büyük hayallerle dolu devrimci gençler, konakta saklanan sırlar ve her köşesinden insan olmanın derin karmaşıklığı sızan bu roman, hem kahkahalar attırıyor hem de yüreğinizi burkuyor.Her bir karakterin bir parçasını taşıdığı Diğerleri, insan olmanın karmaşık güzelliklerini ve zorluklarını hatırlatıyor, geçmişin gölgeleriyle bugünün umutlarını buluşturuyor ve her satırında okurunu derinden etkiliyor. Öbürküler ile başlayan macera Diğerleri ile yepyeni bir manzaraya açılıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
--- Olduğu Kadar Güzeldik ---
“Kadir İnanır’la Türkan Şoray bir düğünde karşılıklı oynuyorlardı televizyonda. Biraz sonra vurulacaklardı biliyorum, belki on kez izlediğim film. Ama yine de biraz sonra biteceği bilinen bütün mucizeler gibi çok güzeldiler.”Olduğu Kadar Güzeldik, Bandırma’nın rüzgârını, Ezine’nin güneşini, Ankara’nın soğuk yüzünü okuruna taşıyor. Çocukluk travmalarından gençlik sancılarına, taşranın umutsuzluğundan büyük şehirlerin yabancılığına savrulan karakterler, okuru hem düşündürüyor hem derinden etkiliyor.Bu öyküler, bir nostalji albümünün sayfalarını karıştırmak gibi: Her biri tanıdık ama bir o kadar da derin. Aile içindeki küçük sırlar, çocukluğun unutulmuş oyunları, hayata tutunmaya çalışanların ince hesapları… Hepsi ince ince işlenmiş bu hikâyelerde saklı. Okudukça bir çay bardağının buğusunda, eski bir şarkının melodisinde kendinizi bulacaksınız.60. Sait Faik Hikâye Armağanı’na layık görülen Olduğu Kadar Güzeldik ile Mahir Ünsal Eriş taşranın mahzun, muzip ve meraklı dünyasını yeniden kuruyor.
(Tanıtım Bülteninden)
--- Sarıyaz ---
“Şimdilerde o günleri ananlar hep ‘Sarıyaz’ diyorlar adına. Haziranın gevreyen toprak üstünde buram buram tüttüğü son demlerinde, topu topu on iki günlük bir zamandı oysa. Ama bütün bir mevsim, yıllar boyu hatırlanacak kadar yüklü geçmişti. Tarihe ‘Sarıyaz’ diye düşüldü o günler.”Sarıyaz, okurları bir kıyı kasabasının tozlu yollarına, birbirine sarmalanmış hayatların izini sürmeye çağırıyor. Kalp kırıklıkları, umutlar ve yalnızlıkla örtülmüş bu hikâyeler, hayata dair her rengi, insanı kendine çeken bir dille anlatıyor. Bu öykülerde Mahir Ünsal Eriş’in karakterleri; sevdayla, hüsranla ve hayata tutunma çabasıyla, okura âdeta ayna görevi görüyor. Sokağın dili, evlerin sessizliğinde yankılanırken, samimiyeti ve dürüstlüğüyle Sarıyaz tanıdık ama özgün bir dünya kuruyor.Hayatın gerçeklerine olduğu kadar insanın içsel dünyasına da dokunan, duygu dolu bu eserin her satırında merhamet ve incelik bulacak, Eriş’in içtenliğini her zamanki gibi hissedeceksiniz.
(Tanıtım Bülteninden)
--- Kara Yarısı ---
“Çünkü sokak bunun içindir. Sokak, bir uçtan bir uca oynamak, yorulunca soluklanıp yorgancının deposundaki lavabodan su içmek, dönüp yeniden araba aynalarına ve yeniden evlerin camlarına rağmen top oynamaya devam etmek içindir.”
Mahir Ünsal Eriş, dar sokakların sessizliğinde derin yaralara, küllenmiş anılara ve gecenin tam ortasında beliren esrarengiz olaylara dair dokunaklı bir hikâye sunuyor. Sokakların ıssız saatlerinde, kuş cıvıltıları yerine kaybolan masumiyeti yankılanan bu öyküler, sıradan görünen yaşamların ardındaki çalkantıları derinlemesine gözler önüne seriyor. Eriş, kalemiyle çürümekte olan bir dünyayı ve bu dünyaya sıkışıp kalmış hayatları ustaca betimliyor. Herkesin sakladığı ve kimsenin paylaşamadığı acıların taşıdığı ağır yük, hikâyelerin satır aralarına gizleniyor. Ancak, her bir anlatının içinde bir kırılma noktası, belki de aydınlığa dair bir umut ışığı bulunuyor.
Mahir Ünsal Eriş’in kalemiyle hayat bulan Kara Yarısı, karanlık bir geçmişin izlerini takip ederken okuru da yaşanmışlıkların ağır yüküyle yüzleşmeye çağırıyor; belki de kimsenin söylemeye cesaret edemediği sözleri fısıldıyor: “Her sokak, kendine saklanmış sırlarla doludur.”
(Tanıtım Bülteninden)
--- Öbürküler ---
“Kökünden sökülmüş bir ağaca benzetti halini kendi kendine. Toprağından kopmanın mahzun serinliğini duydu o gece, yer döşeğinde.”Fahrettin Bey’in tayiniyle başlayan yolculuk, bizi Anadolu’nun taşrasından alıp metropolün karmaşasına, bir otobüs yolculuğundan bir tren manzarasına taşıyor. Fahrettin Bey ve ailesi, büyük hayallerle çıktıkları bu göçte yalnızca yeni bir hayatla değil, İstanbul’da doğaötesi olaylarla ve köşkün karanlıkta kalan yüzleriyle de karşılaşıyor. Köşkün kuytularında fısıldayan sesler, gecenin bir yarısı uykuları kaçıran ayak sesleri ve hiç beklenmedik anlarda ortaya çıkan öbürküler…Mahir Ünsal Eriş, geçmişle gelecek arasında gidip gelen bir anlatıyla, 60’ların Türkiye’sine ayna tutuyor. Basit bir taşınma hikâyesi, zamanla büyüyerek geçmişin ağırlığını ve kayıpların hüznünü hatırlatan bir deneyime dönüşüyor. Gerilim ve nostalji dolu bu roman, hem taşradan büyük şehre göçen insanların öyküsünü hem de tarihin silinip giden öbür yüzlerini, halının altına, kapının arkasına süpürülen acıklı göç hikayelerini konu alıyor.“Bizim millet unutmaya meraklıdır. Dünya ikiye yarılsa üç gün sonra dünyada olduğunu hatırlamaz.”
(Tanıtım Bülteninden)
--- Tatil Kitabı ---
“Memleket, bahçe içinde, kırık dökük ama temiz ve tertipli, kireç boyalı, duvarlarına kızartmayla tüp gaz kokusu sinmiş tek katlı bir evdi… Uzun hem de çok uzun bir yolculuğun sonunda varılan vatan toprağı, sayısı şuncacık evi güçbela dolduracak kadar olan birkaç güler yüzlü, sevinçli insandı.”Mahir Ünsal Eriş ta ilk öykülerinden bildiğimiz şehirlere, tanıdığımız insanlara geri dönüyor, başka bir ifadeyle, gurbetten kendi topraklarına... 1980 yazında Almanya’dan “memleket”e gelen bir gurbetçi ailesinin küçük kızı Münevver’in dolu dolu yaz tatilini anlatıyor Tatil Kitabı’nda.Türkiye’de gurbetçi de olsanız, turist de olsanız, geçiyorken buraya şöyle bir uğrasanız da almanız gereken dersler, geçmeniz gereken sınavlar var. Minik Münevver, yabancı bir şehirde, yabancı ama canına katarcasına içten insanların arasında geçirdiği yaz tatilinde elinden düşürmediği “tatil kitabı”yla işte bu memleket sınavına hazırlanıyor.Mahir Ünsal Eriş’in samimi üslubuyla yer yer gülümseten, yer yer iç sızlatan bir çocukluk hikâyesi Tatil Kitabı. Geçmiş zamanların sokağını, mahallesini, insanını özleyenlere o zamanlardan hoş bir hediye.
(Tanıtım Bülteninden)
--- Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde ---
“Bangır bangır Ferdi çalıyor evde, zamanın çok evleri gibi. Camlardan, aynalardan, duvarlarda asılı posterlerden dönüyor sesi Ferdi’nin titreyerek, titreterek; kadınlar bir yandan şerbetlenmemiş parmaklarının ucuyla tuttukları sigaralarını tellendirip bir yandan eşlik ediyorlar Ferdi Bey’e, yarı dudaklarıyla. İnsanların kederli olmayı çok sevdiği yıllar. Her şeye sinmiş bir Maltepe sigarası kokusu, bir ucuzluk, bir pazardan alınmışlık, bir muşambalık.”Taşranın sokak aralarında, evlerinde, kalplerinde yaşanan ama konuşulmayan hikâyeler… Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde… yalnızca bir dönemi değil, bir duyguyu da yakalıyor. Mahir Ünsal Eriş, geçmişin naftalin kokulu hikâyelerini gün yüzüne çıkarıyor. Hayaller, kayıplar, umutlar ve hayal kırıklıkları bu öykülerde iç içe geçiyor. Bu hikâyelerse bazen gülümsetiyor, bazen hüzünlendiriyor ama her defasında derinden etkiliyor.Bu kitap, içinden geçtiğiniz ama hatırlamak için durup hiç bakmadığınız anların büyülü bir yansıması. Mahir Ünsal Eriş’in ilk öykü kitabı Bangır Bangır Ferdi Çalıyor Evde... yıllar sonra bile hâlâ aynı hüzün ve neşeyle yüreklere dokunmaya devam ediyor.
(Tanıtım Bülteninden)
--- Acaip ---
“Bunları sonra oku olur mu Güzin? Al bunları, sakla. Bir gün öldüğümü duyarsan, olur da duyarsan, işte o zaman çıkar, baştan sona oku. Çünkü bizim hikâyemiz burada saklıdır.”Bu cümlelerle başlayan bir defterin, saklı kalmış hayat hikâyesi... Samim ve Güzin’in yolları, Ankara’nın ürpertici sokaklarında, sır dolu bir çeviri bürosunda kesişiyor. Okyanuslardan göklere uzanan korkutucu mitolojik figürler, karşı konulmaz aşkların gölgesinde kalan hayalet hikâyeleri ve birbirine yabancı insanların sırları, aşk ile harmanlanıyor. Mahir Ünsal Eriş’in güçlü kaleminden Samim’in sakladığı ve ondan saklanan sırlar, Güzin’in peşinden sürüklendiği geçmiş, ikisini birbirine bağlayan sıcak bir aşk hikâyesi içinde çözülüyor. Acaip, okurları derin bir duygusal yolculuğa çıkarırken, kendimize ve birbirimize dair karanlık yüzleşmelere de davet ediyor.
(Tanıtım Bülteninden)
--- Gaip ---
“Hayat o kadar kolay, çizgileri bu kadar belli bir oyun değildi maalesef. Bunlar, hayatın hakikatleriyle yüzleşecek cesareti bulunmayanların, ona katlanabilecek sabır ve tahammülü tesis etmek için uydurduğu, gerçek olmasını temenni ettiği yalanlardı sadece. Hakikat kesindi, keskin çizgileri vardı. Onu nasıl algıladığınız, nasıl yorumladığınız, nasıl olmasını istediğiniz hakikat denen şeyin umurunda bile olmazdı. Hayatla barışabilmenin tek yolu, hakikati olduğu gibi kabullenip kendini onunla yaşayabilecek şekilde eğitmekti.”Gaip, bir kazanın ardından her şeyi unutan bir adamın, Salih Karahisarlı’nın kimlik arayışını, kendini bulma hikâyesini anlatıyor. Ama çok geçmeden derinlerde saklı aile sırlarını, geçmişin karanlık yüzünü ve sevginin sınavını da ortaya çıkarıyor. Mahir Ünsal Eriş, okuru belleğin karanlık köşelerine sürüklerken, sıradan bir ailenin sıradan olmayan sırlarını ustalıkla örüyor. Bu hikâyede her satır, geçmişle yüzleşmenin sancısını hissettiriyor…
(Tanıtım Bülteninden)
--- Mehmed Nüvid Bey'in Harikalar Lügati ---
Ben bir rüya gördüm. Bu rüya beni bir yola çıkardı. Ne oldu, nasıl oldu; idrakine dahi zaman bulamadım. Lâkin beni çağıran bir sedanın peşinde meçhullere dalıp çıkacağım bir yola düştüm. Ben bir rüya gördüm ve bu rüya bana elifle geldi.19. yüzyılın son yılları... Büyük âlim Şemseddin Sami Bey'in sözlük çalışmalarındaki biricik yardımcısı Mehmed Nüvid Bey, bir gece rüyasında bir harf görür: Bir elif... Bu harf, Mehmed Nüvid Bey'i bir hayalin peşinde uzun yollara düşmeye, "nemika"yı bulmaya davet etmektedir.Nüvid Bey davetin cazibesine dayanamaz ve akıbeti meçhul bu maceraya atılır. Gözü pek yardımcısı Nikolaki Efendi'yle birlikte Anadolu ve Ortadoğu coğrafyasını bir uçtan bir uca kateder ve nemikayı ararlar. Nemika nerededir, hangi hikâyede saklıdır? Gebze'de Zenniye eşkıyasının hikâyesinde mi, Anadolu'yu karış karış dolaşıp hayatın müziğini yakalamaya çalışan Layoş Farkaş'ın hikâyesinde mi? Aşkın, hakikatin peşinde dağlar tepeler aşılır; aylar, mevsimler geçer; Mehmed Nüvid Bey belde belde gezerek birbirinden acayip ve garaip 99 hikâye dinler. Hepsinde nemikadan bir şey vardır ve Nüvid Bey'e kendi lügatini yazdırmaktadır.Mahir Ünsal Eriş, eşi benzeri olmayan, harikalarla dolu bir lügat yazdı: Rüyasının peşinden yola düşen bir konak efendisinin, yolda kendi hakikatiyle, aşkıyla yüzleşmesinin lügati...
(Tanıtım Bülteninden)
Neden idefix?
Siparişinizi teslim aldığınız tarihten itibaren 14 gün içinde iade edebilir, iade sürecinin tamamlanmasının ardındansa ödemenizi hızla geri alabilirsiniz.
Kullanıcı dostu ara yüzümüz tüm ihtiyaçlarınıza eksiksiz yanıt verebilmek için tasarlandı. Deneyiminizi uçtan uca kusursuz kılmak adına çağrı merkezimiz ve canlı destek hattımızla ihtiyaç duyduğunuz her anda yanınızdayız!
Siparişlerinizin bir an önce ulaşması için sabırsızlandığınızın farkındayız. Sunduğumuz farklı teslimat seçenekleri arasından size en uygununu belirlemeniz, siparişinizi olabildiğince çabuk veya dilediğiniz zaman aralığında sorunsuz bir biçimde teslim etmemiz için yeterli.
