--- Sincap ---
Bazen Kendi Hikâyeni Başkasında Keşfedersin
Bir şey yaratıyorsun, sonra o yarattığın şey sana sırlarını fısıldıyor. Bilmediğini zannettiğin sırları.
Bak şair, bir zaman gelecek şiirlerin seninle konuşacak. Tanrı, sen ve ben, izahı mümkünsüz yaratmanın sarhoşluğuyla bir araya geldik. Tanrı bizi yaratırken, bir gün ona kendi sırrını fısıldamamızı arzuluyordu. Biz onun gizli hafızasıyız. Hiç düşündün mü, ya yazdıkların aslında sana kendilerini yazdırıyorsa?
Ya biz Tanrımıza kendimizi yarattırdıysak? Bu yüzden, biz kendimizi anlamaya çalışırken Tanrımızla yüzleşiriz. Bu yüzden insanların Tanrısı kendilerine benzer…
Fikirleri yüzünden ülkeyi terk etmek için İstanbul’dan kaçan şair İskender Sof…
Peşinde, İskender’in şiirlerinden yola çıkarak onun izini süren istihbarat ajanı Metin…
Kişisel bir intikam planı olarak kalpazanlığı seçen Sincap ve film karelerinde yaşadığını hayal eden Süreyya… İsmail Güzelsoy’dan soluksuz okuyacağınız bir roman…
(Tanıtım Bülteninden)
--- Öksüz Ağaçların Çobanı ---
“Şimdi bir ıslığın sarhoşluğunda senin beni bulacağın cehennemlere gönüllü gidiyorum. Neyin narıyla yandıysak, ondan doğacağız. Çünkü aşk bir insanı yeniden doğurmaktır. Aşk iki kişiyi tek ruhta akıtmaktır ya da iki ruhu tek bedende sınamak… Cennet bir insandır çünkü, cehennem de...”Hiçbir aşk hikâyesi, yaşayanlar ile onu izleyenler için aynı şey değildir. Dışarıdan bakanların gülüp geçeceği o coşkulu savruluşun hikâyesi bu. Bir ağacın toprağı kucaklayan kökleri gibi görülmeyen şeylerin masalını dinliyoruz bu kez.İstanbul’un altına tünel kazıp kayıp sevgilisini arayan bir adamın tutkulu aşkının hikâyesi, Ferhat ile Şirin’den Orpheus ile Eurydike’ye, masallara, hayallere ve rüyalara kadar, hayatımıza dahil olmuş birçok şeyi kucaklıyor.Yürüyen ağaçların, gerçekle aldanmayı reddeden Meryem’in, Pinokyo’yu sorgulayan emekli bir hayat kadınının büyülü hikâyesi Öksüz Ağaçların Çobanı…
(Tanıtım Bülteninden)
--- Hatırla ---
Şimdi bir rüya kadar uçucu, bir hayal kadar uzak, hatırlayış kadar tehlikeliyiz.
Bir varlık kendisini başkasının elinde yaratabilir mi? Sekiz yüzyıl önce Artuklu sarayında El-Cezerî isimli mühendisin yaptığı karmaşık robotların can kazandığı büyülü bir masala yolculuk yapıyoruz Hatırla’da. Zulmün, adaletsizliğin hükmüne son vermek, şenliğin ve neşenin hüküm sürdüğü bir hayat kurmak düşündüğümüzden daha kolay olabilir mi? Sokaklarda dans eden bir kız çocuğu acımasız tiranların zulmünü yıkabilir mi? Evet, diyor Hatırla. Çünkü sokaklarda dans edilmediği zaman orada
kan akıyor.
Arka arkaya sıralanan sürprizlerle birbirine geçen, birbirine bağlanan sekiz yüz yıllık iki serüvenin şiirsel romanı Hatırla. Zamanın yalnızca bir hatırlama yolculuğu olduğunu fısıldıyor bize. Umudun son kırıntısı da tükendiği zaman kapımızı omuzlayıp ruhumuzu ele geçiren bir aşkı tarif ediyor. Cibeş İso, Zakir, Suzan, Samet, Kedi Şulbu...
Her biri kendi aykırı dünyasından çıkıp hatıralarınıza ortak olacak. En umutsuz olduğunuz zaman, çok uzaklarda kaldığını, unutulup gittiğini zannettiğiniz o şifreli sözü fısıldayacaklar size: Hatırla...
İsmail Güzelsoy Hatırla’da yine bizi bir anlatı şölenine davet ediyor.
(Tanıtım Bülteninden)
--- Çıt Yok ---
İnsan En Büyük Sırlarını Kendisinden Saklar...
Benimle göz göze gelmemeliydin. Gözlerimin hafızasına bakmamalıydın. Orada yaralı hayatların kahırlı masalını görmemeliydin. Ne sorarsam sorayım aynı cevabı veriyorsun: Katil kim? Bu kıyım çağında, “Katil kim?” demek, “Katil ben değilim” diye kendine yalancı tanıklık etmekten başka ne ki? Bir katil yaratalım ve onu yenelim istiyorsun.Zehirli sözlerden kurtul. Benimle bak kendine. Gözlerime tanık ol. Mademki bir kez baktın, gör o zaman.
İkinci savaş zamanı… İstanbul’u dehşete sürükleyen cinayetler… Cinayetlerini mutlak sessizlikle işleyen bir katil… “Ölü olmaktan ne zaman sıkılır insan?” diye soran bir çocuk… “Bazı oyunları kaybetmek için oynarız” diyen bir horoz dövüşçüsü...
İsmail Güzelsoy’un romanı Çıt Yok gizemli bir hafiye romanı gibi sürükleyici, varoluşun en temel sorularını cesurca dile getiren bir metin kadar derin.
(Tanıtım Bülteninden)
--- Gölge ---
Hikayemiz namusumuzdur… Gölgen hep yanımda olacak... Herkesin gizli bir şarkısı vardır, ömrünce içinde taşır, bazen öyle derine gömer ki zamanla kendi de unutur onu. Ta ki aynı şarkıyla sarhoş olan biriyle rastlaşana kadar. Biz aynı şarkıyla kederlenmiş, ağlamışız bir zaman. Sana o yüzden inandım. Biliyorum, başka bir zamanda söylenmiş -söylenecek ya da söylenmekte olan- şarkıyla, birbirini tanımadan birlikte dans eden insanlarız. Yüzünü göremiyorum, gözlerim gözlerine değmeden konuşuyorum, bunu hiç sevmiyorum ama buraya kadar ulaştığına göre iyi biri olmalısın. Neden seninle hikâyemi paylaşmam gerektiğini bilmiyorum ama istediğini yapacak, hatırlayabildiğim her şeyi anlatacağım şimdi. Anlamak için acele etme. Bazı şeyleri anlamadan da severiz ya. İnsanları mesela... Aşk başka ne ki?
İstanbul semalarında iki minare arasına gerilmiş ipte yürüyen bir çocuk ve bir maymun... İki can dostu... Oradan şehri seyrediyorlar... Aşkı, günahı, ölümü boynuna kolye gibi asmış İstanbul'u... Şehrin hikâyesi bir zaman sonra onların hikâyesi olacak çünkü... Edebiyatımızın en güçlü seslerinden olan İsmail Güzelsoy Gölge ile yazarlık serüveninde doruğa ulaşıyor... Aşk var bu romanda. Şefkat var. Ölümsüzlük peşinde gizemli bir cemiyet. Rüyaların dilini çözmeye çalışan insanlar. Ve ölümün bile sona erdiremediği bir dostluk...
(Tanıtım Bülteninden)
Sayfa Sayısı:
296
Baskı Yılı:
2016
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
Doğan Kitap
--- Değmez ---
Kelimelerin gücüne, edebiyatın büyüsüne inancını koruyanlar için…
Benim için çizdiğin kader planını kabul etmiyorum!
"Tanrı, insanın ölümsüzlüğe varmış halinden başka bir şey değil" diye cevaplıyordu beni Selman Dermanî. "Ölüm ile kesilen bir hayatın hiçbir anlamı yoktur. Değmez... Bütün bu çabalara, sağalmaya, hasta olmaya, iyileşmeye, çalışmaya, mülk edinmeye, çocuk yapmaya, âşık olmaya değmez. Lisan öğrenmeye, şiir okumaya, saz dinlemeye, mutlu olmaya değmez.
Ancak ölümsüzlük varsa bu dünya hayatının bir anlamı olabilir. Kendimi yeniden, sıfırdan üretmeyi istiyorum. Bunu yapacağım. Hakkım! Kadere teslim olacaksak mağaralara dönelim, haydi!.."
İnsan yalnızca bir kez "Değmez" diyebilir, ikinci kez bunu tekrarlıyorsa sahtekârdır. İlk söylediği anda kalemini kırmıştır zaten.
Aras Nehri'nin dibinde buz tabakasının altında bir adam yatıyor: Bir edip. Faruk Ferzan. "Ne oldu bana? Öldüm mü?" diye soruyor kendi kendine… Öldü mü? Ölmediyse birinin onu kurtarması gerekecek. Yola devam etmesi gerekecek. Aşk yaşanmaya değerse bunu yapmalı…
El çabukluğuyla bizi efsunlayan bir yazar var karşımızda… Fennî Sihirler yapan bir sihirbaz!.. İsmail Güzelsoy Değmez'de hayatın en büyük iki sırrının, aşkın ve ölümün dansını koyuyor sahneye. Kelimelerin gücüne, edebiyatın büyüsüne inancını koruyanlar için…
(Tanıtım Bülteninden)
İnce Kapak:
Sayfa Sayısı:
376
Baskı Yılı:
2015
e-Kitap:
Sayfa Sayısı:
322
Baskı Yılı:
2016
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
Doğan Kitap
Neden idefix?
Siparişinizi teslim aldığınız tarihten itibaren 14 gün içinde iade edebilir, iade sürecinin tamamlanmasının ardındansa ödemenizi hızla geri alabilirsiniz.
Kullanıcı dostu ara yüzümüz tüm ihtiyaçlarınıza eksiksiz yanıt verebilmek için tasarlandı. Deneyiminizi uçtan uca kusursuz kılmak adına çağrı merkezimiz ve canlı destek hattımızla ihtiyaç duyduğunuz her anda yanınızdayız!
Siparişlerinizin bir an önce ulaşması için sabırsızlandığınızın farkındayız. Sunduğumuz farklı teslimat seçenekleri arasından size en uygununu belirlemeniz, siparişinizi olabildiğince çabuk veya dilediğiniz zaman aralığında sorunsuz bir biçimde teslim etmemiz için yeterli.
