Sepette İndirim
2.846,53 TL3.795,37 TL
--- Aşka İnanmayanlar İçin Aşk Öyküleri ---
"Yeryüzü, gökyüzü ve tüm insanlar, insanların kafası, iç organları, iç organlarını oluşturan moleküller, atomlar, hepsi ama hepsi kıldan ince ipliklerle birbirine bağlı. Bir anda kopup dağılmak, dört bir yana saçılmak o kadar kolay ki, insan bazen nefes almaya bile korkuyor. Çok dikkatli olmak lazım."Aşka inanmadığını söyleyen bir pastacının kaleme aldığı aşk öyküleri, bir otomobille kurulan tuhaf bağ, aceleyle hazırlanmış bavulun dışında kalanlar, beklenmedik karşılaşmaların sıradan günlerin seyrini değiştirmesi, ansızın ortaya çıkan siyah atlar, bal arılarının izinde çözülen bir aile, herkesin kendi gerçeğinde başka türlü yaşanan trajikomik dostluklar...Hikmet Hükümenoğlu, Aşka İnanmayanlar İçin Aşk Öyküleri'nde birbirine çarpıp ayrılan birçok ânı alışıldık kalıpları bozarak yan yana getiriyor. Masalların aksine; aşkın aksak, ironik, rahatsız edici, tutkulu ve gerçek yüzünü gündelik hayatın içindeki en yalın ifadeyle görünür kılıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
--- 47 Numaralı Kamara ---
Otuz yılı aşan hizmetinin ardından hurdaya ayrılacak olan Efes gemisi, Akdeniz’den İstanbul’a uzanan son yolculuğunu gerçekleştirmektedir. Issız koridorları, boş kamaraları ve bir avuç yolcusuyla yol alan gemide, aynı masaya oturanlar arasında görünenden fazlası vardır: Ünlü yazar Hikmet Bey, onun kalemini taşıyan asistanı Murat ve suyun karanlığına gömülmüş bir sır... Her şeyi en ince ayrıntısına kadar gören anlatıcı, bu tekinsiz yolculuğun sonunda gerçekle kurgu arasındaki sınırları kaldıran, çözülmesi güç bir oyun kurar.
47 Numaralı Kamara
; kimliğin, başarının ve aşkın ne kadarının bize ait olduğunu sorgulatan bir hayalet hikâyesi.
“Artık hayal kırıklıklarının en kötüsüne bile alışmış olması gerekirdi ama öyle değildi işte, her seferinde yeniden içinden bir şey kopup eksiliyordu. Hiç olmazsa canı yanmıyordu uzun süredir, fiziksel acılar kadar, içindeki sızılar da anlamını yitirmeye başlamıştı. Sadece beyaz boşluk vardı, artık daha fazla büyüyemeyeceğini düşündüğü anda ikiye katlanıyor, paslı dişleriyle onu defalarca çiğniyor, yutuyor ve sindiriyordu.”
(Tanıtım Bülteninden)
--- Kar Kuyusu ---
Eski apartmanlar, tuhaf komşular, bitmeyen bir kış ve yıllardır biriken sırlar...
Genç bir kadın, Galata’nın arka sokaklarının birinde açtığı küçük takı dükkânıyla hayatını yeniden kurmaya çalışır. Ancak burada hiçbir şey göründüğü kadar masum değildir. Günlük hayatın içine sızan huzursuzluk giderek büyür, kar yağdıkça şehir örtülür, örtülen her şey gerilimi biraz daha artırır.
Hikmet Hükümenoğlu,
Kar Kuyusu
’nda insan ruhunun kırılganlığını ve gündelik hayatın içindeki görünmez şiddeti yalın bir anlatımla ortaya koyuyor. İlk baskısı 2005’te yayımlanan bu roman, yazarın sonraki yapıtlarında derinleşecek anlatı evreninin erken izlerini barındırırken, kurduğu atmosfer ve gerilimle okurların dikkatini çekmeyi sürdürüyor.
“…çocukluğumdan beri beynimde bir karınca sürüsü yaşıyor ve genelde kafamın içinin sakin olmasına pek izin vermiyor. Bazen insanlar beynim karıncalanıyor der ama benimkisi öyle bir şey değil. Kafamda bir sürü karınca var ve de çok çalışkanlar. Herhangi bir şey aklımı kurcalamaya başlar başlamaz yuvalarından çıkıyorlar; beynimin kıvrımları arasında bir uçtan öbür uca tek sıra hâlinde yürüyerek sırtlarında minik minik kaygılar, korkular, tereddütler ve başka bin türlü sevimsiz düşünce kırıntısı taşıyorlar. Genelde onların kafamın içini bu şekilde ele geçirmelerinden ve benim sözümü hiç dinlememelerinden çok bunalıyorum ama yapabileceğim bir şey olmuyor.”
(Tanıtım Bülteninden)
--- Harika Bir Hayat ---
2023 YUNUS NADİ ROMAN ÖDÜLÜ"Bir zamanlar elmas gerdanlıklar gibi ışıl ışıl parıldayan şehir, şimdi buzlu camdan bir kubbenin altında donup kalmış. Gökyüzü kefen gibi beyaz, güneş hayalet gibi silik. Boğaz'ın suyu kapkara. Dallar bir türlü tomurcuklanmıyor. Haşarı bir veledin kavanoza hapsettiği sinekler gibiyiz, cama kafamızla vurup bir nefeslik delik açmaya çalışıyoruz..."İşgal altındaki İstanbul'un sisli bir sabahında, dünyaya bir bebek gelir. Adı: Harika. Duygularıyla nesneleri yerinden oynatan, büyüdükçe etrafındaki herkesi kendi yörüngesine çeken bu kız çocuğu, devrin karanlığıyla kendi ışığı arasındaki çatışmanın tam ortasında görülebilecek en harika varlıktır. Onu, işlenmemiş bir elmas, diye tarif ederler. Patlamaya hazır bir bomba. Ölüme uçan eşsiz bir kelebek.Hikmet Hükümenoğlu, işgal İstanbul'unun karanlığından Cumhuriyet'in ilk ışıklarına uzanan dönemi ince ince işlediği Harika Bir Hayat'ta, sıradışı kadın karakterinin derinlikli portresini 20. yüzyıl Türkiye tarihinin dönüm noktalarıyla yan yana getiriyor. Okuru hem Harika'nın olağanüstü hayat hikâyesine hem de dönüşen toplumun hafızasına yaklaştırdığı bu romanında, bir kadının varoluşuyla bir ülkenin yeniden doğuşu arasındaki kesişimleri ortaya koyuyor.
(Tanıtım Bülteninden)
--- Sonra Gözler Görür ---
İstanbul'daki hayatı dağılan ünlü gazeteci Ezgi Sezgin, oğlu Batu'yla birlikte, çocukluğunu geçirdiği Yenikent'e döner. Yeni bir başlangıç umuduyla çıktıkları bu yol, henüz taşınır taşınmaz onları beklenmedik olayların ortasına sürükler.Ezgi Sezgin, yeni işine adım atar atmaz kendisini hem şehrin nabzını hızlandıran bir cinayetin hem de yıllar önce ardında bıraktığı ilişkilerin ve yarım kalmış hesapların merkezinde bulur. Tanıdığı, tanıştığı yüzlerden her biri, onu başka bir soruya, başka bir ihtimale götürür. Geçmişiyle bugünü iç içe geçmişken, yalnızca şehirde olup bitenlerle değil, kendi hayatında görmekten kaçtığı şeylerle de yüzleşmeye başlar.Hikmet Hükümenoğlu, soğuk bir sahil kentinde gerilimi yüksek, derinlikli bir hikâyenin peşinden sürüklüyor okuru. Sonra Gözler Görür, yeniden başlamakla gerçekten görmek arasındaki o ince çizgide ilerleyen bir polisiye roman."Doğup büyüdüğü ve gençliğinde daralıp arkasına bakmadan kaçtığı Yenikent, yokluğunda neredeyse hiç değişmemişti. Bu ufacık şehirde zaman İstanbul'a kıyasla hâlâ yavaş akıyordu. Atmosferi oluşturan moleküller normalden daha ağırdı sanki ya da yerçekimi daha güçlüydü ve gözle görünmeyen bir kütle insanın sırtına çöküp hareketlerini yavaşlatıyordu."
(Tanıtım Bülteninden)
--- Küçük Yalanlar Kitabı ---
Cumhuriyet’in ilk yılları... Gökyüzünde süzülen zeplinler, çehresi değişen İstanbul ve dönüşümün ortasındaki üç kişi: Faruk, Rezan ve Tevfik. Devlet memuru olan Faruk, Avrupa’dan gelen gizemli misafir Nicholas Delvin’i ağırlamakla görevlendirildiğinde, bu işin onu karanlık bir labirente sürükleyeceğinden habersizdir. Öte yandan hayatının dar koridorlarına sıkışmış Rezan, yeni ihtimallerin cazibesine doğru çekilirken; geçmişin hayaletleriyle yaşayan Tevfik, zihnindeki sırlarla tehlikeli oyunların tam merkezinde durur. Küçük görünen seçimler ve önemsenmeyen tesadüfler, bu üç hayat arasında görünmez bir ağ örmeye başlar.
Hikmet Hükümenoğlu,
Küçük Yalanlar Kitabı
’nda modernleşen bir toplumun sancılarını bireysel sırlarla iç içe geçirirken; vicdanla hırsın, sadakatle ihanetin karşı karşıya geldiği dünyada, son âna dek gizemini koruyan hakikatlerin perdesini aralar.
“‘Bir daha anlat,’ diyorsun.
Hayır, diyorum.
Gramofonun iğnesini plağın üzerinden kaldırıyorum.
Yoruldum artık, diyorum. Artık sadece güzel hikâyeler anlatmak istiyorum.”
(Tanıtım Bülteninden)
--- 04:00 ---
"İçimi tanıdık bir sıkıntı kapladı. Parmaklarıma baktım. 'Avucundaki ışığa bakmayı öğreneceksin,' derdi büyükannem dumanlı kalın sesiyle. Çok sonra anlamıştım aslında dediğinin, 'Avucundaki ışıkla bakmayı öğreneceksin,' olduğunu. Avucuma baktım."Yaşadığı sarsıcı olayın ardından dünyaya sırtını dönen Giray, kendini aniden yeni kâbusların merkezinde bulur ve vicdanıyla geçmişi arasında hızla daralan bir labirente sürüklenir. Çocukların kaybolduğu, kuşların gökyüzünden yere çakıldığı bu labirentte, nesneler ve gizemli tanıklıklar üzerinden gerçeğin izini sürer. Peki insan, başkasının karanlığına ışık tutarken kendi kuyusundan kaçabilir mi?Hikmet Hükümenoğlu, Haruki Murakami edebiyatıyla metinlerarası temas kuran 04:00'te fantastikle gerçeğin iç içe geçtiği kaotik bir İstanbul panoraması çizer. Kişisel kıyametlerle toplumsal çıkmazların kesiştiği bu romanda, karanlıkla yüzleşmenin çarpıcı hesaplaşmasını anlatır.
(Tanıtım Bülteninden)
Neden idefix?
Siparişinizi teslim aldığınız tarihten itibaren 14 gün içinde iade edebilir, iade sürecinin tamamlanmasının ardındansa ödemenizi hızla geri alabilirsiniz.
Kullanıcı dostu ara yüzümüz tüm ihtiyaçlarınıza eksiksiz yanıt verebilmek için tasarlandı. Deneyiminizi uçtan uca kusursuz kılmak adına çağrı merkezimiz ve canlı destek hattımızla ihtiyaç duyduğunuz her anda yanınızdayız!
Siparişlerinizin bir an önce ulaşması için sabırsızlandığınızın farkındayız. Sunduğumuz farklı teslimat seçenekleri arasından size en uygununu belirlemeniz, siparişinizi olabildiğince çabuk veya dilediğiniz zaman aralığında sorunsuz bir biçimde teslim etmemiz için yeterli.
