Sepette İndirim
3.792,00 TL4.792,00 TL
--- Boş Zaman ---
Koltuklara çökmüştük. Meraklı gözler üzerime kenetlenmiş beni ağır ağır kemirmeye başlamıştı. Hastaymışım gibi bakıyorlardı.
Tek kusurum geçmişimin ancak bu sabaha kadar uzanıyor olmasıydı. Ben onların geride bırakmış oldukları günlerin bir parçasıydım.
Hepsi ortak geçmişlerinden birtakım izler ve işaretler taşıyordu.
Bense olmayan geçmişimle onların bu fevkalade düzenini bozuyordum. Yüzlerine yapışmış olan tereddütlü gülümsemelerin, huzursuz kımıldanışlarının, kaçan gözlerin arkasında hafızasızlığımdan
kaynaklanan derin ve yabani bir keder vardı.
Bir adam düşünün, bir kaza sonucu belleğini yitirmiş... Geçmişini hatırlamıyor, ailesini, çevresindekileri tanımıyor ve hepsinden önemlisi, nasıl yaşayacağını bilmiyor. Birileri var onunla konuşan… Kim bu insanlar, neden bakıyorlar ona? Karanlık ve tekinsiz şehri, alelacayip suretleri kendisi yaratmış olabilir mi?
Bazen boş, bazen anlama isteğiyle bakıyor etrafa. Her şeyi yeniden öğrenerek başladığı hayatı, kâbuslarla ve geçmişinden gelen tedirginliklerle günbegün koyulaşıyor. Hatırlamak, günü yakalamak, iyileşmek… Aç gözleri!
Denizi kapatan inşaat, çok başlı ejderhalar, cadılar, Beyoğlu, gri apartmanlar, çukura indirilen ceset ve kendini arayan bir hafıza… Kapa gözleri!
Hakan Bıçakcı'dan kördüğümün ve huzursuz bir zihnin romanı…
Sayfa Sayısı:
147
Baskı Yılı:
2011
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
--- Rüya Günlüğü ---
Rüyamda benim rüyalarımı gören birini görüyorsam ya da gerçek yaşamım sandığım yalnızca rüyamda gördüğüm kişinin rüyasıysa. Haluk yalnızca bir rüya kahramanıysa. Gerçekten yaşamıyorsa, soluk alıp verişi rüya icabıysa...O zaman kendimi çimdiklemem anlamsız. Birinin rüyayı göreni çimdiklemesi gerekir. Bunu benim yapmam mümkün değil."Yine bir Bıçakcı apartmanı, yanıp sönen sarıbeyaz ışıklar, komşu evlerden duyulan konuşmalar ve tıslamalar… Uzun merdivenler, flulaşan seyirler, yüzleşmeler,çok tanıdık gelen tuhaf şeyler… Mantığa sığınan tekdüzelikler, bıkkınlıklar, birbirine benzeyen sokaklar, iç içe geçen rüyalar, “yazarsan kurtulursun”, çaresizler,gevezeler ve uzun suskunluklar…Komşularım bir hayal olabilir mi? Sevgilim, dostum, annem nerede? Ben kimim?Hayat bir rüya… Genç bir adam başkasının hayatını rüyasında yaşarsa ne olur?Biz kimin rüyasıyız?Haluk, rüyasında bir başkasının hayatını dikizliyor. Bir rüya dedektifi gibi bu adamın peşine düşüyor... Ve giderek takip ettiği adama dönüşüyor. Her şey birbirine karışıyor…Hakan Bıçakcı, muğlâklığı kullanarak kesinliği, gerçeklikten kaçarak gerçeği anlatıyor. Rüya Günlüğü, Bıçakcı külliyatının sarsıcı duraklarından biri…
(Tanıtım Bülteninden)
--- Ben Tek Siz Hepiniz ---
Beni beklerken, her zaman olduğundan daha güzel, daha savunmasız,
daha cazip, daha derindi. Kendi eksikliğimi onun anlamlı yüzünden okumak...
Ya gelmezsem kaygısıyla gerilen hatları, büyüleyici bir tereddütle etrafına bakınması, milyarlarca insanın yaşadığı koskoca dünyada sadece beni bekliyor olması... İşte bu baş döndürücü görüntü karşısında huzur içinde ölebilirdim. İnsanın aşık olduğu kişinin kendisini bekleyişini izlemesi harika bir şey. Biliyorum, bu pek rastlanacak bir manzara değil. Çünkü o seni beklerken,sen orada olmazsın. Orada olduğundaysa, artık seni beklemiyordur.
Cenaze evleri, egzoz kokusu, ucuz filmler, bağıran televizyonlar, kanepeler, uğultulu fotoğraflar, şehrin ağrıyan mafsalları, radyonun dalga boyunda sıkıntı, yağmurluklu adamlar, yılın en kötü gününün en berbat saatinde yaşanan hortlak beyazlığında tesadüfler, gazete ilanları, hırlayan köpekler, tribün çocukları, Hakan Bıçakcı apartmanları, paranormal domatesler, flaşlar ve evet Ninjalar… Tekmili birden…
Hakan Bıçakcı tedirginliği, saplantıyı ve tatminsizliği ustaca anlatıyor. Romanlarındaki tekinsizliği bu defa hikâyeleriyle sürdürüyor.
Hakan Bıçakcı’dan tuhaf hikâyeler… Ürkek ve kasvetli zaman prelüdü…
(Tanıtım Bülteninden)
--- Silinmiş Sahneler ---
Silinmiş Sahneler
--- Karanlık Oda ---
Geceleri uykumda kendimi mi dişliyordum yani? Böyle bir hastalık var mı?
Uyurgezerliğin bir türü mü bu? Yamyamlığın bir türü mü ya da?
Yoksa ben mi icat ettim? Cinsel fantezi kurbanı olduğumu sanan doktora söyleseydim keşke,"İyi de doktor bey, ben yalnız yaşıyorum," diye.
Söyleyememiştim. Tutmuştum kendimi. Nedenini de gayet iyi biliyordum
aslında: Kendi kendimi bilinçsizce ısırıyor olmam, en sapkın ilişkiye girmemden çok daha rahatsız ediciydi.
Uzak, sanki hiç varolmamışçasına hatırlanmayacak uzak bir İstanbul semtinde başlıyor Karanlık Oda… Boş bir belediye otobüsü, pırpır eden floresanlar, ıssız ve alelacayip vitrinlerle giriyor söze… Suya daldırıldıkça ağırlığı artan paçavra gibi dibe giden, kendini ve unuttuklarını hatırlamaya çalışan bir fotoğrafçı çıkıyor karşımıza.
Sezgileriyle yürüyen, rutinlerle yaşayan, ürkek ve takıntılı bir adam bu…
Hakan Bıçakcı, akılcılığın maskesini çıkarttığı, her gecenin bir gündüzün içine aktığı şizoid ve polarize bir karanlığı resmediyor. İçinde ısırıkların, sararmış resimlerin, tekinsiz erkeklerin, alışveriş merkezlerinin, sanat galerilerinin, otel odalarının, markaların ve beyhude zaman usancının yaşadığı genç bir roman daha sunuyor bize…
Sayfa Sayısı:
176
Baskı Yılı:
2010
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
--- Hikayede Büyük Boşluklar Var ---
Gözlerimi açtığımda yataktaydım. Ancak bu benim yatağım değildi. Yumuşacık, açık renk yorganın ortasına gömülmüştüm. Tepemde bembeyaz ışıklar vardı. Gözlerim acıyla kamaştı. Bakışlarımı spotların kör edici beyazlığından kurtarıp sağıma baktım. Alışveriş yapan müşteriler... Soluma baktım. Yine alışveriş yapanlar... Büyük bir mağazanın orta yerindeydim. Teşhir amaçlı sergilenen iki kişilik yataklardan birinin üzerinde... Ürün kataloğuna sızıp karşıma çıkan ilk mobilyaya uzanıvermişim gibi. Sahipsiz, satılık bir döşekteydim.
Hakan Bıçakcı, gezinen, bir görünüp bir kaybolan insanları anlatıyor, fısıl fısıl konuşuyorlar. Küçük takıntıları, manasız paniklemeleri, yenilgileri, gelip geçenleri resmediyor.Tuhaf suçlulukları, belki de Sartre okuyan kızı, genişleyen gökyüzünü, köprü trafiğini, beyaz masa örtülerini, baş ağrısını, tesadüfleri, uğultuları, İstanbul'u, metroyu…
Hikâyede Büyük Boşluklar Var, kafa karıştırıcı, hatıra didikleyen Bıçakcı hikâyeleri… Hayaller Paris, Gerçekler Eminönü…
(Tanıtım Bülteninden)
Sayfa Sayısı:
179
Baskı Yılı:
2015
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
İletişim Yayıncılık
--- Uyku Sersemi ---
“Demir kaydıraklardan boşaltılan taşlar, tuğlalar, beton parçaları, camlar, çerçeveler. Önce gökyüzünü yırtarak gelen bomba sesi. Süratle yaklaşan, huzursuzluk yüklü uğultu. Ve yükün demir konteynerlere inmesiyle şiddetli patlama. Sonra yeniden aynısı. Sonra yine. Beton bombardımanı altında bir şehir. Yıkılan mahallede döne döne dans edenler. Çifler halinde. Hep aynı figürlerle. Moral bozucu bir ciddiyetle. Gözlerimi kapadım. Koyu yeşil kanepeye uzanmış, inşaat gürültülerini dinleyerek Elif’i bekliyordum.”
Kanser gibi büyüyen, başkalaşan şehir ve o şehir hakkında kitap hazırlamak isteyen genç bir editör. Daha dün “burada” olan ve hepsi birer hatıraya dönüşen evler, sokaklar, kitapçılar. Dipten gelen inşaat uğultusu... Günbegün gerçeklik algısını yitiren, çevresini, sesini ve en sonunda yüzünü tanıyamayan bir Kahraman...
Hakan Bıçakçı, kaybolan maziyi, vinçleri, kamyonları, sahte ay ışığını, uykusuzluğu, kötü rüyaları anlatıyor. Görünmez elin hırsla yırttığı sayfalar...
Uyku Sersemi, kayıp bir şehir rehberi. Bir yıkım günlüğü.
(Tanıtım Bülteninden)
--- Normal Nefes Almaya Devam Edin ---
Bu nedenle yazan çizen insanları da anlamam. Düşüncelerini, anılarını hikayelerini arsız bir iştahla yayımlatanları. Herkes onların akıllarından geçenleri okusun, izlesin, etkilensin saplantılarına bir mana veremem. Sapık gibi insanların ruhuna dokunma çabalarından tiksinirim. Hele tartışmayı seven insan. Aman aman. Gözlerdeki o parlama. O tükürüklü telaş. Tartışmayı çok sevenle tartışmayı hiç sevmem. Bir an önce savunduğu fikir galip gelsin de görüş alanımdan çıkıp gitsin isterim. Onu dinleyeceğime, kafamı dinlerim.Manyakça sırıtanlar, meraktan delirenler, kıymetli yalnızlıkları arayanlar, hayallerinden çok uzağa düşenler... MP3 arşivi ile Spotify arasında sıkışan şaşkın müzikseverler. Beton ve metal istilasından kaçıp mezarlıklarda nefes alan endişeli kentliler. Gecenin köründe asansöre binen eli cımbızlı adamlar. Yaşadığımız dünya yeterince ürkütücü değilmiş gibi yeni nesil korku konseptli kaçış evlerine gidenler. AVM görünümlü flehir yaratıkları, balmumu heykeller, ölü kediler, tatsız perşembeler, paranoya panayırları, uykuları kaçıran kabuslar...
Hakan Bıçakcı, kendine özgü yalın üslubuyla, modern zamanları ve faillerinin dehşetli monotonluklarını anlatıyor.Normal Nefes Almaya Devam Edin, gittikçe karmaşıklaşan sanrılıöykülerin kitabı. Çarpıp kaçan, derin tesirli, paranoyakça gerçekçi.
(Tanıtım Bülteninden)
--- Geçici Manzara ---
"Aylardan Efsane Kasım, günlerden Şahane Cuma'ydı. Fakat manasızca renkli reklam panolarındaki bu hesaplı coşkuya kapılan yok gibiydi. Metronun içi cenaze evini andırıyordu. Birbirinden koyu montlu, birbirinden mutsuz suratlı, birbirinden eğri duruşlu bir yığın insan farklı boşluklara dalıp gitmişti."Dikkate alınmaması gereken alarmlar, ilaçlanması gereken böcekler, düzeltilmesi gereken yamuk zeminler, bir sabah uyandığında manzarası değişenler, yorumlanamayan rüyalar, biriken çöpler, önemli toplantılar, önemsiz kanamalar, asit yağmurları, akvaryumlar, kafesler, daireler ve betonla kuşatılmış şehrin sanki hem içinde hem de dışında soluk alan hayvanlar... Hakan Bıçakcı'dan Geçici Manzara. Çoğunlukla tuhaf, şimdilik yeni öyküler.
(Tanıtım Bülteninden)
Neden idefix?
Siparişinizi teslim aldığınız tarihten itibaren 14 gün içinde iade edebilir, iade sürecinin tamamlanmasının ardındansa ödemenizi hızla geri alabilirsiniz.
Kullanıcı dostu ara yüzümüz tüm ihtiyaçlarınıza eksiksiz yanıt verebilmek için tasarlandı. Deneyiminizi uçtan uca kusursuz kılmak adına çağrı merkezimiz ve canlı destek hattımızla ihtiyaç duyduğunuz her anda yanınızdayız!
Siparişlerinizin bir an önce ulaşması için sabırsızlandığınızın farkındayız. Sunduğumuz farklı teslimat seçenekleri arasından size en uygununu belirlemeniz, siparişinizi olabildiğince çabuk veya dilediğiniz zaman aralığında sorunsuz bir biçimde teslim etmemiz için yeterli.
