İtaatsizlik Üzerine
"Şimdiye kadar tarihin büyük bir bölümünde, bir azınlık çoğunluğa hükmetmiştir. Bu hâkimiyeti gerekli kılan, hayatın güzelliklerinin sadece azınlığa yetecek kadar olup, çoğunluğa kırıntıların kalmasıdır. Eğer bu azınlık güzelliklerin tadını çıkarmak ve bunun da ötesinde çoğunluğun kendine hizmet etmesini, kendisi için çalışmasını istemişse gerekli şart şuydu: Çoğunluk itaat etmeyi öğrenmeliydi."
(Tanıtım Bülteninden)
Sayfa Sayısı:
72
Baskı Yılı:
2014
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
Say Yayınları
Psikanaliz ve Zen Budizm
Psikanaliz ve Zen, insanın doğasıyla ve dönüşümüne yol açan bir pratikle ilgili olmalarına rağmen aralarındaki farklılıklar benzerliklerden daha ağır basar. Psikanaliz bilimsel bir yöntemdir, dinden tamamen bağımsızdır. Zen, “aydınlanmaya” erişme tekniği ve teorisi olup Batı’da dini veya mistik olarak görülebilecek bir deneyimdir. Psikanaliz ruhsal bozukluklara dair bir tedavidir, Zen ise bir tinsel kurtuluş yoludur. Psikanaliz ile Zen-Budizm arasındaki ilişkiye dair bir inceleme, aralarında köklü ve bağlantı kurulamayacak derecede farklılık bulunduğuna dair bir açıklamadan başka bizi hangi sonuca götürebilir?
(Tanıtım Bülteninden)
Psikanaliz ve Din
Çoğunlukla yetkeci din, gerçek insanların gerçek hayatlarıyla neredeyse hiç ilintili olmayan çok soyut ve çok uzak bir ideali gerçek sayar. Şimdiki durumda ve zamanda yaşayan insanların hayatları ve mutlulukları, “ölümden sonra hayat” ya da “insanlığın geleceği” gibi idealler uğruna feda edilebilir; ileri sürülen amaçlar her yolu haklı çıkarır ve dindar ya da laik bir “seçkinler sınıfı”nın elinde soydaşlarının hayatlarını denetim altında tutmaya yarayacak semboller haline gelir.
“Karmaşık dünyamıza uygun ve kışkırtıcı bir kitap bu. Dinin ıskaladığı hususlara işaret ediyor ve hem psikoloji hem din öğretmenlerine değerli bir bilgi kaynağı sunuyor. Bu kitap, psikanalizin bilinçaltı çatışmalarını açığa çıkarmaya yardımcı olacaktır.”
-New York Herald Tribune-
(Tanıtım Bülteninden)
Sigmund Freudun Misyonu
Psikanaliz, Freud’un bizzat vurgulamaktan hoşlandığı gibi, onun eseriydi. Psikanaliz büyük başarılarının yanı sıra kusurlarıyla da kurucusunun kişiliğinin izlerini taşır. Bu durumda psikanalizin kökeni, hiç kuşkusuz, Freud’un kişiliğinde aranmalıdır. Peki Freud nasıl biriydi? Onu kendine özgü bir biçimde davranmaya, düşünmeye ve duyumsamaya sevk eden benliğindeki itici güçler nelerdi? Düşmanlarının iddia ettiği üzere, cinsellik ve disiplinsizlik ortamında yetişmiş yoz bir Viyanalı mıydı, yoksa en sadık taraftarlarının savunduğu gibi doğruyu bulma yolunda korkusuzca ve ödün vermeden yürüyen, ailesine karşı oldukça sevecen, öğrencilerine karşı kibar, düşmanlarına karşı âdil, kendini beğenmişlik veya bencillik emareleri taşımayan, dahası kişisel hiçbir kusuru olmayan büyük bir üstat mıydı?
(Tanıtım Bülteninden)
Marx'ın İnsan Anlayışı
Marx'ı "maddecilik" ile suçlayanlar aynı zamanda Marx'ın öngördüğü sosyalizmi, "maddi kâr motifinin" eksikliği yüzünden bu sefer de alabildiğine yermektedirler! Bu ifadelerde görülen belirgin zıtlık, bizim psikolojide "rasyonalizasyon" dediğimiz bir fenomenle açıklanabilir. Çünkü burada Marx'ın dini ve ruhsal geleneklerimize aykırı olduğu iddia edilen görüşleri, içinde yaşadığımız sistemi Marx'a karşı korumada kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra kapitalizmin insan doğasına uygun olduğunu ispatlamak ve "gerçek olamayan" bir sosyalizm görüşünden çok daha fazla üstün olduğunu gösterebilmek için yine rahatlıkla Marx'ın fikirleri öne sürülebilmekte ve onlardan yararlanılabilmektedir.
(Tanıtım Bülteninden)
Sayfa Sayısı:
136
Baskı Yılı:
2016
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
Say Yayınları
Psikanalize Yeni Bir Bakış
Arka Kapak Yazısı (Tanıtım Bülteninden)
Psikanalizi yapıcı olarak yenilemek ancak onun olgusal konformizmin (uymacılığın) üstesinden gelmesi ve yeniden radikal hümanizm ruhunda eleştirel ve meydan okuyan bir kuram haline gelmesi şartıyla mümkün olabilir. Psikanalizin revize edilmiş hali bilinçdışının yeraltı dünyasının daha da derinlerine inmeye devam edecek, insanı doğru yoldan saptıran ve biçimsizleştiren tüm sosyal düzenlemelere karşı eleştirel olacak ve insanın topluma değil de toplumun insanın gereksinimlerine uyum sağlamasına yol açacak süreçlerle ilgilenecektir.
Sevme Sanatı - Modern Kapak
“Sevgi, kişiyi diğer insanlardan ayıran duvarları yıkan, onu diğerleriyle birleştiren, insanın içindeki etkin güçtür.”
“Psikoloji alanındaki en önemli çalışmalardan biri.”
—The New York Times
Her sanat dalı disiplin, odaklanma ve sabır gerektirir. Sanatta ustalaşma, bir çocuğun yeni yürümeye başladığı evredeki gibi düşe kalka ama denemekten vazgeçmemekle elde edilir. Sevmek de içinde sevme ve sevilme eylemini birlikte muhafaza eden bir sanattır. Hatta diğer sanat dallarından daha fazla içgörüye ve anlayışa sahip olmaya ihtiyaç duyar. Bir ustası, bir kılavuzu yoktur; kişinin salt kendisi için ve tek başına edinebileceği bireysel bir deneyimdir.
Sevme Sanatı, bu sanatın nasıl ve hangi araçlarla icra edileceğinin anlatıldığı bir reçete ya da sevginin ne olduğu konusunda binlercesi bulunan bir kişisel gelişim kitabı değildir. Bunun çok ötesinde, artık bir klasik sayılan, hemen hemen tüm dünya dillerine çevrilen, yayımlandığı ülkelerde milyonlarca satan bu kitap, insanlığın geleceği için hümanist bir yaklaşım, sevme hakkında kusursuz bir felsefi manifestodur.
Sevme Sanatı, “sevmek” eyleminin ana hatlarını belirleyen ve bunu felsefe ve psikoloji temelinde ele alan, incitmeyen, eleştirmeyen, dili ve içeriği asla eskimeyen bir kitap.
(Tanıtım Bülteninden)
Olma Sanatı - Oto Analiz Öz-Farkındalık ve Medi...
Olma sanatını öğrenmedeki en önemli adım, yüksek bilinç kapasitemizi ve zihin söz konusu olduğunda eleştirel ve sorgulayıcı düşünme yetimizi güçlendirmektir. Bu esasen zekâ, eğitim veya yaş meselesi değil, karakter meselesidir; özellikle de insanın önceden başardığı, her nevi puttan ve akıldışı otoriteden şahsen bağımsız kalması meselesidir. Büyük çaplı bu bağımsızlık nasıl kazanılacak? Burada bir tek şunu söyleyebiliriz: İnsan bir kez itaatkâr olmamanın (burada kastım içsel itaatsizlik, yoksa illa düpedüz küstah ve dogmatik bir itaatsizlik değil) hayati öneminin bilincine varınca, itaatin küçük işaretlerine karşı çok duyarlı hale gelir, itaati haklı çıkaran ussallaştırmayı sorgular, cesaret gösterir ve hayati önemiyle birlikte sorunu bir kez kavradığında, sorunlara kendi başına birçok çözüm bulabileceğini keşfeder.
(Tanıtım Bülteninden)
Psikolog Olmayanlar İçin Psikoloji
Erich Fromm hayatını insan varoluşunun temel sorularını yanıtlamaya çalışarak geçirdi. Onun için “insan kimdir?” sorusu doğrudan yaşamanın özüne götürüyordu. Bu kitapta yer alan yazılar, Fromm’un psikolojik ve toplumsal sorunlara ilişkin temel düşüncelerini aktaran ve ilk kez yetmişli yıllarda Güney Almanya Radyosu’nda yayınlanan konuşmalarına dayanmaktadır. Fromm, saldırganlığın kökenlerinin yanı sıra savaşın ruhsal ve politik koşullarını da araştırıyor, toplumumuzdaki bolluk ve bıkkınlığı inceliyor ve psikolojinin işlevlerini psikolog olmayanlar için açıklıyor. Fromm’un özgün anlatımı ve incelikli dili, insanlara karşı ne kadar derin bir anlayış ve sevgiyle dolu olduğunu gösteriyor.Her insan yaşamına uygun olan psikolojiyi uyguluyor ve uygulamalıdır. İnsan başkalarının neler yaşadığını bilmek, onları anlamaya çalışmak zorundadır. Hatta başkalarının nasıl davranacağını tahmin etmek zorundadır.
(Tanıtım Bülteninden)
Dinleme Sanatı
Psikanalizin insan aklını, özellikle bilinçli olmayan kısmını anlama süreci olduğunu söylerken sağlam bir temele dayanıyoruz. Bu da şiiri anlamak gibi birsanattır. Bütün sanatlar gibi kendi kuralları ve standartları vardır.
Bu sanatı uygulamanın temel kuralı, dinleyenin tam konsantrasyonudur.
Dinleyenin aklında önemli hiçbir şey olmamalı, hırstan olduğu kadar endişeden de en uygun biçimde kurtulmuş olmalıdır.
Dinleyen, kelimelerle ifade etmeye yetecek kadar somut olup özgürce çalışan bir hayal gücüne sahip olmalıdır.
Başka bir insanla, diğerinin hissettiklerini kendisinin duyguları gibi hissedecek kadar güçlü bir empati kurma kapasitesine sahip olmalıdır.
Böyle bir empati şartı, sevgi kapasitesi için en idealidir. Başkasını anlamak demek onu sevmek –erotik anlamda değil, ona ulaşma ve kendini kaybetme korkusunu yenme anlamında− demektir.
Anlamak ve sevmek birbirinden ayrılamaz. Eğer ayrılarsa bu beyinsel bir süreçtir ve gerçek anlayışa açılan kapı, kapalı kalır.
(Tanıtım Bülteninden)
İnsan Olmak Üzerine
İnsanın karakteri, kendi elleriyle kurduğu dünyanın gerektirdiği şeylerce yoğrulmuştur. On sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıllarda orta sınıfın karakteri, güçlü sömürücü ve istifçi özellikler gösteriyordu. Bu “aktif” karakteri, başkalarını sömürme ve daha da çok kâr etmek için kazançlarını biriktirme arzusu belirliyordu. Yirminci yüzyılda, insanın karakter yönelimi, oldukça büyük edilgenlik ve piyasa değerleriyle özdeşleşme gösterir. Çağdaş insan, boş zamanının çoğunda kesinlikle edilgendir. Bengi tüketicidir; içkileri, yiyecekleri, sigaraları, konferansları, manzaraları, kitapları, filmleri “soğurur”; tümünü tüketir, yutar. Tüm dünya, onun ağzına layık büyük bir nesnedir: Büyük bir şişe, büyük bir elma, büyük bir memedir. İnsan, emici olup çıkmıştır, ebediyen beklenti içinde ve ebediyen düş kırıklığı yaşayan...
(Tanıtım Bülteninden)
İsa Dogması
Toplumumuz işleyişini düzgün bir şekilde sürdürebilmek için ne türden insanlara gereksinim duymaktadır acaba? Büyük gruplara kolay uyum sağlayabilecek ve bu gruplar içinde çalışabilecek, daha fazla tüketme arzusu taşıyan, tercihleri kolaylıkla etki altına alınabilen ve önceden tahmin edilebilecek insanlara gereksinim duyulmaktadır.
Kendini herhangi bir otorite, prensip ya da inanca bağlı görmeyen, özgür ve bağımsız olduğunu hisseden ancak yine de kumanda altına alınmaya istekli, kendisinden bekleneni yapmaya hazır, toplumsal makineyle sürtüşme yaşamadan ona uyum sağlayabilecek insanlara gereksinim duyulmaktadır. Bunlar güç kullanmaksızın, bir lidere gereksinim duymaksızın yönlendirilebilecek; hareket etmek, bir işe yaramak, ileri gitmek dışında hiçbir amaç için harekete geçmesi mümkün olmayan insanlardır.
(Tanıtım Bülteninden)
Sevme Sanatı - Klasik Kapak
Her sanat dalı disiplin, odaklanma ve sabır gerektirir. Sanatta ustalaşma, bir çocuğun yeni yürümeye başladığı evredeki gibi düşe kalka ama denemekten vazgeçmemekle elde edilir. Sevmek de içinde sevme ve sevilme eylemini birlikte muhafaza eden bir sanattır. Hatta diğer sanat dallarından daha fazla içgörüye ve anlayışa sahip olmaya ihtiyaç duyar. Bir ustası, bir kılavuzu yoktur; kişinin salt kendisi için ve tek başına edinebileceği bireysel bir deneyimdir.
Sevme Sanatı, bu sanatın nasıl ve hangi araçlarla icra edileceğinin anlatıldığı bir reçete ya da sevginin ne olduğu konusunda binlercesi bulunan bir kişisel gelişim kitabı değildir. Bunun çok ötesinde, artık bir klasik sayılan, hemen hemen tüm dünya dillerine çevrilen, yayımlandığı ülkelerde milyonlarca satan bu kitap, insanlığın geleceği için hümanist bir yaklaşım, sevme hakkında kusursuz bir felsefi manifestodur.
Sevme Sanatı, “sevmek” eyleminin ana hatlarını belirleyen ve bunu felsefe ve psikoloji temelinde ele alan, incitmeyen, eleştirmeyen, dili ve içeriği asla eskimeyen bir kitap.
“Psikoloji alanındaki en önemli çalışmalardan biri.”
—The New York Times
(Tanıtım Bülteninden)
Sevginin ve Şiddetin Kaynağı - Klasik Kapak
“SEVGİNİN VE ŞİDDETİN KAYNAĞI”Sevginin ve Şiddetin Kaynağı 1964 yılında ilk kez yayımlandığında insanlık en yıkıcı silahlarını, nükleer füzeleri geliştirmeye başlamıştı. Sanayileşmiş bir dünyada egemen olan bürokratik ruh hayata karşı derin bir kayıtsızlık doğuruyordu. İnsanı böylesine bir şiddete yönlendiren şey ne olabilirdi?Erich Fromm kişiliğin derinlerinde yer alan yıkma kapasitesini, narsisizmi ve ensest yaşamaya olan saplantıyı bir “çöküş sendromu” olarak görür. İnsan, tüm bu yok edici şiddetin üstesinden “gelişme sendromu”nu oluşturan hayat sevgisi, insan sevgisi ve bağımsızlık sayesinde gelir. Fromm’un bir psikanalist olarak yaptığı klinik araştırmaların sonuçlarını içeren Sevginin ve Şiddetin Kaynağı iyiye ve kötüye eğilimli olan insan kalbini derinlemesine inceliyor ve hayat sevgisini bir sevme sorunu olarak ele alması bakımından Sevme Sanatı’nı tamamlıyor.İnsanın yüreği katılaşabilir; insanlık dışı hâle gelebilir, fakat asla insan olmaktan çıkmaz. İnsan kalbi daima varlığını sürdürür.
(Tanıtım Bülteninden)
Freud Düşüncesinin Büyüklüğü ve Sınırları
"Kendini yanılgılara yönelten koşulları değiştirebilmesi için insanın önce bu koşulları doğuran yanlışlıkları yok etmesi gerekir."
Freud da böyle bir tanımlama yapabilirdi. Marx'ınkine benzer bir cümle, psikanaliz teorisini kullanarak tedavi uygulayan bir bilim dalı için çok uygun bir slogan olurdu. Gerçek kavramını epeyce genişleten Freud'un en özgün yanı, gerçeğin bilinçli zihinle düşünülen ya da inanılan şey değil de, asıl düşünmek istenilmediği için bastırılan olgular olduğunu ortaya koymasıdır.
Onun buluşlarının büyüklüğü, gerçek sanılanların ötesindeki gizli ve üzeri örtülü olarak duran asıl gerçeğe nasıl varılacağının yöntemini göstermesinden kaynaklanır. Bir insanı iyi etmenin yolu, onun ruhsal yapısını anlayıp bastırma olayını yok etmekten geçer. Bunu deneysel çalışmalarıyla kanıtlayan Freud, gerçeğin iyileştirip kurtaracak tek yol olduğu ilkesini çalışmalarında (yani pratikte) uygulamıştır. Her ne kadar uygulamada bazı bozulmalara uğramış ve yeni yanılgılara yol açmışsa da bu ilke, onun insanlık tarihine yaptığı en önemli katkıdır.
(Tanıtım Bülteninden)
Sayfa Sayısı:
200
Baskı Yılı:
2016
Dili:
Türkçe
Yayınevi:
Say Yayınları
Yaşamı Hala Seviyor muyuz? Sevginin Gucu ve Guç...
Yaşamdaki en önemli şey mutlu olmak değil canlılıktır. Yaşamdaki en kötü şey acı çekmek değil kayıtsızlıktır.Fromm’a göre sevgi insanın canlılığına, gelişimine, iyiliğine duyulan aktif ilgiyi kendinde barındırır. Sevgi yaşamı destekler, canlılığı, oluşu kucaklar. Ancak yalnızca sevgi yetmez, açık bir bilinçle bu dünya için, insanlar için neyin iyi olduğunu bilmek ve bunu gerçekleştirmek için de aktif bir yönelim içinde bulunmak gerekir. Oysa günümüzde pasif bir yaşam tarzı kişiliği dayatılıyor. Bunun yanında her şey performansa, gösteriye indirgenmiş durumda. Modern insan kendini gerçekten var kılmaktan çok, sahip olunanların sahte değerleriyle eşitleyip kendini otantik ve samimi olarak hayatın merkezine koymaktan çok, yüzeysel bir varoluşun gösteri nesnesi haline gelmiştir. Bunu yaratan yaşam sevgisinin bastırılıp yerine ölüm sevgisinin merkeze alınmasıdır. Fromm bu kitapta insanları şiddetin, sahip olma açlığının güdümünde bir dünyanın yıkıcılığına karşı barışa, özgürlüğe, yaratıcılığa, sevgiye, oluşa ve aktif bir hayata çağırıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Neden idefix?
Siparişinizi teslim aldığınız tarihten itibaren 14 gün içinde iade edebilir, iade sürecinin tamamlanmasının ardındansa ödemenizi hızla geri alabilirsiniz.
Kullanıcı dostu ara yüzümüz tüm ihtiyaçlarınıza eksiksiz yanıt verebilmek için tasarlandı. Deneyiminizi uçtan uca kusursuz kılmak adına çağrı merkezimiz ve canlı destek hattımızla ihtiyaç duyduğunuz her anda yanınızdayız!
Siparişlerinizin bir an önce ulaşması için sabırsızlandığınızın farkındayız. Sunduğumuz farklı teslimat seçenekleri arasından size en uygununu belirlemeniz, siparişinizi olabildiğince çabuk veya dilediğiniz zaman aralığında sorunsuz bir biçimde teslim etmemiz için yeterli.
