Bilge Karasu 13 Kitap Seti + Türk Klasiği Hediye

Metis Yayınları Bilge Karasu 13 Kitap Seti + Türk Klasiği Hediye

Sepette İndirim
5.614,75 TL
6.614,75 TL
  • Ürün Açıklaması
  • Ürünün Özellikleri
  • Kampanyalar
  • İptal İade Koşulları
  • Taksit Bilgileri
  • Soru ve Cevap (0)

--- Altı Ay Bir Güz --- "İstediğim, denizi yazmak. Zümrütlerin, gökyakutların sabrını; ağaçların tarihsizliğini...Bir tek kıyısını kavrayabildiğimiz, anlamını ancak bir tek kıyısıyla kurduğumuz denizin öyküleri yoktur bir kara adamı için. Yolculuklara, ister gerçek ister düşsel olsunlar, yakıştırdığımız son, öbür kıyıda bitse bile, deniz gene tek kıyılıdır, üzerinde yaşayıp çalışan biri olmadıkça. Deniz, kara adamının yalnız sınırlarını kaldırışı değil, sınır düşüncesini içinden çıkarıp atıvermesidir. Her şeyin bir aradalığının bir yerde başlaması ya da bitmesidir. İstediğim, denizi yazmaktı. Her şeyin bir aradalığına yenik düşeceğimi bile bile." Sayfa Sayısı: 88 Baskı Yılı: 2015 Dili: Türkçe Yayınevi: Metis Yayıncılık --- Ne Kitapsız Ne Kedisiz --- "Ona bakıyorum. Susuyor. Önüne bakıyor. Çocukluğundan beri bu oyunu oynar: Gözetlenme oyununu.Önceleri belki bir suçlulluk duygusuydu bu: Kendisine dikilen göz Tanrının, anasının, büyüklerden birinin, sevmediği birinin gözü olur, kınardı o anda yaptığını. Adı konmadan yaşanırdı bu suçluluk. Şimdi ise gerçekten bir oyun: kimi dakikayı, 'bakan, gören varmış gibi yaşamak'... Karasu kendi kendinden birşeyler anlatır, gözetlenme oyunu da o sıra oynanır. Bakan göz o anlatılanı dinlemektedir. Nasıl gözse!... İşte bundan ötürü bakıyorum ona, baktığımı biliyor, susuyor, önüne bakıyor. Ne düşündüğünü bildiğimi biliyor." (Tanıtım Bülteninden) --- Kılavuz --- "Yazmasaydım unutup gidecektim belki, çığunu... Oysa şimdi geviş getdirip duruyorum. Şu 'aracı olmka', 'araç olmak', 'bir odyunun taşı, yada taşları olmak'...... İşin tümü bir oyun belki, ama bu oyundaki taşlardan biri, yalnız bsiri, ben, neyi oynadığımı bilmiyorum. Oyundaki yerimi bilmek şöyle dursun, birilerinin beni oynatıp oynatmadığını da kestiremiyorum. Ölümden de kaygılandırıcı olan, dönülmez olan durum, bu muydu acaba?" Sayfa Sayısı: 112 Baskı Yılı: 2016 Dili: Türkçe Yayınevi: Metis Yayıncılık --- Şiir Çevirileri --- Bilge Karasu'nun 50'li ve 60'lı yıllarda, özellikle Frederico Garcia Lorca'da yoğunlaşarak yedi şairden, İngilizce ve İspanyolca iki dilden yaptığı ve çeşitli dergi ve gazetelerde yayımladığı şiir çevirileri, araştırmacı Tunç Tayanç'ın emeği sayesinde ilk defa bu kitapta bir araya geliyor. Okur ve araştırmacıların, büyük bir dil ustasının şiir çevirisi konusundaki yaklaşımını daha iyi değerlendirebilmeleri için şiirlerin orijinalleri de kitaba eklendi. (Tanıtım Bülteninden) Sayfa Sayısı: 116 Baskı Yılı: 2014 Dili: Türkçe Yayınevi: Metis Yayıncılık --- Enis Batur'a Mektuplar - Ankara Yazıları --- Enis Batur ile Bilge Karasu 1971 yılında tanışıyorlar. Batur’un 1973’te Paris’e gidişine kadar gelişen dostluklarının ardından, aynı şehirde olmadıkları yıllarda sürekli yazışıyorlar.Bu kitapta Bilge Karasu’nun Enis Batur’a 1973-76 ve 1985-94 yılları arasında yazdığı mektupları, Mesut Varlık’ın Karasu’yla dostluğa dönüşmüş usta-çırak ilişkileri hakkında Batur ile yaptığı bir söyleşiyi, Batur’un “Bilge Karasu’nun Ankara`sı” adlı yazısını ve Karasu’nun radyo için yazdığı Ankara metninin dergi yazısı halini okuyacaksınız.“Ankara’da yazdığım zaman nasıl İstanbul’u düşünerek yazıyorsam, dışarıda yazdığım zaman da yine İstanbul’u düşünerek yazıyordum,” diyen Karasu`nun Ankara’da, Ankara’nın da Karasu’da nice iz bıraktığına dair birçok ipucu bulacaksınız bu metinlerde. (Tanıtım Bülteninden) --- Kısmet Büfesi --- "Önceleri, bildiklerini-günün birinde resim yapacağını düşünmeden görüp öğrendiklerini-çizmişti. İşin, eksizisiz bir at, bir boğa çizmek olduğunu düşünmüş, kaç kez, duvardan çıkıveren, yanına gelen hayvanlarla koşmuştu düşünde. Sonra bakmanın yetmediğini öğrenmiş, kovalayanlara kovalananların (ister insan, ister hayvan olsun) bağırmasına, böğürmesine kulak vermek, bu seslere, bu ölülere eliyle, gözü kulağıyla dokunmak, koşanlarla birlikte terlemek, yara alanlarla birlikte kanamak gerektiğini anlamış, bu sesleri, bu terleri kanları eklemişti yaptığı resimlere. Daha sonra bunların da yetmediğini öğrenmişti.." Sayfa Sayısı: 144 Baskı Yılı: 2016 Dili: Türkçe Yayınevi: Metis Yayıncılık --- Narla İncire Gazel --- "Nar kentinde bir incir buldum Narı da inciri de, övmek isterim. Anam her kışın en karanlık noktasında, eve gererken bir nar atardı yere, bütün gücüyle; parçalanıp iyice dağılsın diye., Evin beti bereketi niyetine... Ardından hızla süpürüp silerdi ortalağı. Bir iki gün sonra, naırn patladığı yerden çok uzakta incecik bir çıtırtı duyduğum olurdu ayağımın altınada. Ne kadar dağılmışsa nar taneleri, o kadar iyiydi. Topladıktan sonra söylerdim Anneme, sevinsin, diye." Sayfa Sayısı: 132 Baskı Yılı: 2016 Dili: Türkçe Yayınevi: Metis Yayıncılık --- Troya'da Ölüm Vardı --- "...Konuştuklarımız başlangıçta her zamanki gibiydi, birbirimizi kavrıyorduk, ele geçiriyorduk, sonra sonra işin can damarına geldik. Durdum. Benden söz açmıştı, beni bulmaktan... Durdum. Sen zaten arıyordun dedim, bir şeyler arıyordun dedim, onları bulmağa hazırdın dedim, o zaman karşına ben çıktım, hazırdın bulmağa, bende buldun o aradığını, bende görmek istediğin, bulduğun şeyleri bulmağa hazırdın... İpi uzatmıştım, elimdeydi, çekişine göre ya düğümü sağlamlaştıracak ya da çözecekti. Bekliyordum. Başını salladı. Bekliyordum..." Sayfa Sayısı: 145 Baskı Yılı: 2012 Dili: Türkçe Yayınevi: Metis Yayıncılık --- Öteki Metinler --- Öteki Metinler Bilge Karasu'nun, otuz yayılmış bigr dönemde ürettiği ve çoğunu yaşarken yayımlamamış olduğu düşünsel/kuramsal ağırlıklı denemelerini, metinlerini, bunlarla birlikte okunabilecek notları ve okunmasında sakınca bulmadığını belirttiği günlüklerinden seçmeleri kapsıyor. Füsun Akatlı'nın yayıma hazırladığı bu metinlerde ağırlık kazanan "öteki" kavramına neden önem verdiğini Karasu şöyle anlatıyor: "Yirminci yüzyıl, ondokuzuncu yüzyılın kalıtını yüklenirken, geçmişin yanlışlarını bulup göstermiş, eleştirmiş, 'tanımaya'yı, tanımanın yollarını yeniden düşünmeğe, irdelemeğe çalışmış pek çok insanın konuşup yazdığı bir yüzyıl olmasına olumuştur ama, ne yazık ki, bu son yıllarına varasıya 'öteki'ne karşı davranışın en acımasız, en kanlı, en çılgınca örneklerini art arda sergilemekten başka bir şey yaşamamış görünüyor. 'Gelişen teknoloji', en yararlı göründüğü alanlarda bile, ötekini ezmenin, ona usa sığmaz acılar vermenin bir başka adı olabiliyor. Bu yazılarda, anlamağa çalışmaktan başka bir şey yapmıyorum. 'Beriki' de, 'öteki'de benim, biziz, hepimiziz. 'Biz'i anlamağa çalışıyorum. 'Biz'i öteki'nden ayıran durumu anlamağa çalışıyorum. O kadar." Sayfa Sayısı: 144 Baskı Yılı: 2016 Dili: Türkçe Yayınevi: Metis Yayıncılık --- Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı --- Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı'nda baskı, bir dış etken, insan eliyle oluşturulduğu ne denli bilinse de bir tür kıran gibi ortaya çıkar. Bizans'ta "resim-kırıcılık" diye adlandırılan baskı dönemi başlatılırken genç keşiş Andronikos'un kendi kendine sorduğu soru şudur: Birey olarak bu baskı karşısında, benimsemediğim, ama bana zorla benimsetilmek istenen bu yeni inanç karşısında ne yapmalıyım? İnsan içerikleri, toplumdan topluma, dönemden döneme, çağdan çağa değişebiliyor. Bunların taşıdığı değerin saltık değil göreli olduğu, "Ada" ve "Tepe" öykülerinden oluşan "Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı"nda sürekli olarak altı çizilen bir düşünce. "Dutlar" ise Bizans'taki baskı ortamının çağdaş zaman dilimi içinde, iki ayrı zaman noktasında yeniden öykülenişi. "Ada" ve "Tepe"nin yazarı olarak Bilge Karasu'nun, dolaylı - dolaysız yoldan tanıklık ettiği bu yeni baskı dönemi sonunda, inanç konusunda bir karara varması, kendi öykülerini de karara bağlayışının öyküsü.. (Tanıtım Bülteninden) --- Gece --- Gece'de anlatılan tek tek, bölük pörçük durumların, konumların, gerçek yaşamla somut ilişkisi, sürekli seziliyor satır aralarında. Okurun yakın geçmişte tanığı olduğu birçok toplumsal, tarihsel, kültürel deneyden yankılar ve metinde sözgelişi. Alışılmış tarihsel mantığın işleyişi bile sorguya çekiliyor. Ama bütün bu gerçek durumlardan soyut bir çıkarım olan yaşantı, insan umutlarıyla korkularının bütünleyici imgeleriyle dile getiriliyor. -Akşit Göktürk- (Tanıtım Bülteninden) --- Lağımlaranası Ya da Beyoğlu --- Bilge Karasu . Bütün Yapıtları 1014 Temmuz 1995'te yitirdiğimiz Bilge Karasu, ölümünden sonra yayımlanabileceğini düşündüğü metinler Füsun Akatlı'ya teslim etti. Okunacak, taranacak, ayıklanacak, bazen yeniden inşa edilecek bir bavul ve irici bir seyahat çantası dolusu "yazılı kâğıt"... Akatlı'nın iki buçuk yıllık titiz çalışmasının sonucunda iki kitap çıktı ortaya: Lağımlaranası ya da Beyoğlu'nda "anlatı" ya da "kurmaca" genel kategorisi içerisinde yer alması uygun olacak metinler toplandı; Karasu'nun yazdığı bir radyo oyunu ile iki opera librettosu da bu yapıta eklendi. Diğeri, Öteki Metinler'se denemeler, metinler, notlar, günlüklerden oluşuyor ve ortak paydaları "öteki" kavramı üzerine temellenmeleri. Füsun Akatlı şunları söylüyor: Tek kaygım; o titizlikte, o kılı kırk yarıcılıkta, o rafinelikte bir yazarı (ve bir insanı), kendisinin içine sinecek bir kılıkta okur karşısına çıkarabilmek oldu... Gerek karşılıklı konuşmalaramızda, gerek mektuplaşmalarımızda metinlerle ilgili olarak belirttiği kaygıları dikkate aldım. Bilge Karasu'nun yazar kimliğine ve 'yazı'sına olan aşinalığımın ve bağlılığımın yanı sıra; onun tamamlayıp son biçimini verecek vakti kalmadığını gayet iyi bilerek, bütün yazı, not, müsvedde hatta karalamalarını bana emanet etmesinden güç aldım. "Bu iki kitapla birlikte, dilimizin bu seçkin ustası ve tümyaşamını yazıya, yazına, dile, düşüne adımış bu çok özel insan, 65 yıllık ömrünün bitiverdiği yede bırakabildiği on bir kitap ile okuruyla karşı karşıya kalacak. Zaten onun istediği de bundan başka bir şey olmazdı. Notları alınmış, tamamlanmadan kalmış, çok düşünülmüş, tasarlanmış, azı yazılmış bütün yazıları için: 'Gün battı,yazık, arkalarında!' diyen benim. O, bunu bile demezdi." (Tanıtım Bülteninden) --- Göçmüş Kediler Bahçesi --- "Oyun üzerine ne biliyorsam ondan öğrenmiştim. Ustam karşımda duruyordu. Ama oyunun oynanması üzerine bilgi vermemişti. Satranca çok benzeyen bu oyunda taşların, yani bizlerin adı, satrançtaki gibiydi, kurallar hemen hemen aynıydı. Bir iki noktada satrançtan ayrılınıyordu. O noktalırı da başkan anlatmıştı bu sabah. Ne ki, satranç oynamasını bilip bimediğimi kimse sormamıştı. Morların bilmesi gereksizdi zaten. Bir zamanlar biraz oynamış olduğum yiçin, oyunu bilmiyorum diyerek işin içinden sıyrılmağa da kalkışmamıştım. Oynamak istemiştim, başından beri, onu gördüğümden, oyuna katılıp katılmayacağımı soruşundan beri... Sayfa Sayısı: 230 Baskı Yılı: 2015 Dili: Türkçe Yayınevi: Metis Yayıncılık

Neden idefix?

Kolay İade
Kolay İade

Siparişinizi teslim aldığınız tarihten itibaren 14 gün içinde iade edebilir, iade sürecinin tamamlanmasının ardındansa ödemenizi hızla geri alabilirsiniz.

Müşteri Odaklı Deneyim
Müşteri Odaklı Deneyim

Kullanıcı dostu ara yüzümüz tüm ihtiyaçlarınıza eksiksiz yanıt verebilmek için tasarlandı. Deneyiminizi uçtan uca kusursuz kılmak adına çağrı merkezimiz ve canlı destek hattımızla ihtiyaç duyduğunuz her anda yanınızdayız!

Hızlı ve Sorunsuz Teslimat
Hızlı ve Sorunsuz Teslimat

Siparişlerinizin bir an önce ulaşması için sabırsızlandığınızın farkındayız. Sunduğumuz farklı teslimat seçenekleri arasından size en uygununu belirlemeniz, siparişinizi olabildiğince çabuk veya dilediğiniz zaman aralığında sorunsuz bir biçimde teslim etmemiz için yeterli.