Sepette İndirim
4.292,02 TL5.292,02 TL
--- Hayal Ağacım İğde ---
Biliyorum artık. Biliyorum, çok büyük mutlulukların sessizce geldiğini...Öylece geliver işte, kucağa sığamayacak mutluluklarınla.Ve biliyorum, cennet ve cehennemin her insanın kendi kalbinde olduğunu.Öyle bir mucize yaşat ki bize, tüm vatan, kalbinde cennet taşıyan insanlarla dolsun.Gökkuşağının ahengini ver bizlere.Hepimiz başka renk, ama bir arada şahane duralım.Nefesi kesilsin güzelliğimizden bize bakanın. Biz... Bu ülkede mucizenin ta kendisi olalım.
(Tanıtım Bülteninden)
--- Hayal Ağacım Erguvan ---
Bir Zeki Müren sesinde mesela, “Mesut Bahtiyar’dan şarkılar dinlediniz,” dediği zaman gözlerimiz nemleniyor olabilir mi?
Veya Şenay, “Şu dünyadaki en mutlu kişi, mutluluk verendir,” diye süzülse kalbimize, içimizdeki küs çocuk duyup da gelir mi dersiniz?
Özlediğimiz kokular sonra... Leylak, lavanta, naftalin, tütün kolonyası, az önce mangal ateşinden alınmış bir fincan kahve, taze biçilmiş çimen, turşu suyu, tavada kızaran köfte, mis gibi Arap sabunu, nane yaprağı, kıyılmış dereotu, eski bir kitabın sayfaları...
Ya da sayfaları sararmış bir mektup mesela, bir dizecik şiir, bir kenarı oyalı mendil, bir gözlük, bir kalem, bir tespih, bir anı, geçmişe sizi sevgiyle sımsıkı, güvenle bağlayan...
İçinizdeki o çocuk, kaygılara boğulup duvarlara çarpa çarpa “Beni eve götür,” diye bağırdığı zaman işte gideceğiniz güvenli yuva orası.
Bir nefesle dünyaya geldik, bir nefesle de gideceğiz. O iki nefes arasındaki süreyi kâbusa mı çeviriyoruz, yoksa şölen gibi mi yaşıyoruz, aslında bizim elimizde.
Herkes yaşamasına yaşar, ölmesine ölür de kalpten kalbe akışmak her babayiğidin harcı değil.
Onu bir denesek mi?
Ne de olsa yol da burası, ev de burası.(Tanıtım Bülteninden)
--- Hayal Ağacım Mimoza ---
Gayretsiz zaferler zafer tadı vermeyecek size. Tatmin etmeyecek sizi mücadelesiz başarılar, kıymetini bilmeyeceksiniz. Kendi emeğinizle elde edilmiş herhangi bir lokma, hazıra konduğunuz ziyafetten çok daha kıymetlidir, zaman size anlatacak bunu. Kula minnet eylemeden yaşamayı seçtiğinizde açılıverecek yol önünüzde. Biliyorum zorlanacaksınız. Ama pırlanta defalarca tıraşlanmadan pırlanta olmuyor, zeytin dövülüp ezilmeden zeytinyağı haline gelmiyor. Daha değerli bir şeye dönüşmenin yolu biraz zorlanmaktan geçiyor. Biliriz. Çünkü geçtik o yollardan. Nerede uçurum var, neresi viraj, neresi çamur biz geçtik, biliriz.
Yardım isterseniz...
Buradayız.
Çiçek aşılarımızdan tanırsınız bizi.(Tanıtım Bülteninden)
--- Hayal Ağacım Zeytin ---
Hayat Güzeldir filminin bir repliği vardır içime işleyen, “İyilerin aptal olduğunu sandığımız yerde yitirdik insanlığımızı” diye... İşte biz şu sıralar tam da o yerdeyiz bence.Benim hayalim, ülkemin bu tuzağa düşmeden dimdik doğrulması. “İyilik aptallık değildir” diye yan yana saf tutsun insanlar istiyorum.Dayak yedikçe ayağa kalkan bir adam düşleyin. Kim ne kadar vursa yine kalkıyor ayağa... Yine silleyi yiyor, yine kalkıyor. Defalarca...Ta ki birileri artık ona vurmaya cesaret edemeyene, kendi kötülüğünden yorulana dek.İşte o zaman, “Dik Duran Adam” diyorlar ona.Ben...Ülkem “Dik Duran Adam” olsun istiyorum.İyiler aptal değildir.İyilik mucize de değildir.İyilik, iyiliktir işte!Yaşamın normal halidir iyi olmak.Balkondan sarkan begonviller kadar basit ve güzel...
(Tanıtım Bülteninden)
--- Kayıp Hayaller Koruyucusu ---
Hayallerden utanılır mı?Utanılacak bir şey midir hayal kurmak?Kaybolan hayallerimiz nereye gider peki, hapis mi kalırlar zihnimizde bir yerde?Kimi zaman cevapları bulmak için uzak yollara gitmek gerekir. Bir köye belki. Kocaman bir çınar ağacının dallarına asılı rengârenk ampullerin ebruli ışıklarla aydınlattığı bir köy meydanına... Köy kahvesindeki radyodan gelen cızırtılı şen bir şarkı, çay bardaklarında gezinen kaşıkların şıkırtısı ve ıhlamur ağaçlarının mis gibi kokusu... Belki köyün bir delisi vardır size yardım edecek. Deli midir, bilge midir emin olamadığınız… Susarak konuşan o adam hani. Size sustuklarınızı konuşma cesareti veren.“Toprak hayır diyor mu tohuma? Ya da ağaç hayır mı diyor yağmura? Çiçek reddediyor mu arıyı?” Omzumu sıktı elleri, “Almak-vermek dengesidir bu oğlum. Verdiğin kadar almayı da bileceksin.”“Amaan oğul, yaşadığın yıl sayısının ne önemi var, keşke herkes yaptığı iyiliklerin sayısıyla anılaydı... Kötüler hiç büyümeyeydi, küçüle küçüle yok olaydı hepiciği...”“Bak evlat, bu dünyada herkesin ama herkesin başkalarından güçlü olduğu bir özelliği vardır. Senin de var ve sen bunun bir güç olduğunun farkında değilsin.”Bu kitap, sizin herkesten güçlü olduğunuz özelliğinizi bulmanız için bir modern zaman masalı. İçinizdeki çocukla beraber çıkacağınız bir yolculuk.Unutulanları hatırlamak, kaybolanları bulmak için.(Tanıtım Bülteninden)
--- Saklı Zaman Bahçeleri ---
“Ben bir kenar mahallede büyümüş asırlık çınar ağacının gölgesi, o boğaz kenarında yetişmiş eflatun erguvan dalı... Vuslat bize mümkün değildi ki...”
Yüzyıllar boyunca birbirine görünmez bağlarla bağlanan üç hayat... Birinde yanan bir kütüphanenin küllerinden doğan umut, diğerinde bir çınarın gövdesine saklanan dileklerin gerçekleşme arzusu, sonuncusunda ise pandemi günlerinde filizlenen bir aşk…
Saklı Zaman Bahçeleri, asırlar boyunca birbirinden uzak görünen hikâyelerin aslında aynı merkezde buluştuğu bir dünya... Kaybolmuş bilginin, dileklerin ve aşkın izinde; insanlık tarihinin farklı duraklarından geçerek tek bir soruya yöneliyor: Geçmiş, sandığımızdan daha mı fazla bugüne dokunur?
Akıp giden binlerce yıl içinde neler tekrar eder, neler kaybolur gider?
Aşk sahiden bir tek çoraplar çekmecesi midir, ve ayrılığın adabından mıdır susmak?
Saklamadıklarımız da bir yerlerde saklanır mı? Bir insanın ağzından çıkan bir söz, bir kalemin ucundan kâğıda süzülen bir kelime, bir keşif, bir buluş…Dürüstlüğün alçak sesi midir iyi insanlar? Kayıp bir dil gibi mi hissederler kendilerini? Onların sustuklarını duyan var mıdır?
Günün birinde hepsini öğreneceğiz. Hepsini…
Zamanın saklı bahçelerinde dinlenmeye gittiğimizde.(Tanıtım Bülteninden)
--- Kırk Yama ---
Sokaklarında ıhlamur, iğde ağaçlarının sıralandığı, demirden bahçe kapısına yediveren güllerinin sarmalandığı 3-4 katlı evleri, akşamüstü yeşil hortumla fış fış sulanan bahçeleri,
Yerlere attıkları çekirdek kabukları yüzünden Mansur Efendi’nin çalı süpürgesiyle kovalanan mahalle çocukları,
Mizample saçlı, döpiyesli zarif hanımefendileri, takım elbiseli beyefendileri,
Bakkal Seyfi’si, taş fırını, yorgancısı, tuhafiyecisi ile en kralından esnafı,
Siyah beyaz televizyonda Kaçak, Kunte Kinte izleyebilmek için dama tırmanıp anteni düzelten babaları,
Kışın közde kestane, yazın buğulu çağlaları gazete kâğıdından külahın içinde satan Ali amcası,
Karlı havalarda elleri buz kesene kadar kartopu oynayan ahalisi,
Selamlaşan, yardımlaşan komşuları,
Yaz vakti geldi mi balkona kurulan sofraları,
Ve ilk aşkları, yaz aşkları ve ergenlik kaygıları, üniversite hayalleri,
Ayrılıklar, kavuşmalar, kâbuslar, kâbuslardan uyanmalar…
Ve kırk yamalı yürekleri…
Yamaların çare olduğu, yamaların hediye olduğu 1970-1990 Türkiye’si…
(Tanıtım Bülteninden)
--- Emanet ---
“Hani bir kadim atasözü vardır, ‘Her yaşlı adam öldüğünde, bir kütüphane toprağa gömülür’. Sana bırakmaktan en onur duyduğum şey kütüphanemdir.
Ama ya hayat hikâyemizi ne yapacağız? Sensiz geçen bunca yılı, hasretle geçen bunca zamanı ne yapacağız? Sen bizsiz büyüdün, yetiştin, biz sensiz yaşlandık...
Bunca hasret çektiğimiz zamanın hakkından nasıl geleceğiz?
Bilmiyorum güzel yavrum. Henüz bilmiyorum. Ama bunların benimle birlikte gömülmesine gönlüm razı değil. Sana söz veriyorum, bir yolunu bulacağım. Bunca sene biz neler yaşadık, sen yanımızda olabilsen neler olurdu, sana anlatmanın, hatta yaşatmanın bir yolunu bulacağım gözümün nuru. İllaki bulacağım!
Sen nerede, hangi şehirlerde büyüdün? Nelere üzüldün, nelere sevindin? Kimler yaktı canını, kimler sırtını sıvazladı? Ateşlenince kimler tuttu alnını, düşünce kimler öptü dizlerini? Benim gözümün bebeği canım torunum, sen bizsiz nasıl bir hayat sürdün?
Neredesin sen Yasemin’im? Neredesin evladım?”
Çok küçük yaşta köklerinden kopartılmış bir genç kadın…
Hayatta tek hayali New York’ta çalıştığı hukuk firmasının ortağı olmak ve Manhattan’da bir çatı katı satın alabilmek...
Akraba yok, aile yok, vatanım dediği bir yer, gönül bağı yok...
Hiçbir yere ait hissetmiyor kendini.
Ta ki o Emanet’i almaya gelene kadar!
Köy Enstitüsü mezunu bir dedenin torununa bıraktığı EMANET, sizce ne olabilir?
(Tanıtım Bülteninden)
Neden idefix?
Siparişinizi teslim aldığınız tarihten itibaren 14 gün içinde iade edebilir, iade sürecinin tamamlanmasının ardındansa ödemenizi hızla geri alabilirsiniz.
Kullanıcı dostu ara yüzümüz tüm ihtiyaçlarınıza eksiksiz yanıt verebilmek için tasarlandı. Deneyiminizi uçtan uca kusursuz kılmak adına çağrı merkezimiz ve canlı destek hattımızla ihtiyaç duyduğunuz her anda yanınızdayız!
Siparişlerinizin bir an önce ulaşması için sabırsızlandığınızın farkındayız. Sunduğumuz farklı teslimat seçenekleri arasından size en uygununu belirlemeniz, siparişinizi olabildiğince çabuk veya dilediğiniz zaman aralığında sorunsuz bir biçimde teslim etmemiz için yeterli.
