--- Aziz Bey Hadisesi ---
Güneşten ağır ağır gölgeye çekilir gibi, pek de anlamadan akşam olur gibi, ışıklı, neşeli bir yüzden kederlere geçti Aziz Bey. Kederli bir mazisi oldu. Burnu havada, başı dikti hep. Başka türlü yaşamayı beceremediyse de, o gece, Haliç’in kirli sularına bakarken anladı ki hep öyle, burnu dik yaşadığını sanmış. Oysa şiddetle yanılmış. Ve yine anladı ki hayatı tümüyle bir yanılgıymış.
Aziz Bey, Tunç’un insan olmaktan doğan zaaf ve yanılgılar nedeniyle yaralanmış, boşa geçmiş hayatlar üzerine yapılandırdığı öykü evreninin en hüzünlü, en gerçek kişisi. Bazı okurlara, meyhanelerde benzerini aratacak kadar kanlı canlı ama mahzun gelen Aziz Bey’in öyküsünü okurken, bir hikâye kişisinin varlığını çok yakınınızda hissedeceksiniz.
Ayfer Tunç’un, edebiyatımızdaki en ustalıkla çizilmiş karakterlerden birini yarattığı
Aziz Bey Hadisesi
, son yıllarda yazılmış en sarsıcı metinlerden. Her geçen yıl daha çok okunuyor, daha çok tartışılıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
--- Suzan Defter ---
Suzan Defter12 Eylül 1980 darbesinin insanların hayatında yarattığı kırılmalara ve yarım kalmış aşk öykülerine tanıklık etmeye hazır mısınız? Cevabınız "Evet!" ise Ayfer Tunç'un kaleminden dökülen Suzan Defter'le yakın geçmişe yolculuk yapabilirsiniz. Yetişkinlere hitap eden bu eserle edebî hazzın doruklarına ulaşabilirsiniz. Gelin, e-kitap formatıyla da okurlarıyla buluşan bu kitabın insan ilişkilerini merkeze alan içeriğini etraflıca inceleyelim."Suzan Defter" adlı kitabı neden okumalısınız?Suzan Defter, farklı iki insana ait günlüklerden oluşuyor. Günlükler, ayrı dünyalara sahip bir erkek ve kadına ait. İki günlüğün ortak noktasıysa aynı tarihlerde yazılmış olmaları. Roman boyunca kadının günlüğü sağ, erkeğin günlüğü sol taraftaki sayfalarda sunuluyor. Avukat bir adam ve eşinden ayrılmış yalnız bir kadın olan bu ikilinin yolları kesişiyor. Kitapta birbiriyle tanışan kadın ve erkeğin ortak deneyimlerini farklı şekillerde ele alıp günlüklerine aktarmalarına tanıklık edebilirsiniz. Çok geçmedense 12 Eylül'ün yarattığı hüzün dolu atmosferin gölgesinde bir aşk filizleniyor. Kadının abisi ve Suzan isimli karakter arasında gelişen aşkı meraklı gözlerle takip ederken diğer yandan Ayfer Tunç'un bu eserle okura vermek istediği mesajları fark edebilirsiniz. Yanlış ilişkilerin kadın ve erkekler üzerindeki etkisine, farklı karakterdeki insanların ikili ilişkilerine ve aile iletişiminin önemine farklı bir pencereden bakabilirsiniz. Deneysel şekilde kaleme alınan bu e-kitapla farklı bir okuma deneyimi yaşayabilir, iki ayrı karakterin yaşamlarını eş zamanlı şekilde takip edebilirsiniz.Bunları biliyor muydunuz?Türk edebiyatına kazandırdığı eserlerin yanında editör ve senarist kimliğiyle de tanınan Ayfer Tunç'un birçok TV dizisinin senaryo yazarlığını üstlendiğini biliyor muydunuz? Kendine has tarzıyla okurların ilgisini çekmeyi başaran Tunç, çeşitli edebî türlerde eserler kaleme alır. Bunlar arasından öykü ve anı türündeki eserleriyle 1989 yılında Yunus Nadi Öykü Ödülü'ne, 2003'te ise Balkanika Ödülü'ne layık görülür. Eserleri Balkan dilleri başta olmak üzere farklı dillere çevrilir. Suzan Defter ise Can Yayınları tarafından farklı formatlarda okurların beğenisine sunulur. Bu roman, 2011 yılından bu yana okurlarıyla buluşur. Toplam 146 sayfadan oluşan ve e-kitap olarak da basılan bu romanı bir solukta okuyabilirsiniz.Bu kitabı sevenler için diğer önerilerimizÇağdaş Türk edebiyatının sevilen yazarlarından Ayfer Tunç'un Suzan Defter adlı yapıtını beğendiyseniz diğer kitaplarını da gözden geçirebilirsiniz. Yazarın gerçek hayattan izler taşıyan ve çok satan kitaplarından Kapak Kızı'nı, Kuru Kız'ı, Yeşil Peri Gecesi'ni ve Aziz Bey Hadisesi'ni alışveriş listenize ekleyebilirsiniz. Bu kitapları hemen okumaya başlamak için e-kitap seçeneklerini uygun fiyat avantajlarından yararlanarak satın alabilirsiniz.
--- Kuru Kız ---
Ushuaia, Arjantin’in Tierra Del Fiego – Ateş Toprakları eyaletinin başkentidir. Dünyanın sonundaki şehirdir. Ushuaia’nın güneyinde sadece askerî üslerde insan varlığı bulunur. Antarktika’ya yakınlığı nedeniyle iklimi bir hayli serttir. 2013 sayımına göre nüfusu 60 bin olan Ushuaia’da bugün 70 bin kişinin yaşadığı tahmin edilmektedir. Son yıllarda turizmin gözde yerlerinden biri haline gelen şehirde, Dünyanın Sonu Müzesi, Dünyanın Sonu Deniz Feneri, Dünyanın Sonu Postanesi ve Dünyanın Sonu adını taşıyan pek çok otel, motel, restoran, kafe gibi çeşitli işletmeler bulunur. Antarktika yolculuklarının çıkış noktasıdır. Ushuaia’da isteyenlerin pasaportlarına “Fin Del Mundo – Dünyanın Sonu” damgası vurulur. Kimi turistler buna beş peso kimileri de on beş dolar ödediklerini söylerler. İkisi de doğrudur, damganın gerçek fiyatı belirsizdir.
Dünya bir şaka olmalıdır ayrıca.
Ayfer Tunç, okurlarını taşranın karanlığından alıp dünyanın bir ucuna götürüyor. Şimdilik daha ötesi yok.
Kuru Kız, tüm zamanların mağdurları üzerine, yenilikçi, ezber bozan bir roman.
--- Kırmızı Azap ---
Ben dinledikçe onlar anlatıyorlardı. Parasızlık çekiyorlardı, çocukları üniversiteyi kazansın istiyorlardı, işlerinden kovuluyorlar, birbirlerine kazık atıyorlar, ihbar ediyorlar, çalıyorlardı; kimileri kaçaktı, kimileri şantaj yapacak malzeme arıyordu, birbirlerini dolandırıyorlar, her yenilginin acısını daha büyük bir kötülük yaparak çıkarmaya çalışıyorlardı. Karıkocalar birbirlerinden gizli, bu çöplükten kurtulmanın yolunu arıyorlardı. Ayfer Tunç'un daha önce Aziz Bey Hadisesi ve Taş-Kâğıt-Makas kitapları içinde yer alan kısa öyküleri, Kırmızı Azap'ta bir araya geliyor, birbirini bütünlüyor. Hayatın damaklarımızda bıraktığı buruk tat, yazarın edebiyattaki ilk durağı olan öykülerinde de incelikle işleniyor. Kırmızı Azap, Ayfer Tunç'un 25 yıllık yazarlık birikiminin en önemli köşe taşlarından biri.
--- Mağara Arkadaşları ---
Mağara Arkadaşları, daha önce Kapak Kızı, Taş Kâğıt Makas, Bir Maniniz Yoksa Annemler Size Gelecek, Evvelotel ve Aziz Bey Hadisesi adlı kitaplarını yayınladığımız Ayfer Tunç’un edebiyatının anlamlı başlangıcı olarak nitelediği kitabı. Tunç, bu kitabıyla öykücülüğümüzün usta yazarları arasına girmişti. Mağara Arkadaşları, büyük kentin karmaşası içinde kendi evlerine, kendi “mağara”larına kapanmış, insanları anlatıyor. Kitapla aynı adı taşıyan öykünün kahramanı bir apartman; Ayyıldız Apartmanı, katlarından birinde oturan Ayyaş Yazar’ın çok yakında saygın bir isim olacağını, böylece apartmanın itibarını da kurtaracağını düşünür. Ama yazar günlerini yedi katlı bu apartmanda Yedi Uyurlar söylencesini yeniden yazmayı düşünmekle geçirmekte, sonuç alamamaktadır. Ayfer Tunç’un başından beri kurduğu dil ve insan merkezli anlatım, onun kitaplarını geniş bir okur kitlesine taşıdı. Öyküseverlerin kaçırmamaları gerekiyor.
--- Ömür Diyorlar Buna ---
Narlı Bahçe’yi arıyordum. Hangi coğrafyaya ait olduğunu bilebilsem yollara düşmeye hazırdım. Ama bir türlü hatırlayamıyordum: Batıda mıydı Narlı Bahçe, doğuda mı? Uzun yolların ucunda mıydı, burnumun dibinde mi? İçimde miydi, dışımda mı? Var mıydı, yok muydu? Kuzeye ve güneye giden yolları büyük denizler kesiyor, rüyalarımda sürekli yer değiştiren Narlı Bahçe’nin yolu da bir görünüp bir kayboluyordu. "Ömür Diyorlar Buna", okurlarımızın yakından tanıdığı ve büyük bir ilgiyle okuduğu Ayfer Tunç’un yeni kitabı. Öyküleşmiş Söyleşiler, ya da Söyleşilmiş Öyküler gibi bir alt başlıkla da okunabilecek bu kitap, yaşanmış, tanık olunmuş insan hikâyelerini anlatıyor. Şapkacı Arlet’ten Aylin Işık’a, Fatma Bayraşevski’den Doktor Manuk’a uzanan bu yazılar, ömürlerimizin birer sanat yapıtı, eşsiz, başlı başına dokunaklı bir hikâye olduğunu gösteriyor.
--- Evvelotel Saklı ---
Ayfer Tunç 1989’da yayınlanan ve aynı yıl Yunus Nadi Öykü Armağanı’nı kazanan ilk kitabı Saklı’nın öykülerindeki temaların ve/veya karakterlerin bir çıkış noktası oluşturduğu yeni öykü kitabı Evvelotel ile yaklaşık üç yıl aradan sonra okurun karşısına çıkıyor. Edebiyatımızda pek örneğine rastlamadığımız türden bir çalışma olan Evvelotel’in koyu öyküleri, Saklı’nın öykülerinin devamı değil; ancak, yazarın Kapak Kızı adlı romanının sonunda da vurguladığı gibi, yazarın zihninde karakterlerin yaşamayı, temaların kendini üretmeyi sürdürdüğünü gösteriyor. İlk kitabı Saklı’yı da içeren Evvelotel, Ayfer Tunç’un yapıtları içerisinde yepyeni bir doruk. Gerek çok katmanlı yapısıyla, gerek öykücülüğümüze getirdiği açılımlarla, gerek yapıtın gerçekte tamamlanmamış bir süreç olduğunu hatırlatışıyla Evvelotel, çok konuşulmaya aday.
--- Memleket Hikayeleri ---
“Bu topraklarda doğan herkes gibi ben de kusurlu genlerimizden az çok taşıyor olmalıyım ki anlattığım küçük hikâyelerin hangisini yaşadım, hangisini dinledim, hatta bazılarını farkında olmaksızın uydurdum, bilemiyorum.
Belki başkalarının anılarını benim sanıyorumdur.
Belki gerçeklerin hafızamda kalan parçalarını örüp genişletiyorumdur ya da yaşadım sandığım şeyleri çocukluğumu dolduran kitaplarda okumuş ve o güzel yazarların anlattıklarını bizzat yaşadım sanacak kadar benimsemişimdir.
(...)
Anlamak için boşluklara dokunmam, onları örmem, emin olamadığım gerçeği hikâye etmem gerekiyor. Anlattıklarımın birer hikâyeymiş gibi okunmasını talep ediyorsam da tümüyle uyduruyor değilim. Yaptığım şey büyük siyah lekeleri kurguyla doldurmak, böylece başaramasa da bütün olmak isteyen bir anlatı kurmak.”
Memleket Hikâyeleri, Ayfer Tunç’un bir kurgu yazarı gözüyle “memleket”e ve memleket insanına bakışlarını, bu bakışlardan damıttıklarını bir araya getiren, onun duygu ve düşünce dünyasının yerel kaynaklarını açığa çıkaran yazılardan, fotoğraf okumalarından ve hikâyelerden oluşuyor.(Tanıtım Bülteninden)
--- Kapak Kızı ---
Karlı bir kış günü, Ankara'dan İstanbul'a giden bir trenin yemek vagonu. Birbirini tanımayan üç kişi; bankacı Ersin, radyo programcısı Selda ve yemekli vagonun garsonu Bünyamin. Kapak Kızı, işte bu üç kişinin romanı. Ama aynı zamanda orada olmayan bir başkasının; bir dergide çıplak fotoğrafları yayınlanan Ayın Kızı Şebnem'in. Trenin saatlerce yolda kaldığı, bir yolcunun öldüğü bu uzun yolculukta, roman kahramanları, birbirleriyle, Şebnem'in fotoğrafları aracılığıyla yüzleşirler. Ancak bu zihinsel yüzleşme giderek kimin kimi yargıladığı belli olmayan bir hesaplaşmaya dönüşür. Ayfer Tunç, ilk kez 1992 yılında yayınladığı Kapak Kızı'nı 'zemin aynı zemin, inşa aynı inşa' olmak kaydıyla yeniden yazdı. Roman, bedensel çıplaklığı, kahramanlarını farklı nedenlerle sarsan bir travma olarak ele alıyor. Aile, hayat, aşk, kıskançlık, güzellik ve ahlak kavramlarını, alışılmış yorumların tuzağına düşmeden işliyor. Bunaltıdan ikiyüzlülüğe, anıların masumiyetinden yaşamın gerçeklerine uzanan soruların kuşattığı bu roman, aslında bütün soruları içeren tek bir soru soruyor: Kim daha çıplak?
(Tanıtım Bülteninden)
--- Annemin Uyurgezer Geceleri ---
Unutma yetisini kaybetmenin siyah mermerden yapılmış kaskatı bir levha haline getirdiği hayatım bundan otuz küsur yıl önce altüst oldu. Bir gece sabaha karşı bir saatte annemin uyurgezer olduğunu fark ettim. Ama hayatım annem uyurgezer olduğu için değil, annemin uyur halde gezerken bana söylediği şey yüzünden altüst oldu. Annem o gece benliğime öyle bir darbe indirdi ki, bir daha yaşadığım hiçbir şeyi unutamadım.
Annemin annesinden nefret etmesi gibi, ben de annemden nefret mi ediyorum, bu yüzden mi E.’den kopamıyorum, bağımsız bir Şehnaz olamıyorum diye kendime soruyordum. Cevaplarından korktuğum sorulardı bunlar.
Unutamayan bir belleğin kişisel muhasebesi, hayata rengini veren otuz yıllık güçlü bir aşkın anatomisi ve bir ülkenin toplumsal panoraması.
Annesinin uyurgezerliği bilinçdışının labirentlerinde kaybolduğu sanılan aile sırlarını açığa çıkarırken buna tanık olan Şehnaz’ın belleği unutma yetisini kaybeder. Öğrendiği sırlar sadece aile sırları değildir, Osmanlı’dan günümüze uzanan toplumsal ve trajik bir kadınlık durumudur. Ekonomi profesörü Şehnaz kadınların yüzyıllardır süren yok-hayatlarını sorgularken erkeklerin hayattan erken çekildiği kadıncıl ailesinin var olma sürecini bir akademisyen gözüyle ele alır. Kişisel muhasebesini yaparken toplumsal normlara uymayan otuz yıllık aşkının zehirli yanlarıyla yüzleşir, bu sırada aklında bir başka kadın, büyük aşkı E.’nin karısı Eyşan vardır.
Annemin Uyurgezer Geceleri, bireysel hatıraların nasıl toplumsal hafızaya dönüştüğünü güçlü bir edebiyat diliyle sorgularken okurları bu ülkede kadın olmanın düşünmekten kaçındığımız gerçeğini de düşünmeye zorluyor.(Tanıtım Bülteninden)
--- Diyaloglar - Dünya Edebiyatı Üzerine ---
“Diyaloglar dizisine başladığımızda önceliği bizi biz yapan yazarlara verdik. Ardından az bilinen başyapıtlar olarak nitelediğimiz bir diziyle devam ettik. Sonra edebiyatın genç kaynaklarına yöneldik. Dünya edebiyatından genç veya Türkçeye yeni çevrildiği için genç saydığımız
yazarları mercek altına aldık. Bir kitapla derinlemesine ilişki kurmanın en verimli yollarından birinin onun üzerine farklı bakış açılarıyla tartışmak olduğunu Diyaloglar sayesinde bir kez daha deneyimlemiş olduk.”
Edebiyatımızın önemli isimlerinden Ayfer Tunç ve Murat Gülsoy’un 2013’ten bu yana Diyaloglar adı altında gerçekleştirdikleri etkinlikler sözden yazıya dönüşüyor. Edebiyatseverlerin büyük ilgiyle takip ettiği buluşmaların video kayıtlarından derlenerek hazırlanan bu kitap, farklı coğrafyaların ve zamanların edebiyatlarıyla sanata, teknolojiye, tarihe, günümüzden geleceğe bir köprü oluşturarak kendini çoğaltan kaynak bir metin haline geliyor.
Dünya Edebiyatı Üzerine Diyaloglar Roberto Bolaño, Guillermo Rosales, Thomas Bernhard, Sâdık Hidâyet, Dag Solstad, Sophie Mackintosh, Hang Kang, Erlend Loe, Jack London, Carlos María Dominguez gibi çeşitli kıtalardan yazarların ilgi gören ve gelecekte de ilgi görecek olan romanları aracılığıyla dünyanın ortak kültürünü okurun dikkatine sunuyor.
Neden idefix?
Siparişinizi teslim aldığınız tarihten itibaren 14 gün içinde iade edebilir, iade sürecinin tamamlanmasının ardındansa ödemenizi hızla geri alabilirsiniz.
Kullanıcı dostu ara yüzümüz tüm ihtiyaçlarınıza eksiksiz yanıt verebilmek için tasarlandı. Deneyiminizi uçtan uca kusursuz kılmak adına çağrı merkezimiz ve canlı destek hattımızla ihtiyaç duyduğunuz her anda yanınızdayız!
Siparişlerinizin bir an önce ulaşması için sabırsızlandığınızın farkındayız. Sunduğumuz farklı teslimat seçenekleri arasından size en uygununu belirlemeniz, siparişinizi olabildiğince çabuk veya dilediğiniz zaman aralığında sorunsuz bir biçimde teslim etmemiz için yeterli.
