4,5/5 - 22 Kişi Yorum Yap, Kazan!

Sayfa Sayısı : 338

İlk Baskı Yılı : 2000

Dil : Türkçe

Feodal Toplumdan Yirminci Yüzyıla yazarının özellikle iki amacı gözeterek kaleme aldığı bir klasiktir: "Tarihi ekonomi teorisiyle ve ekonomi teorisini tarihle açıklamak." Huberman'a göre "bu düğ ... Tamamını gör
29,93 TL
41,0 TL %27
ya da
60 TL üzeri kargo bedava!

Kitap Açıklaması


Feodal Toplumdan Yirminci Yüzyıla yazarının özellikle iki amacı gözeterek kaleme aldığı bir klasiktir: "Tarihi ekonomi teorisiyle ve ekonomi teorisini tarihle açıklamak." Huberman'a göre "bu düğümlenme önemli ve zorunludur. Ekonomik yanına gerekli ilgi gösterilmeyince tarih öğrenimi sakat kalır. Ekonomi teorisi de tarihî arka planından soyutlandığında anlamsızlaşır. 'Sıkıcı bilim', tarihî bir boşluk içinde öğretildiği ve incelendiği sürece sıkıcı kalacaktır." Okunduğunda görüleceği gibi, yazar sözünü ettiği amaçlara bütünüyle ulaşmıştır. İncelediği dönemin toplumsal ve ekonomik yapısı ile, bu temel üstünde gelişen fikir ve eylemler arasındaki ilişkileri böylesine ustalıkla ortaya koyan pek az çalışma vardır. İşte bu başarıdır ki, eldeki kitabın 1936'dan beri birçok dile çevrilerek her meslek ve eğitim düzeyinden yarım milyonun üzerinde okuyucu bulmasını ve aradan geçen yıllara rağmen tekrar tekrar basılmasını sağlamıştır.


"Kitabımızın geniş kapsamlı olduğu iddiasında değiliz. Ne bir iktisadî tarih, ne de bir iktisat düşüncesi tarihidir - ikisinden de bir parça. İktisadî kurumların gelişmesi çerçevesi içinde bazı öğretilerin doğdukları anda niçin doğduğunu, toplumsal hayatın dokusu içinden nasıl fışkırdıklarını, dokunun kalıbı değiştikçe nasıl gelişip, değişip, sonunda yok olduklarını açıklamak yolunda bir çabadır."
(Tanıtım Bülteninden)



Sayfa Sayısı: 338

Baskı Yılı: 2016


Dili: Türkçe
Yayınevi: İletişim Yayıncılık

 

Puanlamalar

%90,9
%4,5
%0
%0
%4,5
Sen de bu ürün hakkındaki fikirlerini paylaş!
Yorum Yap, Kazan!

09.12.2006

Tarih ve İktisat

Tarih, insanların yapıp ettiklerinin ve bunların sonucu olarak kendi kendisini belli bir yaşam tarzıyla var etmesi süreci olarak düşünülecek olursa; yani insanın toplumsal  faaliyetinin sonucu kendi hayatını örgütlemesinin hikayesiyse eğer; bu hikayenin başlangıcından bu yana en önemli yanlarından biri, insanın, kendi "maddi yaşamını" (yaşamak için gereksinim duyduğu her şeyi içerir) üretmek, ve bu üretimi süreklileştirmek zorunda kaldığını görürüz. O halde insanların, var olmak için, toplumsal faaliyeti ile yaptığı üretim, bir anlamda tarih yapmaktır diyebiliriz. Leo Huberman'ın bu kitabı böyle bir tarih okumasına götürür bizi. O, tarihi, üretimle ve bu üretimle birlikte gerçekleşen çeşitli toplumsal ilişkilerle sıkı bir beraberlik içersinde değerlendir.
Feodal Toplumdan Yirminci Yüzyıla kitabında, Leo Huberman, belirli bir tarihsel süreci, Feodalizm ve Kapitalizm kavramsallaştırmalarını kullanarak ele aldığı iki toplumsal "üretim tarzı"na veya "toplum biçimi"ne ayırarak değerlendirir. Üretim ve toplumsal ilişkiler temelinden hareketle ayırdığı bu iki "toplum biçimi"ni, önemli gördüğü temel dinamikleri üzerinden anlatır. Huberman, Feodalizmin, başta ekonomik olmak üzere, sosyal, siyasal, hukuki ve  dinsel yapısının değişiminin, kapitalizmin ortaya çıkmasını koşulladığını, çeşitli tarihsel verilerle sade, anlaşılır bir şekilde sunar. Feodal toplumun bu köklü değişiminin temel tetikleyicisi olarak da -tahmin edileceği gibi- çeşitli iktisadi güçleri ortaya koyan kitabın yazarı- tersinden bakarsak eğer- kapitalizmin bir takım iktisadi güçlerinin de aslında feodalizmin bağrında yeşerdiğini ve bunların bir süre sonra önüne geçilemez bir tarihsel-toplumsal değişimlere, dönüşümlere  neden olduğunu gösterir.  
İncelediği tarihsel süreçleri çeşitli iktisat teorileriyle anlatmaya çalışan  Huberman, aslında o teorilerin hayattan uzak, ayakları yere basmayan bir durumda olmadığını;  hayatın ritminden etkilenip ortayı çıktığını açık bir şekilde gösterir. Ekonomiyle ilgili olarak, günlük gazetelerin  önemli bir kısmını kaplayan ekonomi bölümünün, ve ekonomi ile ilgili kitap, dergi vb. kaynakların yarattığı, hayattan kopukluk, anlaşılmazlık izlenimi ve çeşitli önyargıları pekiştirme durumu bu kitapta hemen hiç yoktur. Aksine, belki birçoğumuzun hiç duymadığı Merkantalist, Fizyokratist, Klasik , Marksist iktisat teorilerini, konusuyla ilgili olduğu bağlamda ve ölçüde, en yalın şekilde anlaşılır ve ilgi çekici kılabilmiştir.<br>
Ayrıca, kitabın içeriği ile ilgili olarak şunu da eklemem gerekir: Feodal Toplumdan Yirminci Yüzyıla kitabının sonlarına doğru bir kısmı, Sovyet Rusya'sının planlı ekonomisinden söz etmektedir. Her ne kadar bugün, Sovyet Rusya'sının temsil ettiği sistemin, çökmüş, geçersiz olduğu düşünülse de; kitap, insanlık için orada önemli bir deneyimin yaşandığını görmemizi, hatta bu sistemin kapitalist sisteme alternatif bir sistem olup olmayacağını tartışmaya açan çeşitli verileri edinmemizi sağlamaktadır.
Genel olarak söylersek, yazar, tarihi çeşitli iktisadi etkenlerle açıklamaya çalışmış ve bunu yaparken diğer etkenlerin de (din,siyaset vb.) önemli olduğunu hissettirmiş ve açık bir şekilde, iktisadi bir temelden hareket ettiğini bize kitabın başında söylemiştir. Ayrıca, tarih üzerinde İktisadın belirleyici bir önemi olduğunu düşünen yazar, bu belirleyiciliği, tek taraflı bir süreç şeklinde görmemesi, incelediği her etmeni bir diğeri ile karşılıklı ilişki içersinde ve bir bütünlük dahilinde ele alması kitabın, diyalektik bir yöntemi olduğunu göstermektedir.

02.01.2001

Bilimin kuralları/kanunları katıdır. Farklı zaman ve mekanlarda gerçekleşen olayları ve olguları bilim, evrensel kurallarıyla açıklayabilir. Kesinliği de buradan gelir zaten. İktisat da bir bilim dalı olarak tarihle işbirliğine girdiğinde iktisat tarihi adlı yeni bir çalışma alanı ortaya çıkar. bu alanda yapılan araştırma çalışmaları günümüz ekonomi gelişmelerine dair yorumlar yapabilme şansı tanır bize. Sadede gelecek olursam, Huberman'ın kitabında bu şansı edinmek mümkün, sizinle paylaşmak istedim.

Leo Huberman'ın Feodal Toplum'dan 20.yy'a  adlı kitabı bir iktisat
taihi/teorisi çalışması. Aşağıda yaptığım alıntı her ne kadar 3-4 yüzyıl öncesine dair ise de siz bugünü düşünerek okuyun eminim şaşıracaksınız, :=). Parantez içi yorumları ben yaptım. Kitabın dili çok yalın ve cümleler çok keyifli; iktisat derslerinin sıkıcılığından eser yok.

"...Böyle bir fiyat yükselişinin sonuçları nelerdir? kim karlı, kim zararlı çıkar? Kazanalar tüccarlardı. masrafları artarken, yatırımlardan geri aldıkları da fazlalaşmıştı. Aldıklarına daha fazla ödüyorlardı, ama sattıklarına da her zamankinden fazla fiyat koyuyorlardı. Kazanan bir başka grup da harcamaları sabit kalıp ürünlerinin fiyatı yükselenlerdi....."

"Öte yandan bazı gruplar da fiyat devriminden kötü darbe yemişlerdi. Örneğin hükümetler (bizim hükümet?!) iki yakayı bir araya getirmekte bayağı güçlük çekiyorlardı. Gelirleri sabitti, oysa masrafları durmadan artıyordu....Parasızlık derdi kralı büsbütün yükselen  paralılar sınıfının (bizim zamanımızda bu sınıf artık  zirvede tabii) kucağına itti, bu sıralarda krallardan yeni yeni tavizler koparıldı. Bu dönemin, burjuvaziye artan politik kudret getiren devrimleri böylece fiyatlardaki devrimle sıkı sıkı bağlantılıydı.."

"Ücretli işçilerin de durumu kötüleşti. Ücretler hiç bir zaman fiyatlar kadar yükselmez. Ücreti artırmak mücadele gerekir. direnişle karşılaşan bilinçli kitle eylemiyle ücret yükseltilir, oysa fiyatlar pazar işlemleriyle kendiliğinden yükselir. İşçilerin güçtü durumu....Çalışan adam bu durumda ya kemerini sıkmalı ya artan maliyetleri karşılayacak ücret artışını sağlamak için savaşmalı ya da dilenci olmalıydı. Fiyat devriminin sonunda üçü de oldu."

Bir de aşağıdaki alıntı, Osmanlının 19. yy daki ekonomik durumunu yani yarı-sömürge durumunu, çok güzel özetliyor aslında.

"...Bu gibi tedbirler alan altın ve gümüşün ülkede kalmasını sağlar. Kendi sınırları içinde madenleri olan ülkeler ya da İspanya gibi zengin altın ve gümüş yatakları olan sömürgelere sahip bulunan başka ülkeler ellerindeki değerli maden stokunu (bu stok ispanyolların peru ve diğer güney amerika sömürgelerinden elde ettiği altın ve gümüş akışıyla oluyordu) durmadan artırabilirlerdi. Ama ya bunların ikisine de sahip olmayan ülkeler (Osmanlı
gibi) ne yapacaktı? Onlar nasıl zengin olacaktı- bazı merkantilistler gibi biz de servetin para olduğunu kabul ediyorsak?...
...Merkantilistler bu ülkelere hoş bir çözüm sunuyorlardı. Onların kurtuluş yolu 'karlı bir ticaret bilançosu'ydu. Karlı ticaret bilançosu ne demek?...şu halde işin püf noktası değerli mallar ihraç etmek, sadece ihtiyaç duyulanı ithal etmek aradaki farkı da maddi olarak almaktı. Bu, endüstriyi mümkün olan her yoldan teşvik etmek demekti, çünkü endüstri ürünleri tarım ürünlerinden daha değerliydi ve dolayısıyla dış pazarlarda daha fazla para sağlardı. Gene bunu kadar önemli bir şey de kendi ülkenizde endüstriniz olması, halkınızın ihtiyaç duyduğu şeylerin yurt içinde üretilmesi, yabancılardan daha az şey satın almanız gerekeceği anlamına
gelirdi. Bu hem ülkenizi kendine-yeterli ve başka ülkelerden bağımsız yapma, hem de leyhte bir ticari denge sağlama yönünde atılmış bir adımdı."

İktisat tarihinden hoşlananlar için hem yalın anlatımıyla hem detaylarıyla ideal bir eser.

x

İnternet sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz ve internet sitemize yapacağınız ziyaretleri kişiselleştirebilmek için çerezlerden faydalanıyoruz. Dilediğiniz halde çerez ayarlarınızı değiştirebilirsiniz. Detaylı bilgi için tıklayınız