Sepetinizde Ürün Bulunmamaktadır.


  • ANASAYFA
  • Yazar Röportajları - Teoman
Yazar Röportajları - Teoman

Yazar Röportajları - Teoman


Hem şarkı sözleri hem de tavrıyla rock müziğin en özgün isimlerinden biri olan Teoman, yakın zamanda çıkardığı kitabı Faso Fiso’yla yeniden gündeme geldi. Çok satanlar raflarından düşmeyen kitap, Teoman’ın hayatına dair bilinmeyenleri gün yüzüne çıkarıyor. Teoman’la edebiyattan sinemaya, çocukluk yıllarından şöhretin getirdiklerine uzanan kapsamlı bir söyleşi gerçekleştirdik.


Çocukluğunuzun iç dünyası çok zengin gözüküyor. İçe kapalı bir çocuk muydunuz? Ailenizle, yaşadığınız muhitle ilişkiniz nasıldı?

İçe kapalıydım ama toplum da zaten içine kapalıydı o yıllarda. Küçük dünyalar kuruyorlardı insanlar kendilerine. En azından benim ait olduğum orta-alt sınıf için bu böyleydi. Bu dünya, bana sıkıcı geldiğinden ben daha da içe kapalıydım herhalde. Küçük bir arkadaş grubum vardı. Ama genelde hayallere dalacağım odamda geçirirdim hayatımı.

 

Anlattığınıza göre Nâzım Hikmet’in yapıtları size babanızdan yadigâr kalmış. Nâzım şiirleriyle erken yaşta tanışmanın “şarkı sözü yazarı” Teoman’ı beslediğini söyleyebilir miyiz?

 

Zannetmiyorum. Çünkü ben babamdan kalan kitapları, onu tanımak için okuyordum. Zaten derin bir sanat duygusuna sahip olabilecek bir yaşta değildim onları okurken. Goethe’nin Faust’unu okurken, Mephisto ödümü koparıyordu, tüylerim diken diken oluyordu, o yüzden seviyordum. Yoksa gerçekten sevdiğim kitaplar çizgi romanlardı. Fakat yine de babamın kitaplarındaki dilden etkilendiğimi hatırlıyorum. İlkokulda hiçbir şey anlamadan Bülent Ecevit’in “Bu Düzen Değişmelidir” kitabını filan okuyordum. Uhrevi bir sesmiş gibi geliyordu.

 

Çizgi romanlar da otobiyografinizde genişçe yer tutuyor. Çocukluğunuzun Kara Oğlan’ı, Teksas'ı, Tommiks’i; üniversite yıllarında “Çizgi Romanda Kadın” temasını araştırma konusu olarak seçmeniz... Hayatınızda nasıl bir yeri var çizgi romanların?

Artık pek yok. Ama çok severdim çizgi romanları küçükken. O kadar tekrar tekrar okurdum ki, en ufak detayına kadar bilirdim. Hayat çok sıkıcı geldiği için, Zagor’a Mister No’ya verirdim kendimi. Onlar gibi biri olmak isterdim büyüyünce. Master yapacağım zaman o kitaplar üzerine yazmak istedim tezimi. Şimdi çok güzel, edebi çizgi romanlar da çıkıyor, ara sıra okuyorum ama bana Red Kit’in verdiği hazzı vermiyorlar. Şu anda bile.

 

“İçimden geleni söyleyemeyeceksem ünlü olmanın ne anlamı var” diyorsunuz kitapta bir yerde. Faso Fiso’yu gönlünüzce içinizi döktüğünüz bir tür itirafname olarak da görebilir miyiz?

Kitaba dair düşüncelerim sürekli başka bir yöne savruldu yazarken. Ama bir şeye karar vermiştim, diğer otobiyografilerden farklı olacaktı. Genelde okuduğum biyografiler ve otobiyografiler tek bir boyutta yürüyorlardı. Çelişkiler, kafa karışıklıkları, hatalar, beceriksizliklerden pek bahsedilmiyordu. Ayrıca ballandıra ballandıra anlatma merakları yüzünden bence biraz sıkıcılardı da. Çok uzun yıllar öncesinden Marcello Mastroianni’nin otobiyografisini okumuştum, o diğerlerinden farkıydı, çok çok güzeldi. Ama etkilenmeyeyim diye tekrar okuma yapmadım. Faso Fiso bir itirafname olsun diye hiç düşünmedim, zaten kafama eseni söylemekten hoşlanıyorum ben, şarkılarımdan da alışık olduğum için. Çalakalem, pek düzeltme yapmadan yazdım kitabı.

 

Faso Fiso tipik bir otobiyografi değil. Anılarınızı yazarken neden böyle parçalı bir yapıyı tercih ettiniz? Şarkı sözü yazarlığının bunda etkisi olabilir mi? Bu size nasıl bir alan açtı ve bu alanda bu ritmi tutturmak zor olmadı mı?

 

En baştan itibaren parçalı bir yapısı olsun istedim kitabın. Hatta kronolojiyi de bozacaktım, daha da parçalı olacaktı. Ben, dediğim dedik biriyimdir, egom kocamandır, kendi yaptığım şeylerde başkalarının fikirlerini söylemesi beni sinirlendirir. Yayınevinin yönetmeni birkaç kez kronolojiyi oturtmam için ısrarcı oldu. Önceleri hiç kaale almadım, kendi fikrimde ısrar ettim, hatta sinirlendim; ama sonra bir gün evde onun dediğini yapınca, birden kitap ferahladı. Bunun üzerine bir sürü değişiklik yapıp yeni hikâyeler yazdım. Kitap da sonuçta hızla toparlandı. Baktım ki epey toparlandı kitap, ritme ondan sonra daha fazla dikkat ettim. Zaten kitabı çok kısa sürede yazmıştım. Kitabın final halini minicik detaylarla uğraşarak geçirdim. Meğer en zevk veren bölüm orasıymış bu yazı çizi işinde.

 

Şöhretin sizin özünüze uymayan bir olgu olduğunu dile getiriyorsunuz kitapta. Şöhret neden bunca ağır gelir insana sizce? Sizi mutlu etmediğini hangi noktada fark ettiniz?

Kitabımda farklı zamanlarda, farklı fikirler var. “Şöhret mutsuzluk getirir” ana temasıyla ayrılsın istemem okur bu kitaptan. Şöhret mutsuz etmez, sadece mutlu etme kabiliyetini yitirir. Burada şöhret olgusuyla ilgili negatif bir mesaj vermek istemiyorum ben. Sadece benim ve birçok insan için; hayat anlamsızlaşıyor, sıkıcılaşıyor diyorum. Sadece ünlüler için de söylemiyorum bunu. Herhangi bir meslekteki benim jenerasyonumdan birçok kişinin, kitabımda yazdığım benzer krizleri yaşadığını düşünerek yazdım.

 

Faso Fiso, aynı zamanda hayalleri olan yetenekli bir gencin şöhret basamaklarını tırmanışının öyküsü. Bizde bu tür otobiyografiler çok az yazılıyor sanki. Kalem kâğıtla arası iyi olan müzisyenlerimiz, ünlülerimiz mi az ya da içlerini dökmekten mi çekiniyorlar sizce?

Ben sırrı vereyim, neredeyse hiç yok otobiyografi. Barış Manço’nun, Cem Karaca’nın, Münir Nurettin Selçuk’un otobiyografilerini niye okuyamıyoruz? Çünkü yazmadılar. Bir sürü hazine çöpe gitti. Araştırmalarla yapılabilecek bir iş değil bu, sahibinin sesine ihtiyaç var. Her ünlünün otobiyografisine ihtiyacımız yok, çoğu çok renksiz kişilikler ama ben niye Cem Karaca’yı kendi ağzından dinlemekten mahrumum? Neyse, ben sıramı savdım.

 

Sinemayla da aranız çok sıkı. İyi bir izleyicisiniz. Sevdiğiniz yönetmenlerin sık sık bahsi geçiyor. Woody Allen, Jim Jarmusch... Balans ve Manevra dışında bir film daha çekme hayaliniz var mı? Bir senaryo fikriniz olduğunu öğreniyoruz...

Kitapta bahsi geçen senaryo, 2009 senesinden kalma. Artık o filmi çekmek istemiyorum. Geçti benim için ona karşı duyduğum heves. Ayrıca yönetmenlik hevesim de hiç kalmadı. Halbuki sinema, kafana göre yaparsan çok çok zevkli bir oyun. Ben de prodüksiyon süreçlerinden çok haz alan birisiyim. Ama meşakkati çok fazla, uzlaşmak zorunda olduğunuz çok parametre var. Bir şey daha var; sanıyorum benim hayalini kurduğum şeylerle yapılacak sinema çok gerilerde kaldı. Genç izleyici için köhne gelme ihtimali çok yüksek.

 

Müslüm Gürses’le yollarınız nasıl kesişti? Teoman hayranları “Paramparça” şarkısını Müslüm Gürses’ten dinleyince ne hissetti sizce? Siz ne hissettiniz? Nasıl tepkiler geldi?

 

Hayranlarımın genelde Müslüm Gürses yorumundan hoşlandığını sanıyorum ama zaten orası çok da mühim değil. Bence daha önemlisi, arabesk-fantezi ile popüler rock müziği birlikte teker teker yapabileceklerinden daha fazla şey yaptılar. İç dağlayan sesiyle Müslüm Gürses, benim şarkımı çok daha büyük kitlelere yaydı. Yoksa benim cılız yorumumla kalacaktı şarkım, sayesinde klasik oldu.

 

Faso Fiso’yu yazarken geçmişiniz üzerine de bolca düşünmüşsünüz. Kitap yazma süreciniz size müzik için -şarkı sözü yazarken mesela- de ilham verdi mi? Yazım hayatınıza devam edecek misiniz?

Yazmak zevkli ama kurgu bir roman yazmak bana hiç çekici gelmiyor. Arada bir düşünüyorum; nasıl zevk alacağım, anlamlı bir şeyler yazabilirim diye. İşin kötüsü, bu kitabı yazmak hem çok zevkliydi hem de benim için çok kolaydı. Bir daha bu kadar zevkle bir şeyler yazar mıyım, bilmiyorum.

 

Son zamanlarda başucunuzdan ayıramadığınız kitaplar var mı? Çağdaş edebiyatı mı tercih edersiniz, yoksa klasikleri mi?

Korktuğum soruya gelmişiz. Ne yazık ki kurguyla okuyucu olarak ilişkim uzun yıllardır çok zayıf. Bir sürü kitap alıp okuyamıyor, vicdan azabımı azaltmak için arkadaşlarıma veriyorum genelde kitaplarımı. En son bir iki ay önce, Sam Shepard’ın İçimdeki Kişi’sini okudum, zor bir eserdi ama harikaydı. Bu yaz için edebiyat planlarım var ama. Daha önce okumadığım, dillerini çok beğendiğim birkaç Türk yazarı okuyacağım. Bir de Kundera’nın bütün eserlerini bir daha geçeyim diyorum.



1 ADET
    İmzalı-Fasa Fiso

    22,00 TL %30 15,40 TL