Yazar Röportajları - Tansel Baybara

Yazar Röportajları - Tansel Baybara



Kendinizi bir “tasarım hikayecisi” olarak tanımlıyorsunuz? Bu kavramı biraz açabilir misiniz?    

Tasarım Hikayecisi, iletişim tasarımında yaratıcılığı merkez alarak; insanların kendi hikayelerini keşfetmeye, daha sonrasında kendilerine ait hikayeleri anlatarak büyümelerine rehber oluyor. Tasarım hikayecisi olmak için ilk şart yaşamla iç içe olmak ve hayal kurmak. Bunun için her şeyi gözlemlemeniz, analiz etmeniz, teknolojiyi, tarihi, mitolojiyi takip etmeniz ve elde ettiğiniz deneyimleri bir potada eritebilmeniz lazım. Tasarım hikayecisi herkesin kendi ihtiyacına yönelik çözümü bulmasında “insan için, insanla beraber” ya da “marka için marka ile beraber” mottosuyla çalışıyor. Yollarım kimi zaman bir fotoğraf çekimi için, kimi zaman da kapsamlı bir proje için kesişiyor. Bazen endüstriyel bir ürünün üretiminde, bazen farklı insanların kendi elleriyle ürettikleri ürünlerinin sunulmasında bazen de bir kitapta... Kısaca tasarım hikayecisi müzikten lezzete, modadan mücevhere kadar birçok farklı ürünü ruha dokunan hikayelerle yeniden yaratıyor. Bunu yaparken de kalbimize dokunmaya çalışan bir felsefe ve yaratıcılıkla kendini sürekli yeniliyor.

 

Güzel Sanatlar Fakültesi mezunu olmanın yazarlığınıza nasıl bir tesiri oldu sizce? Sana Kalbim Geçtinin sadece yazarı değil, aynı zamanda tasarımcısısınız da…

Marmara Güzel Sanatlar Fakültesi’nden mezun oldum. O dönemde bölümüm yayın grafiği ve reklam grafiği olarak ikiye ayrılıyordu. Ben reklam grafiğini tercih ettim ama meslek hayatımda daha çok yayın sektöründe çalıştım. Türkiye’de fazlasıyla ses getiren kitap, albüm, dergilerin kapak tasarımlarını yaptım. Mesleğime aşığım, dünyaya tekrar gelsem aynı okulu ve aynı mesleği seçerim. Bunun sebebi ise bir grafik sanatçısının insanlarla daha çok iletişim kurduğunu düşünmem. Çünkü insanlara ya bir şeyler anlatmaya çalışırsınız ya da o insanları birer marka haline getirirsiniz. Bunu yapmanız için de her mesleği her insanı her karakteri veya kimliği çok incelemeniz gerekir. Bazen bir müzisyen oluyorum, bazen bir doktor, bazen bir kimyacı… Bizi bize anlatan bir mesleğin parçasıyım.

Mesleğimin yazarlığıma etkisine gelince, evet oldu. Mesleğimde en keyif aldığım işlerden biri kitap kapaklarını tasarlamak. Birçok kitabın tasarımını yaptım. Bunun için o kitapların içine girdim, hikayelerini anladım ve her seferinde tatmin olduğum işler ortaya çıktı. Sonra kendi hikayemi hayata geçirmek istedim. Ama iş kendi kitabımı tasarlamaya gelince zorlandım. Başka yazarlar için tasarladığım kitaplardan daha zor bir süreç yaşadım. Hani derler ya terzi kendi söküğünü dikemez, işte benim için de aynı şey geçerliydi. Kitabımın ilk bölümünü yazıp, tasarladıktan sonra devam etmedim. 1 ay aradan sonra tekrar başladım ve Sana Kalbim Geçti hayat buldu. Şimdi başından sonuna bana ait olan bir hikâyenin parçasıyım…

 

Sana Kalbim Geçti alışıldık metinlerden çok farklı. İçinde kişisel gelişim kitaplarını hatırlatan metinler, görsel mesajlar, illüstrasyonlar, şarkı sözleri, duvar yazıları var. Siz nasıl tarif edersiniz kendi kitabınızı?

Sana Kalbim Geçti kitabı ilk elinize aldığınızda kişisel gelişim kitaplarını anımsatsa da aslında öyle değil. Bu kitapta, kendinizi aramaya çıktığınızda sizi kendinizle buluşturan, yormadan kendinizi sorgulamanıza kapı açan bir hikâye var. Kişisel gelişim kitaplarının aksine size yapmanız gereken şeyleri söylemiyor. Sadece bir hikâyenin içinde sizin kendi hayatınızdan parçalar bulmanıza yardımcı oluyor. Hayatımız boyunca birileri bir şeylerden vazgeçmemiz, hayallerimizi rafa kaldırmamız için bizi zorlar ve tüm yaşantımız pişmanlık ve kırgınlıklar üzerine kurulur. Sana Kalbim Geçti ’de ise okuyucuya şunu söylemeye çalışıyoruz: “Yapabilirsin vazgeçme, sen yolundan ayrılmadığın sürece umut var.” Sana Kalbim Geçti bir şeyler yapmanız için size komutlar veren bir kitap değil, size umudun var olduğunu gösteren bir kitap.

 

Kitabın içindeki materyaller ise bunu desteklemek için var. Ben evrenin bizimle iletişim içinde olduğunu ve bize mesajlar gönderdiğine inanırım. Bazen sözlerin yetersiz kaldığı yerde bir resim yeniden ışık bulmamıza yardımcı olur. Ben de umudu görsellerle ifade etmek istedim. Sokaktaki grafitilerle, şarkılarla, görsel anlatımlarla daha renkli ve duygusal bir anlatım kullandım. Sıradan bir anlatıma katmaya çalışarak evrenin bize mesajları her yolla verebileceğini göstermek istedim.

 

Kitabı yazma fikri ilk nasıl aklınıza düştü? Yazma süreci ne kadar zaman aldı?

Kitabı yazma fikri aslında hiç aklımda yoktu. 2010 yılından itibaren facebook sayfamda küçük küçük yazılar paylaşmaya başladım. Bir gün uyandığımda “Tansel Baybara’nın yazdıklarını takip edenler” isimli bir grup açıldığını gördüm. Grubu kuran kişiyi bana bir mesaj attı. Mesajında yazmaya devam etmemi, bu yazıların da ilerde kitaba dönüşebileceğini söyledi. Hatta kitabın İngilizce çevirisini de yapmaya talip olduğunu belirtti. Yazmaya devam etmemi mesajın sahibi Sevgili Itır sağladı. Sonrasında 2017 yılının temmuz sonunda Martı Yayınları’ndan Atıf Bey bir başka proje için ofisimi ziyarete geldi. O yıl hazırladığım Haydi Gel Vazgeçme minik kartlarını gördü. Ve bu kartlardan yola çıkarak bir kitap yazıp yazamayacağımı sordu. Sonuçta ekim başına kadar kitabımın hem tasarımı hem de yazımını keyifle ve eğlenerek bitirdim.

 

 

Kitabın ana karakteri Zamarottun sınırları aşan yolculuğu bu coğrafyadaki mevcut duruma dair de pek çok şeyi yansıtıyor. Zamarottun hikayesini anlatmak sizin için neden bu kadar önemliydi?

Zamarott; aslında ben ve kardeşimin 2009’da Suriye’de keşfettiğimiz bir restoranın ismiydi. Hikayesi bize çok ilginç gelmişti. İki kız kardeş, yıkık dökük bu binayı buluyorlar. Birisi mimar birisi aşçı olan bu kardeşlerden biri tasarımı ile mekâna can verirken diğeri de yemekleri ile o mekana lezzet katıyordu. Bu bize çok tanıdık geldi. Ben tasarımcıyım kardeşimde aşçı. Yaptıklarımızla bu iki kardeşin hikayesinde kendimizi bulmuştuk. O gün Zamarott’tan çok etkilendim ve hem aklımın hem de kalbimin bir köşesine koydum. Daha sonra restoranın isminin anlamını öğrendim. Zamarott’un zümrüt anlamına geldiğini ve bu iki kız kardeşin yaratıcılıkları ile küllerinden yeniden doğan Zümrüdüanka kuşuna döndüğünü söylediler. Tıpkı ben ve kız kardeşim Ebru Baybara Demir’in yaptıkları gibi.

2017 yılında ise kız kardeşim bir restoran açmaya karar verdi. Aklıma gelen ilk isim Zamarott oldu. Hemen Halep’teki o mekânın yerinde olup olmadığını araştırdım, hayalim onu yeniden canlandırmak ve küllerinden yeniden doğmasını sağlamaktı. Ama o mekân artık yoktu… Bu yüzden Zamarott’u kitabında yeniden hayata döndürdüm. Zamarott sadece ben ve kardeşimin değil, küllerinden yeniden doğan herkesin hikayesi oldu.

 

Hikaye anlatıcılığı tarih boyunca tasarımla hiç bu kadar iç içe olmamıştı sanki. Dijital dünyanın getirdiklerini kendi “hikaye anlatıcılığı” yolculuğunuzda nasıl kullanıyorsunuz? Sizce dijital çağın getirdikleri ve götürdükleri neler?

Dijital dünya en büyük zararı mahremiyetimize verdi. Toplum içerisinde önem verdiğimiz değerlerimizi kaybetmeye başladık. Hepimiz birbirimizin hikayesini biliyoruz. Ancak bildiğimiz ve yansıttığımız hikayeler sanal dünya içerisinde farklı ve gerçeğin dışında kodlanıyor. O dünyada farklı bir hayat yaratıyoruz. En kötüsü de birbirimizi hatta kendimizi bile özlemeyi unutuyoruz.

Ben tasarımla anlattığım hikayelerde bize kendimizi incitmeden, yormadan, en basit görsel dili kullanıyorum. Hikâye anlatmak kolay bir şey değil. Bunun için her alanla iç içe olmanız gerekiyor. Ben anlattıklarımın özünden yola çıkmayı seviyorum. Gerçek kurgu benim için o zaman başlıyor. Yaptığım kurgu insanların eline geçtiğinde ise kendi hikayelerinden bir şey bulmalarına neden oluyor. Kısacası herkesle duygusal bağ kurmaya çalışıyorum. Çünkü dijital dünyanın bizden götürdüğü şey duygularımız…

 

 

Sosyal medyayla aranız nasıl? Okuyucularınızla buradan nasıl bir ilişki kuruyorsunuz? Bazen mahremiyet ve okurlarla iletişim dengesini kurmak zor olabiliyor. Sizin deneyimleriniz nasıl oldu bu konuda?

Sosyal medyayı kullanmayı seviyorum. Ama eskisine nazaran daha az kullanıyorum. Çünkü bazen vaktimi çaldığını düşünüyorum. Bazen çok fazla hayatımızı, mahremiyetimizi açtığını düşünüyorum. Tabi buna izin veren biziz. Bu yüzden dijital dünyada mahremiyetimizi korumak diye bir şeyden bahsetmek mümkün değil. Belki yanlış düşünüyor olabilirim ama paylaştığım şeylerde günlük hayatta nasıl biriysem oraya yansıyan da aynı Tansel. Okuyucularımla ilişkime gelince onlar sayesinde paylaşımın güzelliğini çok farklı bir şekilde yaşıyorum. Her biri benim için değerli. Benimle bir şey paylaştıklarında geri dönüş yaparak onları ihmal etmemeye çalışıyorum. Okuyucu ile kurduğunuz bağla çok şey öğrenebiliyorsunuz. Okuyucu sizin dünyanıza giriyor ve sizin dünyanızdan paylaştığı bir yazı veya resimle, kalbimin ya da onun kalbinin bana nasıl geçtiğini daha net görmemi sağlıyor.

 

Kişisel takı eşyaları gibi pek çok özel obje üretiyorsunuz. Kendi elleriyle bir şeyler üretmek sizce insanı ruhen sağaltan, ona şifa veren bir şey mi?

Ben hayatım boyunca üreterek var oldum. Üretmek muhteşem bir şey. Çünkü her tasarladığınız ürünü zihninizle değil kalbinizle ortaya koyuyorsunuz. İçinizden gelen coşku ile yeni bir hikâye ortaya çıkarıyorsunuz ona kendi ruhunuzu ekliyor, sınırlarınızı kaldırıyorsunuz. Belki de kendinizce özgürce hareket edebileceğiniz en güzel alanı yaratmış oluyorsunuz. Bu yüzden ne üretirseniz üretin, üretirken zihninize dur diyorsunuz. Bir nevi kendinizi şifalandırıyorsunuz ve bu ruhunuza çok iyi geliyor.

 

Ayşe Armana verdiğiniz röportajda, Sana Kalbim Geçtideki Zamarottun yolculuğunu gerçek hayata taşıyacağınızı, onun hayalindeki restoranı açmayı planladığınızı söylemiştiniz. Bu proje nasıl gidiyor? Kurmaca ve gerçeği bu şekilde buluşturmak bir nevi kitabı da “yaşatmak” gibi…

Evet, kitaptaki amacım yazdığım şeyleri yaşatmak. Yazdıklarımı kurgudan gerçek hayata taşıyarak insanların bu hikayedeki yerlerle, kişilerle ilişki kurmasını istiyorum. Restorana gelince bir süreliğine bu hayalimizi erteledik. Çünkü orada istediğim kurguyu kurmanın benim için kolay ama başkaları için zor olduğunu fark ettim. Zamarott için yatırımcı bulduğum halde hayal ettiğim gibi doğmayacağını anlayınca projeyi bir süreliğine askıya aldım. Ama Zamarott restorandan önce farklı bir projeyle karşımıza çıkacak.

 

Bundan sonra ne tür hikayeler anlatmak var aklınızda?

İlk kitabım Sana Kalbim Geçti. Bunu üç seri ile tamamlamak istiyorum. Hatta ikincisine başladım bile. İkinci kitabımda kendini tekrarlamayan ve yeni hikayelerin peşinden koşan çok farklı bir hikayeyle karşınıza çıkacağım. Teknolojinin ağırlıkla kullanıldığı ve duygularımıza derinden hitap eden ama kurgusu ilkine göre çok çok farklı bir kitap geliyor. Çoğumuz kitabı eline aldığında kendisi dışında gerçekliği sorgulayacağı bir durum ile karşılaşacak. Belki de kitap dünyası farklı bir tarzı kazanmış olacak…





2 ADET
    x

    İnternet sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz ve internet sitemize yapacağınız ziyaretleri kişiselleştirebilmek için çerezlerden faydalanıyoruz. Dilediğiniz halde çerez ayarlarınızı değiştirebilirsiniz. Detaylı bilgi için tıklayınız