Yazar Röportajları - Sami Türk

Yazar Röportajları - Sami Türk

Modernist edebiyatın başyapıtlarından biri kabul edilen Niteliksiz Adam ilk kez tüm metniyle 4 cilt halinde Aylak Adam Yayınları tarafından Türkçeye kazandırıldı.  Joyce’un Ulysses’iyle, Proust’un Kayıp Zamanın İzinde’siyle kıyaslanan, has edebiyat severlere hitap eden bu muazzam kapsamdaki Robert Musil eseri, toplam 2130 sayfalık benzersiz bir edebi yolculuk vaat ediyor. Böylesi zorlu bir metni başarıyla çeviren akademisyen Sami Türk ile, bu yılın edebiyat olayı diyebileceğimiz Niteliksiz Adam’ı Almancadan Türkçeye kazandırma deneyimi üzerine konuştuk.

Niteliksiz Adam gibi çetrefil diliyle nam salmış bir metni çevirme fikri ne zaman aklınıza düştü? Çeviri süreci kaç yılınızı aldı? Bu süreçte karşılaştığınız en büyük güçlük ne oldu?

Çeviri fikri tamamen yayıncıma aittir. Daha önce de başka bir metin vesilesiyle beraber çalışma fırsatımız olmuştu. Bir akşam yayınevinden arayıp metni çevirtmek istediklerini söylediler. Tamamını mı istediklerini sordum, zira bu eserin o güne dek Türkiye’de yayımlanmış kısmının iki misli daha bir bakiyesi vardı. Niyetlerinin ciddi olduğunu tam metni istediklerinde anladım.

Çeviri süreci sözleşmenin imzalanmasından metnin matbaaya verilmesine kadar yaklaşık üç sene sürdü ve Türk yayıncılık piyasasına örnek olacak bir yayına hazırlama safahatı geçirdi.

Bir yanda fakültede verdiğim derslerden ötürü iş hayatımın, bir yanda kızımın doğumuyla yeniden tanımlanan ailevi ve sosyal hayatımın gerekleri dururken çoğu zaman günlük 14 saate varan çeviri mesaisi, sürecin en çileli kısmı oldu. Sadece birkaç rakamı zikretmeme izin verirseniz, toplam 2130 sayfa ve 4 cilt halinde basılan eser, sayfalarca tutan fihrist hariç Word dosyası üzerinde yaklaşık 600 bin kelime ve 4 milyon karakter içeriyor ki karakter sayısı milyonlarla ifade edilen bir metnin tek başına daktilo edilmesi bile tahammülfersa bir külfet demekken bir de geçtiğimiz yüzyılın en nadide üç eserinden biri söz konusu olunca, zannediyorum, karşılaştığım güçlükler hususunda daha fazla izaha gerek kalmıyordur.

Daha önce Thomas Mann, Franz KafkaW.G. Sebald gibi Almanca edebiyatın diğer ustalarını da Türkçeye kazandırdınız. Almancadan edebiyat çevirisinin zorlukları/güzellikleri neler sizce?

En belirgin özelliğinin bizatihi düşünme fiili olduğunu söylemenin abartıya kaçmayacağı bir toplum, Alman toplumu. Dolayısıyla yazarları da, o yazarların kullandığı dil de düşünmekten nasibini almış. Okurken keyif verebilse de ucu bucağı gelmeyen cümleleri, ardına bakmadan alabildiği her kelime sayesinde zenginleşmiş dil varlığıyla, ifadedeki keskinlik ve açıklığıyla Almanca, çeviri faaliyetini çetin bir mücadeleye dönüştürüyor, zorluğu bu. Güzelliği ise bu zorluğu nispeten de olsa aşabilmenin verdiği tatmin.

Ahmet Cemal’in 2 ciltlik çevirisi sizin için bir yol gösterici oldu mu? Çevirmen olarak, başka çevirmenlerin metinleriyle nasıl bir ilişki kurulması gerektiğine inanırsınız?

Ben kendi çevirimden önce eseri bir defa, aslından okumuştum. Bir çevirisi olduğundan haberdardım ama Almanca edebiyatı çevirisinden okumam nadirattandır. Dolayısıyla ilk çeviriyle irtibatım olmadı. Zaten eserin tercümesi projesinde hareket geçtiğimiz nokta mevcut çeviriyi aşmaktan öte –ki bu da yeniden çeviri için yeterli bir saiktir– baştan aşağı esaslı bir kurgunun, ince elenip sık dokunmuş bir tasarımın tümünü kuşatması şart olan ve yapılan çevirisinin mevcut hali ancak buzdağının görünen yüzünü teşkil ettiği için bu devasa –her ne kadar roman demeye dilim varmasa da– roman külliyatının tamamlanması ve Türkçe edebiyata kazandırılması zaruretiydi. Fakat elbette okuduklarım arasında çeviriler ciddi bir yere sahip. Bunların bazılarını da içerikten ziyade çevirisini görmek, incelemek, doğrularından ve yanlışlarından öğrenmek maksadıyla okurum, bu bile başlı başına bir zevk. Bununla beraber, sözgelimi, hedef bir yeniden çeviri yapmak ve öncekinin eksiklerini gidermek, onu aşmaksa, önceki çeviriyle kurulan irtibat mukayeseye dönerek daha da güçlenecektir. Ne var ki daha önce çevrilmiş olmalarına rağmen biri farkında olmadan, biri de hatır için yaptığım iki çeviri hariç, hiçbir metni bile isteye ikinci kez çevirmedim. Çünkü henüz o safhaya gelemediğimiz kanaatindeyim. Yayımlanan eserler arasında, evet, çeviriler ciddi bir yüzde payına sahip ama birçoğu zaten bir veya birden fazla çevirisi bulunduğu halde pastadan pay kapabilmek derdiyle üzerine atlanılan çoksatan kitaplar maalesef. Oysa hâlâ büyük eksikliği duyulan, ister edebî ister fikrî olsun, çığır açıcı nitelikte olup da buralarda esamisi dahi okunmayan nice kitaplar var. Önce onları halletmek lazım.

Yüzyılın en zor kitapları listelerinde hep üst sıralardadır Niteliksiz Adam. “Okunamaz” olduğuna yönelik pek çok “şehir efsanesi” dolaşır. Sizce bu roman temelinde neyi anlatıyor? Yıllara meydan okuyan tesiri nereden geliyor?

Lütfen kestirip attığımı düşünmeyin ama kelimeyi yerleşik manasında aldığımız vakit bu eser aslında hiçbir şey anlatmıyor. Roman mı derseniz, olduğunu söylemek çok zor. Anlattığı hikâye var mı, yaklaşık 2200 sayfaya baliğ bir hacim için konuşursak yok denecek kadar az. O zaman, müsaadenizle, bizzat yazarının, Musil’in ağzından cevap vereyim: “İnsanlar –düşüncelerle uğraşmak istemediklerinden– burada roman kadar deneme de sunulduğundan şikâyet edecekler. (…) ‘Lüzumsuz’, ‘uzun uzadıya’ açıklamalar; işte, bana sık sık yöneltilen bir itham.” Ve “Bu romanın hikâyesi, içinde anlatılması gereken hikâyenin anlatılmaması sonucuna varıyor.” İşte bu ve buna benzer tecellilerdir ki bahsettiğiniz “okunamaz” zannına yol açıyor. Yazarın kendisi de bu durumun farkındaydı. Nereden anlıyorum? Kitabı tercüme ederken, şu an Almanya’da en sık rastlanan baskısında olduğu gibi biraz daha hikâye örüntüsü mevcutmuş intibaı uyandıran 3. cildin bittiği yerde kesmek yerine taslaklar, etütler, notlar, dahası, yazarın vasiyeti, sonsöz taslakları ve sair daha birçok ilave belgeyi de yayıneviyle beraber baskıya dâhil ettik, işte bu ek kısmından Niteliksiz Adam’ın serencamına dair, hem de bizzat yazarının ağzından, birçok bilgiye ulaşmak mümkün.

Eser böylesine hacimli olunca cevapları kısa tutmak pek kolay olmuyor, kusura bakmayın. Roman bütün karakterleriyle beraber Avrupa’nın kültür merkezlerinden Viyana’nın sosyal, siyasi ve entelektüel hayatının büyük savaşın öncesi ve sonrasındaki halini teşrih masasına yatırıyor ve günümüz toplumuna dair öyle isabetli öngörülerde bulunuyor ki hayrete düşmemek elde değil. Dolayısıyla yazıldığı tarih geçmişte kalsa da yazılanların günümüzle alakası açıktır.

Başkarakterimiz Ulrich, I. Dünya Savaşı’nın arifesinde tüm insanlığım ahlaki çöküşe sürüklendiği bir dönemde gerçekliği sorguluyor, kendi etik kodlarını oluşturmanın yollarını arıyor, “nasıl yaşamak gerektiği”ne dair hayli önemli sorular soruyor. Sizce yaşadığımız çağda Musil’in metninin önemi ne? Bugün için bize neler söyleyebilir Ulrich?

Bakınız, Ulrich, başlığın telkin ettiğinin aksine nitelikli, hem de epey nitelikli biri. Penceresinden içeri bakıldığında duvarları kitaplarla kaplı bir âlimin odasını andıran evi, doktor unvanı, serdettiği fikirler zaten aksinin iddia edilmesine imkân tanımazken arkadaşı Walter ona, çağın yarattığı insan neslinin temsilcisi olarak niteliksiz adam diyor, çünkü gitgide gayrişahsi bir hal alarak Katolik kilisesine bağlı ruhban hariç artık kimsenin olması gerektiği gibi durmadığı bir zamanda yaşadıklarını söylüyor. Benzetmeleri tecrit edip kendi zamanımız ve toplumumuz açısından bakınca itiraza pek mahal bırakmayan bir hüküm olduğu açıktır, zannediyorum. Öyleyse bu metin insanı kendi kendinin farkına vardırabilir, önemi de oradan ileri gelir.

Elinizde olsa Türkçeye kazandırmak isteyeceğiniz yapıtlar var mı, yıllardır çevirmek arzusu duyduğunuz?

Elbette var ama isimlerini telaffuz etmeyeyim, Niteliksiz Adam sonrası dönemde ilk çalışmalarım onlar olacak inşallah.

Çağdaş edebiyatı takip etmeye vaktiniz oluyor mu? Son dönemde çıkanlar arasında hem Türkiye’den hem de dünyadan dikkatinizi çeken yazarlar/eserler var mı?

Edebiyat bile tüketmek için üretilen bir sahaya döndü. Her yıl basılan binlerce edebiyat eserinden iyilerini ayıklayıp seçimi kolaylaştıracak, eleştiri olmasa da bir tanıtım cihazından da yoksunken ve hem Türkçe hem muhtelif başka dillerde yazılmış, rüştlerini de ispat etmiş bu denli çok –eski– kitap varken, fırsat olmuyor. Yine de bir isim vermek gerekirse Gökhan Sarı’nın selis Türkçesiyle ve çıkış tarihine kıyasla nispeten erken sayılabilecek bir dönemde yayımlanan Yapraklar Evi’ni anabilirim. Romanın sırf şeklen bile nereye geldiğini gösteren mümtaz bir eser.

Şu an hangi çeviri projeleri üzerinde çalışıyorsunuz?

Niteliksiz Adam’ın bitişiyle beraber dokuz yıl önce başlayan çeviri maceramın ilk önemli ve uzun durağındayım. Üç senedir ihmal ettiğim doktora tezimin başına döndüğüm için ara vermeye mecburum. Ama ömrüm vefa ederse sonrasında yine devam edeceğim.

 

 

 

4 ADET