Yazar Röportajları - Nermin Yıldırım

Yazar Röportajları - Nermin Yıldırım


Unutma Beni Apartmanı, Rüyalar Anlatılmaz, Saklı Bahçeler Haritası, Unutma Dersleri ve Dokunmadan’ın ardından Nermin Yıldırım yazın hayatının altıncı kitabı Misafir ile aramızda! Nermin Yıldırım’la adına Ev denen bir akıl hastanesinde geçen Misafir üzerine keyifli bir sohbet ettik.

 

Romanınız Ev olarak adlandırılan bir akıl hastanesinde geçiyor. Baş karakteriniz Esin ise bir gün Ev’de uyanıp kendini “delirmiş” olarak buluyor. Hakeza “abla” denen hemşireler arasında da delirmeye epey yakın duran biri var. O halde bu izleğe temelinden girerek başlayalım: Size göre delilik nedir? Kime deli denir?

 

Biyolojik temelli hastalıkları kenara ayırarak konuşacak olursak, tarih boyunca deliliğin psikolojik olduğu kadar politik de bir anlamı olmuştur. Toplum kendine benzemeyeni ve bu benzemeyişle tehlikeli kabul ettiğini çabucak yaftalar. Anormal, normal tanımı üzerinden inşa edilir. Bu noktada deliden yahut anormalden evvel hemen dönüp normale bakmak gerekir. Normal saydıklarımıza bakalım. Hakikaten normaller mi? Pek de öyle değillerse, onları ne zaman ve nasıl benimsedik? Neye hizmet ettiğine bağlı olarak, bir toplumun normali anormalinden daha tehlikeli olabilir bazen.

 

Ev’de Müzeyyen gibi neden delirdiği meçhul kişilerin yanı sıra Canan gibi delirmek için çok geçerli sebepleri olanlar da var. Peki insanlar neden “deliriyor?” Normallik ve anormallik arasındaki o ince çizgiyi geçmemize sebep olan ne?

 

Zamanın ruhu, coğrafyanın kaderi, uygarlığın getirisi, dünyanın üzerinde yükseldiği sistemin götürüsü, toplumsal çalkantılarımız, ruhsal yarılmalarımız... Hepsinden bir tutam koyabileceğimiz lanetli bir karışım bu... Kalbimizi dünyanın düzenine uydurmak zor. Bizi oraya bağlayan, dengede durmamızı sağlayan ip sandığımızdan daha ince. Bir gün çat diye kopabilir. Bu herkese olabilir.

 

Bu bağlamda normalin ve anormalin genel geçer bir tanımı olduğundan bahsetmek ne derece mümkün dersiniz?

 

Mümkün değil. Bakın size Misafir’deki Adalı Yakup’un Esin’e verdiği örnekten hareketle, hayal etmesi tatsız bir şey anlatayım. Çok değil, 50’li yıllarda doktorlar tel gibi ince bir cerrahi aleti, hastaların gözkapağının altından göz çukurunun üst kısmına, oradan da çukurun arkasındaki kemik tabakasından içeri doğru sokar, sonra da telin üstüne çekiçle vurarak beyne ulaşırlarmış. İçeride teli döndürmek suretiyle hastaların beynini geri dönülmez biçimde sakatladıkları bir tedavi yönteminden bahsediyorum. O saate kadar saldırgan tutumlar gösteren ya da kendine zarar veren hareketli hastalar, işlemden sonra haliyle sakinleşir ve boş boş bakmaya başlarmış. Hayatlarının geri kalanını bir tür bitki gibi geçireceklerini tahmin edersiniz. Ama psikiyatri dünyası bu sakatlamayı tedavi, hatta iyileşme sayarmış. Bakın çok vahşice bir işlemden söz ediyorum, ama yontma taş devrinden filan bahsetmiyorum. Uzak değil, 50’lerde bu uygulama o kadar normalmiş, hatta o kadar beğenilmiş ki Nobel bile almış. Şimdinin gözünden bakınca normal diyebilir miyiz? Ancak korku filmlerinde olabilecek bir şey bu! Fakat geçmişin, hem de yakın geçmişin normaliydi işte. Tıpta, siyasette, eğitimde, aklınıza gelebilecek her alanda daha başka bir dolu dehşet uyandırıcı örnek verebilirim. Burada mesele normalin değişkenlik göstermesi bile değil, böylesine hızlı ve agresif biçimde değişebilmesi. Bu durum anormalin de çeşitli haksızlıklara uğramış olabileceğinin işareti sayılmaz mı? Velhasıl bütün bu tanımlara belli bir mesafeden bakmak ve normalin tarih boyu nasıl değiştiğini hatırlamak gerektiğini düşünüyorum.

 

Öte yandan Esin onu Ev’e getiren hadiseler bütününü bir türlü hatırlayamıyor. Unutmak, hatırlamamak sizin yazma yolculuğunuzun önemli bir parçası. Sizi unutma haline bu denli bağlayan nedir?

 

Hafıza bir tür hâkimiyet biçimidir. Kişi kendi hafızasına sahip olursa kendi benliğinin hâkimiyetini ele geçirir, toplumlar toplumsal hafızaya sahip çıkabildikleri oranda bugünkü hakikatleriyle irtibat halinde kalabilir. Fakat bireyler de toplumlar da çeşitli sebeplerle ve farklı motivasyonlarla, hafızayı tahrip etme yoluna giderler. Geçmişi yeni baştan inşa etmek sık başvurduğumuz bir savunma mekanizmasıdır. İnsanlar bu yüzden başlarına gelen tatsız olayları bile belli bir zaman geçtikten sonra hoş hatıralarmış gibi anımsar. Ve daha büyük ölçekte bakıldığında, her ülkenin tarihi bu yüzden kahramanlık hikâyeleriyle ve destanlarla doludur. Ben geçmişle doğru bir bağ kuramadan bugünün anlaşılamayacağına, velhasıl sağlıklı bir yarın inşa edilemeyeceğine inananlardanım. O yüzden romanlarımda kişisel ve toplumsal bellek üzerinde duruyorum. Benim karakterlerim durmadan hatırlar, bir puzzle’ın parçalarını yerleştirir gibi yeni şeyler hatırlar. Ve geçmişe dair beliren her yeni parça bugüne dair bir şeyi yahut o şeyin yerini değiştirir. Dün bugünü aydınlatır. Hayatta da böyledir. Bugün kim olduğunuzu anlamak, hatta neden böyle olduğunuzu anlamak için, çocukluğunuza bakmanız kâfi.


Karakterlerinizin birinin geçmişe, diğerinin ise geleceğe kaçmak ister gibi bir hali var. Bu kaçış ihtiyacını doğuran sebepler neler?


Bugünden duyulan memnuniyetsizlik elbette. Yeryüzündeki insanların bir kısmı nostaljiye sığınıp büyük oranda sonradan inşa edilmiş mazide yaşar, bir kısmı da avutucu hayallerle süslü gelecekte. Çok az bir kısmı, beki de sadece çocuklar ve deliler, sahiden bugünde kalmayı başarır. Kaçış her zaman memnuniyetsizlikle ilgili bir durumdur. Bu iki kadının hayatlarına baktığımızda, bugüne dair memnun olabilecekleri pek bir şey göremiyoruz. Birinde korkular, tekinsiz bir yerde bulunmanın tedirginliği, fiziksel olarak kapatılmanın bunalımı; diğerinde pişmanlıklar, neye hizmet ettiğini bilememenin endişesi, duygusal olarak kıstırılmışlık hali... Soluklanmak için başka bir mekâna olduğu kadar başka bir zamana da ihtiyaç duyuyorlar.

 

Son olarak, tüm dünyanın hızla delileştiği bir dönemde sizin aklınızı korumak için kullandığınız bir yöntem var mı?

Aklımı koruyup koruyamadığımdan çok emin değilim. Ama korumaya çalışırken beni hem bu dünyaya sıkı sıkı bağlayacak hem de aynı zamanda sıkı bağları gevşetip zihnimin içinde özgür bırakacak şeylere sığınıyorum. Yani en çok kitaplara.



5 ADET
    x

    İnternet sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz ve internet sitemize yapacağınız ziyaretleri kişiselleştirebilmek için çerezlerden faydalanıyoruz. Dilediğiniz halde çerez ayarlarınızı değiştirebilirsiniz. Detaylı bilgi için tıklayınız