Sepetinizde Ürün Bulunmamaktadır.


  • ANASAYFA
  • Yazar Röportajları - Burak Aksak
Yazar Röportajları - Burak Aksak

Yazar Röportajları - Burak Aksak





Yayında olduğu yıllarda ülkemizdeki birçok insanı peşinden sürükleyen; Mecnun, Leyla(lar), İsmail Abi, Aksakallı Dede, Yavuz Hırsız (Hırsız derken tabi ki öyle bir insan değil...), Karabasan, Erdal Bakkal, Yedek Kamil, Benjamin gibi birbirinden ilginç karakterlerle heyecanla takip ettiğimiz televizyon dizisi Leyla ile Mecnun'un senaristi Burak Aksak'la keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.  Keyifli okumalar...



Leyla ile Mecnun’u bir roman formatında sayfalara dökme fikri nasıl ortaya çıktı? Dizinin hayranları, çekim mekanından karakterlere her şeyi öylesine sahipleniyor ki, aynı dünyayı farklı bir mecrada yeniden yaratmak hayli cesaret gerektiren bir iş olsa gerek...

 

Diziye başlarken 39 bölüm tasarlayıp bir final belirledim kafamda. Ve tüm karakterleri adım adım o finale doğru götürüyorduk. Ancak Leyla, Arda ve Zeynep karakterlerinin diziden ayrılması sonucu ve kanalın da diziyi devam ettirmek istemesiyle beraber kafamdaki finali de yapamamış oldum haliyle. Bu finali anlatabilmek adına yazdım diyebilirim kitabı. Dizinin izleyici tarafından sahiplenilmesi aksine yazma cesareti verdi.

 

Senaryo yazmak ülkemizde süratli bir mesai gerektiriyor. Roman yazmaksa çok daha ağırdan alınabilen bir süreç olarak görülür. İkisi arasında nasıl farklar deneyimlediniz? Yazma pratiğinizden bahsedebilir misiniz biraz? Nasıl bir odada, günün hangi vakti yazarsınız mesela?

 

Dizi yazarken yeri geldi günde 30 sayfa yazmak zorunda kaldığım da oldu. Ama kitabı yazarken günde 3 sayfa yazabildiysem, “verimli bir gün oldu” diyordum. 4 sayfa yazınca zevkten dört köşe oluyor, 5 sayfa yazıncaysa erik dalı açıp evin içinde oynuyordum kendi kendime. Dizide zamanla yarış halindesin ve bir hafta içinde o 90 sayfayı teslim etmek zorundasın. Yani yazmak zorunda olduğun için yazıyorsun bir yerde. Bazen içine sinmese de senaryoyu teslim ediyorsun. Bu bir haliyle dezavantaj ama içine sinmeyen ne varsa bir sonraki bölüm toparlayabilmen için de bir fırsatın var. Kitapta nokta atışı yapman lazım. Hataya yer yok. Neticede dizi senaryosu yazmak teknik bir hadise. Çekilmedikten sonra pek bir kıymet-i harbiyesi yok onun. Kitapsa kalıcı bir eser. O yüzden daha kıymetli.

Genelde çalışma odamda yazarım. Önce deftere yazarım. Ardından bilgisayara geçerim. Yazmak için belli bir zaman aralığım yok. Kendimi iyi hissettiğim her saat yazabilirim.

 

Dizinin hayranları için Leyla ile Mecnun’un müzikleri de ayrı bir önem taşır. Kitabı yazarken sizin zihninizde çalan soundtrack’ten birkaç örnek alsak...


“On kereee yüz kereee bin kereee denediler

Olmadııı, tutmadııı, yetmediii delirdiler

Bizi bitirmeyeee ant içiiip sarhoooş oldulaaar

Amaaa ben, aşk gibiii, ana gibiii, kale gibiii sapasağlam

Zirvede kar gibiii, göl gibiii sessiz sakin

Çığ olup gelmedeeen, kabarıp köpürmedeeen

Amaaan amaaaan amaaaan.”

(Seden Gürel’den değil yalnız, yan odada çalışan karım söylüyor.)

 

Diyalog yazmak çoğu zaman ayrı ve zor bir zanaat olarak görülür. Kitapta olay örgüsünü büyük oranda diyalog üzerinden ilerletiyorsunuz. Farklı karakterleri seslendirebilmenin, onların diline bürünebilmenin sırrı ne?

Yazarken en keyif aldığım yer diyalogları yazmak. Karakterleri yeterince tanıyorsanız o kadar da zor değil aslında.

 

Leyla ile Mecnun’un dünyasını zenginleştiren şeylerden biri de çok farklı alanlardan beslenen, günceli de takip edip, haberlerden komik videolara her şeyi kendi harcı kılan bir dizi olmasaydı. Romanın, bir mecra olarak, popüler kültür göndermelerinde bir dezavantajı olabilir mi sizce?


Leyla ile Mecnun’un gönderme yapmak gibi bir derdi hiç olmadı aslında. 104 bölüm boyunca her hafta 90 dakikalık bir dizi yapmak kolay değil. O yüzden bu kadar farklı alanlardan besleniyordu. Kitabı yazmaya başlarken nereye ne göndereceğime dair hiçbir düşüncem olmadı. Zaten değil kitapta, dizide bile gündeme dair yaptığınız şakalar kabul görmeyebilir artık. Çünkü her şey çok çabuk eskiyor. Dizi yayınlanana kadar emip sömürürler zaten o konuyu sosyal medyada.

 

Kitap Küsurat Yayınları’ndan çıktı. Selçuk Aydemir’le birlikte, televizyon ve sinemada mizah dünyasını derinden etkilediniz. Şimdi de birlikte Küsurat Yayınları’nı kurdunuz. Yayınevi için nasıl bir gelecek tasarlıyorsunuz? Ne tür metinleri yayımlamak istersiniz?


Kendi kitaplarımızı çıkarmak için kurduk aslında yayınevini. Ama süreç içinde o kadar çok dosya geldi ki yayınevine, onları da değerlendirmek zorunda hissettik kendimizi. Bir sene içerisinde bastığımız 13 kitabın 8’i ilk kitabını çıkaran yazarların eserleri. Önümüzdeki senelerde de bunu devam ettirmek, yeni yazarlara kapı açmak, başkalarının onlara vermediği fırsatı vermek istiyoruz. Hoşumuza giden, okurken keyif aldığımız her tür kitabı basabiliriz.

 

Leyla ile Mecnun’un öyküsü yeni kitaplarla devam edecek mi? Sizin Leyla ile Mecnun dışında başka kurmaca metinler yazma planlarınız var mı?

Sanırım devam edecek. Çünkü çok güzel geri dönüşler aldık kitapla ilgili. Ve insanların aklında kalan kimi soru işaretleri var. O yüzden kitabın bittiği yerden hikâyeye devam etmek gibi bir fikrim var. Yazmak istediğim başka kitaplar da var elbet. Hatta bir kısmı yazılmış, devam etmemi bekleyen hikayeler var. Onları da en kısa zamanda tamamlarım diye umuyorum.

 

Çektiğiniz filmlerle senaristliğin yanına yönetmen kimliğini de eklediniz. Yazarken, “sette olsa şu sahneyi şöyle çekerdim” gibi hayaller kuruyor musunuz? Yıllardır akıllardaki soruyu da soralım: Leyla ile Mecnun filmi görecek miyiz yakın gelecekte?


Aslında tam tersi dizi zamanı ara vermiştim yönetmenlik kısmına. Kendi çektiğim filmleri bile izlerken kurabiliyorum o cümleyi. Yakın gelecekte öyle bir film projesi yok ne yazık ki.






1 ADET
    Leyla ile Mecnun

    25,00 TL %40 15,00 TL