Sepetinizde Ürün Bulunmamaktadır.


  • ANASAYFA
  • Yazar Röportajları - Azra Kohen
Yazar Röportajları - Azra Kohen

Yazar Röportajları - Azra Kohen




İlk olarak Fi ile tanıdık Azra Kohen’i. Bir üçlemenin ilk kitabı olan Fi ile okuru sarsan Azra Kohen sadık bir okur kitlesinin yakın takibine alındı hemen. Fi’nin ardından Çi ve Pi de daha yayımlanır yayımlanmaz çoksatanlar listesine girdi ve Fi serisi kısa zamanda bir fenomen halini aldı. Fi serisinin hemen ardından bu kez Aeden ile bambaşka dünyalara taşıdı Azra Kohen bizi. Can Manay, Duru, Deniz, Özge ve Bilge’nin ardından Sonje ve Numi ile tanıştık bu kez. Şimdilerde yeni bir romanın müjdesini veren Azra Kohen’le Fi serisi, Aeden ve merakla beklenen yeni romanı üzerine sohbet ettik.

 

Kendinizi yazar olarak tanımlamayı pek tercih etmediğinizi biliyorum ama yine de soracağım: Nerede başladı bu yazma dürtüsü, yazarlık macerası?

 

İhtiyaçtan başladı. Değiştirmek istediğiniz ama gücünüzün yetmediği şeyler oluyor hayatta ve ben şavaşlarımı seçmeye çalışırken, belki de çaresizlikten böyle bir yöntem denemek zorunda hissettim. Yazdım. 

 

Aeden konu itibariyle Fi-Çi- Pi’den ayrı bir yerde duruyor ama bu dört kitap anlattıkları itibariyle ortak bir noktada buluşuyor sanki. Siz ne düşünüyorsuz bu konuda?

 

Aeden başka bir gezegegende, bir sürü farklı organizmanın arasında başlıyor ama günün sonunda insanı ve insansıları anlatıyorum hikayesinde. Fi, Çi, Pi ile hizmet ettikleri şey aynı. Yazdığım her şeyin hakiki insanın var oluşuna hizmet etmesini tercih ediyorum. Herkesin okuyacağı, çok satacak kitaplar yazmak zor değil, yazdıklarınızla hayatı fark ettirebiliyorsanız anlamı var. Yazdığım her kitap, nerede başlarlarsa ve ne anlatırlarsa anlatsınlar, benim fark yaratma çabam. 

 

Sanki yazdığınız her kitap büyük bir bütünün küçük bir parçası ve yolun sonunda bir adım geriye çıkıp bu kez büyük resmi göreceğiz gibi geliyor bana. Yanılıyor muyum?

 

Kesinlikle yanılmıyorsunuz. Yazdığım her kitap büyük bir puzzle'ın küçücük parçaları gibi. Tek başlarına anlamları tabii ki var ama birleştiklerinde, yani hepsini yazmayı bitirdiğimde asıl anlatmak istediğim ana hikayeyi anlatabilmeyi umut ediyorum. Nereden geldiğini bilmeyen ve "nisyan" kelimesinden türemiş, kelime anlamı "unutan" olan bir insanlık için öğrenmemiz gereken çok şey var. Hayat öğrenme yolculuğu.

 

Aeden’e dönecek olursak, Aeden ile Fi-Çi- Pi’nin gerçekçi dünyasından bir nebze uzaklaşıp daha fantastik yerler hayal ve inşa etmeye başladınız. Bu temelli bir değişim mi, bundan böyle sizden hep Aeden gibi hikayeler mi okuyacağız?

 

Hayır. Şu an üzerinde çalıştım hikaye "Gör Beni" ve bir sonraki "Dinle Beni" tamamen Fi serisi gibi, bu topraklarda geçen olgular üzerine ama sonrasında "Nakar" var; bu seferde güce tapanların gezegeni Nakar'a gideceğiz. Ben olgulara uygun hikayeler bulmak çabasındayım; sanırım benim tarzımı belirleyen şey anlatım dilim, ne anlattığım değil ve hikayelerimin mekanları daima değişken olacak.

 

Aeden kendi içinde son derece uyumlu, son derece yaşanası bir yer. Öte yandan Sonje ve Numi dünyaya gelince sanki cehennemin ortasına düşüyorlar. Dünya başka bir gezegenin cehennemi mi sizce?

 

Bu bana mantıklı geliyor. Çok karamsar olmak istemiyorum ama ancak cehnnemde öğrenebiliyorsak cehennemi hak ediyoruz demektir. Dünya çok güzel bir gezegen ama Aeden'de Sonje'nin anlatmaya çalıştığı gibi, evrenin en güzel yeri bile bilinç yoksunu -zombi kıvamındaki- varlıklarla doluysa cehenneme dönüşür. Güzellikler önemli olmuyor, o güzelliklerin değerini bilmek ve anlamlar çıkartabilmek asıl problem. 

 

Peki insanoğlu dünyayı kendisi için bir cehenneme çevirmeyi nasıl becerdi? 

 

Umursamazlığı ve üşengeçliğiyle sanırım. Eskiden insanlar bir lokma yemek yiyebilmek için binlerce hektar ormanı yakarlarmış. Ben hala bu seviyede bilinçsizce davrandığımız birçok konu olduğunu görüyorum. Bayramlarda çocuklarına, bir çocuk için en zehirli şey olan şekeri veren varlıklarız. Öğrenmemiz gereken asıl önemli şeyleri topluca öğrenmekle ilgili çaba göstermezsek demek ki zaten cenneti hak etmiyoruz. Çünkü cennet ancak onu var edebilmek için ciddi çaba gösterip, var edince içine girebileceğimiz bir yer. Cenneti hak etmek için çabada olmak şart. 

 

İnsanoğlunu bu gidişata sokan neydi?

 

Çok yapay ve sürekli bir şekilde her birimize empoze edilmeye çalışılan bir "sahip olma" ihtiyacı. Mirasın var olabildiği bir sistemde ne gerçek adalet var olabilir ne de aslında hiçbir şeye sahip olamayacağımızın, sadece ait olabileceğimizin bilinci aydınlanabilir. 

 

Peki siz dünyanın bu gidişatın sonunu nasıl görüyorsunuz? Dünyamızı tekrar Aeden gibi bir cennete çevirme şansımız var mı, yoksa günün birinde kendimizi uzayda Aeden gezegenini ararken mi bulacağız?

 

Bıçak sırtı. Sıfır uygarlık seviyesindeyiz. Astrofizikçilerin bir teoremi var: Uygarlıklar sıfır uygarlık seviyesinden çıkabilmek için sürekli çabalarlar. Nedir sıfır uygarlık seviyesi? Bir uygarlık eğer yaşadığı gezegenin özkaynaklarını tüketerek yaşıyorsa; yani petrol, kömür, ağaç gibi gezegenin iç ve dış elementlerini tüketiyorsa o uygarlık sıfır seviyesindedir. Parazittir. Bizler sıfır seviyesine çıkamamış bir uygarlığın varisleriyiz. Uygarlık birinci seviyeye ulaştığında artık tüketerek değil, gezegenin içinde bulunduğu enerji odaklarından beslenmeyi öğrenerek var olur. Nedir bu enerji odakları? Başta güneş, sonra atmosfer basıncının ana prensibini oluşturan rüzgarlar bu enerji odakların başındalar. Bugün dünya, sıfır medeniyet seviyesinden çıkabilmek için ortak çabada birleşmiş ama farklı yöntemlerin savunmasında kavgada. Vizyonerler dünya gezegenini taklit edip onun faydalandığı bu enerji odaklarından uygarlık için gerekli olan enerjiyi üretmek gerektiğini, rüzgar ve güneş enerjisinden yararlanmak gerektiğini savunurken, bu algıya ulaşamamış daha eğitimsiz bir kesim nükleer santraller kurarak bu enerji sorununa çözüm bulmaya çalışıyorlar. Halbuki güneş gibi bir nükleer santrali dünyada kurabilir miyiz? Kuramayız, bu mümkün değil. O yüzden güneşin o muazzam enerjisinden faydalanmak yerine dünya gezegenini tüketmeye çalışmayı çok şeytanca buluyorum. Ya vizyoner yöntemlerle cenneti bu gezegende var edeceğiz ya da vizyonsuz bilinçsizlerle cehennemde hapsolacağız. 

 

Son olarak, şimdilerde yeni bir kitap hazırlığında olduğunuzu biliyorum. Bu kez bizi nasıl bir hikaye bekliyor, biraz bahsetmeniz mümkün mü?

 

"Gör Beni" ile 1930'ların Türkiyesi'nde Ülkü'yü, Dudu'yu, İlmiye'yi tanıyacağız. Selim'in ikileminde gezineceğiz. Antik zamanların bugüne benzerliklerinde gezinip, din tarihinin hayret verici gerçeklerinden çıkıp, bir devrim hikayesine tanıklık edeceğiz. Fi serisinin tonunda bir ikileme geliyor. 

 

Sorularınız için çok teşekkür ederim.

Sevgiler,

Azra Sarızeybek Kohen

 


7 ADET
    Fi

    34,00 TL %40 20,40 TL
    Çi

    24,00 TL %40 14,40 TL
    Pi

    38,00 TL %40 22,80 TL
    Fi-1.Kitap

    32,00 TL %34 21,12 TL
    Çi-2.Kitap

    22,00 TL %34 14,52 TL
    Pi-3.Kitap

    35,00 TL %34 23,10 TL