Yazar Röportajları - Aslı Perker

Yazar Röportajları - Aslı Perker



Bana Yardım Et
Vakit Hazan ve Sufle gibi romanlarıyla tanıdığımız Aslı Perker bu kez “alternatif hayat hikayem” dediği bir romanla karşımızda. Perker’le İzmir’in serin sularına açılan Flamingolar Pembedir’i konuştuk.

 

Öncelikle teşekkür ederiz bize zaman ayırdığınız için.

 

Rica ederim. Ben zaten her yerde IDEFIX’in reklamını yapıyorum. Bütün yazarların derdidir, okurlar “Kitabınızı bulamıyoruz,” derler. Kitap, kitabevilerine sınırlı sayıda geldiği için bulunamıyor kimi zaman. Ben de her seferinde “IDEFIX’ten alın, uğraşmayın,” diyorum. Fiyatı da daha uygun. Ama insanların teknolojiyle bu kadar içli dışlı olup da onu gerekli şeyler için kullanmaması çok ilginç. Ben evvel ezel teknolojiyi çok severim. Ama bütün halde kullanırım, her şeyiyle kullanırım. Banka işlemlerimi de oradan yapıyorum, siparişlerimi de oradan veriyorum. Sosyal medyayı da kullanıyorum. Bütünsel yani.

 

Enteresan aslında. Çünkü kitabınızda yoğun bir nostalji duygusu var.

 

Doğru. Ben ikisini aynı anda yaşıyorum. Geçmişi çok seviyorum, kendi geçmişimi de çok seviyorum. Çocukluk dönemimi hâlâ severek hatırlıyorum. Ama oraya takılı kalmadım. Bugünü de seviyorum.

 

Bir nostalji hastalığınız yok yani?

 

Hayır, yok. Bende olsa olsa “solastagia” var. O da şu demek: Şu an yaşadığın yerden koparılmışçasına orayı özlemek. Yani sanki buradan gitmek zorundaymışsın gibi bulunduğun yeri özlemeye deniyor. Bende o var. Bazen İstanbul’a bakıyorum, çok güzel, sanki buradan gitmek zorunda kalacakmışım da özleyecekmişim gibi içim burkuluyor.

 

Peki bu kitabı nasıl bir duyguyla yazdınız, hüzünle mi?

 

Yer yer yazarken çok hüzünlendiğim oldu. Ağladığım da oldu. Ama bunun kendi anılarımla alakası yok, karaktere üzüldüğüm için. Ama ben her kitabımda konunun içine çok giriyorum. Ona göre müzik seçiyorum, her zaman müzikle yazmıyorum ama eğer kendi canımı acıtmak istiyorsam ve karakterin de öyle bir anıysa ona göre müzik seçiyorum ve dibine kadar giriyorum. Bir yandan da terapi yöntemi gibi; son derece derine dalıp bütün duyguları deşiyorsunuz. Bu okura farklı yansıyor; ben hep söylerim, okurun ve yazarın yolculuğu farklıdır birbirinden. Diyelim ki mükemmel okurunu buldun, mükemmel okur da senden çok farklı bir şey çıkarabiliyor oradan, hiç düşünmediğin bir şeyi analiz edebiliyor yahut senin düşündüğünden farklı analiz edebiliyor. Yani iki tarafın yolculuğu birbiriyle aynı değil. Aynı olmak zorunda da değil zaten.

 

İki taraftan bahsetmişken, bu kitap için “Alternatif hayat hikayem” diyorsunuz. Ben şunu merak ediyorum; bu kitapta kurgu gerçekten, gerçek hayatınızdan hangi noktada ayrışmaya başlıyor?

 

1981 yılında annem gerçekten de bir trafik kazası geçirdi Kars’ta. Bir uçurumdan uçtular. Büyük bir trafik kazasıydı ve aslında biraz da annemin gayretiyle kurtuldular diyebiliriz. Burnu kopmuştu, gözü kopmuştu, görmüyordu. Bütün vücudunda kırıklar vardı. Karın içinde baygın oldukları için donmuşlardı da, hava eksi kırk dereceydi, Kars’ın en soğuk zamanlarıydı. Annem ayılmış ve tek koluyla tırmanmış. Gecenin üçü. Hasbelkader oradan geçen bir yolcu otobüsü görüyor annemi. Duruyorlar ve aşağı baktıklarında tanınmaz hale gelmiş bir araba ve orada yatan insanlar görüyorlar. Bu, bu kazaya dair bütün ayrıntılar doğru. Ama annem ölmedi. Babam da… Fakat gerçekten dayım ve eniştem geldiler, beni Kars’tan İzmir’e götürdüler. Ben bir yıl kadar orada, anneannem ve dayımla yaşadım. Dedem de o kazada öldü. Bu dönemde annemle görüşmedik, gelmedi İzmir’e. O bambaşka bir hikaye. Hareket edemiyordu zaten, o zamanın koşulları bugünkü gibi değildi. Sonrasında bütün o ayrıntılar; o balıkçı barınağı, gitar atölyesi, o katamaranın yapımı… Hepsi gerçekten olan şeyler. Dayıyla yeğenin ilişkisine gelince, bizimki de yakın bir ilişkiydi ama böyle değildi. Kurgudaki en büyük oynama ise ölüm. Benim gerçek hikayemde işin içinden trajediyi çıkartıyorsun, geriye çok güzel detaylar kalıyor. Benim şansım…

 

Yani aslında sizin anılarınızın biraz daha geniş bir perspektiften bakılmış hali mi?

 

Aynen öyle. Benim anne kız ilişkisine merakım var, didiklemeyi seviyorum. Annesiz büyüyen çocuk hikayesi de ilgimi çekiyor. İkisini birleştirmiş oldum. Ama şöyle bir şey var; bu hikayeyi yazmaya başlarken anne babayı öldüreceğimi bilmiyordum. Acaba orada gerçekten bir yokluk hissi, bir kayıp hissi mi yaşanmış? Öyle bir şey olmuş olabilir. Biz bunu ailecek pek konuşmadık, irdelemedik. Konuşan bir aile de değiliz zaten. Dolayısıyla o orada, öylece kalmış olabilir. Ama bu duygu bana bir şekilde geçmiş olabilir ve böyle aktarmış olabilirim.

 

Peki bu olay sonradan annenizle olan ilişkinizi nasıl etkiledi? Çünkü hikayede Bahriyeli babasını da kaybediyor ama babanın yokluğundan çok bahsedilmiyor, sürekli üstünde durulan bir Feryal imgesi var.

 

Bu olaydan sonra biz her yaz ayrıldık. Şimdiki çocuklar gibi değildik. Şimdiki çocuklar annelerinden üç gün, beş gün ayrılmıyor. Ne kadar ayrı kalabileceği konusunda yaşa bakıyorlar. Bizse aylarca ayrı kalırdık dayımla, anneannemle. Nasıl etkiledi, bilmiyorum. Bu soru biraz tehlikeli bir soru. Annem de ben de ilişkimizi çok didikliyoruz, çok kurcalıyoruz. Hâlâ çözmeye çalıştığımız şeyler var. Ama galiba sadece bize dair şeyler değil bunlar, hemen hemen her anne-kız arasında yaşanan şeyler. Haliyle benim burada söyleyeceğim her şey aleyhime delil olarak kullanılabilir, o yüzden sessiz kalma hakkımı kullanmak istiyorum. (Gülüşmeler)

 

Aslında buna sizin değilse bile, karakterinizin kişisel tarihi demek mümkün. Altı yaşından artık yetişkin sayılabileceği, 18’li yaşlara kadar sürüyor. Bu hikayeyi bu noktada bitirmeye nasıl karar verdiniz?

 

Aslında galiba o da benimle paralel gidiyor. Ben de 17 yaşından sonra artık kendi hayatımı yaşamaya başladım. 17 yaşıma kadar dayımla, anneannemle, teyzemlerle çok iç içe bir yaşamdı. Neredeyse hakikaten alternatif bir yaşamdı. Bir yandan annemlerle birlikte Anadolu’daydık, sonra yazları İzmir’e gelip bambaşka bir yaşamın içine giriyordum. Ne zaman ki üniversiteyi kazandım orada kendi yoluma girdim. Galiba Demet’in hikayesi bu yüzden orada bitiyor. Çünkü oradan sonrasını gerçekten bilmiyorum.Ondan sonrası benim hayat gailemdi bence, o bambaşka bir hikaye. Bu bir olgunlaşma hikayesi. O yüzden ben yazarken yadırgamadım. Şunun da farkındayım, Türkiye’de çok örneği görülen bir tür değil bu. Dolayısıyla sonrasının merak uyandırmasını anlıyorum. Ama sonrası artık bir birey, bambaşka bir hikaye.

 

Bir yandan da yeni ortaya çıkmaya başlayan, oto-kurgu dediğimiz bir tür var. Siz bu romanınızı oto-kurgu ile bağlantılı buluyor musunuz?

 

Bir noktada ister istemez öyle oldu. Ben öyle değil desem ne yazar! Karakterlerin isimleriyle gerçek kişilerin isimleri aynı. Benim ailem okuduğu zaman Şemsi Enişte’nin karakterini bildiği için ona daha çok gülüyor. Ben “Bu ben değilim, bu benim hikayem değil,” desem “Orada hepimizin adı geçiyor,” diyecek koca bir sülale var. Fakat o girişteki şey benim için önemli, gerçek kavramı… Bir çalışma yapılmış. İki kişi aynı anı yaşayıp çok farklı hatırlayabilir. Aşktaki kalp kırıkları da bununla alakalı değil mi? Gerçeği o kadar eğip bükebilirsin ki, üstelik bilmeden!

 

Hikayede herkes kendi ismiyle anılıyor, dediğiniz gibi. Hikayede adı geçen kişiler bu hikayeye, onların adını ve hikayesini kullanmanıza nasıl yaklaştılar?

 

İşin doğrusu bilmiyorum. Neden derseniz onlar İzmir’deler ve onlarla konuşma şansım olmadı. Ama kuzenlerimden biri çok sevdiğini söyledi. Şuna sevindim; yalan yok romanda, abartı bile yok. Benim ailemde gerçekten enteresan karakterler var. Bu benim şansım. Şu ana kadar kötü tepki veren olmadı ama çok konuşmadım da. İzmir’e gidince göreceğim tepkilerini.

 

Bu kitabı okuyanlar dayınızı da merak edeceklerdir diye düşünüyorum.

 

Dayım anlatılası, güçlü bir karakter. Henüz kitabı okumadı, fikrini de merak ediyorum. Aslında ona bir kitap ithaf etmişim gibi oldu ama bunu hak ediyor. Gerçekten hak ediyor. Sadece iyi bir dayı olduğu için değil, ben bütün müzik zevkimi de dayımdan aldım. Bu başkası için önemli olmayabilir ama benim için çok önemli. Müzik zevki, hayat görüşü, doğayla ve hayatla kurduğu bağ… Sırf bunları verdiği için ve sırf böyle bir adam olduğu için bence hakkında böyle bir kitap yazılmasını hak ediyor. Kaç tane var ki bu adamlardan?

 

Toparlayacak olursak, Flamingolar Pembedir’i yazarlık yolculuğunuzun neresinde görüyorsunuz?

 

Ben daha önceki kitaplarımda kendim olarak, kendi dilimle çok var olmadım. Bilerek yaptım bunu. Ben edebiyatı çok ciddiye alan biriyim ve bir yazar olarak kendini hemen öyle ortalara atmak olmaz diye düşündüm. Niyeyse bundan çekindim. Anadolu’da büyümekle büyük şehirde büyümek çok farklı. Bir çekingenlik oluyor, iddialı hareketlerde bulunamıyorsun. Herhalde ondan dolayı kendi tarzım geride dursun diye düşündüm, kendimi karakterlerden ve kurgudan çok ayrı tuttum. İlk kez Bana Yardım Et’de bunu biraz kırdım, kırmak istedim. Bu kitap o manada tam bir kırılma noktası. Bu romanla kendi yazar kimliğimle yazdığım arasındaki mesafeyi kapattım.


4 ADET
    x

    İnternet sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz ve internet sitemize yapacağınız ziyaretleri kişiselleştirebilmek için çerezlerden faydalanıyoruz. Dilediğiniz halde çerez ayarlarınızı değiştirebilirsiniz. Detaylı bilgi için tıklayınız