Arzu Akgün ile Röportaj

Arzu Akgün ile Röportaj

Hangi kadının kalbi en az bir kez bir erkek tarafından kırılmamıştır ki? Yahut hangimiz kendimizi bir erkekle huzursuz hissettiğimiz bir hal içinde bulmadık? Arzu Akgün Sonuçta Erkek ile sadece kadınların tanıdığı bazı erkek tiplerinin kaydını tutmakla kalmıyor, erkeklere de kendi içlerine dönük bir bakış imkanı sunuyor. Arzu Akgün ile erkekler ve ilişkiler üzerine keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Kitabınızda birçok farklı erkek tiplemesi var ve çoğu da çok yakın bir ilişki içinde anlatılmış. Sormaya korkuyorum ama, siz bu erkeklerin hepsiyle tanıştınız mı Arzu Hanım?

Tanımak, tanışmak dediğimiz şeyler katman katman gelişiyor. Biriyle isteyerek ya da istemeyerek tanışıyorsun; ailenden biri oluyor, yakın arkadaşın oluyor, sevgilin oluyor. Sonra onlarla yaşadığın ne varsa başka ilişkileri gözlemlerken ilk olarak benzer yaşanmışlıklar gözüne çarpıyor. Bir de biz kadınlar aşk hayatımızı yakın kadın arkadaşlarımızla iç içe yaşamaya eğilimliyiz galiba. En azından benim çevremde biraz böyle gelişiyor. Âşık olunca, flört ederken ya da ilişkide bazı aksaklıklar olunca ilk yaptığımız şey yakınımızdaki kadın arkadaşımızla paylaşmak, dertleşmek, yapmayacak olsak bile akıl almak oluyor. Kadın arkadaşlarımızın hikâyeleri de çoğu zaman bize ekleniyor. Hayata ve ilişkilere dair iyimserliğimizi, cesaretimizi, bir ilişkinin iyiye gideceğine ya “bir şey çıkmayacağına” dair önyargılarımızı, hükümlerimizi etkiliyor. Senin hayatına girmeyen bir erkek için bile “Bunlar böyle,” der hale geliyorsun.

Kitaptaki karakterlerin hepsini şahsen tanımadım. Bir kısmı elbette kendi hayatımdan kareler ama çoğu da gözlem. Nasıl insanın kendi hayatında kıramadığı kalıplar varsa, hep aynı hataya düşüyorsan, aynı yerden kalbin kırılıyorsa, bir süre sonra çevrendekilerin de hep kendi çemberlerinde döndüğünü görüyorsun. Demem o ki, kitaptaki kalpsiz erkeklerin bazıları benim yaram, bazıları da kendi yaram kadar hissettiğim çevremdeki kadınların yaşadıklarından bana kalan izler.

Kitaptaki sizin deyiminizle “kalpsiz” erkeklerin hepsinin de onları kalpsiz kılan bazı ortak özellikleri var. Bu erkekler annelerinden böyle mi doğuyor yoksa bu erkekleri bu hale getiren bir şey mi var?

Annelerinden böyle doğmuyorlar elbette ama bu kalıplara karşı olduğunu iddia edenlerin bile peşinen kabul ettiği kalıplar var. Bir bebeğe seçtiğimiz renklerden, oyuncaklardan başlayan bir süreç var. Biçilen roller var ve bu rol dağıtımı erkeği kalkıp kendi suyunu içmez hale bile getirebiliyor. Daha fenası kadınlık ve erkeklik sınırları bazen öyle acımasız olabiliyor ki senin bir önyargın olmasa bile çocuğunun, arkadaşının, sevgilinin böyle kalıplarda kalmasını istiyorsun. “Kadınlar böyle, erkekler ise şöyle yapar,” gibi kalıplar çok güçlü kalıplar. Hatta o kadarla da kalmıyor “Şu yaştaki kadın, bu statüdeki erkek böyle yapar,” diye detaylandırılmış dayatmalar var. Bu dayatmalar erkek için ise avantajlı olduğu için elbette kendinin öncelikli, ayrıcalıklı, güçlü olduğu kurallar bozulsun istemiyor.

Kitabın adı Sonuçta Erkek. Bu kalıp erkeklerin pek çok negatif yönünü de adeta gerekçelendiren bir kalıp. Garip bir biçimde bu kalıbı da kadınlar üretiyor, kadınlar kullanıyor. Bu erkekleri temize çıkarma ihtiyacı sizce nereden kaynaklanıyor?

Temize çıkarma değil de öyle olduklarını kabul etme hali diyelim. Bu kabul bazen çaresizlikten bazen her yerde tekrarlanan kalıplardan bazen kendi hayatımız kadar çevremizde de aynı olay örgülerinin tekrarlanmasından geliyor. Sanki başka türlüsü olmazmış gibi hissediyoruz. Bu kabul bir noktada çaba harcamaya gerek yok gibi bir sonuç getiriyor. “Ne yaparsam yapayım adam öyle,” diyorsun. “Öylelik” bazen döver de sever de, bazen erkeğin yapısıdır, çapkındır, bazen yemeği kadın yapar, evi kadın toplar şeklinde gerçekleşiyor.

Asıl önemli olan şey ise erkekten önce kendimizi değiştirmemiz gerektiği, erkeğin hallerini kabul bir yerde kendimizi pasifize etmemize de neden oluyor. Bazen kötü durumu kabul etmek değişmekten, mücadele etmekten daha kolay olabiliyor. Oysa sadece kendimizi değiştirebiliriz. Erkeklerde bir değişim olacaksa da bu ancak biz değiştiğimizde, “Bana böyle davranamazsın,” diyebildiğimizde olacak.

Bu erkek tipleri pek çoğumuzun hayatına da en azından bir kez olsun giriyor. Bu “arızalı” erkek tiplerini kadınlar açısından çekici kılan nedir sizce?

İlk anda arızalı erkek diye yaklaşmıyoruz galiba. “Bu başka,” diyoruz, özellikle de çok âşıksan kesinlikle başka olduğuna inanıyorsun. Baştaki ufak tefek aksaklıklarda ise ilk önce sorumluluğu kendine alıyorsun. Şöyle yapsam daha iyi olurdu diye başlıyor ve arkası kesilmiyor.

Bir de çoğu kadın duygusal ilişkilerin çok öncesinde yola kalbi kırık, omuzları düşük başlıyor. Ailede başlayan kısıtlamalar, sorunlar, yüksek beklentiler toplumun dayatmaları ve üstüne güzellik kriterleriyle birleşince çoğu kadın bir ilişkiye kendini eksik, kusurlu hissederek başlıyor. Bakan, gözeten, yemeğini yapan, sırtına yastık koyan kadın rollerine kişisel kaygılar, korkular da eklenince kadın ilişkiyi yürütmenin kendi görevi olduğunu düşünüyor. “Yuvayı dişi kuş yapar,” diye bir laf var, oysa bir şey iki kişilikse iki kişi tarafından yapılmalı ama özellikle de geçmişte içinde büyüdüğün yuva sorunlu ve yaralıysa senin içinde de başkasını iyileştirme, düzeltme, arkasını toplama, onun hayatını daha iyi hale getirme istekleri daha fazla oluyor. Hikâyeye bu sefer farklı bir son yazacağım diyorsun, buna inanıyorsun da.

Diğer yandan kadın çoğu zaman kendini hayatın içinde yeterince etkin hissetmiyor. Kendi başına yapamadığı etkin olma halini bir erkeğin üzerinden yapabileceğini düşünüyor. Gücünü gösteremeyince/gösteremediğini düşününce/gösteremeyeceğine inanınca kendi için bir şeyler yapmak yerine güçlü erkeğin arkasındaki kadın olmaya razı oluyor.

Kitabınız ilişkiler üzerine yoğunlaştığı için kadın-erkek eşitliğini de bu bağlamda sormak isterim size. Sizce partnerlik ilişkisi içinde kadın-erkek eşitliğinden bahsetmek mümkün mü? Siz bir kadın olarak ilişkilerinizde bu eşitlik ihtiyacını hissediyor musunuz?

Sanırım insan belli bir yaşa geldikten sonra “Özel olan politiktir,” lafının ne anlama geldiğini daha iyi anlıyor. İkili ilişki elbette duygusal, cinsel, zihinsel, romantik, psikolojik bir şey ama ilişkinin dinamiklerini, dengesini ya da dengesizliği aslında toplumsal ve politik bir şey. Erkek olmak doğuştan haklı olma hissini getiriyor.

Ben bir kadın olarak eşitlik ihtiyacı hissettiğimi çok uzun süre fark etmedim. Otuzların ortalarına kadar bir ilişkide neye ihtiyaç duyuyorsun diye sorsalar sevilmek, beğenilmek, ilgilenilmek gibi şeyler söylerdim. Bunların önemini elbette yadsımıyorum, ilişkide gerekli olduğuna da inanıyorum ama eşitlik fikri benim zihnime -bunları politik ve felsefi anlamda epey konuşan, okuyan, sorgulayan biri olmaya çalışmama rağmen- pratikte çok geç girdi. Beş altı yıl kadar önce psikoterapiye giderken en çok konuştuğumuz konulardan biri de ikili ilişkilerdi. Psikoloğum bir seansta “Önemli olan kendinizi karşınızdaki kişiyle eşit hissetmek,” demişti. O seanstan sonra sürekli kendime bu soruyu sormaya başladım. Kendimi flört ettiğim, benimle flört eden ya da beraber olduğum erkekle eşit hissediyor muydum? Çoğunlukla hissetmiyordum. Bu eşit olmama hissi sadece benim psikolojimden ibaret de değil tabii. Bütün toplumsal avantajlar içinde erkeğin hayatta varmak istediği yere daha hızlı ilerleme, kendini daha haklı görme, istediğini daha kolay talep edebilme rahatlıkları var. Mesela bir erkek çok rahat “Çekiştirecekseniz o eteği neden giyiyorsunuz?” diyebiliyor, oysa bir kadının anne-baba, toplum baskısından kurtulup, sokaktaki bakışlara çok da aldırış etmeden giyme cesareti bulması, giydiğinde içinde bulunduğu ortama göre karşılaştığı tacize, dudak bükmeye, ahlak derslerine, vücuduyla ilgili eleştirilere az çok göğüs gerebilmesi yıllar alabiliyor. Kırk yaşındayım, yirmili yaşların başında kadınların ileri yaşlarda daha renkli, daha cesur, daha değişik giyinmesi bana garip geliyordu. Bunların gençken yapılabilecek şeyler olduğu da bana yüklenmiş bir önyargı elbette ama yaşın ilerledikçe görüyorsun ki çoğu şeye biraz garip biraz acıklı şekilde -bu mini etek de, kırmızı ruj da, tek başına tatile gitmek de bisiklete binmeyi öğrenmek de olabilir- cesaret alabilmen çok zaman alıyor.

Kısacası kendimi eşit hissetmiyorum ama bu konuyu daha fazla sorguladığım ve eşit hissedebilmek adına kendi yaralarımı sarmaya çalıştığım bir dönemdeyim.

 

1 ADET
    x

    İnternet sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz ve internet sitemize yapacağınız ziyaretleri kişiselleştirebilmek için çerezlerden faydalanıyoruz. Dilediğiniz halde çerez ayarlarınızı değiştirebilirsiniz. Detaylı bilgi için tıklayınız