Alice Walker ile Röportaj

Alice Walker ile Röportaj

Alica Walker, feminist edebiyat tartışmalarında yıllarca gündemde kalmış bir isim. Artık rahatlıkla bir modern klasik olarak niteleyebileceğimiz Renklerden Moru adlı romanı Doğan Kitap etiketiyle yayımlanan Alice Walker, geçtiğimiz aylarda New York Times’ta yayımlanan söyleşisinde, ona ilham veren kitaplardan bahsederken kendi edebiyatının ipuçlarını da veriyor. 

Yatağınızın baş ucunda hangi kitaplar durur?

Somaly Mam’ın Kamboçya’da çocuk tacirliği, kölelik ve sadistik “seks” tacirliği hakkındaki Yitik Masumiyet’i. Bombalarla yerle bir edilmiş, psikolojik travmaya uğramış olan Kamboçya’da çocuklar mal olarak görülmekte ve hiç terörize edilmemiş, boyunduruk altına alınmamış insanların hayal dahi edemeyecekleri muameleler görmekteler. Bir zamanlar kendisi de tutsak edilen, modern bir kahraman olan Mam kurtarabildiği kadar genç kızı kurtarmak için savaş vermekte. Bu kitabı bitirdikten sonra gözüme uyku girmedi. Onu ve onun gibi kitapları okumak yükümlülüğünde olduğum hissine kapıldım; özellikle de böyle ülkelerin “bizim” halı bombardımanlarıyla, kara mayınlarıyla sebep olduğumuz savaşlardan tahrip olduklarını ve çekilen acıların savunmasız insanlar için genellikle sonsuz olduklarını göz önünde bulundurursak.

David Icke’nin İnsanoğlu Ayağa Kalk’ı. Icke’ın kitapları bu dünyadaki ve daha pek çok gezegendeki tüm varoluşu kapsar, bizi hakkında düşünmeye zorlar. Bu, tuhaf bir insanın gerçekleşen bir düşü.

Daniel Black’in Perfect Peace’i (Mükemmel Barış). Günay Amerika’nın göbeğinde yaşayan, 8 yaşına dek bir kız olarak yetiştirilen bir oğlan çocuğunun hikayesini anlatan bu kitabı yeniden okuyorum. Roman küçük ya da büyük tüm cinsiyet mevzularının harika bir etüdü. Bu kitap dinlenmesi gereken bir eser, özellikle de Güney Amerika’da yaşamamış olanlar için.

Maya Angelou’nun Annem & Ben’i. Bu en sevdiğim Angelou kitabı. Bol maceralı bir hayatın güçlü, silahlı, büyüleyici, korkusuz ve çekici bir anneyle açığa vurucu bir birleşimi.

En sevdiğiniz romancı kim?

Charlotte Bronte. Jane Eyre ile dostluğum hiçbir zaman azalmadı.

En son hangi kitabı okudunuz?

Terry McMillan’ın Who Asked You? (Sana Soran Mı Oldu?) adlı eserini. Bu kokain çağında kızlarını kaybedip torunlarını yetiştirmek zorunda kalan annelerin destanı. Kelimesi kelimesine mükemmel, bazen inanılmaz komik, karakterlerini ve “varoş” toplumu daima olduğu gibi gösteriyor. Kitabın başlığının nereden geldiğini, neden bu kapak tasarımının seçildiğini anlayamadıysam da herkesin bu romanı okuması gerektiği kanısındayım. Bunun da dinlenmesini tavsiye ederim zira bu muazzam bir deneyim.

Sizce günümüzün en iyi romancıları, deneme yazarları, eleştirmenleri, anı yazarları ve şairleri kim?

Viet Thank Nguyen, Arundhati Roy, Yaa Gyasi, Aida Edemariam, Joseph O’Connor, Helene Cooper, Chris Hedges ve Elizabeth Gilbert aklıma gelen ilk isimler.

Son zamanlarda bir kitaptan öğrendiğiniz en ilginç şey neydi?

Afrika’da yakalanan Afrikalıların Atlantik Okyanusu’nu geçerken, atlayabilenlerin denize atladıkları o korkunç yolculuk sırasında kölelere dönüştükleri. Görecekleri şiddeti öngörmeleri söz konusu değildi: yolculuk sırasında ve sonrasında her şeyden mahrum bırakılıp her türlü şiddete maruz kaldılar, sonra sahnelere, açık arttırmalara çıkartıldılar ki bu çok uzun sürebilen bir süreçti zira plantasyon sahipleri işlerine yaramayacak olanları reddederlerdi. Afrikalılar “terbiye edilirlerdi”, ruhen çökertilirlerdi, öyle ki ana yurtlarında ve yolculuğun bir kısmında asla olmadıkları bir şeye dönüştüler: kölelere. Gördükleri muamele iç bağımsızlıklarını yok etmeyi amaçlıyordu, buna da “lezzet verme” deniyordu. Daniel Black’in muazzam romanı The Coming’de bir kâtibin bir gün gelip fürularının görecekleri zulmü onlara göstermesini hiç beklemeyen atalarla tanışmakla kalmıyoruz, aynı zamanda göz yaşlarına boğulup bu atalarla bir olmamızı sağlaya duygusal bir boyuta geçiyoruz. Bu bir çeşit Şaman ritüeli gibi bir şey.

Ne tür kitaplar sizi duygulandırır?

Yüce bir ruha tanıklık ettiğim kitaplar. Aksiyon alan yüce bir ruha tanıklık ettiklerim. Akli silahları gaipten geldiği kadar kalbinden de gelen, ruhu yalnızlıktan ve hayallerden beslenen bir kahraman görmeliyim. Başka bir deyişle, yazarın cesaretine tanıklık etmeliyim.

Çocukken şiir yazar mıydınız?

“Düz yazı ve Şiir” adlı üç kalın İngilizce edebiyat cildimiz vardı. Keşke onları tekrar bulabilsem! Ailemin okur-yazarlığından ve edebiyat aşkından bizzat sorumludurlar. Şöyle bir nakarat vardı: “Herkes aklını kaybetmiş, seni suçlarken aklına mukayyit olabiliyorsan, gerçek bir erkeksindir, evlat.” Buradaki “erkeksin” sözünü görmezden gelirdim. Kitabın doğrudan benimle konuştuğunu biliyordum, haklıydım da. Hep kendi burnumun dikine gittim çünkü doğrusunun bu olduğuna inandım. Şiir böyle bir armağan işte. 

Yaşadığım toplumdaki insanların şiire değer veriyor olmaları da bana güç verdi. İlk şiirimi çok beğendiler: “Paskalya zambakları saf ve beyaz, sabah ışığında tomurcuklanıyor.” 3-4 yaşındaydım, aldığım övgüler bana ileride karşılaşacağım tüm entrikalara ve atılacağım maceralara karşın bir şair olma cesaretini verdi. Bir bilseler benim için neler yapmış olduklarını!

Sizi şiir yatmaya iten belli bir şiir kitabı oldu mu?

Emily Dickinson’u, Robert Frost’u, T. S. Eliot’u, Paul Laurence Dunbar’ı çok severdim. Langston Hughes’u da. Margaret Walker’ın For My People şiiri beni çok duygulandırmıştı. Tabii bir de October Journeys ve We Have Been Believers şiirleri. Ama dürüst olmak gerekirse bana ilham veren veren şey başka şairlerden ziyade hüzün oldu. Bir de etrafımı saran doğaya olan katıksız, benden kendi yaratısıyla yarışmamı beklermiş gibi duran doğa – mesela altın ve kan kırmızısı bir yaprak ya da bir kaplumbağanın kabuğunun ona mükemmel uyuşu veya atların çok ağır olmalarına karşın yüzebilmeleri! Tüm bunların beni düşürdüğü hayret. Çocukluğumdan beri biz insanların büyülü bir dünyaya, maalesef asla yarışamayacağımız gerçek bir harikalar diyarına doğduğumuza inanırım.

Size hâlâ ilham veren şairler var mı?

Taoist şairler bana ilham verir. William Martin’in The Activist’s Tao Te Ching: Ancient Advice for a Modern Revolution’ı (Eylemcinin Tao Te Ching’i: Modern Devrim İçin Antik Tavsiyeler) en yeni ilham kaynağım. Mevlana bana daima ilham verir. Modern şairlerden diyecek olursanız, Mary Oliver’ı severim.

Sizce yazılarınız kariyeriniz süresince nasıl bir evrim geçirdi? Hangi açılardan?

Doğrudan bir evrim geçirdi diyebilirim. Aslına bakacak olursanız bir bloğum var ve doğrudan orada yazıyorum, bazen ayda birkaç yazı birden koyuyorum. Kalbimin okuyucunun kalbine doğrudan dokunmasını istemişimdir hep. Karanlığın çöktüğü günlerde güzelliğin bulunabileceğini, bunun yaşanacak son gün olmadığını söylemek istemişimdir. Depresyondan çıkmış biri olarak bu gibi mesajların başka insanlar için ne kadar önemli olabildiklerini iyi bilirim.

Sizi olduğunuz kişi yapan bir kitap olsaydı hangisi olurdu?

Büyük ihtimalle Gulliver’in Seyahatleri. Bu romanı 11 yaşındayken okudum ve kitap dünyanın kocaman, büyüleyici, içi birbirinden ilginç yaratıklarla dolu bir yer olduğuna inanmamı sağladı. Bunun ne kadar da doğru olduğunu sonradan gördüm! Bu yüzden, örneğin âşık olduğumda duygular beslediğim kişinin tuhaf ya da tuhafmış gibi duran birisi olması benim için bir engel teşkil etmez.

Kütüphanenizde hangi beklenmedik kitaplarla karşılaşabiliriz?

Mesela Richard Yates’in tüm romanlarıyla Hazırlık okulu yılları hakkındakiler hariç. Bağımsızlık Yolu bir filme dönüştürüldüğünde çok mutlu olmuştum. Kate Winslet ve Leonardo Di Caprio (kendisi en sevdiğim oyunculardan biridir, Wall Street’in Kurdu filminde muhteşemdi) mükemmellerdi. Yates neden edebiyat derslerinde zorunlu olarak okutulmaz, hiç bilmiyorum. Bence Hemmingway’den de Fitzgerald’dan da daha ilginç bir yazar. Gerçi onları da sever ve okurum. Ama Yates daha delidir. Ve daha dürüsttür. Onun haricinde George Orwell’in Down and Out in Paris and London’ı (Paris ve Londra’da Sokaklarda). Hayvan Çiftliği’nin ve 1984’ünün denemeleriyle, seyahatnamelerini gölgede bıraktıkları kanısındayım. Sokaklarda bence gayet ciddi görünümlü biri olan Kardeş Blair’in beklenmedik bir espri anlayışı olduğunu gösteriyor. Arada sırada, gülmek istediğimde kitabın kaydını (belli başlı yerlerini, atlayarak) dinlerim.

En sevdiğiniz kitap kahramanı kim?

Rüzgar Gibi Geçti’deki Rhett Butler “havalara girdiği” gerekçesiyle özgürlük döneminde siyah bir adamı öldürmemiş olsaydı ve ırkçı olmasaydı en sevdiğim karakter olmasa bile gerçekten ilginç bulduğum bir karakter olurdu. Zira kadınlara karşı büyük anlayış gösteren bir karakter.

Yazdığınız kitaplar arasında en sevdiğiniz ya da sizin için en anlamlı olanı hangisi?

The Temple of My Familiar (Yakınımın Tapınağı) çünkü onu yazarken normal Doğamın dışından, atalarımdan yardım gördüğümü hissettim. (Bir ara The Temple of My Familiar’ı yazmanın nasıl bir deneyim olduğunu kaleme almıştım ama yazdıklarımı bulamıyorum.) Yazarken turkuaz ve mercan renklerine takılıp kaldım. Her yerde bu renkleri arıyordum – Bali’de de Meksika’da da diğer her yerde de! Romandaki aralarında binlerce yıl olan hikâyeler daha önce hiç bilmediğim bir anlayış boyutundan doğdular. Bu benim için yepyeni bir deneyimdi ve çok hoşuma gitti.

Amerikan başkanının bir kitap okumasını sağlayabilecek olsaydınız, hangi kitap olurdu bu?

Savaş Neden Her Ne Olursa Olsun Kötü Bir Fikirdir. Bu yıllar önce yazdığım bir çocuk kitabı. Ama savaş gerçekliğini çocuklara çarpıtarak veren tüm yetişkinlerin okuması gereken bir eser. Bir yazar olarak savaşın tüm canlılar  – ki buna çocuklar da dahil – ve dünya için ne kadar zararlı olduğunu göstermem gerektiğini düşünüyorum. Elbette bunu çocukların korkutmadan ama onları neden asker desenli bebek bezi giydikleri hakkında düşünmeye iterek yapmam gerek. Daima bebeklerin tarafını tutacağım. Bu yüzden kadınların kürtaj hakkını sonuna kadar savunuyorum. Hiç kimsenin bir bebeği tehlikeli bir durumun içine sokmaya hakkı yok.

Diyelim ki edebiyatçıların katılacağı bir parti veriyorsunuz. Ölü ya da diri hangi üç yazarı davet etmek istersiniz?

Zora Nela Hurston’ı, Bessie Head’i ve Chimamanda Ngozi Adichie’yi.

Herkesin sevmenizi beklediği ama buna karşın sevmediğiniz bir kitap oldu mu? Hangi kitabı bitirmeden bıraktınız?

Bob Woodward’ın Fear’ını (Korku). Onu okumayı hevesle bekliyordum, çünkü nasıl bir tehlikeyle karşı karşıya olduğumuzu biliyordum. Mesela Omaroso Manigault’un Unhinged (Zıvanadan Çıkmış) adlı kitabı oldukça korkutucuydu ama renk ve hayat doluydu. Buna karşın Woordward’ın kitabı çok önemli olsa da Shaktileri tutturamamıştı. Shaktiler kitabın kadın karakterleriydiler ama değişim için şart olan o enerjik, kadınsı bağdan yoksundular. Erkekler olmaları gerektiklerini hissettikleri seviyede olmak için içlerindeki Shaktileri söküp atmışlardı. Bu gidişle hayatta kalamayız. Tabii, Woodward’ın da demeye çalıştığı aslında tam olarak buydu.

Hayat hikayenizi kimin yazmasını isterdiniz?

Cidden mi? Evelyn White’ın yazmış olduğu Alice Walker: A Life’tan gayet memnunum.

Okuma listenizde sırada hangi kitap var?

Russel J. Rickford’un Betty Shabazz’ını.


1 ADET