32,11 TL
Satın aldığım e-kitaplarımı nasıl okurum?

Ürün Açıklaması

SEVİLLA

1.Bölüm

Kral yorgundu ve hâlâ ateşi vardı. Kimse yanından ayrılmıyordu. Eşi, çocuğu, savaşçıları, hekimleri...Ölümüne çok az kalmıştı ve tahtını bırakacak bir oğlu yoktu. Sadece bir kızı vardı ve o da çok gençti, henüz lider olmaya hazır değildi ve kimse de buna müsaade etmezdi ama edeceklerdi. Yoksa kim geçecekti krallığın başına? Savaşçı mı? Hekim mi? Eşi mi? Hiçbiri. Hiçbiri bunu kaldıramazdı. Kral Talip. Kedonların kralı Talip, ölmüştü.

Taht kavgası olmadı çünkü kimse tahta çıkmaya cesaret edemedi, biri hâriç: Sevilla. Kralın küçük ama cesur kızı Sevilla. Babasının seçilmesini sağlayan ve ona yakından ilgi gösteren din adamlarıyla konuşmuş ve “Kimse geçmiyorsa ben geçerim. Zaten taht benim hakkım! Erkek de olsa kız da olsa ben sadece tahta oturabilirim!” demişti. Haklıydı da. Çoğu savaşçıdan daha cesur ve atılgandı ama eli hiç kılıç tutmamıştı. Savaşmayı bilmesi ve ülkesi için savaşçı olması gerekiyordu. Yoksa neden tahta geçsin ki?

Savaşçılar kılıçlarını ve kalkanlarını kuşandılar ve Sevilla’ya da birer tane verdiler. Savaşmaya pek hazır görünmüyordu. Çok sakindi ama birden parlayabiliyordu. Savaşçılar, dört aylık bir eğitimden sonra Sevilla’yı tam bir savaşçı yapmışlardı. Nedendir bilinmez ama Sevilla’nın kılıçlarla arası iyiydi ve çabuk öğreniyordu. Kılıcı dans eder gibi kolayca savurabiliyor ve düşmanı en kritik noktalardan yakalayabiliyordu. Hiçbir savaşçı kutsanmamıştı ama Sevilla kutsanmaya hazırdı.

Rahibin kapısı sert bir şekilde açıldı ve soluk soluğa kalan Pella “Hazır!” dedi. Rahip hemen üstünü başını topladı, dualarını etti ve kapıdan küçük bir gülümsemeyle çıktı, ilk defa bir savaşçıyı kutsayacaktı. Kutsadı da. Artık krallığın bir kutsal savaşçısı vardı ve aynı zaman da bir lideri: Sevilla. Ama nedense Sevilla kendisine hep “kral” denmesini tercih etti. Babası gibi o da kraldı. Her zaman babası gibi olmak ve herkese gücünü tattırmak istiyordu, kendi halkı hâriç.

Sevilla, üstünde hiçbir zaman ipek kıyafet bulundurmamış ve her an savaşacakmış gibi kuşanmıştı. Herkes ona hayran gözlerle bakıyordu. Bu hâliyle sokaklarda gezmeye başladı. Mal satanları dikkatle denetliyor ve tüccarlarla geldikleri yerlerdeki ekonomik ve coğrafik durumla ilgili sohbetler ediyordu. Belli ki bir amacı vardı ama şimdilik halkın huzuru ve neşesi onun hedefiydi. Her an bir şikâyet olduğu zaman onunla ilgileniyor ve bizzat kendisi gidip kontrol ediyordu. Eskiden babasının yaptığı gibi huzuruna yüksek kademedeki kişileri almıyordu. Halk dâhil herkesi alıyordu. Onların dertlerini dinliyor bazen ise özel olarak onları yemeklerine konuk ediyordu. Eli çok açıktı ama bu eli açıklık pek de iyi değildi. Çünkü krallık küçüktü ve nüfus artan huzur nedeniyle çoğalıyordu. Bunun için ya savaşıp yer işgal edecekti ya da ekonomik bir devrim yapacaktı. Savaşmak yerine ekonomik bir “anlaşma” yapmaya karar verdi. Krallığın altında bulunan Ellinesler ile ekonomik bir anlaşma yaptı. Ellinesler, Kedonlara erzak verecekti ve bunun karşılığında Kedonlar da Ellinesleri diğer milletlerden koruyacaklardı. Anlaşma sağlandı ama bir sorun daha vardı: nüfus.

2.Bölüm

Pella: Şimdi ne yapacağız? Nüfus hızla çoğalıyor ve erzak da yetmiyor. Bu gidişle krallık çökebilir.

Sevilla: O zaman savaşacağız! Sınırlarımızı doğuya doğru genişleteceğiz.

Pella: Ama bu imkansız! Hamenîler bizi yerle bir ederler. Hepimizi öldürürler! Sizi kaybedemeyiz kralım.

Sevilla: Ben kendimi ve askerlerimi hep bunun için eğittim Pella. Bu krallığı, babamın yüce krallığını ve Kedonları yüceltmek için!

Pella: Ama bu delilik…

Sevilla: Sus! Savaşçıları ve rahipleri topla, asker yetiştireceğiz!

Pella: Peki kralım.

Sevilla çok cesurdu ama bir o kadar da inatçıydı. Bir şey ol dediği zaman olmalıydı.

Pella, savaşçıları ve rahipleri topladı ve kralının huzuruna çıktı. Daha söze başlamadan Sevilla çoktan ağzını açmıştı ve “Rahipler! Savaşçılar! Bana hizmet ve itaat edeceğinize dair söz verdiniz ve şimdi o sözün arkasında durduğunuzu bana göstermenin tam zamanıdır. Nüfusumuz çoğalıyor ve erzağımız her geçen gün tükeniyor. Ellinesler bize ne kadar yardım ederse etsin, bu küçük krallık artan nüfusla giderek kırılıyor. Sınırlarımızı Batı’nın esrarengiz ve tehlikeli topraklarına değil; Doğu’nun kıymetli ve verimli topraklarına ulaştırmalıyız. Savaşçı sayımız ne kadar az olursa olsun, ben halkıma bir yemin ettim ve siz de bana bir yemin ettiniz. Şimdi kendimizi gösterme vakti!” demişti.

Pella, savaşçılar ve rahipler bir an korkmuşlardı ama Sevilla onları konuşmasıyla cesaretlendirmişti. Aynı hava krallığın derin köşelerinde bulunan genç erkeklere kadar yayılmıştı. Krallıkta bir savaş havası hâkimdi ve halk artık savaş istiyordu. Olacaktı da.

Bir şey eksikti: gemi. Ellineslerde çok gemi vardı ama Ellinesler, Hamenîler ile düşman olmamak için pek sıcak davranmıyordu. Gemilerini genellikle ticaret için kullanıyor ve Kedonlar için gizemli ve verimli sayılan topraklara mal götürüyorlardı. Bunun için çok çaba sarf etmişlerdi ve bunu Sevilla gibi cesur ama inatçı biri için bozamazlardı. Sevilla da bunu bildiği için hiç beklenmedik bir karar aldı: Savaş.

Sevilla ordusunu hazırladı ama sorun şu ki çok azlardı ama Sevilla cesurdu ve bu duyguyu çok iyi eğittiği savaşçılarına da aşılamıştı. Savaş için hazır gözüküyorlardı. Hepsi birbirinden sabırsız ve cesurdu.

Pella: Hazırız kralım.

Sevilla: Peki…Saldırın!

Küçük ama güçlü bir ordu Ellineslerin üzerine geliyordu ama Ellinesler o kadar korkmamışlardı çünkü karşılarında sadece küçük bir ordu görüyorlardı. O kadar. Belki de küçük bir azınlık.

Savaş giderek Ellineslere geliyordu ama Ellinesler yine tavırlarını koruyordu ve okçulara talimat vermeyi bekliyordu ama beklenmedik bir şey oldu. Kedonlar bir anda durdular ve önde askerler kalkanlarını üstlerine aldılar. Ellinesler ilk başta ne olduğunu anlayamadılar ta ki okçuları görene kadar. Okçuları gören bir daha göremedi. Okçular o kadar hızlı ve seri ok atıyordu ki... Ellinesler ilk “küçük” taarruzda çok savaşçı kaybettiler ama daha bitmemişti, Sevilla atına atladı ve askerleri de peşine takarak Ellineslerin üzerine yürümeye başladı Âdeta yürümüyordu, uçuyordu ve kazandı da.

Ellinesler artık teslim olmuştu. Gerçi teslim olacak pek kişi kalmamıştı birkaç din adamı ve çiftçi dışında. Sevilla intikamını çok acı almıştı. O kadar acıydı ki başta Ellineslerden istediği gemilerin tam beş katını aldı, diğerlerini ise halkına bağışladı. Cömertti de.

Pella: Peki şimdi?

Sevilla: Daha bitmedi Pella, daha bitmedi. Bu krallığı daha da büyüteceğiz ve öyle günler gelecek ki adımız anılacak. Özellikle sen anılacaksın, benim en sadık ve güçlü savaşçım.

Pella: Bu sizin eseriniz kralım, siz olmasaydınız buralara gelemezdik.

Sevilla: Sizin yeminleriniz ve sadâkatiniz olmasaydı buraya gelemezdik. Şuraya bak, her yer Ellineslerin ölü bedenleriyle dolu. Ama bizim savaşçılarımız...

Pella: Çok cesurlardı. Bu savaş bir şans değildi, yaratıcının bir armağanıydı.

Sevilla: Her şey krallık ve yaratıcı için.

Pella:Her şey krallık ve yaratıcı için!

Artık Doğu’ya gitmesine bir engel yoktu. Ellinesleri alt etmişti ve ticaretini olduğundan daha ileriye götürmüştü. Bu onun için hem büyük bir başarı hem de bir ündü. ama daha Ellinesler dışında bu olayı duyan yoktu. Kıyı kesimleri hâriç.

Sevilla, ordusunu topladı ve gemilerle birlikte denize açıldı. Uzun olmasa da tehlikeli bir yoldu. Düşmanları her an onları görebilirdi çünkü onların da gemileri vardı. Güçlü gemileri vardı ama Sevilla hazırlıklıydı. Okçuları yerlerine bizzat kendi yerleştirmişti ve onları koruması için zırhlı savaşçılar konuşlandırmıştı. Her an bir baskın olabilirdi ve okçuların korunması gerekiyordu. Ve hiçbir şey olmadı. Yaratıcıları onlarla birlikteydi ve onları korumuştu. Hepsi kıyıya ulaştıklarında Yaratıcılarına şükrettiler.

Pella: Keşif ve gözlem için bir atlı gönderdim kralım. Günün birkaç batışından sonra burada olur.

Sevilla: Ne kılığında gönderdin?

Pella: Satıcı kılığında gönderdim.

Sevilla: İyi yapmışsın yoksa onu öldürebilirler. Malum biz buralarda yeniyiz. Bu kıymetli ve verimli topraklar bizim olacak Pella. Bundan eminim.

Pella: Ellinesleri yenmek, çomaklı bir zırhsızı öldürmek kadar kolaydı ama Hamenîler...

Sevilla: Hiçbir krallık ve hiçbir millet biz Kedonları yenemez ve yok edemez. Buraya kadar gelebildik ise daha neler yapabiliriz bir düşün. Belki bu yeryüzünün tek hâkimi biz Kedonlar oluruz.

Pella: Orası biraz zor kralım. Batı’yı daha doğru düzgün bilmiyoruz. Oraya her atlı yolladığımızda geri gelmiyordu. Doğu’ya zaten gemi olmadan gidemezdik, Kuzey’de ise vahşi insanlar var ve onlarla mücadele etmek hem tehlikeli hem de zaman kaybı. Kralım, bence askerlerimiz biraz dinlensin sonra yavaş yavaş yola koyuluruz. Atlı gelene kadar da biz de gözlem yaparız. Tabii siz nasıl isterseniz öyle yaparız kralım.

Sevilla: Gün karardığında gideceğiz.

Sevilla yine sabırsızca davranıyordu ama stratejik ustalığı bunun zararlarını telafi ediyordu. Peki ya Hamenîler ne olacaktı? Bildikleri en güçlü krallıktı. Sevilla’dan önce hiçbir kral onlara saldırmaya cüret edememiş hatta onlara köle olmaya bile yeltenmişlerdi çünkü her an saldırı olabilirdi. Ama Kedonlara büyük bir cesaret rüzgarı estiren Sevilla hâriç. Sevilla, diğer tüm krallardan çok farklı birisiydi ve muhteşem bir zekâsı vardı. Onu çok iyi kullanıyor ve geliştiriyordu.

Pella: İleriden bir at geliyor kralım, sanırım atlımız geliyor...

Sevilla: Ama üstünde kimse yok.

Pella. Ama bu olamaz!

Sevilla ve Pella atın gelmesini sabırsızca beklediler. Öldüğünü tahmin ediyorlardı ama bu daha vahşi bir şeydi. Vahşi bir şekilde onu öldürmüşlerdi ve onu bir çuvala koyup atın üstüne sarmışlardı vee de bir not. ”Siz Kedonlar ne cüretle benim yani Yüce Kral Mannus’un topraklarına adım atabilirsiniz, bu ne cüret! Ölümlerden ölüm beğen Sevilla. Adamların, milletin ve krallığın için de ayrı bir ölüm beğen. Belki kaderlerini seçtiğin için seni daha çok severler. ”Not daha da uzuyordu ama Sevilla sinirinden kağıdı yırttı ve yanan odun ateşinin içine fırlattı.

Sevilla: Bu ne cüret...bu...bu bildiğin canına susamış!

Pella. Sakin olun kralım. Bunların hepsi birer kışkırtma, sizi hazırlıksız yakalamak istiyorlar.

Sevilla: Her şey hazır ve eksiğimiz de yok. Az olabiliriz ama biliyorsun, bu adamlar senin kadar olmasa da güçlüler ve hepsi benim gibi cesur. Gün batınca baskın yapacağız.

Pella. Ama kralım...

Sevilla: İtiraz yok yoksa biliyorsun.

Pella: Peki kralım nasıl isterseniz öyle olsun.

Onlara göre ne yarın vardı ne de bugün.Ne yıl vardı ne de ay.Onlar için sadece bir krallık ve bir yaratıcı vardı. Sanırım bu yüzden cesurlardı: kaybedecek bir şeyleri yoktu.

Sevilla: Gün battı artık tam zamanı.

Pella: Saldırın!

Kral Mannus’un ön birliği çadırlar kurmuş ve savunma için yerleştirilmişti ama Sevilla tüm planları bozmuştu.Ordunun tamamıyla saldırıyordu ve bu az da olsa Kral Mannus için büyük bir tehditti.

Önce okçular tüm keskin oklarını çadırları delercesine fırlatmıştı ve ardından zırhlılar saldırıya geçmişti.Savaşçılar ise uzaktan seyrediyordu. Sevilla onları sona saklıyordu çünkü onları savaşa sürüklemek için daha çok erkendi ama içlerinde onun için en önemlisi Pella’ydı. Onu hiç yanından ayırmıyordu ve gitmesine de izin vermiyordu. Onu eşiymiş gibi sahiplenmişti ama bu bambaşka bir şeydi ve aşktan öte dostluktu. Onu bir dostu ve sırdaşı olarak görüyordu. Zaten onu eğiten de Pella’ydı.

Sabah olunca ilk ışıkla yıkım da ortaya çıktı ama Sevilla ve ordusu çoktan yola çıkmıştı. Yıkımla aralarında dağlar kadar fark vardı. Sevilla şimdi hazırdı Kral Mannus’u devirmek için.

3.Bölüm

Pella: Ordumuz giderek azalıyor kralım. Ne yapalım?

Sevilla: Daha yolun başındayız Pella, biz ölürsek arkamızda kalan evlatlarımız bizim yerimize bu savaşa devam edecekler. Yoksa bize ve yaratıcıya ihanet etmiş olacaklar. Kimse buna cesaret edemez!

Pella: Haklısınız kralım.

“Boynuzlu canavarlar! Geliyorlar!” diye bir bağrışmayla sessizlik kesildi .Kral Mannus, savaş fillerini ve güçlü savaşçılarını Sevilla’nın ordusunu yok etmesi için yollamıştı. Kedonlar ilk defa böyle canlılar görmüşlerdi. İçlerini bir korku saldı ama nedense Sevilla hâlâ sakindi. Eline bir mızrak aldı ve olabildiğince uzağa fırlattı. Öyle bir fırlattı ki mızrak baştaki filin tam kafasına denk geldi. Bunu gören mızraklılar hemen mızraklarına davrandılar ve birer birer fırlatmaya başladılar. Hamenîler bu olay karşısında şaşkınlıklarını gizleyemediler çünkü Kedonların korkup kaçmalarını tahmin ediyorlardı. Ama Kedonlar, Sevilla sayesinde tekrar bir cesaret rüzgârı hissetmiş ve bunu düşmanlarına bir kasırga gibi yansıtmışlardı.

Hamenîler fillerinin çoğunu kaybettiler ama zırhlı orduları hâlâ hayattaydı tabi şimdilik. Saldırı pozisyonu aldılar ama artık çok geçti çünkü Sevilla’nın okçuları çoktan keskin uçlu oklarını fırlatmıştı. Yine bir darbe aldılar. Darbe üstüne darbe...

Son kalan Hamenîler geri çekilme kararı aldılar. Bu Sevilla’da bir cesaret ve kin rüzgârı estirdi.

Sevilla: Korkaklar! Kaçıyorlar!

Pella: Görünüşe bakılırsa Hamenîler o kadar da güçlü değilmiş kralım (Ve bir kahkaha attı).

Sevilla: Hâlâ sevinmek için çok erken Pella. Daha çok işimiz var. Ele geçirdiğimiz şehirlere adam yollamamız lâzım. Erzak tükeniyor.

Pella: İsterseniz hemen yollayalım kralım.

Sevilla: Daha değil. Belki ilerideki Hamenîlerin şehirlerinde erzak vardır. Oraları ele geçirmiş sayılırız. Sadece gidip “merhaba” demek yeterli. Yoksa gazabımla yüzleşirler.

Pella: Hemen orduyu hazırlıyorum kralım.

Sevilla, Pella, savaşçılar ve krallıktan getirilen birkaç insan hep birlikte Hamenîlerin şehirlerine girmeye başladı. Erzak, su, zırh ve diğer ihtiyaçlarını karşıladılar. Bu kadar kolay olmasının sebebi Sevilla’nın içinde cesareti ve kini kadar insanlığının da olmasıydı. Hamenîlerin halkı ile gayet iyi anlaşmış ve onlarla yeni ekonomik yollar geliştirmişti. Onlara ele geçirdiği topraklardan bir kısmını vermiş ve gıda yetiştirmeleri için izin vermişti. Kral Mannus, kendi halkına çok disiplinli davranmıştı ve onlara çok az toprak vermişti. Geri kalan toprakları da kendine ayırmıştı. Ama Sevilla tüm planları bozmuştu ve halkla iyi anlaşmıştı. Aslında bu onun için iyi bir olaydı çünkü geri kalan insanlar Sevilla için dua ediyor ve onun gelmesi için sabırsızlıkla bekliyorlardı. Kral Mannus ise durumun farkına varır varmaz hemen sıkı yönetime başladı. Sevilla’ya dua ederken yakalanan ve onun tarafını tutan herkesi vahşice öldürtüyordu.

Pella: Mannus’un halkı ile bayağı iyi geçiniyorsunuz kralım. Bu bizim için iyi bir şey ama Mannus geri kalan halkı için pek de iyi davranmayacaktır.

Sevilla: Haklısın Pella, onları da kurtarmalıyız. Onlar da bizim gibi birer insan. İnançları ne olursa olsun.

Pella: Sizin içinizde cesaret kadar merhamet de var kralım. Siz olmasaydınız buralara kadar gelmek aklımızın ucundan bile geçmezdi.

Sevilla. Her şey Kedonlar için.

Kral Mannus, ordusunu hazırlamaya başladı. Atlılar, filler, mızraklılar, zırhlılar...Büyük ordusunu Sevilla’nın üstüne sürme kararı almıştı ve bu kararı kesindi. Öfkesinden köpürüyor ve gözlerine uyku girmiyordu. Kim Hamenîlere saldırmaya cüret edebilirdi? Kedonların saldıracağı aklının ucundan bile geçmemişti ama şimdi krallığın kapılarına dayanmışlardı ve aklında tek bir düşünce vardı. Kedonların sonu.

Sabahın ilk ışıklarıyla yola çıktı Sevilla’nın ordusu. Tahmin etmek güç değildi, Kral Mannus her an bir saldırı gerçekleştirebilirdi ama sorun şuydu ki artık ordu giderek azalıyordu. Sevilla bunun farkındaydı ama ordusuna ve inançlarına güveniyordu. Hepsi birer yemin etmişti ve şu zamana kadar hiçbiri geri adım atmamıştı, atmayacaklardı da. Hepsi Sevilla’yı bir kurtarıcı, bir efsane olarak görüyordu. Öyleydi de zaten. Şu zamana kadar kimse Hamenîlere karşı savaşmaya cüret edememişti. Kimse Ellineslere saldırmaya yeltenmemişti ama Sevilla farklıydı.

Pella: İleride bir hareketlilik var kralım. Sanırım...

Sevilla: Mannus! Derhal saldırı hazırlıklarına başlayın. Önce mızraklılar sonra okçular saldıracak. Daha sonra zırhlılar saldırıya geçecek. En son ben, sen ve diğer savaşçılar savaş alanını yarıp Mannus’u devireceğiz.

Pella: Seve seve kralım!

Sevilla’nın dediği gibi oldu ama filler o kadar fazlaydı ki mızraklar tükenince okçular da fillere saldırmaya başladı. Artık ok da kalmamıştı ama Kral Mannus’un filleri az da olsa vardı. Bu,Sevilla için ve onun zırhlıları için bir sorun değildi çünkü yanlarından ayırmadıkları bir şey vardı: cesaret rüzgârı.

Savaş çok büyük bir yıkımla başladı. Toprak kana doymuş ve etraf karga doluydu .Atlar, filler, insanlar...toprak onların cesetleriyle doluydu. Kral Mannus’la Sevilla’nın karşılaşmasına az kalmıştı. Karşılaştılar da. İkisi de öne atıldılar ve savaşmaya başladılar.

Sevilla: Sonunda ölümü de göreceksin Mannus!

Mannus: Ama senden sonra Sevilla!

Sevilla, sinirini tutamadı ve hızlı hızlı saldırmaya başladı. Bu yaptığı en büyük hataydı çünkü yaralanmasına sebep oldu. Mannus onu bacağından yaralamıştı. Sevilla bir an korktu. O kadar kısa süre içinde hayatı ve krallığı aklının ucundan geçti. Kılıcı artık yorgunluktan tutamıyordu. Sanırım ölüm onu da bulmuştu. Pişmandı. Krallığına daha iyi bir kral olamadığı için pişmandı. Ölümü bekledi. Ama gelmedi. Üstüne düşen ağır bir şeyle yere yığıldı. Bu ağır şey neydi? Şöyle bir kenara çekti ve kanlı bir şey olduğunu gördü. Bu şey Mannus’tu! Önünde de biri dikeliyordu. Bu da onun en güçlü dostuydu: Pella. Son anda Mannus’u sırtından yaralamıştı.

3 yılda koca krallık artık Sevilla’nın sayılırdı. Geriye şehirleri ele geçirmek ve geri kalan Hamenîler ile anlaşmak kalmıştı. Anlaşmak hiç de zor olmadı. Hatta bir ünü bile vardı artık: Büyük Sevilla. Kral Mannus gitmiş ve yerine Büyük Sevilla gelmişti.

Pella: Sonunda kralım, sonunda! Başardık!

Sevilla: Evet, senin sayende. Sen olmasaydın ölmüştüm.

Pella: Size yeminim var kralım, sonsuza dek.

Sevilla:Ben kutsandım Pella, sıra siz savaşçılarda.Siz de kutsanacaksınız.

Pella: Ama kralım, bu o kadar kolay değil.

Sevilla: Hamenîleri yenmek de kolay değildi. Bu sizin hakkınız.

Pella: Size bir “hayat” borçluyuz kralım, öl emri verin ölelim. Sizin için seve seve can veririz.

Sevilla: Ben de sadakatinize borçluyum Pella.

Peki sırada ne vardı? Sevilla’nın hâlâ aklında planlar vardı ve bu planları gerçekleştirmeden ölmek istemiyordu. Önce ordunun bir kısmını dinlenmelerini için krallığın merkezine yolladı. Artık gerçekten azlardı. Beş savaşçı ve bir göl dolusu zırhlı vardı. Okçuları dinlenmeleri için yollamıştı.

Akşam oldu ve savaşçılarla Sevilla bir masa etrafında toplanıp konuşmaya başladılar. Konuşma çok uzun sürdü. Öyle ki sabahın ilk ışıkları gözlerine çarpıyordu.

Pella: Kralım, Büyük Sevilla, artık dönme vakti geldi diye düşünüyorum. Kuzeyimizde vahşiler var ve her an bize saldırabilirler. Bence biraz dinlenip onlara saldırmalıyız yoksa bir gün toparlanıp bize saldırabilirler.

Sevilla: Vahşiler umurumda bile değil Pella. Şu bulunduğumuz yerin güneyinde Einduslar var. Verimli ve güzel topraklara sahipler. Duyduğum efsanelere göre kimse onlara saldırmaya cüret edememiş. Hatta Kral Mannus’un ele geçiremediği tek topraklar oralarmış.

Pella: Bu doğru kralım. Einduslar ne kadar az veya güçsüz olursa olsun yine de yenilmezler. Bunu başaramayız. Yaratıcı bize bir yere kadar yardım etti. Daha fazlasına yardım edeceğini sanmam.

Sevilla: Bir yeminim ve bağlılığım var Pella ve bu bağlılık, yaratıcıya olan bağlılığımdan daha fazla.

Pella: Ama kralım,bu dedikleriniz delilik! Yaratıcı olmadan asla başaramayız. Bunları yaratıcıya borçluyuz.

Sevilla: Ben bunları en çok size ve cesaretime borçluyum Pella. Yakında yeryüzü bizim olacak. Önce Einduslar sonra vahşiler. Daha sonra tüm milletler.

Sevilla yine inatçılığını ortaya koymuştu ve bu sefer çok hırslıydı. Pella, onun bu hırsı karşısında şaşkınlığını gizleyememişti ve korkusunu da.

4.Bölüm

Sevilla çok ağır bir hastalık geçiriyordu. Rahipler, savaşçılar, hekimler ve Pella ne yapacağını bilmiyordu. İlk defa bu kadar ağır bir hastalıkla karşı karşıyaydılar. Büyük Sevilla’yı kaybetmek istemiyorlardı. Yoksa bu krallık bölünebilir ve parçalanabilirdi.

Sevilla tam on dört gün yataktan çıkmadı ve son gün Pella’yı yanına çağırdı.

Pella: Beni istemişsiniz kralım.

Sevilla: Evet Pella. Biliyorsun, çok ağır bir hastalıktayım (konuşması öksürüklerle kesiliyordu.) ve eğer ölürsem...

Pella: Böyle bir şey olmayacak! Siz Büyük Sevilla’sınız!

Sevilla: Artık değilim çünkü yaratıcıya sırt çevirdim. Çok büyük bir hırsla hareket ettim. Bunu yapmamalıydım. Einduslar, vahşiler...

Pella: Sizin için onları ele geçireceğiz kralım, söz veriyorum.

Sevilla: Hayır Pella, olmaz. Sizin tek yapmanız gereken şu mevcut krallığı korumak. Yoksa bu krallık daha da parçalanıp yok olacak. Biliyorsun ki isyanlar yavaş yavaş başladı. Öldüğümü düşünmeye başladılar.

Pella: Öyle bir şey olmayacak kralım! Kralım?

Artık karşısında bir kral yoktu. Sadece bir ceset vardı ve o da Büyük Sevilla’ya aitti. Pella gözyaşlarını tutamadı ve uzun bir süre ağlamaya başladı. O kadar ağladı ki sesi çadırdan dışarıya bir fil bağrışması gibi yayıldı. Bunu duyan herkes çadırın etrafına toplandı. Geriye kalan savaşçıların dördü de içeriye atıldı. Filip, Aleks, Landros ve Annos.

Filip: Pella,ne oldu?

Pella: Kral, öldü!

Aleks: Peki şimdi ne olacak? Biz geriye kalan son savaşçılarız ve birine bağlılık yemini etmemiz lâzım.

Pella: Bağlılık yemini ettiğin kişi karşında duruyor Aleks! Ona ihanet edemezsin, hâlâ bir yeminimiz var!

Annos: Yemin artık bitti Pella, o öldü.

Pella: O öldüyse ben de ölürüm (Ve büyük bir hızla dışarı çıktı).

Aleks: Peki şimdi ne olacak?

Filip: Toprakları kendi aramızda bölüşmek zorundayız. Malum, Sevilla’nın hiç çocuğu yok. Erken öldü, ne yazık!

Annos: Kiminle konuştuğuna dikkat et! Yaratıcının gazabına uğrarsın.

Filip: O artık öldü Annos. Bir gazaba uğrayacağımı sanmam.

Aleks: Büyük Sevilla hakkında böyle konuşmana izin veremem. Ölmüş olabilir ama...

Filip: Ne yapacaksın? Beni öldürecek misin?

Aleks: Belki.

Landros: Kimse kimseyi öldürmeyecek. Unutmayın, biz geriye kalan son kutsal savaşçılarız.

Filip: Peki, hadi başlayalım (Sırtına astığı haritayı çıkardı.).

Artık krallık bu dört savaşçının elindeydi ve dört parçaya ayrıldı. Krallığın doğusunda Hamenîler harekete geçtiler. Büyük Sevilla’nın ölümünü fırsat bilip bağımsızlık ilan ettiler. Geriye kalan topraklar dört savaşçı arasında paylaşıldı.

Büyük Sevilla 33 yaşında öldü. Pella ise çadırdan çıktıktan sonra kuzeydeki dağlarda hayatına son verdi.

SON

 

Puanlamalar

%0
%0
%0
%0
%0
Sen de bu ürün hakkındaki fikirlerini paylaş!
x

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu uyarınca hazırlanmış aydınlatma metnimizi okumak ve sitemizde ilgili mevzuata uygun olarak kullanılan çerezlerle ilgili bilgi almak için lütfen tıklayınız.