3,5/5 - 9 Kişi Yorum Yap, Kazan!
13,25 TL
18,5 TL %28
- Teslimat Seçenekleri -
Standart Teslimat : 23 Ağustos - 25 Ağustos
Standart Teslimat’ta 60 TL üzeri kargo bedava!

Kitap Açıklaması


Dostoyevski, 1862 Haziran'ında Petersburg'tan ayrılarak ilk Batı Avrupa seyahatine çıktı. Görünürde Batılı hekimlerin 'sara'sı hakkındaki görüşlerini öğrenmek için çıkmıştı seyahate. Ama başka bir amacı daha vardı: Rusya'yı yoldan çıkardığına inandığı Batılı 'fikirlerin' kaynağını yerinde görmek. Seyahati boyunca pek çok önemli şehri gezdi Dostoyevski: Berlin, Paris, Londra, Floransa, Milano ve Viyana. Bu seyahatten dönüşte kaleme aldığı Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları da, ilk olarak 1863 Şubat'ında, kendi çıkardığı Vremya (Zaman) dergisinde yayımlandı. Dostoyevski'nin bu öfkeli ve alaycı Batı eleştirisini, Nobel ödüllü büyük romancı Saul Bellow'un önsözüyle sunuyoruz.
"Dostoyevski'nin ilk Avrupa yolculuğunun hikâyesi olan bu kitap, büyük yazarın romanlarının da vazgeçilmez konusu olan, Batı'yla aşk ve nefret ilişkisini bütün çıplaklığı ve saflığıyla ortaya koyuyor."
ORHAN PAMUK



Sayfa Sayısı: 137

Baskı Yılı: 2015


Dili: Türkçe
Yayınevi: İletişim Yayıncılık

 

Eleştiri / inceleme

TÜMÜNÜ GÖSTER

Sabit Fikir

Zalim yeteneğin Avrupa notları
Selçuk Uygur

Dostoyevski’den derinden etkilenen Nietzsche’nin tabiriyle Batı’da Tanrı ölmüştü. Heyhat bu ölüm, insanın dini bir Tanrı’nın zincirlerinden kurtulmasıyla birlikte hızını alamayıp yere kapaklanmasına sebep oluyor. Dostoyevski’nin de yazılarını takip ettiği dönemin düşünürlerinden Louis Blanc öfke içinde bu duruma dikkat çekmeye çalışıyor: “Tedavi olmak için paranız yoksa, tedavi olma hakkınızın olması neyi değiştirir?” Adem oğlu batı cephesinde yere serilmiştir. Ağzında toprak ve kan tadı. Freudyen bir tabirle babasını öldürüp, zincirlerini kırdığı için ayağa kalkma hakkına sahip ama, ayağa kalkacak takati yok.
.

SABİTFİKİR’DE OKU
27.7.2016

Puanlamalar

%22,2
%44,4
%22,2
%11,1
%0
Sen de bu ürün hakkındaki fikirlerini paylaş!
Yorum Yap, Kazan!

26.04.2019

Okumaya Değmez, Zaman Kaybı

Avrupa medeniyeti(kapitalizm) karşısında aşağılık kompleksine kapılmış Dostoyevski'nin sayıklamalarından başka bir şey değil kitapta yazılanlar. Vahşi kapitalizmin insanlar üzerindeki ağır yüküne dair gözlemlerden başka işe yarar satır yok. Avrupa'yı gördüğü gibi değil, görmek istediği gibi anlatıyor. Daha doğrusu anlatmıyor, Rus milliyetçiliği ve lafazanlık yapıyor. Zaten tanıtım yazısında da kitabın neyi anlatıp neyi anlatmadığı belirtilmiş. Benim için zaman kaybıydı diyebilirim. Yazarı büyüklüğüne nazaran oldukça basit bir kitap. Okumaya değmez.

15.04.2009

..

Dostoyevski´deki "Rus ulusunu aşağılayan,hor gören ama buna rağmen Rus ulusu tarafından sinir bozucu bir şekilde tapılan Batı-özellikle de Fransız-" düşmanlığının bazen yerinde olan, bazense abartılan tespitlerle yazıya dökülmüş halidir bu kitap.Yazarın burjuvalar ve burjuvaların değer sistemleri hakkındaki tespit ve kurgularına bayıldığımı da özellikle belirtmeliyim.Beğendiğim kısımlarına ve gerçekçi ve ders veren gözlemlerine rağmen,Dostoyevski´nin gazeteciliğini değil mükemmel romancılığını tercih ettiğimi ve kitabın bitmesi için sabırsızlandığımı da belirtmek isterim.

11.11.2006

Avrupa´da Gerçek Bir Rus...

Dostoyevski ilk Avrupa seyahatinden döndükten sonra 1863 Şubat'ında kendi çıkarttığı Vremya (Zaman) dergisinde bölüm bölüm izlenimlerini yazdı. Avrupa'ya gittiğinde yaz, yurda dönüp yazdığındaysa mevsim kıştı; işte bu yüzden daha sonra kitaplaştırılan bu anlatılar "Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları" şeklinde isimlendirildi. Şimdi mevsim ilkbahar, bu yazı da "Yaz İzlenimleri Üzerine Kış Notları"na "İlkbahar İncelemesi" adını alabilir! Mevsimler, ne çabuk da değişiyor!.. Tıpkı insanlar, ülkeler ve düşünceler gibi... Dostoyevski için burjuvazinin kaynağı olan Paris, 1968 Mayıs'ına tanıklık etmedi mi? I. ve II. Dünya Savaşı'ndan sonra dünya değişti, Rusya'nın adı bile değişti! Burjuvazinin, tepeden bakanların, düzen içinde aciz yaşayanların (Fransızların ya da Parisliler'in -ki bütün Fransızlar Parisli'dir Dostoyevski'ye göre) tek korkusu sosyalistler ya da komünistler Paris'i kendilerine doğru çekmeye kalktılar. Avrupa seyahati sırasında içtenliğini kaybetmiş Batı'yla karşılaştı Dostoyevski. Puşkin nasıl Erzurum Yolculuğu'nu yaptığında Doğu'nun kaybolan ihtişamıyla karşılaştıysa, Dostoyevski de Batı'nın sefaletiyle karşılaştı! Bir sefalet... Avrupa'da medeniyet varken, insanlar huzur içinde zenginlikle yaşıyorken durum nasıl bir sefalet olarak tanımlanabiliyor? Bu tanımlamayı yapabilecek tek bir kişi var elbette; kararsız, çekingen, utangaç, saldırgan, ezilmiş ve nihayetinde kendine dönmüş, kendinden yola çıkıp Rusya'ya sıkı sıkıya bağlanmış biri... Dostoyevski!<br>
1862 Haziran'ında Petersburg'dan ayrılıp yollara düştü Dostoyevski. Başlıca amacı Batılı hekimlerin "sara" hastalığı konusundaki görüşlerini öğrenmekti. Oysa, Batı fikri onu yıllardan beri meşgul eden bir rahatsızlıktı. Tutuklanıp idam cezasına çarptırıldıktan sonra affedilip Omsk'taki ceza kolonisine gönderilmesi ve kürek cezasına çarptırılmasıyla başlayıp devam eden Batı düşüncesi. Radikal görüşlere sahip olmasından ötürü yıllarca kürek cezasına çarptırılmış ve sonrasında zorunlu askerlik yapmış bir kişi için Batı gerçekten de önemli bir fikir mücadelesinin anahtar noktası oluyor. Berlin, Paris, Londra, Floransa, Milano, Viyana gibi birçok Avrupa kentini geziyor Dostoyevski seyahatinde. Bununla birlikte birçok küçük şehri de ziyaret etme fırsatını buluyor. St. Petersburg'un tadını hiçbir şehirde bulamasa da yaz izlenimleri ediniyor bu seyahatten... Görsel olarak kendine edindiği malzemenin zayıflığı ilk anda dikkati çekiyor. Dostoyevski gibi bir yazarın görsellik konusuna bu kadar takılmadan yazmış olması, gayet normal bir durum. Büyük katedrallerin, görkemli sarayların ya da görsel olarak insanı cezbeden herhangi durumların imgeden doğrularak yazıldığını düşünüyorum ben onun için. Ülkesine hayran, alışkanlıklarından vazgeçemeyen, toprağına bağlı bir Rus olarak geziyor Dostoyevski Avrupa'yı. Onun bu ziyareti bir turist zihniyetinden çok, anlamayı ve anlaşılmayı Rusya ile Batı sorununu ele alıyor... Bu sorunun yarattığı diğer soruya Dostoyevski'nin bulduğu yanıt Batı'nın sonunun geldiği, içtenliğini kaybetmiş düzenli (sözüm ona düzenli) yaşamların tükendiğidir... ne kadar doğru? <br>
Avrupa'da herkesin birbirine üstten baktığı bir toplumla karşılaşıyor Dostoyevski, bir tezgâhtarın bile kendini aşağılayabileceğini, dahası bunu gururla yapabileceğini hissediyor. Kaldı ki Avrupalılar'ın bu durumdan rahatsız olmadıklarını, aksine hoşnut olduklarını görüyor...<br>
Onun Batı konusundaki görüşlerini, o zamanki Avrupa fikrini, bununla birlikte günümüzde ya da yazdıktan sonra yaşananları ele aldığınız zaman hayli ilginç sonuçlarla karşılaşıyorsunuz. Türkiye'de yalnızca İletişim Yayınları tarafından baskısı bulunan bu kitabı mutlaka edinmelisiniz.

;
x

İnternet sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz ve internet sitemize yapacağınız ziyaretleri kişiselleştirebilmek için çerezlerden faydalanıyoruz. Dilediğiniz halde çerez ayarlarınızı değiştirebilirsiniz. Detaylı bilgi için tıklayınız