4,5/5 - 28 Kişi Yorum Yap, Kazan!
19,95 TL
28,5 TL %30
- Teslimat Seçenekleri -
Standart Teslimat : 28 - 30 Ocak
Standart Teslimat’ta 100 TL üzeri kargo bedava!

Kitap Açıklaması

Gece'de anlatılan tek tek, bölük pörçük durumların, konumların, gerçek yaşamla somut ilişkisi, sürekli seziliyor satır aralarında. Okurun yakın geçmişte tanığı olduğu birçok toplumsal, tarihsel, kültürel deneyden yankılar ve metinde sözgelişi. Alışılmış tarihsel mantığın işleyişi bile sorguya çekiliyor. Ama bütün bu gerçek durumlardan soyut bir çıkarım olan yaşantı, insan umutlarıyla korkularının bütünleyici imgeleriyle dile getiriliyor.


-Akşit Göktürk-



(Tanıtım Bülteninden)

 

Puanlamalar

%85,7
%10,7
%0
%0
%3,6
Sen de bu ürün hakkındaki fikirlerini paylaş!
Yorum Yap, Kazan!

25.04.2016

bitiremedim

Başlayıp da bitiremediğim kitapların sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Gece de bunlardan birisi... Edebiyat çevrelerinin, dahilerin ve kerametli otoritelerin şimşeklerini üzerime çekmek pahasına söylemek zorundayım: Gerçek bir abuklama!

06.01.2007

Tamamlanmaya Direnen Metin

Bilge Karasu'nun "Gece" adlı romanındaki olay örgüsü ve yazarın roman türünün doğuşundan bu yana tartışılmış "anlatıcı" kavramını kullanışı dikkate alındığında, metnin kolay kolay kendini ele vermediği, okurundan çalışkanlık ve sabır beklediği görülür. "Gece", çok-katmanlı ve hareketli bir yapıya sahiptir. Tam da bu nedenle özetlenemez ya da özetlenirse çok şey yitirir. Bilge Karasu'nun 1991 yılında, Türk romanının son on yıl içinde ulaştığı en ileri çizgilerden birini temsil ettiği gerekçesiyle Pegasus Edebiyat Ödülü'nü alan bu romanının, çağdaş Türk edebiyatı tarihinde olduğu kadar yazarın diğer yapıtları arasında da ayrı bir yeri vardır. Karasu'nun "Gece"den önceki tüm metinleri, güç anlaşılırlıklarına rağmen, okurun emeklerini boşa çıkarmazlar. "Sarmal yapı"yı sezen okur bu yapının peşine düştüğünde "mozaik"i kurabilir. Ancak "Gece"ye gelindiğinde metnin direnciyle karşılaşılır. Karasu'nun yapıtlarını bilen kişinin, okuma edimini bu metinlerden edindiği alışkanlıkla sürdürmeğe kalkıştığında bir tür "hayâl kırıklığı" yaşaması da kaçınılmaz olacaktır. Örmeye çalıştıkça sökülen bir örgüyle, bir tuğla ekledikçe alttaki tuğlaları sarsılan bir "inşaat"la karşı karşıyadır okur; üstelik bu inşaat hiçbir zaman binaya dönüşemeyecektir. Bence "Gece", Karasu'nun yazın hayatında bir kırılma noktasıdır. Yaşamın bütünlüğüne, dolayısıyla metnin eksiksizce "kurulması"na direnen bir anlayışla yazılmış, bu direnç sonucunda da "bilinçli" olarak delik deşik dokunmuş bir kumaştır.<br>

Güvensizlik, karanlık, paranoya gibi izleklerin öne çıktığı bu anlatı, anlattıklarını "görselleştiren", anlatının "maketi" diyebileceğimiz mekânlarda geçer. Merdivenleri havada asılı, uçurumlu bir kütüphanede, sokakları birbirine bağlanmayan, her yanı çukurlarla dolu bir kentte... Okuru dışarıda tutarak olup bitenlere "gerçek" izlenimi vermektense, onu metnin içine çekerek paranoyayı, belirsizliği, güvensizliği ona da bulaştırır. Bütünlüğe duyulan inançsızlık, "çok sesliliğin imkansızlığı" yolundaki görüşler, okuru metin karşısında tek başına ve savunmasız bırakır. Bütünlemeye çalıştıkça eksilen ve tam da bu özelliğiyle metnin ana izleği olan "kâbus"a okuru da katan anlatı, tüm kurmaca anlatıcıları ve yazarının yanı sıra "gerçek" kahramanlara kavuşur.  Bence öncelikle bu özelliği metni etkileyici, sarsıcı ve ürkütücü yapar: Sadece anlattıklarının "etkileyiciliği" değil, bütünlük arayışı içindeki okuru bir girdap gibi içine alması ve bir yokuşta yürüdükçe geri geri giden, yolu bir türlü "tamamlayamayan" kâbus kişisi hâline getirmesi metnin başat özelliğidir.<br>

"Gece"nin okuru, romanın bütünlüklü bir yapı sunması gerektiği, romanda tutarlılığın esas olduğu, iki anlatıcının sözleriyle bir olayın değişik perspektiflerden görünüşünün elde edileceği ve eksiksiz bir bütüne kavuşulacağı ön kabulleriyle okumaya başlarsa, metnin bir yerinde tökezleyecek ve durup düşünecektir: "Nasıl bir yürüyüş benim düşmeme neden oldu?". Yeteri kadar düşünen okur yanıtı bulacaktır: "Çünkü "ortak zemin" ayaklarımın altından çekildi". Okur, bu ortak zemin arayışından vazgeçer ve metnin dayattığı "engebeli" ve bölük pörçük zeminde yürümeyi öğrenmeye çalışırsa, "Gece" ile kurduğu ilişki daha "sahici" olacak, metnin boşluklarını doldurma yolunda önemli adımlar atacaktır.<br>

Bilge Karasu bir yazısında yemek ile okumanın benzerliğine dikkat çeker. Okumanın metni parçalamak ve yok etmek olduğunu söyler. Yani metni öldürmektir söz konusu olan. Ancak "Gece", Hinduların "bu dünyada yediğiniz yemek öte dünyada sizi yer" inancını çağrıştırırcasına okuru yemeye çalışır. Ben metni yaraladığıma inanıyorum, ama benim hiç yara almadığım da söylenemez. Bu savaş uzun süreceğe benzer. Savaşa katılmak ve gerçek yaralar almak isterseniz, okumalısınız...

x

İnternet sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz ve internet sitemize yapacağınız ziyaretleri kişiselleştirebilmek için çerezlerden faydalanıyoruz. Dilediğiniz halde çerez ayarlarınızı değiştirebilirsiniz. Detaylı bilgi için tıklayınız