Stokta Yok

Ürün geçici olarak temin edilememektedir

Kitap Açıklaması


Setin İçindeki Kitaplar

Çağımızın Nevrotik Kişiliği
Psikolojik rahatsızlıklar bizi ebedi bir mahkumiyete mi sürükler? Nevrotik bireyin, rahatsızlığının farkına varması ve iyileşmeye yönelik adımlar atması imkansız mıdır? Psikanaliz, nevrozlara genellikle bireyi özgür iradeden, eyleme yetisinden ve gelecek hayallerinden mahrum bırakan ve köklerini yalnızca geçmişte arayan bir anlayışla yaklaşır. Karen Horney ise arzuları hem kamçılayan hem de tatmin etme olanaklarını sınırlayan nevrotik topluma odaklanarak bunlara yol açan ve besleyen etkenlerin çoğu zaman kültürel olduğunu ve üstesinden çevresel faktörlere yapılan müdahalelerle gelinebileceğini savunuyor.

Nevrozlar ve İnsan Gelişimi
Psikanaliz açısından, Freud sonrası kuşakta, özgün çalışmalarıyla ilgi çeken isimlerden biri Karen Horney. Freud'un teorisiyle ilişkisi, Marx'ın Hegel felsefesiyle ilişkisine benzer: Freud'un kuramını temel alırken, onu eleştirmekten de geri durmaz. Freud'un görüşlerine daha insani bir yön kazandıran, kültürel ve sosyal farklılıkların etkilerini gözeten bir yaklaşım geliştirir. Kadın psikolojisi üzerine çalışmalarından başlayarak onun için "asıl hedef, insanı kendini gerçekleştirmesine götüren güçlerin özgürleştirlmesidir." Bu konudaki asıl katkısı elinizdeki yapıtında kapsamlı bir biçimde derlediği nevrozlar üzerine çalışmalarıdır. İnsanın enerjisini kısıtlayan nevroz durumlarını, durumun tezahüründeki nevrotik iddiaları, görkem arzusunu, ideal benliğin baskısını, içsel buyrukların zorbalığını ortaya koyar. Kendimizi gerçekleştirmek yerine bizi zorlantılı davranışlarla pek istemediğimiz bir hayata mahkum kılan modelleri tanımlar: Etrafına baskı kuran genişlemeci tip, içe kapanarak ortamdan kendini silen tip; başkalarına bağlanan tip ve insan ilişkilerinden kendini çeken kopuk tip... Nevrozlar ve İnsan Gelişimi sadece uzmanlara değil, ruhsal sıkıntılarının kökenlerini araştıran okurlara da yönelik, yetkin bir çalışma.

İçsel Çatışmalarımız
"Ben insanın var olan potansiyellerini geliştirmek ve 'iyi' biri olmak için hem becerisi hem de arzusu olduğunu düşünüyorum; bunlar bozulduğunda başkalarıyla ve dolayısıyla kendisiyle ilişkisinin de bozulacağını düşünüyorum. İnsan değişebilir ve hayatta olduğu sürece değişmeye devam edebilir." Horney'nin nevroz teorisi kendinden öncekilerin aksine "yapıcı"dır. Freud'un insanı harekete geçiren dürtülerin ancak denetim altına alınabileceği, en iyi ihtimalle "yüceltilebileceği" teorisini ters köşeye yatırır ve insanın içinde bulunduğu koşullar değiştirilerek kendisinin de deği-şebileceğini söyler. Nevrozların altında yatan çatışmalar hafifletilebilir, hatta fiilî bir biçimde çözümlenebilir ve böylece kişiliğin gerçek anlamda bütünleşmesi sağlanabilir.

Oyuncu Benlik
Metropol kültürünün damgasını vurduğu küreselleşen dünyada, "Ben kimim?" sorusunun cevabını bireysel sınırlarımız içerisinde aramak ve bulmak imkansız hale gelmiş durumda. Öteki, bir ayna işlevi görerek benliklerimizi anlamamızda bize yardımcı oluyor. Peki bu ortak deneyimlerin sosyal ve yapısal dinamiklerle ilişkisi nedir? Oyuncu Benlik, toplumsal hareketler ve kolektif kimlikler üzerine yazdıklarıyla tanınan Alberto Melucci'nin çığır açan yeni çalışması. Melucci'nin fenomenolojik yaklaşımı, benliği oldukça öznel ve kişisel deneyimlerin bir alanı olarak ele alıyor. Bu şekilde, görünür kolektif süreçler ve bireysel günlük deneyimin sınırında giderek daha çok önem kazanan anlam arayışını keşfediyor; sosyolojik ve klinik uygulamalarından yararlanarak bu ikisi arasında oldukça özgün bir bağlantı kuruyor.

Yeni Bireycilik/b>
İlk olarak 18. yüzyıl sonlarında, Amerikan ve Fransız devrimlerinin çağında, yeni palazlanan ekonomik başarılarını siyasi emellere dönüştüren, dolayısıyla da toplumu iterek ya da çekerek geliştiren burjuva bireylerini tanımlamak için atılmıştı, bireycilik kavramı. Bugün, çoğalmış, derinleşmiş ve detaylanmış yeni bir bireycilik söz konusu. Üstelik sadece ileriye atılanlar için değil tüm sıradan insanlar için geçerli.
Toplumun her kademesine tüketim olanaklarının yayılması, medya ve yeni teknolojilerle kürenin her noktasının birbirine bağlanması narsistik bir parıltı yaydı, son elli yılda. Küreselleşmenin üretimi düzensizleştirmesi ve tüm yerel kültürleri ve mücadeleleri tek platforma taşıması, özellikle ileri kapitalist ülkelerde bu parıltının sert rüzgârlarla uçuşmasına da yol açtı. Bugün, yeni bireycilik çağında, insanlar şaşkın ve hayatlarının anlamlarını yitirmiş durumdalar. Küreselleşme, değiştirip dönüştürdüğü, bazen de yok ettiği şeylerin içerisine benliklerimizi de katıyor; sonuçta yeni bir birey çıkıyor ortaya. Bu yeni bireyi tek yönden tanımlamak, iyi veya kötü diye kesin ifadelerle tanımlamaksa pek mümkün değil. Kesin olan bir şey varsa o da hepimizin şu ya da bu şekilde bu sürecin bedellerini ödediğimiz.


Dili: Türkçe
Yayınevi: Sel Yayıncılık

 

Puanlamalar

%0
%0
%0
%0
%0
Sen de bu ürün hakkındaki fikirlerini paylaş!
x

İnternet sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz ve internet sitemize yapacağınız ziyaretleri kişiselleştirebilmek için çerezlerden faydalanıyoruz. Dilediğiniz halde çerez ayarlarınızı değiştirebilirsiniz. Detaylı bilgi için tıklayınız