5/5 - 2 Kişi Yorum Yap
12,0 TL
16,0 TL %25
- Teslimat Seçenekleri -
Standart Teslimat : 08 Mayıs - 13 Mayıs
Standart Teslimat’ta 125 TL üzeri kargo bedava!

Benim Gençliğim Kitap Açıklaması


Koca bir labirentin içinde kayıp "Benim Gençliğim"...Nedenini bilmediği bir deney için gözleri bağlanmış, elinde bir demir çubukla salıverilmiş meçhul labirentin koridorlarına...

Bu kapı cennete açılıyor, diğeri cehenneme... Seçtiğimiz yolun sonunda ateşin soluğu yüzümüze değdiğinde can havliyle geri dönüp başka koridorlara sapıyor, cennetin sesine kulak kabartıyoruz. Biraz ilerlediğimizde cehennem alevleriyle karşılaşıyoruz yeniden... Gözümüzdeki bağ öyle güçlü ki, "Bu yoldan geçmiştik", "Onu denemiştik", "burası çıkmaz sokaktı" diyemiyoruz.

Labirentin patikaları bizim gibi yolunu arayan, daha önce gidip dönen, ateşe dokunup pişman olan insanlarla dolu; ama onlarla buluşamıyoruz. Bizi körleştiren bağı söküp atamıyoruz. Labirentin duvarlarını yıkıp kendi yolumuzu açamıyoruz. Bu çıkmazdan kurtulamıyoruz. Labirent, elimizdeki demir çubukları uğursuz bir mıknatısla çekerek bizi habire eski hatalarımızın koridoruna sokuyor. Ders alamıyoruz, öğrenmiyoruz. Bağlı gözlerle her kuşakta bildik duvarlara dokunarak çıkış arayan yenik bir ordu gibi, cenneti düşleyerek cehenneme koşuyoruz.
(Tanıtım Bülteninden)



Sayfa Sayısı: 203

Baskı Yılı: 2008


Dili: Türkçe
Yayınevi: İmge Kitabevi

 

Puanlamalar
%100
%0
%0
%0
%0
Sen de bu ürün hakkındaki fikirlerini paylaş!
Yorum Yap

26.06.2001

Can Dündar hayran olduğum yazarlardan biridir. Bu kitabıysa en iyisi diyebilirim. Türkiye'nin ve insanımızın gerçeklerini anlatmasının yanı sıra bazen güldürüyor bazen de hüzünlendiriyor. Daha Önsöz'ünden kendine bağlıyor ama. "Aşka ve Terke Dair" benim en sevdiğim bölüm olmuştu. İnsan doğasından bu kadar anlayabilen bir yazarı okumak gerçekten zevkli; şiddetle tavsiye ederim.

22.10.2000

   Can Dündar, genelde severek okuduğum bir gazeteci-yazar. 3'üncü baskısı yapılan "Benim Gençliğim" kitabını da
okudum.
   Kitapta 66 yazı var. Üslubu bir hikaye, roman akıcılığı, çekiciliğine sahip..
   "Önsöz"den sonra ilk yazı "YAZI" üzerine...
   YAZI'dan birkaç paragraf:
   "Bir yazı nedir ki aslında... İki piyango bileti boyunda bir köşe yazısının ne ağırlığı olabilir ki?
    Kelimeler bir araya toplanır ki bazen, rüzgarlar doğuran bir ormana dönüşür yazı...
    ...kramp olup saplanır yüreğinize..
    ...bir dildir, dilinizdekini yazan...
    Yazan eli tutacak kadar yakınlaşırsınız okudukça...
    Yazan açısından ise nadiren bir cennettir yazı; çoğu zaman cehennem..
    ... BİR İÇ DÖKME SEANSIDIR, KONUŞMA ÖZÜRLÜLERİN...
    ... ustasının elinde öyle bir yaman kılıç ki, bin söze değişmem.."
   Diyor usta yazar CAN DÜNDAR...
   Can Dündar, insana  insanlığa has manevi değerleri bayrak yaparak onca kepazelikleri fiilen sergileyen insanları konu etmiş yazılarında..
   "Benim Gençliğim" kitabında Can Dündar, "Başıyla Cop Kıranlar" başlıklı yazısında   Diyarbakır E tipi cezaevinde 24 Eylül 1996 tarihinde 33 tutuklu ile başgardiyan olayında sorun acaba sadece "leğen istemek"ten mi kaynaklanıyor? Bu 33 tutuklu ne gibi suçlardan yargılanmak üzere cezaevine konulmuşlar. Bunlar belirtilmemiş... Sadece, bu tutukluların polisler ve askerler tarafından dövülerek 23'ünün ağır yaralı, 10'unun da öldürüldüğü belirtiliyor.
   Tutuklu da, mahkum da olsa devletin eline teslim edilen insanların öldürülerek infazı elbette ki doğru bir davranış değil. Ancak, söz konusu bu cezaevinde tutuklu bulunan bu 33 sanığın hangi suçtan veya suçlardan tutuklandığı, bu tutukluların cezaevinde bir eylem içinde olup olmadıkları da belirtilmiyor..
   "Hem suçlu  hem de güçlü" mü idiler acaba?
   Tüm bu sorularda açıklık yok iken  hepten cezaevi görevlilerini suçlamak acaba doğru olur mu?
   MANİSA DAVASINDA BİR SESSİZ TANIK  yazısında
Dündar, "... adalet, işkencecileri akladı" diyor ve "işkence yaptıklarına ilişkin yeterli kanıt oluşmamıştır" şeklinde bir gerekçe gösterildiğini belirtiyor (Benim Gençliğim) kitabında..
   Burada ister istemez insanın aklına bazı sorular takılıyor:
   Yoksa "adalet"e bazı "güçler" baskı mı uyguladı?
   Bazı sorular aydınlığa kavuşturulmadan direkt olarak "adalet" in suçlanmasının pek doğru olacağı kanaatinde değilim.
   ADALET'in de savunması ve korunması gerekir. Bu
da ancak  hep suçludan yana olmakla değil, "adalet"ten yana olmakla olur. Bir başka deyişle de adaletin kendini savunabilme gerekçeleri "suçlu"nun ya da "sanık"ın gerekçelerinden üstün ve
geçerli olması gerekir.
   CAN DÜNDAR'ın "Benim Gençliğim" akıcı üslupla yazılmış 66 (köşe) yazı (sı) var.  Bunlardan,
   - Geyik Muhabbeti
   - Terbiye
   - Ben Ansiklopedi Satarken
   - Ey Zaman Tanrısı! Acı bize...
   - Filiz Ali'den Nilhan'a Kalan...
   - Otopsi
   - Dayan Çocuk
   - Taziye
   - Cehennemi Olmayan Gemiler
   - Başıyla Cop Kıranlar
   - Barış Adlı Çocuklar
   - Gizli Sayfadaki Cinayet
   - Kırık Düşler
   - Hayata ve Ölüme Dair
   - Manisa Davasında Bir Sessiz Tanık
   - İşkenceciye Mektup
   - Cinsel İşkence
   Başlıklı yazılarda Dündar'ın fikirlerine katılmakta oldukça zorlandım. Söz konusu bu yazılarda adeta suçlular haklı ve suçsuz mu gösterilmek isteniyor; yoksa, "adalet" ve "uygulamacılar"ın mı kabahatli gösterilmek niyeti var?!
   Her gösteriye katılanı her coplananı haklı ya da suçsuz görebilir miyiz?
   Yukarda başlıklarını belirttiğim  yazılarında Can Dündar "yargı" veya "adalet"e biraz "yargısız" davranmış gibi geldi bana!
   Bu arada şunu da belirtmem gerekir ki, usta yazar Can Dündar'ın art niyet taşıdığına da asla ihtimal vermiyorum..  Kendisine ayrıca sevgi ve saygılarımı sunuyorum..

x

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu uyarınca hazırlanmış aydınlatma metnimizi okumak ve sitemizde ilgili mevzuata uygun olarak kullanılan çerezlerle ilgili bilgi almak için lütfen tıklayınız.