0/5 - 0 Kişi Yorum Yap, Kazan!

Hamur Tipi : 2. Hamur

Sayfa Sayısı : 1008

Ebat : 13,5 x 19,5

İlk Baskı Yılı : 2019

Baskı Sayısı : 1. Basım

Sevdiğim Kadın Adları Gibi rem dağılan bir ilkokulun zili gibi bak bana * seni kimse anlamıyor Duygu * Yasemin aşktı aralık kapılara anlattığın * çantanda bir sürü anahtar var Lale * gemilerin yıldızları se ... Tamamını gör
55,0 TL
110,0 TL %50
ya da
60 TL üzeri kargo bedava!

Kitap Açıklaması

Sevdiğim Kadın Adları Gibi

rem dağılan bir ilkokulun zili gibi bak bana * seni kimse anlamıyor Duygu * Yasemin aşktı aralık kapılara anlattığın * çantanda bir sürü anahtar var Lale * gemilerin yıldızları seyrediyor Arzu * bir göktaşının tüyleri olsaydı Esin * bir ırmak seni çağırıyor Ayşegül * bir çocuğun denize fırlattığı bembeyaz martı Pelin * her şeye yeniden başla Leyla * araya rüzgârlar girse de Burçak * rüzgârda açılan saçın güzelliğisin Ebru * bütün o yollardan tek başına geçtim Naz * denize düşen yıldırım da sensin Alev * bu gece bu nehri korkmadan geçmen gerek Ece * ekmekle suyun çalınmadığı yerde uyursun Burcu * örtüsü alev almış masanın üzerinde duran bir bardak su Jülide * Zeynep neden açmayıp yaktın sevgilinin gönderdiği mektubu * Ayça ağlayınca Hindistan’a benziyorsun * dilimimi gagası kırık bir martıyla paylaştım Eylül * hep başka birini bekledin Nisan * gözlerine gitmiyor bindiğim hiçbir vapur Deniz * gittik bir kır kahvesine oturduk Berna * saçlarından bir adam düşüyordu Aslı * annen derin bir yara izi gibi uyuyor İdil * soruyu dalgınlığıma ver Nilüfer * “gözümde bi’ şey var” deyince sen Sevda * düşmemek için saçlarına tutundu dünya Elif * beni bu kentten götür diyorsun Bahar * sıkılan beyaz bir eldiven gibi yolları kapadı kar Hale * Begüm kanat takmış saat senin adın * Yağmur kimi zaman yanlış yolcuyu alıp giden bir trendir aşk * anlarsın yeryüzü sestir Selin * annenin sesi öyle güzeldi ki Dilara * sevgilini gece dağıttın kahvaltıdan önce toplamalısın Rüya * Mine bir makasın ağzından aldım seni * Eros sana da ok atmış dediler Beliz * Şehrazat adın fısıldanıyor tütsüler yakılan bir sarayda

 

Yıkık Bir Çocuk Bahçesi Gibiydi Yüzü

Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Ödülü -

Boşnak askeri Saffet, yirmi yaşında ölen kız kardeşinin mezarına bir demet Saraybosna kırmızısı gül bırakıyor. Belleği onu gerilere, çocukluğuna götürüyor. Evlerindeki çocuk odasında uyku zamanı geldiğinde, kardeşinin ona anlattığı masalları anımsıyor. Kırmızı güllerden çevreye müthiş bir masal kokusu yayılıyor. Dayanamayıp gülleri koklamak için eğiliyor Saffet. Birden, sabahki yağmur yüzünden kayganlaşan toprakta dengesini yitirip, yere yuvarlanıyor. Çamurun içinde sırtüstü yatarken, savaşın yırttığı gökyüzüne bakarak söyleniyor: “Bir asker gül koklamak için bile eğilmemeli.” Ötelerde, mezarlığı gören yüksek bir yapının tepesindeki Sırp tetikçi, hedefinin bir anda ortadan yok olmasına sinirlenip ağzındaki sigarayı yere tükürüyor. Ve tüfeğin dürbününe gözünü dayayarak yeni bir kurban aramaya başlıyor kendine.



Yüzünden Yollar Çıkardım
Her zaman bir çift kanadın bir altın madeninden daha değerli olduğunu söyleyen Akgün Akova, bu kez yollarda uçan şiirlerle çıkıyor karşımıza. Işıklar söndüğünde gölgelerimizin bizi nerede beklediğini merak ederek… Çiçekler arası koku nakli yaparak… İçine kara bulutlar girse de kalbinle kuş vurma diyerek…

Bilinçaltımızın yırtılmış yerlerine yama yaparak…

Bu kitapta bir gözyaşı damlası burnunu çekiyor. Dizelerini bir yastıkta birdenbire beliren okşanmış mavi gibi yazıyor şair. Düşleri için havaalanı yapıyor. Uçurumlara yem veriyor. Gözünün içinde ışığın bavulunu taşıyor.

Yüzünden Yollar Çıkardım kimsenin yere düşmeyeceği, düşse de kaldırılacağı bir dünyanın ancak öpücük öpücük üstüne konarak kurulacağını söylüyor bize; çünkü şairi, aşk dolu bir bakışla dünya tarihinin değiştirilebileceğine inanmaya devam ediyor. Yana yana, döne döne, sonsuza kadar delice…


Baba Bana Bağırma

hiç kimse yanımda kal demiyorsa sana

oltaya takılır gibi vardığın deniz kentleri

bulutlarla evlenmiş dağ yolları

ağızlara sıcak ekmek dağıtan şu güzelim sabah

hiçbiri kal demiyorsa sana

kırların kokusu, yol tutkusu, sonsuzluk duygusu

aşka düştüğünde gözlerinde biriken deliler

kal demiyorsa birdenbire bir kırlangıç

çakan şimşeğin içinden geçerken

kal demiyorsa

senden hızlı küçülen gölgen

kıvrılan merdivenlere benzeyen kediler

ve yaban otları, ruhunun üzerinde biten

gel benimle kal demiyorsa

bir zamanlar sana deli divane olan kadınlar

karasevda gibi demlenmiş çay

kumdan kalelere konan martılar

bunca zaman neredeydin

neden geç geldin demektir bu sessizce

anla.

 

İçimden Geçen Yolda

Bu kitabın yazılması bitmek üzereydi. İçinde yer alan yazılar, kitaba kendi adlarının verilmesi için sıkı bir kavgaya tutuştular. Babası Çalınan Bisikletçi diyordu ki, “Bu bir yol kitabı; benim adım yakışır!” Çağlayandan Düşen Sincap da diyordu ki, “Bu bir coğrafya kitabı; adı benim adım olmalı!” Kağa Delik söyleniyordu, “Bu kitap çok şiirsel, ben de bir şairi anlatıyorum. Adını benden alsın!” Gökkuşağının Ayakkabısı, hepsine tersleniyordu: “Bu rengârenk bir kitap, benim adımdan başkası yakışmaz!” Şemsiyemin Üstünde Uçan Martı ortaya atılarak dedi ki, “Biliyorsunuz, bu adam bu kitabı uçarak yazdı. Kitabın adını hak eden benim! Benim adım verilmeli!”

Tam o sırada bir gürültü duyuldu ve Vecihi Hürkuş uçağıyla Apollo 11’in yanından hızla geçerek yazıların arasına daldı. Diğer ad adaylarının harflerini darmaduman edip havaya savurdu ve uçağıyla akrobatik hareketler yaparak kitabın adını gökyüzüne yazdı: İçimden Geçen Yolda.

Durum budur!

 

Elimi Tut Yeter

Oğlum Fırat’ın beş yaşına varana kadar sorduğu sorular benim yaşamım boyunca karşılaştığım en zor sınavlar oldu. Biriyle bir kahvaltı sofrasında karşılaştım: “Yumurtalar neden uçmuyo’ baba?”
Bir diğeri mutfak penceresinin önünden uçarak geçen kuşlar yüzünden soruldu: “Kargalar neden kara biliyo’ musun?”

Başka bir Fırat sorusu, deniz kıyısında sulardan çıktı: “Damlalar birbirlerini nasıl tanıyo’lar baba?”
En yutkunduruculardan biri, dalgaların salladığı Kadıköy-Eminönü vapurunda buldu beni:
“Vapurlar batınca denizin canı acır mı, baba?”

Halime gülüyorsunuz elbet, ama ben de şimdi sormam mı size: Bilin bakalım, bir çocuk sorularıyla babasını ne kadar uzağa götürebilir? Zor durumdaki bir baba yanıtları nerelerde arar? Bana düşen, tarihin, edebiyatın, şiirin, gerçeklerin ve düşlerin içine dalmak oldu. Döndüğümde yanımda Márquez, Galeano, Uyar, Tolstoy, Cansever, Neruda, hatta bir sürü astronot ve saat tamircisi de vardı! Fırat’ın bazı sorularına yanıt olarak onları getirmiştim. Okuyunca göreceksiniz; çaresiz bir babanın işine yaramışlar mı, yaramamışlar mı?

 

Aşk ve Kuyrukluyıldız

Yaşamın çıkmaz sokaklarında yürürken, bir kuyrukluyıldıza çarpmaktır aşk. Söylendikçe bizim olan bir şarkıdır. Tene dağılan mıknatıstır, isteğin masalıdır. Uzun bacaklı bir yaban hayvanıdır aşk. En derin kuyumuza düşen kemandır. Dikey bir şiirdir bütün kuşları aynı anda havalandıran. Aşk, yasemin kokan bahçeleri ve ateşböceklerini bir arada anımsamaktır.

Çocuk Kalmışlar Derneği’ne üyedir aşk. Kente kanadı kırık melekler yağdırır. Aşk, ilkyardım çantası olmak, dalgakıran olmaktır. Kırık camlara sevdiğinin adını yazmaktır iki kişinin bildiği bir dilde. Aşk sevenlerin yüzlerinde tahtlar devirir, saraylar yıkar. Bilgisayarları eritir, oyuncak mağazaları için soygun planları yapar. Aşk, Öpüşen Çiftleri Alkışlama Ekipleri kurdurur sevilenlere. O, uzun saçlı bir yıldızdır, yüreğin içinde taranır.

Bilimle açıklanamaz aşk, şiirle açıklanabilir ancak...

 

(Tanıtım Bülteninden)

 

 

 

Puanlamalar

%0
%0
%0
%0
%0
Sen de bu ürün hakkındaki fikirlerini paylaş!
x

İnternet sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz ve internet sitemize yapacağınız ziyaretleri kişiselleştirebilmek için çerezlerden faydalanıyoruz. Dilediğiniz halde çerez ayarlarınızı değiştirebilirsiniz. Detaylı bilgi için tıklayınız