SONUÇLAR


Alıntı Yarışmasında Dereceye Girenler

Derece
İsim
Doğru Cevap Sayısı
Ortalama Cevaplama Süresi
1.
Canberk Canbulat
28
89 dakika
2.
Onursal Apaydın
28
102 dakika
3.
Bora Bilgin
26
30 dakika
4.
Arzu Sinar
25
149 dakika
5.
N. Uygar Suen
24
75 dakika
6.
Semra Toramanoğlu (*)
23
55 dakika
7.
Sema Toramanoğlu (*)
22
24 dakika
8.
Esra Özen
22
262 dakika
9.
Talar Silahlı
21
27 dakika
10.
Cengiz Aydın
21
169 dakika
11.
Barış Baysal
20
72 dakika
12.
Ebru Demirkan
19
160 dakika
13.
Dogan Tuncer
18
99 dakika
14.
Serpil Işıldar
18
103 dakika
15.
Elif Kayalar
17
36 dakika
16.
Gökçer Eskikurt
17
172 dakika
17.
Bilge Akgün
16
17 dakika
18.
Ersin Engin
16
32 dakika
19.
UMAY Dinçcan
15
30 dakika
20.
Adil Ünlü Erdoğan
14
16 dakika
(*): İsim benzerliği olan iki ayrı üyemizdir...

Yarışmanın Ardından

  • En az doğru cevap verilen, yani yarışmacılarımıza en zor gelen sorular: 8, 19. Soru (0 doğru cevap)
  • En çok doğru cevap verilen, en kolay sorusu: 18. Soru (Toplam 158 doğru cevap)
  • En çok yanıltan sorusu: 6. Soru (Toplam 226 yanlış cevap)
  • Degerli dostlarimiz;

    29 Kasım 2009 tarihli soruların yayına alınması teknik bir aksaklık sebebiyle gecikmistir. Herhangi bir haksızlık yaşanmaması için, 29 Kasım 2009 tarihinin soruları iptal edilmiş ve yarışma suresi 1 gün uzatılmıstır.

    32 numaralı sorunun cevabı arama sonuçlarında teknik bir aksaklık sonucunda çıkmadığı için soru iptal edilmiştir. Bu sorunun yerine son gün 1 adet soru daha ilave edilecektir.

    Saygilarimizla,
    İdefix Ekibi


    E-posta 
    Şifre 
     

    Şifremi Unuttum
    Üye olmak istiyorum
    Sorulan
    alıntı sayısı
    44
    Kalan
    alıntı sayısı
    -1
    Katılımcı
    sayısı
    752
    Ortalama tahmin adedi

    3.48
    23.11.2009 Kazanan: Elif Kayalar (Cevapları kaydetme zamanı: 23.11.2009 23:14:39)
    Soru 1    

    "Düşmanın yer değiştirmelerle ne amaç güttüğünü biliyorum. İstediği, böylece varolanlar üzerindeki denetimimizi yitirmemizdir. El koyduğu bölgelere karşı harekete geçemeyeceğimize inanıyor ve böylece ...

    Doğru Cevap

    Körleşme

     
    "Düşmanın yer değiştirmelerle ne amaç güttüğünü biliyorum. İstediği, böylece varolanlar üzerindeki denetimimizi yitirmemizdir. El koyduğu bölgelere karşı harekete geçemeyeceğimize inanıyor ve böylece gerçek durumu bilmeyişimize güvenerek, daha savaş ilanından önce bazı üyelerimizi bize belli etmeden kaçırmayı planlıyor. Yüksek fidye alabilmek amacıyla bu işe en değerlilerinizden başlayacağından emin olabilirsiniz. Kaçırdıklarını arkadaşlarınıza karşı kullanmayı ise düşünmüyor. Çünkü neyin olanaksız olduğunu o da kestirebiliyor. Ne var ki savaşı sürdürebilmek için paraya, çok paraya gereksinmesi var. Şu anda varolan sözleşmelerse onun için değersiz birer kağıt parçasından ibaret.

    "Vatanınızdan koparılıp yeryüzünün dört bir yanına saçılmak, birer köle gibi, değeri biçilen, ellenip yoklanan, alınıp satılan, kendisiyle tek söz edilmeyen, sesi ancak hizmetlerini yaptıkları sırada, o da yarım kulakla dinlenen, hiçbir zaman ruhlarına inilmeyen, sahip olunan, ama sevilmeyen, olduğu yerde çürümeye bırakılan, ya da alındığından fazlasına bir başkasına satılan, kullanılan, ama hiçbir zaman gerçek niteliğinin ne olduğu araştırılmayan köleler gibi yaşamak ister misiniz? O halde elinizi kolunuzu bağlayıp atın kendinizi düşmanın kucağına! Ama hala yürekliyseniz, soylu bir ruh taşıyorsanız, o zaman benimle birlikte kutsal savaşa katılmak üzere ayaklanın!

    "Ey benim halkım, düşmanın gücünü gözünde büyütme! Onun harflerinin arasında ölüsü çıkana dek ezeceksin! Satırlarını başına balyoz gibi indireceksin; harflerini kurşun ağırlıklar gibi ayaklarına dolayacaksın. Cildin onun karşısında senin koruyucu zırhın olacak. Onu aldatabilmek için binlerce hileye, içine düşürmek için binlerce ağa, başına yağdırmak için binlerce yıldırıma sahipsin! Ey halkım, hiçbir zaman unutma ki gücün binlerce yılın büyüklüğünden ve bilgeliğinden beslenmektir!"
     
     
    Soru 2    

    Sofya'dan çıktıklarında tahmin ettiklerinin tersine batıya değil, kuzeye yöneldiler. Keçe çizmeleriyle çamurlara bata çıka ilerleyen yeniçerilerin gönülsüzlükleri suratlarından okunuyordu. Üç gün boyu...

    Doğru Cevap

    Puslu Kıtalar Atlası

     
    Sofya'dan çıktıklarında tahmin ettiklerinin tersine batıya değil, kuzeye yöneldiler. Keçe çizmeleriyle çamurlara bata çıka ilerleyen yeniçerilerin gönülsüzlükleri suratlarından okunuyordu. Üç gün boyunca kuzeye ilerledikten sonra çamuru arar oldular, çünkü toprak donmuştu. Bir hafta sonra kar çiselemeye başlayınca hoşnutsuzluk iyice arttı. Onuncu gün tipi bastırınca adamların elleri aşırı soğuk nedeniyle madeni eşyalara yapışmaya başladı. Yola çıktıklarından üç hafta sonra, bir dağ geçidinden geçerken toprak çöktü ve ejderha başlı on iki kolomborne topu uçurumdan aşağı uçup, yüzeyi buz tutmuş nehrin dibini boyladı. Bu olay, on beş gündür sıcak yemek yemeyen askerlerin morallerini bozup sinirlerini iyice gerdi. Kulaklara ve bıyıklara dokunmak oracıkta katledilmeye yetiyordu. Çünkü aşırı soğuk nedeniyle donan bu uzuvların kırılıvermesi için onlara hafifçe bir fiske vurmak yeterliydi. Tüfeklere, zırhlara, toplara, yahut herhangi bir madeni yüzeye kazara dokunanların halleri içler acısıydı. Kolomborne topları nehre düşerken çıplak elle onların zincirlerine asılanları da birlikte götürmüştü. Yeniçeriler silahlara yapışmasın diye ellerine torba geçiriyorlardı, fakat bu onların hareketini tarife gelmeyecek kadar engelliyordu. Şiddetli soğuk başlarına öyle belalar açtı ki, karın örttüğü bir çukura düşen altı serdengeçti kurtarıldığında, bu zavallıların elleri ve yüzlerinden birbirlerinin demir zırhlarına yapışmış oldukları görüldü. Arkadaşları bunlardan birinin saçına asılıp yanağını zırhtan ayırmaya kalkınca demirin üzerinde et parçaları kaldı. Fakat onu kurtarmanın başka hiçbir yolu yoktu..
     
     
    24.11.2009 Kazanan: Talar Silahlı (Cevapları kaydetme zamanı: 24.11.2009 21:03:54)
    Soru 3    

    İp gibi inen yağmur, adamın uzamış kırçıl sakalından süzülüp boynundan içine akıyordu. Adam, kollarının üzerinde yükselip arkaüstü bıraktı kendini kumlara. Bir kalın buhar yükseliyordu üzerinden; sank...

    Doğru Cevap

    Havada Kar Sesi Var

     
    İp gibi inen yağmur, adamın uzamış kırçıl sakalından süzülüp boynundan içine akıyordu. Adam, kollarının üzerinde yükselip arkaüstü bıraktı kendini kumlara. Bir kalın buhar yükseliyordu üzerinden; sanki tutuşmuş bir kütüğün üzerine yağıyordu yağmur, ama söndürmeye de gücü yetmiyordu. Yumulu gözlerini neden sonra aralayıp başucunda soru dolu gözlerle kendisine bakmakta olan karısını gördü, başını salladı, "İyiyim kadınım," dedi. Karısının yüzü incelmiş miydi ne? Başına yapışmış yazmasının yanlarından çıkan sarı saç uçları yanaklarına gömülmüştü sanki. Sular sızıyordu al al olmuş yanaklarından. Sonra adam, karısının çıplak gibiliğini gördü; neredeyse çırılçıplaktı karısı, her bir yanı ortadaydı, belirgindi; üzerindeki giysi sanki eriyip gitmişti; kocaman sarkık memelerinin başları iki yaygın morluktu, büyümüş gibi morluklar. "Ula karı bu ne hal böyle?"

    Kadın, kocasının yorgun sesindeki o bildik isteği kaçırmadı. Omuzlarını attı; evlendikleri ilk gece yaptığı gibi; gözlerini gözlerine dikti adamın. "Ne var ki?" dedi. "Bir şey mi var?"

    Adamın gözleri parlamıştı. Kırçıl gür kaşlarının yerinde sanki ıslanmış iki kocaman kelebek çırpınıyordu.

    "Ne bakıp duruyorsun öyle adamım, hiç mi görmedin?"

    Adam, elini uzattı.
    Kadın kendini az geriye çekti, çevresine bakındı gizlice: Çocuklar ötede, denizdeydiler.
    "Kaç," dedi adam.
    Kadın sokuldu. Başını kaldırıp insan dolu ışıklı pencerelere baktı. Adamın iki eli de memelerindeydi. "Yapma," dedi.
    Adam da başını kaldırıp pencereleri dolduran insanlara baktı; aldırmadı.
    İki yorgun kalın el ha babam sıkıyordu iki yorgun memeyi.
    Neden sonra koptular.
    "Ne diye o kadar kaldın adamım? Hava döner gibi olunca gelseydin ya."
    Adam, merak edilmiş olmanın şımarıklığı içinde, "Ya dönemeseydim?" dedi. "Ya ölüp gitseydim? Ne ederdin?"
    "Ne mi ederdim, yeni bir kocaya varırdım."
     
     
    Soru 4    

    Garsonu çağırıp hesap gördüm. Birdenbire açılmış, cesaretlenmiştim. Uzun yapraklı bir defterin üzerine birkaç rakam yazan adamın yüzüne, "Saadetimi fark etmiyor musun a sersem!" der gibi dik dik bakıy...

    Doğru Cevap

    Kürk Mantolu Madonna

     
    Garsonu çağırıp hesap gördüm. Birdenbire açılmış, cesaretlenmiştim. Uzun yapraklı bir defterin üzerine birkaç rakam yazan adamın yüzüne, "Saadetimi fark etmiyor musun a sersem!" der gibi dik dik bakıyor, henüz salonu terk etmemiş olan müşterileri, hatta orkestrayı, gülerek selamlamak için kuvvetli bir arzu duyuyordum. İçimde birdenbire bütün insanlarla sarmaş dolaş olmak, uzun yıllar birbirinden ayrı kaldıktan sonra nihayet kavuşan dostlar gibi coşkun bir muhabbetle herkesi öpmek arzusu vardı.

    Yerimden kalktım. Geniş, rahat, kendinden emin adımlarla yürüdüm ve birkaç ayak merdiveni bir defada atlayarak gardroba gittim. Böyle hovardalıklar hiç adetim olmadığı halde, paltomu veren kadına bir mark bıraktım. Tepemdeki Atlantik yazısı sönmüş, deniz dalgaları görünmez olmuştu. Gökyüzü açıktı ve garpta, ufka yaklaşmış bulunan ince bir hilal vardı.

    Arkamda yavaş bir ses:
    "Çok beklediniz mi?" dedi.
    "Hayır... Şimdi çıktım!" diye cevap verdim ve döndüm.
    O, karşımda duruyor, bir karar vermeden düşünen insanlar gibi gözlerini kırpıştırıyordu. Nihayet dudaklarını hafifçe kıpırdatarak:
    "Siz sahiden iyi bir insana benziyorsunuz!" dedi.
    Bütün cesaretim, serbestliğim, o gelir gelmez uçup gitmişti. İçimden, ona teşekkür etmek, ellerine sarılarak öpmek arzusu geçtiği halde, ancak duyulur duyulmaz bir sesle:
    "Bilmem!" diyebildim.
     
     
    25.11.2009 Kazanan: Başak Bitik (Cevapları kaydetme zamanı: 25.11.2009 21:11:53)
    Soru 5    

    Başını, göğsümle omzumun arasına bir yere yasladı. Karanlıkta yattığımız yerden, uzun bir süre hiç konuşmadan pencereden dışarısını seyrettik. Çok uzaklarda bir yerde, bulutlu gök, arada bir mor ve pe...

    Doğru Cevap

    Masumiyet Müzesi

     
    Başını, göğsümle omzumun arasına bir yere yasladı. Karanlıkta yattığımız yerden, uzun bir süre hiç konuşmadan pencereden dışarısını seyrettik. Çok uzaklarda bir yerde, bulutlu gök, arada bir mor ve pembemsi bir ışıkla aydınlanıyordu. İstanbul-Edirne yolunun gürültülü kamyonları ve otobüsleriyle yolculuk edenler, uzaklardaki bu fırtınalı yeri sanki görmüyorlardı da, dünyanın o tuhaf köşesinin bir biz farkındaydık.

    Yoldan geçen araçların gürültüsünden önce uzak lambaların ışığı odaya giriyor, sağımızdaki duvarda sessizce büyüyerek odayı iyice aydınlatıyor ve aracın gürültüsünü işittiğimiz anda ışığı şekil değiştirip kayboluyordu.

    Arada öpüşüyorduk. Sonra kaleydeskopla oyalanan çocuklar gibi, odaya vuran ışıkların duvarda oynadığı oyunlara gene bakıyorduk. Çarşafların içinde bacaklarımız, tıpkı karı-kocalar gibi yan yana uzanıyordu.

    Önce birbirimizi hafifçe, dikkatle, yeniden keşfederek okşadık. İlk sarhoşluktan uzaklaştığımız için şimdi sevişmek çok daha güzel ve anlamlıydı. Göğüslerini, mis kokulu boynunu uzun uzun öptüm. Cinsel isteğin karşı durulması zor gücünü fark ettiğim ilk gençlik yıllarında, bir çeşit hayret ve büyülenmeyle şöyle düşündüğümü hatırlıyordum: İnsan güzel bir kadınla evliyse, onunla sabahtan akşama kadar sevişir, başka bir şey yapmaya vakit kalmaz. Aynı çocuksu düşünceyi geçirdim aklımdan. Önümüzde sınırsız bir zaman vardı. Dünya cennete yakın, ama karanlık bir yerdi.
     
     
    Soru 6    

    Başına dikilen eli meşaleli sekiz on kişiden biri adamın bağırdığı dilde, yani Ermenice sordu: "Kimsin be adam, burada işin ne?" Ömründe bir daha bu dille konuşan birini görmekten umudunu kesmiş olan ...

    Doğru Cevap

    Güvercine Ağıt

     
    Başına dikilen eli meşaleli sekiz on kişiden biri adamın bağırdığı dilde, yani Ermenice sordu: "Kimsin be adam, burada işin ne?" Ömründe bir daha bu dille konuşan birini görmekten umudunu kesmiş olan papaz doğrulurken istavroz çıkarıp diz çöktü, cevap vermek yerine mır mır dua okudu. Adam sabırsızdı, kara giysisi çamura bulanmış, saçları yüzüne yapışmış papazın titreyerek dua okumasını bir yumrukla durdurdu: "Konuşsana kiyiş!" Papaz ermenice konuştuğu için Gregoryen sandığı bu edepsizin şimdi tam bir kafir gibi duaya saldırmasına içerlese de doğruldu ve Kardeşim, ben yolumu kaybettim deyip olduğu yere yığıldı.

    Anadolu yarımadasının tam ortasını gösteren bir kule gibi sivrilen Erciyes Dağı'na ağustos ayının son gününde kar düştü. Aniden soğuyan hava yüzünden Kayseri şehri yaz mevsimi için soğuk denebilecek bir hava dalgasına ve şiddetli bir yağmura teslim oldu. Bu aslında güz mevsimi için erken bir işaretti, çünkü bu şehirde tozlu rüzgarlar başladığı gün güz mevsimine girilirdi..
     
     
    26.11.2009 Kazanan: Canberk Canbulat (Cevapları kaydetme zamanı: 26.11.2009 21:02:38)
    Soru 7    

    Asa sağ elle, dik olarak tutulmalıdır, yere bırakırsan vay haline, zaten koyacak yer bulamazsın, tahtın yanında, ne bileyim, bir bardağı, bir kül tablasını, bir telefonu koyabileceğin masa, konsol ya ...


     
    Asa sağ elle, dik olarak tutulmalıdır, yere bırakırsan vay haline, zaten koyacak yer bulamazsın, tahtın yanında, ne bileyim, bir bardağı, bir kül tablasını, bir telefonu koyabileceğin masa, konsol ya da sehpa yoktur; taht, dar ve dik basamakların üzerinde, her şeyden ayrı durur, düşürdüğün her şey yuvarlanıp gider ve bir daha bulamazsın. Asa elinden kayarsa vay haline, ayağa kalkman, asayı almak için tahttan inmen gerekecektir, kral dışında kimse dokunamaz ona. Bir kralın bir mobilyanın altına yuvarlanan asaya ya da eğildiğinde başından kolaylıkla kayıp düşebilecek taca ulaşmak için yere uzanması da doğrusu pek hoş olmaz.


    Kolunu tahtın koluna dayayabilirsin, böylece yorulmamış olur: Asayı tutan sağ elinden söz ediyorum hala. Sol ele gelince, o serbest kalır: İstiyorsan kendini kaşıyabilirsin. Kimi zaman kakım harmani boynunda bir kaşınma hissi yaratır, sonra bu his sırtına doğru yayılıp bütün bedenini sarar. Minderin kadifesi de, ısındığında, kaba etlerde, kalçalarda kaşınma hissi yaratır. Neren kaşınıyorsa, parmaklarını oraya götürmekten, altın tokalı kemerini çözmekten, yakanı, nişanlarını, püsküllü omuzluklarını yana kaydırmaktan çekinme. Kralsın, kimse ağzını açıp tek söz edemez, yok bir de etselerdi bari.


    Başını hareket ettirmemelisin; unutma, taç başının tepesinde dengede durur; rüzgarlı bir günde taktığın başlık gibi kulaklarına kadar çekemezsin onu. Taç, onu ayakta tutan tabana oranla daha geniş bir kubbe biçiminde son bulur, bu da dengesinin sağlam olmadığı anlamına gelir. Uyuklayacak, çeneni göğsüne yaslayacak olursan, yere yuvarlanıp paramparça olur; çünkü kırılgandır, özellikle pırlantalarla bezeli altın telkari kısımları..
     
     
    Soru 8    

    Sürekli yanıp sönen küçük bir kırmızı ışık anımsıyorum. Bağrışmalar, ağlaşmalar, korku ve telaş içinde oraya buraya koşuşturan insanlar.... Annem beni kucağında sıkı sıkı tutuyor. Az önce apar topar y...


     
    Sürekli yanıp sönen küçük bir kırmızı ışık anımsıyorum. Bağrışmalar, ağlaşmalar, korku ve telaş içinde oraya buraya koşuşturan insanlar.... Annem beni kucağında sıkı sıkı tutuyor. Az önce apar topar yataktan kaldırıldığım için hala uykulu ve şaşkınım. Babam süvariyle konuşuyor. Hararetle birşey tartışıyorlar. "Büyük uğursuzluk... Tanrının gazabı... İlahlar kurban istiyor olmalı..." gibi birkaç söz çalınıyor kulağıma. Babam karşı çıkıyor, ama bunun kaptanın kesin emri olduğunu söyleyerek kestirip atıyor sarı benizli süvari ve telaşlı adımlarıla uzaklaşıoyr. Babam yanımıza geliyor. Annemle bakışıyorlar. Babamın yüzünde sıkıntılı bir ifade var. "Kabul etmek zorundayız," diyor, "Geminin fırtınaya uzun süre dayanamayacağı kesin." "Bunun ne anlama geldiğini biliyorsun, değil mi?" diyor annem. Babam başını üzüntüyle sallıyor. Sonra ikisi de karanlık bakışlarını yüzüme dikiyorlar. Ben bir şey yapmadım ki, diye bağırmak istiyorum, bütün bunlar benim suçum değil, değil, değil!... Ama sesim çıkmıyor, boğazıma takılıp kalıyor sözcükler. Bu arada tayfalar ambardaki bütün eşyaları çıkarıp güvertenin ortasına yığmışlar. Neler yok ki! Koca koca denkler, balyalar, sandıklar, kutular, bavullar, mobilyalar, dolaplar, duvar saatleri, yaldız çerçeveli aynalar, hatta bütün bu eşyaların arasında parlak sağrılı, yağız bir kısrak gibi duran koskoca kuyruklu piyano. Kaptan köprüsünün önündeki korunaklı sahanlığa dizilmiş öteki yolcularla birlikte, olacakları izliyoruz. Süvarinin emriyle, tayfalar harekete geçiyor. İlk önce en büyük, en ağır parçalar gidiyor denize.
     
     
    27.11.2009 Kazanan: Onursal Apaydın (Cevapları kaydetme zamanı: 27.11.2009 00:31:31)
    Soru 9    

    "Kan elde etmek için kanla işleyen ve yaşamak için durmadan öldüren birer öldürme makinesiyiz. Yapmızdaki bu cehennem vahşiliğinin melekliğe dönmesi için kim bilir ne kadar binlerce yüzyıllık değişme ...

    Doğru Cevap

    Ben Deli miyim?

     
    "Kan elde etmek için kanla işleyen ve yaşamak için durmadan öldüren birer öldürme makinesiyiz. Yapmızdaki bu cehennem vahşiliğinin melekliğe dönmesi için kim bilir ne kadar binlerce yüzyıllık değişme devrelerine ihtiyacımız var... İşte görüyoruz ki aramızda hiç melek yok. Bu dünya, şeytanı utandıracak azgınlar, ahlaksızlarla dolu... Bütün yaradılmışlar birbirini yiyerek besleniyor. Eğer başka türlü bir kazaya uğramazsa dünyamızın iki yüz milyon yıldan fazla ömrü var. Bu pek uzun zaman içinde Ademoğlu pek büyük bir olgunluğa erecek, tabiatımız, bünyemiz, şeklimiz değişecek, büsbütün başka bir yaratık olacağız. Bağırsaklarımız küçülecek, beynimiz büyüyecek, bugünkü beş duyumuzdan başka altıncı, yedinci, sekizinci ve daha ziyade kuvvetlerle donanacağız. Artık et yemeyeceğiz, yemek için öldürmeyeceğiz. Kan kokusundan iğreneceğiz. Elektrik, telsiz telgraf ve sair tesisatına gerek kalmayacak. Kafalarımız hesaba gelmez dinamoda kuvvetlerle işliyormuş gibi mucizeler gösterecek. Uzaktan göreceğiz, işiteceğiz. Hele aşk başka bir sarma ve tadına doyulmaz bir cennet işi şekli alacak. Vefasızlık, kandırma, hıyanet olmayacak, mıknatısça olan sıcaklıkları birbirine denk gelen ki gönül hemen birbirini çekecek. Birbirini seven iki vücut birbirine dokunduğu zaman sinirlerden sinirlere geçen akımla her gerçek iki tarafa da açıkça kendini gösterecek. "Aşk" bütün dünyaya kuvvetini veren bu ilahi kelimenin kutsallığı hiçbir cani ağızda fesada uğrayamayacak."
     
     
    Soru 10    

    O haftalarda, insanların evlerinden, mağaralarından ve üstlerine muşamba gerdikleri yıkıntılardan çıkmalarına fırsat vermeyen sürekli yağmurlardan sonra, dağlar durulmuş gibiydi. Heyelanların gümbürtü...

    Doğru Cevap

    Son Dünya

     
    O haftalarda, insanların evlerinden, mağaralarından ve üstlerine muşamba gerdikleri yıkıntılardan çıkmalarına fırsat vermeyen sürekli yağmurlardan sonra, dağlar durulmuş gibiydi. Heyelanların gümbürtüsü uzaklaşıp zayıflamış, bazı günlerde de hiç duyulmaz olmuştu. Dağlardan kaçanların en yoksulları, yüksek vadilere dönmeye hazırlanıyordu; nasıl olsa, köylerinin yıkıntılarında çekecekleri sefalet, demir kentin balçığında çektikleri sefaletten daha kötü olamazdı.

    Yağmur bazen saatler, bazen de kısacık süren aralar verdiğinde, dağlardan kaçanlar gruplar halinde sığınaklarının önüne çıkıyor, gözlerini bulutlara dikip, her zamanki gibi ufuktaki o açık renk ince şeridin havanın düzeldiğinin, göçük altındaki evlerine dönebilmek için yola koyulabileceklerinin bir göstergesi mi, yoksa yine yanıltıcı bir umut ışığı mı olduğunu tartışıyorlardı. Bulutlar tekrar alçalıp hızla gözyüzünü kapattığında ve yağmur her zamanki tekdüzeliği ve ağırlığıyla yağmaya başladığında, bazen çamurlu hendeklerde kalmaya devam ediyor, el kol hareketleriyle birbirlerine bağırıp çağırıyorlardı.
     
     
    28.11.2009 Kazanan: Canberk Canbulat (Cevapları kaydetme zamanı: 28.11.2009 01:09:39)
    Soru 11    

    Hiçbir alışkanlık, hiçbir kural, hiçbir kanun zorunlu bir ihtiyaca, coşkun bir isteğe dayanamaz: Bu adet de nihayet görünüşü kurtaran bir kalıp olmakla kalıyor; ama bu kalıba ister istemez giriyor her...


     
    Hiçbir alışkanlık, hiçbir kural, hiçbir kanun zorunlu bir ihtiyaca, coşkun bir isteğe dayanamaz: Bu adet de nihayet görünüşü kurtaran bir kalıp olmakla kalıyor; ama bu kalıba ister istemez giriyor herkes. Bununla beraber ova alabildiğine geniş; kadınla erkeğin buluşma fırsatları çok, ihtiyar aracı kadınlar, yüzü gözü açılmış genç kızlar da yok değil. Örtülere bürünüp kendilerini saklayan kadınlar vahşi hayvanlar gibidir; Yalnız cinsel sevgiyi düşünürler, hem de hiç işi büyütmeden, nazlanmadan: Bu işi öyle serbestçe, öyle rahatça konuşurlar ki şaşar insan. Sokakta kara gözleriyle size alttan alttan, erkekliğinizi ölçer gibi bakarlar, arkanızdan fısıldaşdıklarını, saklı değerlerinizden söz ettiklerini duyarsınız. Arkanıza döndünüz mü elleriyle yüzlerini kapar ve parmakları arasından bakarlar size. Bu arzuya hiçbir duygu karışmaz; öyle güçlü bir istektir ki bu, kara gözlerinden taşar ve doldurur köyün havasını. Duydukları olsa olsa kendilerini aşan, karşı konmaz bir güce boyun eğme duygusudur. Aşklarında bile coşkunluktan, umuttan çok bir çeşit tevekkül vardır. Ellerine geçen fırsat uçan kuş gibi de olsa kaçırmamak isterler; hiç konuşmadan şıp diye anlaşıverirler. Ahlakın yırtıcı sertliği, Türklerinkine benzer kıskançlıklar, adam öldürmeler, öç almalara götüren vahşi bir onur duygusu üstüne anlattıkları ve benim de önceleri doğru sandığım şeyler birer masaldır orada. Belki de çok eskiden bir gerçekti bunlar ve anlattığım kuru kalıp onlardan kalmadır. Ama göçler değiştirmiş her şeyi. Erkekler azalmış ve memleket kadınlara kalmış. Birçok kadının kocası Amerika'da. İlk yıl, hatta ikinci yıl mektup yazar, sonra lafı edilmez olur. Orada yeni bir aile mi kurdu, ne oldu bilinmez, yok olur ortadan, bir daha da gelmez. Kadın ilk yıl bekler, ikinci yıl da bekler, sonra bir fırsat çıkar önüne ve bir çocuğu olur. Böylece analar geçer evin başına, onlardan sorulur her şey.
     
     
    Soru 12    

    "Öğrenecekler kuşkusuz. Sonunda. Öğrenmeliler de. Bilimsel gerçek, sonunda galip gelir, güneşi bir kayanın ardına gizleyemezsin. Ama ellerine geçmeden önce bedelini ödemelerini istiyorum! Hakkımız ola...

    Doğru Cevap

    Mülksüzler

     
    "Öğrenecekler kuşkusuz. Sonunda. Öğrenmeliler de. Bilimsel gerçek, sonunda galip gelir, güneşi bir kayanın ardına gizleyemezsin. Ama ellerine geçmeden önce bedelini ödemelerini istiyorum! Hakkımız olan yeri almamızı istiyorum. Saygı istiyorum: İşte bize bunu kazandırabilirsin. Sıçrama... Eğer Sıçrama'yı becerebilirsek, onların yıldızlararası motorunun zerre kadar önemi kalmaz. İstediğim para değil, anlıyor musun? Ceti biliminin, Ceti aklının üstünlüğünün tanınmasını istiyorum. Eğer yıldızlararası bir uygarlık olacaksa, o zaman benim halkımın o uygarlığın alt düzeyde bir üyesi olmasını istemiyorum! Soylu insanlar gibi katılmalıyız, elimizde büyük bir armağanla... Böyle olması gerekiyor. Neyse, neyse bazen bu konuda heyecanlanıyorum. Bu arada, kitabın nasıl gidiyor?"
     
     
    30.11.2009 Kazanan: Sema Toramanoğlu (Cevapları kaydetme zamanı: 30.11.2009 21:12:36)
    Soru 13    

    İriyarı, kapı gibi piyanist tam anlamıyla bir İtalyan kamyon şoförünü andırıyor; etli etli elleri var ve üzerinde taşkın, özenli bir memnuniyet hali. Bir saat boyunca çaldılar. Kimse dinlemiyordu. Kzy...

    Doğru Cevap

    Yolda

     
    İriyarı, kapı gibi piyanist tam anlamıyla bir İtalyan kamyon şoförünü andırıyor; etli etli elleri var ve üzerinde taşkın, özenli bir memnuniyet hali. Bir saat boyunca çaldılar. Kimse dinlemiyordu. Kzy Clark Sokağı'nın yaşlı serserileri barda mal mal duruyor, fahişeler öfkeyle ciyaklıyordu. Gizemli Çinliler gelip geçiyordu. Hootchykootchy müziği girdi araya. Aynen devam ettiler. Dışarda, kaldırımda bir hayalet belirdi... keçi sakallı, 16 yaşında bir çocuk, elinde trompet çantasıyla. Çöp gibi zayıf, deli deli bakan bu çocuk gruba katılıp onlarla beraber çalmak istiyordu. Gruptaki elemanlar onu önceden tanıyor, onunla uğraşmak istemiyorlardı. Çocuk sessizce bara girdi, trompetini çaktırmadan çıkarıp, dudaklarına götürdü. Kimsenin umurunda olmadı. Kimse ona bakmadı. Grup çalmayı bitirdi, toparlandı ve başka bir barın yolunu tuttu. Gitmişlerdi. Çocuk trompetini çıkarmış, kurmuş, zilini parlatmıştı ve bu kimsenin umrunda değildi. Zayıf Chicago'lu genç çalmak istiyordu işte. Koyu renk gözlüklerini taktı, trompeti dudaklarına götürdü tek başına ve "Bauuv!" diye başladı. Sonra öbürlerinin peşinden koşturdu. Kendilerine katılmasını istemiyorlardı, tıpkı benzin deposunun arkasında kurduğunuz mahalle takımına almadığınız çocuk gibi.
     
     
    Soru 14    

    "Emekleyen yaratıklar beyin sandıkları taze karnabaharları ısırıyorlardı"

    "Mektubu boşverin. Onu yazan kişiyle okuyan kişinin hisleri artık o kadar farklı ki, o mektupla ilgili her türlü sevims...



     
    "Emekleyen yaratıklar beyin sandıkları taze karnabaharları ısırıyorlardı"

    "Mektubu boşverin. Onu yazan kişiyle okuyan kişinin hisleri artık o kadar farklı ki, o mektupla ilgili her türlü sevimsiz koşulun unutulması gerekiyor. Artık felsefemi biraz anlamalısınız. Geçmişi sadece size haz verdiği ölçüde anımsayın."

    "Benim durumum farklı. Acı anıları unutamam, unutmamalıyım. Hayatım boyunca ilkesel açıdan olmasa bile pratikte bencil biri oldum. Çocukken bana neyin doğru olduğu öğretildi, ama mizacımı düzeltmem öğretilmedi. En iyi eğitimi aldım, ancak bunu kibirle ve şımarıkça kullanmamı engelleyen olmadı. Ne yazık ki tek çocuk ve erkek olduğumdan (yıllarca tek çocuk olarak kaldım) ebeveynim beni şımarttılar; iyi insanlar olsalar da (özellikle babam son derece yardımsever ve cana yakın biriydi) bencilliğime ve küstahlılığıma göz yumdular, bunları teşvik ettiler, hatta neredeyse öğrettiler; konağımı savunmak dışında bir şeyi umursamamayı öğrettiler; dünyanın geri kalanı hakkında kötü düşünmeyi öğrettiler."
     
     
    01.12.2009 Kazanan: Barış Baysal (Cevapları kaydetme zamanı: 01.12.2009 21:14:31)
    Soru 15    

    Eve gidip kitabı okumaya çalıştım, Beş sayfa sonra sıkıldım. Orhan Kemal iyi bir yazardı muhtemelen, beş sayfadan çıkardığım sonuç, ders kitaplarında okuduğum şeylerden daha güzel olduğuydu. Ama bana ...

    Doğru Cevap

    Erken Kaybedenler

     
    Eve gidip kitabı okumaya çalıştım, Beş sayfa sonra sıkıldım. Orhan Kemal iyi bir yazardı muhtemelen, beş sayfadan çıkardığım sonuç, ders kitaplarında okuduğum şeylerden daha güzel olduğuydu. Ama bana okumanın kendisi saçma geliyordu. Birinin anlatmak istediği bir şey varsa, başından geçen ilginç bir hadise örneğin, doğrudan bana gelip anlatmasını beklerdim. Eğer bunu herkese birden anlatmak istiyorsa film falan çekmeliydi. Ayrıca filmlerde insanlar gülerler, ağlarlar, öpüşürler, her şeyi görürsün. Kitaplarda böyle bir şey yok, sadece her okuyana göre değişen birtakım yaklaşık hisler var, görüntüyü sen yapıştırıyorsun üstüne. Olmayan bir filmi kafanda çekmeye çalışıyorsun, hiç bir şey görmediğin halde her şeyi gördüğünü zannediyorsun. Ayrıca bir kitabı herkes aynı anda okuyamaz. Ama filmi pek çok kişi aynı salonda seyreder. Video bile olsa en azından iki üç kişi aynı anda seyredebilir. Ve tabii sevgilinle beraber seyrediyorsan el ele tutuşabilirsin, konuyu kaçırmayacak oranda öpüşebilirsin. Bunun da yarattığı bir enerji var. Film akar, kitap durur. Her neyse... O zamanlar kafam biraz karışıktı.Birkaç gün arka bahçedeki lastiklerin üstünde yalnız başıma oturdum. O araba lastiklerini biri oraya atmış, sonra da kimse kaldırmamıştı.
     
     
    Soru 16    

    Artık resmen üniversitede çalışıyordu. İş tanımı "araştırma görevlisi" idi. Annem babamın asistanı olmuştu. Zaten babamın işlerine her zaman yardımcı olurdu, müsveddeleri daktilo eder, tashihleri yapa...

    Doğru Cevap

    Farmakon

     
    Artık resmen üniversitede çalışıyordu. İş tanımı "araştırma görevlisi" idi. Annem babamın asistanı olmuştu. Zaten babamın işlerine her zaman yardımcı olurdu, müsveddeleri daktilo eder, tashihleri yapardı.Ancak bunun için bir maaş almak, bir unvan edinmek, gece gündüz demeksizin her boş anını babamla doldurmasını bağışlatmıştı. Bu tam zamanlı bir iş değildi; bu her anı kapsayan bir işti. Olayın özü de buydu, sabahları babamla beraber ofise gidiyor, gece yarılarına kadar onunla çalışıyordu. O zamanlar, kendi hayatını babamınki için feda ettiğini düşünürdüm. Fakat şimdi, geri dönüp baktığımda onun kendine ayıracak zamanı olmasını zaten hiç istemediğini görüyorum. Babamın kariyerini bu kadar benimseyerek, kendi kabuslarına kafa yormaktan kurtuluyordu. Aralarındaki ilişkinin geldiği bu son nokta bizi bir arada tutuyor ama bir yandan da dışarıda bırakıyordu.

    Bir tek banyoya girdiklerinde değişiyorlar, Siyam İkizleri gibi kenetleniyorlardı. Dönüşümlü olarak önce birbirlerinin ebeveyni, sonra çocuğu, derken sevgilisi oluyorlardı. Annem, babamın tüm dikkatleri üzerinde toplamasına, kitap kapağında sadece kocasının isminin bulunmasna, çeklerin onun adına yazılmasına aldırmıyordu. Annem egosundan feragat etmiyordur, egosunu babamınkiyle özdeşleştirmişti.
     
     
    02.12.2009 Kazanan: Bora Bilgin (Cevapları kaydetme zamanı: 02.12.2009 21:02:34)
    Soru 17    

    Neşeyle ayağa kalktı, dükkanın içinde köşeden köşeye gidip gelmeye başladı. Babasının kaç vakittir böylesine neşeli halini görmeyen büyük oğul hayretler içindeydi. Ne olmuştu koca herife de birden pır...

    Doğru Cevap

    Eskici ve Oğulları

     
    Neşeyle ayağa kalktı, dükkanın içinde köşeden köşeye gidip gelmeye başladı. Babasının kaç vakittir böylesine neşeli halini görmeyen büyük oğul hayretler içindeydi. Ne olmuştu koca herife de birden pırıl pırıl bir sevinçle ayağa fırlamış, dükkanın içinde çaprazlama volta atmaya başlamıştı? Ta yıllarca önce, köyde demircilik yaptığı, avuç avuç para kazandığı hafta sonlarında, eski motosikletiyle babasını şehirden köye ziyarete gelen büyük oğlunu karşılarkenki gibi. Herhalde, oğullarını başından atıp dükkanının kazancı bir kendisine kalacağı için sevinmişti. Öyle ya, kazandığıyla akşamüzerleri eşi, dostunu toplayacak, güle söyleye, gamsız kahkahalar ata ata çekeceklerdi kafayı.

    İhtiyar birden oğlunun önünde durdu, ağır, kocaman elini oğlunun omuzuna neşeyle koydu.

    "Altı yüze bir altı yüz daha koy. Ne eder?"

    Büyük oğul hiçbir şey anlamadığı halde, "Bin iki yüz," dedi.

    "Bin iki yüzle toptancılık yapılır mı yapılmaz mı?"

    "Yapılır ama, makine, kösele, kalıplar..

    "Makine de var, kösele de, kalıplar da. Dükkan bile var be! İşte, kocaman dükkan. Burayı bir badana, bir sıva... O... ya sıfat gerek demişler. Ha?"
     
     
    Soru 18    

    Ancak yüreği öpülürse,

    Öpülürse yüreği duyulur sesi

    Ruhun gizli sularında

    Sessizce uyuyan derinde..."

    O zaman apaçık anladım ki, ilk kez aşık oluyordum. Bencilim ben! İlk'lerin güz...


    Doğru Cevap

    Balık İzlerinin Sesi

     
    Ancak yüreği öpülürse,

    Öpülürse yüreği duyulur sesi

    Ruhun gizli sularında

    Sessizce uyuyan derinde..."

    O zaman apaçık anladım ki, ilk kez aşık oluyordum. Bencilim ben! İlk'lerin güzelliğine asla doyamayan, bu yüzden sık sık bir ilk serüvenine atılmaya hazır, gözü kara bir bencil...

    Çünk ilk'lerin lezzeti pek özeldir, özgündür ve albenileri çoktur. İlk'ler zordur, yorucudur, ama heyecanlı, en önemlisi, gölgesizdir. Hayaletlerden, gölgelerden hoşlanmayan, netliğe önem veren birinin ilk'lere düşkünlüğünü açıklamaya çalışmak neden?..

    Belki biraz normal insanlar gibi konuştum; ama bu kadar benzeşmenin de seçkinliğime zarar vereceğini sanmıyorum.
    Uzun ve derin öpüşmeler arasında, bir çöl susuzluğuyla içtiğimiz, bedenlerimiz değildi. Biz sanki konuşmaya susamış, birbirimizi tanıyabilmek için çılgınca sözsel bir sevişmenin içine yuvarlanmıştık. Bu da bir sevişmedir; sözcüklerin dudaklardan akışının müziğiyle yakalanan bir cinsellik... Bunun tadı, bunun kokusu başkadır. Tercih edenler bilir.
     
     
    03.12.2009 Kazanan: Canberk Canbulat (Cevapları kaydetme zamanı: 03.12.2009 21:00:45)
    Soru 19    

    Eğer annemin yatağının altında o eski fotoğraf albümünü bulmasaydım, işim daha çabuk biterdi. Ama albüm, temizliğe hiç hesapta olmayan bir ara verdirdi. Eski okul defterleri, kitap aralarında kalmış k...

    Doğru Cevap

    Geceye Uyananlar

     
    Eğer annemin yatağının altında o eski fotoğraf albümünü bulmasaydım, işim daha çabuk biterdi. Ama albüm, temizliğe hiç hesapta olmayan bir ara verdirdi. Eski okul defterleri, kitap aralarında kalmış kartpostallar, çoktandır varlığını bile unuttuğum bir günlük, beni kendi halinde akıp giden zamanın dışına düşürür. Dün ansızın karşıma çıkan bu fotoğraf albümü de aynı etkiyi yaratmıştı üzerimde. Çabucak onun çekim alanına girmiştim.

    Tozlu kapağını ellerimin altında tuttum bir süre. Kabarık dokusunu, yoğun sessizliği hissettim. İçinde olanlar, henüz görmediklerim, kıpırtısız bekliyorlardı. Onlar da, ben de az sonranın heyecanını yaşıyorduk. Oysa böyle durumlarda açmamam, kurcalamamam, ortadan kaldırıp işime devam etmem en doğrusudur, bunu bilirim. Ama iki elim kanda da olsa, geçmişi bana getiren her ne ise, ona zaman ayırmaktan alıkoyamam kendimi. Yine öyle yaptım, perdesiz camdan güle oynaya içeri dolan öğleden sonra güneşinde yere oturup fotoğraf albümüne baktım uzun uzun.

    Benzerlerinde olduğu gibi, geçmişten bugüne doğru dizilmişti fotoğraflar ve siyah beyazdı çoğu. Ama bir öncelik vermek gerekirse, asıl ilgimi çekenin, aile fotoğraflarımız olduğunu söyleyebilirim.
     
     
    Soru 20    

    Bu bayağılıklardan ne zaman, nasıl kurtulabileceğimizi çok düşündüm; ama sonuç değişmedi bugüne dek. İlişkiler kokuşmaya, çürümeye, yozlaşmaya başladı mı, yitirmektense terk etmeyi yeğliyorum bu yüzde...

    Doğru Cevap

    Yaşarken ve Ölürken

     
    Bu bayağılıklardan ne zaman, nasıl kurtulabileceğimizi çok düşündüm; ama sonuç değişmedi bugüne dek. İlişkiler kokuşmaya, çürümeye, yozlaşmaya başladı mı, yitirmektense terk etmeyi yeğliyorum bu yüzden. Yeğliyordum daha doğrusu... Günlerim düşüncelerim hep terk edilmek kaygısıyla yüklüydü. İşime gücümü etkiliyordu bu; ne yaptığımın bilincinde değildim çoğu kez. Bayağılaşmaktan müthiş ürküyordum ve her seferinde ölesiye bayağılaşıyordum. Ölesiye bayağılaşıyorduk hepimiz birbirimize. Bunlardan temelli kurtulmak için resimler yapıyordum. Ölüm kadar korkunç güzellikte insanlar betimlemeye çabaladım: ancak ölüm döşeğinde bayağılıktan kurtulabiliriz. "Ölüm iyiliği" denen o son güzellik, bayağılığın silinmesinden başka nedir. Ama iletişim sürdükçe, bayağılık da varlığını koruyacaktır.

    Anlattıklarım size korkunç, iğrenç, hayatın özüne göz dikmişcesine aşağılık geliyor tabii. Bir ruh hastasıyla, hatta bir faşistle karşılaştığınızı sanıyorsunuz!

    Ama bu kez hiçbir şeyi saklamayacağım; içimdeki en gizli duyguları bile. Beni kuşatan yerleşik değer yargılarının tümünü kırmak istiyorum bu kez. Saklamaktan usandım artık. Zaten yararı da yok. Varsın, başkaları istedikleri gibi saklasınlar özvarlıklarını; çaresizliklerimize, içimizde bastırdığımız çirkin yanlarımıza bin çeşit maske takalım: vız gelir bana. Madem bu dünyanın bayağılıklarından arınmak istiyorum, kendimi saklamayacağım.
     
     
    04.12.2009 Kazanan: Tolga Birkandan (Cevapları kaydetme zamanı: 04.12.2009 21:03:58)
    Soru 21    

    Adam ses çıkarmadı. Niye teşekkür edersin bu itlere? Utanmıyorsun değil mi?... Ne bileyim alışkanlık işte... Terbiyeliyiz ya!.. Ondan da değil. Şaşkınlıktan. Kendine gelmişti iyice, adamın önü sıra gi...

    Doğru Cevap

    Bir Gün Tek Başına

     
    Adam ses çıkarmadı. Niye teşekkür edersin bu itlere? Utanmıyorsun değil mi?... Ne bileyim alışkanlık işte... Terbiyeliyiz ya!.. Ondan da değil. Şaşkınlıktan. Kendine gelmişti iyice, adamın önü sıra giderken dimdik yürüyordu. Ağrılarını, sızılarını da unutmuştu. Kutsal bir sevecenliğin mutluluk atışına döndürmeyi becermişti yüreğinin küt küt çarpmasını. Güçlüydü... Yıkın bakalım, nasıl yıkacaksınız beni? İtler!.. Dayan bebeğim. Bırak mızmız romantikliği be. Ne bebeği imiş?.. Çekirge kadar şey. Düşürse düşer; on tane daha doğururum. Rezil olurmuşum! Bu itlere mi?.. Koridorun sonuna doğru sivil, bir-iki adımda öne geçti. Dikey bir koridora çıktılar. Karşıda, gündüz girdiği yan yana kapılardan birine yaklaşırken şöyle bir göz attı; uzak aralıklı birkaç ampulün ışıttığı loş koridorlar boşalmış gibiydi, gündüzki devinim yoktu. Daha çok bakınmasına kalmadan adam kapıyı açıp içeriyi gösterdi. Aydınlıktı içerisi. Ağır ağır, iki yanına bakınarak girdi. Kapı kapanmıştı ardından. Gündüz alıp dövdükleri oda değil burası, yanı belki. Hadi başlayın bakalım. Oldukça iyi döşenmiş bir büroydu. Ceviz yazı masası, maroken koltuklar, pencerelerde kadifeye benzer perdeler.
     
     
    Soru 22    

    Somonlar taze değil bugün, diyecekti genç adam yüzüne büyük gelen olgun bir gülümsemeyle, üstelik yaşadığı dünyaya inanır bir ses tonuyla. İnandığı o dünyada bu orta yaşlı çekici kadınların da olduğun...


     
    Somonlar taze değil bugün, diyecekti genç adam yüzüne büyük gelen olgun bir gülümsemeyle, üstelik yaşadığı dünyaya inanır bir ses tonuyla. İnandığı o dünyada bu orta yaşlı çekici kadınların da olduğunu hissettirerek.

    Nedense değiller, diyecekti kadın, uzayda yeni keşfedilmiş bir gezegene, bambaşka bir dünyaya özenir gibi mırıldanmaya devam edecek ve mahcupça gülümseyecekti genç adama.

    Somon yerine karides almak daha iyi bir tercih, diyecekti genç adam, uzun sarı saçlarını iki eliyle atkuyruğu yapar gibi arkasında toplayacak, ensesini havalandıracak, sonra o pırıltılı mısır püsküllerini serbest bırakacaktı.

    Belki de, diyecekti kadın. Karideslerin bulunduğu küçük bölmeye ilerlerken oğlunun bu sabahki diklenişini hatırlatacaktı kendisine. Anne hiç değilse bu sabah yapma, bugün benim doğum günüm, ne olursun huzursuzluk çıkarma, deyişini kendisine, yalvaran yosun gözlerle bakışını yüzüne. Sonra oğlunun kapıyı çarpıp gidişine... Kadın, yıllar önce anneliğin keyfini ilk kez çıkardığı böylesi bir sabahı hatırlatmaktan çok uzaktı o anda. Tam yirmi iki yıl önce oğlunu kucağına almıştı bugün; onu alır almaz hastane odasının penceresinin kenarına gitmişti. O zamanlar ülkenin gelecek vaat eden sopranolarından biriydi; sesinin paslanmasına daha çok zaman vardı ve bir sürü umudun içinde anne oluvermişti.
     
     
    05.12.2009 Kazanan: Talar Silahlı (Cevapları kaydetme zamanı: 05.12.2009 21:06:33)
    Soru 23    

    Burada onun midesini üşütmesinden korkuyorlar, bardağını dolduruyorlar, önüne karpuz dilimlerinin en büyüğünü koyuyorlardı. "Saçmalıklar! Biz gene de onun öğüdüne uyup için için gülelim. Bunların, çev...

    Doğru Cevap

    Aylak Adam

     
    Burada onun midesini üşütmesinden korkuyorlar, bardağını dolduruyorlar, önüne karpuz dilimlerinin en büyüğünü koyuyorlardı. "Saçmalıklar! Biz gene de onun öğüdüne uyup için için gülelim. Bunların, çevrelerinde sevişen iki insana gösterdikleri bu hoşgörü ne zamana dek sürecek acaba? Bu sevginin onlardaki güdük sevgi ölçüsünü aşan başkalığını, törelere uymazlığını görünce nasıl tedirgin olacaklar! Bizi aralarından atarlar. Çocuklarına kötü örnek olduğumuzu söylerler. Sanki çocuklarına kendilerinden daha kötü örnek olabilirmiş gibi. Bu çatının altında yaşayanlarda ortak ne var? Yalnız birlikte yaşama zorunluluğuna inanmaları. Kimi pilavı patlıcanlı ister, kimi patlıcansız; kimi tuzlu, kimi tuzsuz; kimi erken yatmak ister, kimi geç; biri şarkı dinlerken öteki caz müziği ister. Sabahları kalkışlar.. Biri gördüğü düşü anlatır. Dinleyen, düş dinlemeyi sevmez. Karı kocalar bile böyle değil mi? Ortak neleri var? Haftanın belli günleri et ete sürtünmekten başka? Gene de dayanıyorlar. Çünkü birlikte yaşama zorunluluğuna inanmışlar. İşte benim onlardan ayrıldığım buna inanmamam. Sıkıntımın da, sevincimin de kaynağı bu. Gücün dayanmaktansa yalnızlığıma kaçarım. Bana tek insan yeter. Sevişen iki kişinin kurduğu toplum. Toplumsal yaratıklar olduğumuza göre, insan toplumlarının en iyisi bu daracık, sorunsuz, iki kişilik toplumlar değil mi?" Yemeklerde kafasından buna benzer düşünceler geçerken, içinde uyuklayan "öteki"nin uyanıp sinsi sinsi güldüğü olurdu. Aldırmıyordu; rahattı..
     
     
    Soru 24    

    Son aylarda sık sık aynı kabusu görüyorum. Beyaza çalan sarı renkli bir çölde, kayaların arasında tek başıma yürüyorum. Donuk bir güneş gökyüzünde asılı kalmış gibi, güneşten çok bir maskeyi hatta güm...

    Doğru Cevap

    Mucizevi Mandarin

     
    Son aylarda sık sık aynı kabusu görüyorum. Beyaza çalan sarı renkli bir çölde, kayaların arasında tek başıma yürüyorum. Donuk bir güneş gökyüzünde asılı kalmış gibi, güneşten çok bir maskeyi hatta gümüş bir parayı andırıyor, hiç ısı yaymadığı gibi ürpertici de. Yitirdiğim bir şeyi arıyorum ama neyi yitirdiğimi unutmuşum. Taşları, kaya parçalarını teker teker kaldırıyor, kovuklara, çukurlara elimi sokuyor, çılgınlar gibi arıyorum. Güneş delik maske bakışlarıyla beni izliyor. En sonunda, bir taşın altında onu buluyorum. Mutluluktan içim içime sığmayarak hemen elime alıyorum, parmaklarımın arasında nazikçe, incitmemeye çalışarak tutuyorum. Ne kadar kırılgan olduğunun farkındayım, yeterince özen göstermezsem, onu tam bulduğum an gene yitiririm. Soğuk ve cansız, ama belli belirsiz bir titreşimi var. Bir-iki damla gözyaşı salıyor. Sonra ansızın sessiz bir yok oluş çığlığıyla elimde ölüyor, kaskatı bir gümüş paraya dönüşüyor. Gökyüzüne bakıyorum, güneş de silinip gitmiş, belki de elimde tuttuğum ölü güneş. İşte o zaman, aradığımın hiçbir taşın altında olmadığını anlıyorum. Hiçbir yerde değil. O yok. Ağlayarak uyanıyorum.

    Benim yitik gözüm kişisel evrenim, hapishanem, dipsiz çukurum. Hem bir lanet, hem de kurtuluş.

    Bir gözümü yitirmiş durumda sokaklarda dolandığımda, karşıma çıkanlara dehşet verdiğimin farkındayım. Dünya üzerinde bunca felaket, acı, hastalık, sakatlık varken, neden tek gözlü bir bakışın insanları böylesine korkuttuğunu çözümlemeye çalışıyorum. Her an kara bir cadıya dönüşüp, onları geçmiş ya da gelecekteki günahları için cezalandıracakmışım gibi bakıyorlar bana. Sol gözümün yerini almış boşluğa, ışık yerine karşılaşılan beyaz duvara, bir çığlık gibi sahipsiz yaraya baktıkları an sarsılıyor, fenalaşıyor, kendilerinden kuşkuya düşüyorlar.
     
     
    06.12.2009 Kazanan: Umay Dinçcan (Cevapları kaydetme zamanı: 06.12.2009 21:24:24)
    Soru 25    

    İlkbahardı.. Toprak yenileniyor, erikler, kayısılar çağla veriyor, çocuklar çiğdem topluyor ve fazla uzağa gitmemeleri, birbirlerine sahiplik etmeleri konusunda uyarılıyor, çiğdem toplarken bir yandan...


     
    İlkbahardı.. Toprak yenileniyor, erikler, kayısılar çağla veriyor, çocuklar çiğdem topluyor ve fazla uzağa gitmemeleri, birbirlerine sahiplik etmeleri konusunda uyarılıyor, çiğdem toplarken bir yandan marşlar söylüyor, devrimci ağabeylerin nasıl silah çektiklerinin taklitlerini yapıyor, "Benim silahım olsun bir tane bilem faşist bırakmam," diye afra tafralar atıyorlardı. Hayvanlarını yazı yabanda otlatan çobanlar felsefe kitapları okuyor, gece kapıları çalan devrimci gençler dip odalarda uyuklarken, genç kızlar ise tamamladıkları dantelli kadınlara sergiler gibi okuduğu kitapları bu genç yoldaşlarla ayaküstü tartışıyor, artı değer kavramının köylülüğün hangi yanına düştüğünü kurcalıyor ve cümle ahali, evini taşıyacağı zaman temizlemeyi de bırakan göçerler gibi geldi gelecek devrime kendini kaptırıp güncesini unutuyordu.

    Öyle bir zaman gelmişti ki kimileri tarlalarını bile sürmeyi bırakmıştı. Devrim gelecek ve mallar eşit dağıtılacaktı. Bu tarla tekrar ona düşecek miydi ki sürsün? Bu bağ, bu elma ağaçları kimin olacaktı? Peki ya kendisine ne düşecekti?
     
     
    Soru 26    

    Seni seçmişim artık. Hikayeni de seçmiş oldum böylece.

    Başkalarının kapısını zorlayan, sarsalayan rüzgar, bu kapıyı açık buluyor. Giden gittiği gibi dönebiliyor ama, o gelinen yol öyle acı yıpr...


    Doğru Cevap

    Toplu Öyküler I

     
    Seni seçmişim artık. Hikayeni de seçmiş oldum böylece.

    Başkalarının kapısını zorlayan, sarsalayan rüzgar, bu kapıyı açık buluyor. Giden gittiği gibi dönebiliyor ama, o gelinen yol öyle acı yıpranıyor ki. Kapı, eskiden pek sevilmiş, içine incik boncuk doldurulmuş kapkara bir kutunun kapağını andırıyor. Üzerinde bir kuşun gölgesi var. Köşelerine eskimeyecek bakır köşebentler konmuş. Bakır önce özenle tek tek delinmiş, deliklere cam çivisi gibi ince çiviler çakılmış. Kuş azgın. Azgın da, ne kuşu olduğu belli değil. Bu gölgeyi miras bırakan işlemede, kuş mutlaka daha belirgindi. Belli ki, işlemeyi işleyen, usunda nice kuş varsa hepsini bu kapıda birleştirmiş. Oymuş, yontmuş, yaldızla boyamış, kuşun kuyruğu, kanatları, sorgucu karanlıklar içinde. Hem gidilecek, def olunacak bir kapı, hem özlenecek ve dönülecek bir kapı.

    Birileriyle senden söz ettik.
    Gittiği hiçbir yere dönmez, dediler.

    Gönlü en yücedeyken, en bataktakidir o, dediler.

    İçkiler içiliyordu. İçkilerin sırları üzerine konuşuluyordu. Sonunda, senin sırlarınla içki birbirine karıştı. Kimse kimsenin dediğini duymaz oldu. Ah, şu biçim denemeleri ve bunların niteliğini açıklamaya çabalayan yazarlar! Lanet olsun size. Yazın yazdığınızı da bir köşede durun, biz yorumlayalım ve yorumsayalım, dedi biri.
     
     
    07.12.2009 Kazanan: Bora Bilgin (Cevapları kaydetme zamanı: 07.12.2009 22:12:42)
    Soru 27    

    Biraz yavaşlarsa kendine hakim olamayıp geriye koşacağını hissediyor ve daha hızlanıyordu. Bir müddet sonra kendini kasabanın cenup tarafındaki kırlarda buldu. Oyalanmak için etrafına baktı. Bütün tar...

    Doğru Cevap

    Kuyucaklı Yusuf

     
    Biraz yavaşlarsa kendine hakim olamayıp geriye koşacağını hissediyor ve daha hızlanıyordu. Bir müddet sonra kendini kasabanın cenup tarafındaki kırlarda buldu. Oyalanmak için etrafına baktı. Bütün tarlaları, bahçeleri, hatta zeytin ağaçlarını teker teker tanıyordu. Göğsünün bir düğmesini çözdü. Müthiş bir güneş ortalığı kavuruyor ve cırcır böcekleri feryatlarını mütemadiyen arttırıyordu.

    Cevizin koyu, acayip, biraz da attarların sattığı ıtriyata benzeyen bir kokusu vardı. Bu tatlı, latif bir kokuydu. İncirin kokusu ise hiç güzel değildi. Lüzuci, yapışkan ve ağır bir kokuydu. İnsan güneşte incirin sütünün ve usaresinin tebahhur ettiğini ve bu kokunun oradan geldiğini sanıyor ve nefes aldıkça burun delikleri sanki yapış yapış oluyordu.
     
     
    Soru 28    

    Evinin kapılarını açtı
    Saç örgülerini çözdü
    Kentin önüne oturdu
    Korkular
    Yalnızlıklar
    Geri döndüler
    Düşler
    Votkalar
    Portakallar
    Nerdeyse sabah olacaktı. Kentin önünde oturup...


    Doğru Cevap

    Yanık Saraylar

     
    Evinin kapılarını açtı
    Saç örgülerini çözdü
    Kentin önüne oturdu
    Korkular
    Yalnızlıklar
    Geri döndüler
    Düşler
    Votkalar
    Portakallar
    Nerdeyse sabah olacaktı. Kentin önünde oturup duruyordu. Alacakaranlıkta kalıp gibi yatan
    Bir uçtan bir uca süpürüşmüşçesine ıssız Kent, "İnsanlar Kentte yaşar ben de Kentte yaşıyorum", "Oysa, O, bunu anlamak istemiyor" dedi.
    Yavaş yavaş diz çöktü.
    Kent'in gözü kapalıydı.
    Ağzı da kapalıydı.
    Ölü gibiydi.

    Kadın onu öyle görünce gecenin bir yerinden bir çığlık dinledi, aklın alamayacağı kadar fena oldu. Diriltmek istermişcesine Kent'in kapkara ağzını öptü, o anda uçup giden bir yaşantının son silkinmelerini duydu.
        -    Sen de mi öldün? Diye sordu, cevap alamayınca
        -    Senin de canın cehenneme hepinizin canı cehenneme, diye bağırdı, yüzünde kızgınlık belirtileriyle.
        -    Bana votkalarımı ver, yetişir...
    Kent, kadının hırslı ve çetin yüzünü görünce
        -    Sen ne çetin şeysin böyle? Diye sordu. Beni rahat bırak, uyumam gerek çünkü, diye ekledi.
    Kadınsa ölüm korkularıyla uğraşıyordu.
     
     
    08.12.2009 Kazanan: Eren Toprak (Cevapları kaydetme zamanı: 08.12.2009 21:16:23)
    Soru 29    

    Kalın bir battaniye var üstümde. Sarılı kahverengili. İç içe geçmiş kareler uzun süre bakınca içimi bulandırıyor. İki kat yapıp öyle örtmüşüm. Yine de üşüyorum. Çıplak ayaklarımı birbirine sürterek ıs...

    Doğru Cevap

    Bir de Baktım Yoksun

     
    Kalın bir battaniye var üstümde. Sarılı kahverengili. İç içe geçmiş kareler uzun süre bakınca içimi bulandırıyor. İki kat yapıp öyle örtmüşüm. Yine de üşüyorum. Çıplak ayaklarımı birbirine sürterek ısınmaya çalışıyorum. Kıpırdamak iyi gelmiyor. Altımda uzayıp giden otların nemi, sırtımı sırılsıklam etmiş. Yeni sulanmış olmalılar diye düşünüyorum. Bahçıvan nerede peki? Bahçıvan kim? Güneş... yükseliyor... beklediğim gerçekleşmiyor ama... Isıtmıyor güneş! Bir tatil köyü broşüründeki görüntüsünden daha sıcak değil. Belim ağrımaya başlıyor, kemiklerim sızlıyor, ayak parmaklarımı hissetmiyorum artık. Son bir umutla sarılıyorum battaniyeye; az önce sarı-kahverengi kareler yok muydu üstünde, ne zaman rakı beyazı oldu? Kafam karışıyor, saçlarım asırlardır sırılsıklam. Fosforlu yeşil bir bahçenin ortasında, renk değiştirebilen bir battaniyenin altında, kıpırdamaktan aciz, iliklerime kadar ıslanıyorum. Kafam karışıyor, kan bedenimi terk edeli çok olmuş...
     
     
    Soru 30    

    Sabahleyin, annemin kızarttığı ekmekleri, peynirle, reçelle yedim. Yarım bardak çay içtim. Nedense çay alışkanlığım yok... Benim yaşımda birinin süt içmesi de gerek. Sütü hiç sevmiyorum. Annemin zorla...

    Doğru Cevap

    Menekşe

     
    Sabahleyin, annemin kızarttığı ekmekleri, peynirle, reçelle yedim. Yarım bardak çay içtim. Nedense çay alışkanlığım yok... Benim yaşımda birinin süt içmesi de gerek. Sütü hiç sevmiyorum. Annemin zorlamasına dayanamayıp bir fincan sütümü içiyordum ki, abimden telefon geldi. Bizi eve çağırıyordu. Acıkmış... Annem, ne yapması gerektiğini telefonda anlattı. Tosta bayılır abim... Ekmekleri yağlayıp arasına kaşarı koymasını, tost makinesinin iki kapağı arasında beş dakika tutmasını söyledi... Becerdi mi bilemiyoruz. Biz öğlene doğru yola çıkıncaya kadar abimle bir daha konuşmadık telefonda. Demekki karnını doyurdu...Eve gider gitmez, televizyonun haber veren kanallarında dolaşmaya başladı parmaklarım. Şu kumanda denilen şey iyi ki icat edilmiş... İyi ki iki televizyon var evimizde. Canı istediğinde abim de kendine göre bir şey buluyor. Program konusunda bir anlaşmazlık çıkmıyor aramızda. Tek olsaydı televizyon kimbilir ne kavgalar ederdik..
     
     
    09.12.2009 Kazanan: Ersin Engin (Cevapları kaydetme zamanı: 09.12.2009 21:07:11)
    Soru 31    

    Bana tamamen saçma ve gülünç gelse de tam iki saat onun dediği gibi örgü ördüm. Başıma ağrılar giriyordu, ama örgü şişlerinin ellerime yön vermesine karşı koymak zorundaydım. Bir şeyi kötü yapmak kola...

    Doğru Cevap

    Portobello Cadısı

     
    Bana tamamen saçma ve gülünç gelse de tam iki saat onun dediği gibi örgü ördüm. Başıma ağrılar giriyordu, ama örgü şişlerinin ellerime yön vermesine karşı koymak zorundaydım. Bir şeyi kötü yapmak kolaydır, herkes yapabilir. Öyleyse koruyucum neden benden böyle bir şey istiyordu? Çünkü geometri ve mükemmellik takıntımı biliyordu.

    Ve birden bir şey oldu: Şişleri kullanmayı bıraktım ve büyük bir boşluk hissettim. Çok geçmeden o boşluğun sıcak, sevgi dolu, dostça bir varlıkla dolduğunu fark ettim. Artık çevremdeki her şey farklıydı, normalde söylemeye asla cesaret edemeyeceğim şeyleri söyleyebileceğimi hissediyordum. Bilincimi yitirmiş değildim; hala kendim olduğumun ayırdındaydım; gel gör ki, tuhaf ama, ben olmaya alışkın olduğum kişi değildim.
     
     
    Soru 32    

    Yarım bırakılmış ve terk edilmiş viyadük canavarının üstünden bakıldığında, İstanbul, yenilmiş bir ordunun çekilirken savaş meydanında bıraktığı kalıntılar kadar perişan, dağınık, matemli ve küskün gö...

    Doğru Cevap

    Mutluluk

     
    Yarım bırakılmış ve terk edilmiş viyadük canavarının üstünden bakıldığında, İstanbul, yenilmiş bir ordunun çekilirken savaş meydanında bıraktığı kalıntılar kadar perişan, dağınık, matemli ve küskün görünüyordu. Delirtici hormonlarla büyümüş, çığırından çıkarak genişlemiş, ölçüleri kaybolmuş yaralı bir dev olarak göz alabildiğine uzanıp gitmekteydi.

    Kentin bu bölümünde ne Paleologların bazilika ve kubbe formlarını ilk kez bir araya getiren görkemli tapınaklarının izi vardı; ne üçer şerefeli Osmanlı camilerinin, ne şenlikli ramazan mahyalarının; ne Katolik ve Ortodoks kiliselerinin, ne kırkar kürekli saltanat kayıklarının, ne de Boğaziçi'ni bir şenliğe çeviren somaki mermer sütünlu sarayların...
     
     
    10.12.2009 Kazanan: Evrim Didem Güneş (Cevapları kaydetme zamanı: 10.12.2009 21:34:49)
    Soru 33    

    O kadar güzel anlatıyordu ki, fark etmeden, alkolün etkisiyle, zaten yapmam gerektiği, zaten o da istiyor sandığım için, elimin dış yüzünü yanaklarında gezdirdim. Çekerken dudaklarına yaklaşan elimi a...

    Doğru Cevap

    Başkasını Seviyorum

     
    O kadar güzel anlatıyordu ki, fark etmeden, alkolün etkisiyle, zaten yapmam gerektiği, zaten o da istiyor sandığım için, elimin dış yüzünü yanaklarında gezdirdim. Çekerken dudaklarına yaklaşan elimi ağzının kenarıyla şefkatle öptü. Elimi saçlarına geçirdim. Gezindirmedim, geçirdim. Kendime doğru çektim.
    Öpüştük.
    Öyle uzun uzun değil. Dilinde şarap kokusu vardı. Geniş ağaç gövdeli; belki akasya. Mümkündü. Çok yorulmuş gibi ayrıldık birbirimizden. O öpüşü ilk ne zaman hayal etmiştim, bilmiyorum. Ama adım adım yaklaşıp uzaklaştığım, her yaklaştığımda coştuğum, her uzaklaştığımda hüsran duyduğum o an gelmişti. Şaşkındım. Üzerine gitsem ayıp olur muydu? Ayıp bu aşamada aklıma gelecek son kelime olmalıydı. Her öpüşme yatakta sonuçlanmak zorunda değildi. Çok kadın, ilk öpüşten sonra çekip giderdi. Marifet olduğundan, zorunluluktan değil. Araya zaman girer, pişmanlıklar girer, yürümeyeceğini düşünür. Hele bir de taraflardan birinin sevgilisi varsa, daha da kötüsü evliyse. Çekim gücü bir öpücükle son bulur. Bunları öngörecek kadar tecrübem olmuştu.
     
     
    Soru 34    

    Silindirin sesini duymuyordum artık. Şarap kokusu da yitip gitmişti. Şarabın acı tadı duruyordu belleğimde sadece. Derin derin soludum, küf kokusu geldi burnuma.
    Gözlerimi açtım. Dışarıda, evin duv...


    Doğru Cevap

    Taş Hücre

     
    Silindirin sesini duymuyordum artık. Şarap kokusu da yitip gitmişti. Şarabın acı tadı duruyordu belleğimde sadece. Derin derin soludum, küf kokusu geldi burnuma.
    Gözlerimi açtım. Dışarıda, evin duvarının önünde yığılıp kalmıştım. Başım ağrıyordu. Derin bir nefes daha almaya çalıştım, nefesim yarıda boğazıma takılı kaldı. Hava, herkes, her şey çürümüş, geniz yakıcı bir koku olarak doluyordu ciğerlerime. Sırtımı yasladığım duvara baktım.Haritada bulunduğumuz yeri gösteren işaret silinmişti.
    Bir motor sesi duydum. Ses büyüdü, köşeden bir traktör göründü. Yaklaştı, yanımda durdu.
    Sürücü motoru durdurmadan "Bin artık," dedi. "Dönüyoruz."
     
     
    11.12.2009 Kazanan: Semra Toramanoğlu (Cevapları kaydetme zamanı: 11.12.2009 21:17:15)
    Soru 35    

    Sonuç olarak yolculuğun daha başında bir karışıklık ortaya çıktı. Eyaletlerin ileri gelenleri için, kralların kralının emirlerine uymak dendiğinde akan sular duruyordu, dolayısıyla onun lütfuna mazhar...

    Doğru Cevap

    Işık Bahçeleri

     
    Sonuç olarak yolculuğun daha başında bir karışıklık ortaya çıktı. Eyaletlerin ileri gelenleri için, kralların kralının emirlerine uymak dendiğinde akan sular duruyordu, dolayısıyla onun lütfuna mazhar olmuş kimseleri en iyi şekilde ağırlamak da boyunlarının borcuydu, ama bir taraftan da bu lütufların, hele de hükümdarın lütfunun ne kadar geçici olduğunu biliyorlardı. Misafire gıptayla bakarken bir gün gözden düşebileceğini de hiç akıldan çıkarmıyorlardı; zamanı gelince gerekirse o kişiyi zaten gözlerinin hiç tutmadığını kanıtlayabilmeliydiler.

    Ortaya çıkan gerçekler kralların kralını sarsmış mıydı? Prenslerin ve müneccimlerin konuşma tarzından rahatsız mı olmuştu?
     
     
    Soru 36    

    Halbuki kopmuş bir beyaz don düğmesini siyah ceketlerine dikerler, cıgara paketini kıçları sekiz yamalı ve nasılsa arka cebi sökülmemiş pantolonlarının arkasına yerleştirirler; atılmış ve unutulmuş bi...

    Doğru Cevap

    Şahmerdan

     
    Halbuki kopmuş bir beyaz don düğmesini siyah ceketlerine dikerler, cıgara paketini kıçları sekiz yamalı ve nasılsa arka cebi sökülmemiş pantolonlarının arkasına yerleştirirler; atılmış ve unutulmuş bir mendile gizlice, yanlarında çadır halkından kimse yokken, burunlarını silerlerdi. Kimse yokken, çünkü onların adetinde burunlarını mendile silmek tuhaf kaçar!

    Bütün insanlar birçok şeyleri ancak küçüklüklerinde bir ihtiyaç gibi hisseder, büyüyünce, çirozcu olmayan arzularını yutmuş, yutmuş, yutmuştur. İhtiyaç bir gün yalnız ekmek parası olmuştur. Yamasız ayakkabıdan, yırtılmamış elbiseden çoktan geçilmiştir. Fakat çirozcu olunca on yaşında arzulanan şeyler altmışında da arzulanır. Bu suratında, derisinde; dumanlı çergi kışlarının, yaz günlerinin, açık havanın, küçük şehirlerinin, ısmarlanmış rakıların, hapishanenin hatırası olan adam, sokakta gördüğü bir yarı yenmiş kavun diliimne on yaşındaki iştihasıyla atılmaya hazırdır.
     
     
    12.12.2009 Kazanan: Serpil Işıldar (Cevapları kaydetme zamanı: 12.12.2009 21:01:53)
    Soru 37    

    Bütün entrikalar, cinayetler ve harcanmış ömürlerden sonra ruhumun aşkı neredeyse unuttuğunu, hatta şiddete alışmaya başladığını görüyordum ve bu beni çok huzursuz ediyordu. İşte bu yüzden, şimdi Ak...


     
    Bütün entrikalar, cinayetler ve harcanmış ömürlerden sonra ruhumun aşkı neredeyse unuttuğunu, hatta şiddete alışmaya başladığını görüyordum ve bu beni çok huzursuz ediyordu. İşte bu yüzden, şimdi Akdeniz'e açılan ticaret bandıralı bu korsan gemisinde rutubetten kabarmaya ve ağrımaya yüz tutan bedenim, güverteye çarparak yaralanan alnım, bütün yırtıcılığını ve oburluğunu sergilemek üzere savunmasız ayaklarıma, kollarıma ve giysilerime hücum eden fare kolonisinin etimi koparırken verdikleri acılar arasında düşünüyorum da, dilimden anlamayan gurbet ellerde başıma ne gelir diye hiç düşünmüyor, hatta tebdil-i mekanda ferahlık vardır diye kendimi teselli ediyorum..
     
     
    Soru 38    

    Bir gece, oturma odasında radyo dinliyorlardı. Kış sona ermek üzereydi. İnsanın yüzüne kar yapıştıran, gözleri sulandıran inatçı rüzgarlar dinmişti. Uzun karaağaçların dallarına tutunan, tüy hafifli...

    Doğru Cevap

    Bin Muhteşem Güneş

     
    Bir gece, oturma odasında radyo dinliyorlardı. Kış sona ermek üzereydi. İnsanın yüzüne kar yapıştıran, gözleri sulandıran inatçı rüzgarlar dinmişti. Uzun karaağaçların dallarına tutunan, tüy hafifliğindeki, gümüşsü karlar erimeye yüz tutmuştu, birkaç haftaya kadar yerlerini tıknaz, uçuk yeşil tomurcuklar alacaktı.

    Kuyudan su çekti, banyodaki leğene doldurdu, giysilerini yırtarcasına çıkardı. Saçlarını sabunladı; parmaklarıyla kafatasını deli gibi ovuyor, tiksintiyle inliyordu. Bir tastan döktüğü suyla duruladı, sonra bir kez daha sabunladı. Midesi kalkıyor, kusacak gibi oluyordu. Sabunlu el bezini yüzüne defalarca, kazırcasına sürterken inildiyor, titriyordu; yüzüyle boynu kıpkırmızı kesilinceye kadar silinmeyi sürdürdü..
     
     
    13.12.2009 Kazanan: Bora Bilgin (Cevapları kaydetme zamanı: 13.12.2009 21:03:47)
    Soru 39    

    Küf kokulu, karanlık deponun ortasında yalnızdım, ama geleceklerini biliyordum. Korkuyla, yarı yıkılmış iskelelerle çevrili, girişi levhayla kapanmış bir odacığa süzüldüm, kollarımı karnıma bastırıp d...

    Doğru Cevap

    Akrep ve Semender

     
    Küf kokulu, karanlık deponun ortasında yalnızdım, ama geleceklerini biliyordum. Korkuyla, yarı yıkılmış iskelelerle çevrili, girişi levhayla kapanmış bir odacığa süzüldüm, kollarımı karnıma bastırıp diz çöktüm, öne eğilip iki büklüm tespih böceği gibi beklemeye başladım. Birazdan ortaya çıkıp bağıra çağıra bana doğru koşmaya başlayacaklar, elbisemi parçalayıp, kollarımdan, bacaklarımdan sımsıkı tutacaklar ve onu bekleyeceklerdi; kaderim olanı, karanlıkta hep beni bekleyeni. Birinin ayak seslerini duydum, sakin adımlarla dolaşıyordu, demek ki geldiğimden, burada olduğumdan haberleri yoktu. Yüzümü dizlerimin arasına saklamış olmama, gözlerimi sımsıkı kapatmama rağmen ne yaptığını görebiliyordum; biraz önce geçtiğim kara sulu yer altı ırmağının üstündeki korkuluksuz köprüdeydi ve birazdan ezilmiş, bükülmüş, boyaları dökülmüş metal dolapların ve demir yığınlarının arasındaki dar boşluklardan geçecek, geniş ayağını sürüye sürüye saklandığım yere gelecekti. Yapabileceğim bir şey yoktu, daha önce gördüğüm, bildiğim bir yer olmasına rağmen çıkışın nerede olduğunu, nasıl kurtulduğumu anımsamıyordum, kalkıp kaçmaya çalışsam deponun karanlık köşelerinde saklanan, uyuklayan diğerleri de peşime düşecekti..
     
     
    Soru 40    

    Gözlerindeki şimşek çakışlarının yerini hülyalı, dalgın bir yumuşaklık almıştı: Bu gözler artık etraftaki eşyalara bakmıyor sanırdınız; ötelere, çok ötelere, hatta bu dünyadan uzaklara dikilmiş gibiyd...

    Doğru Cevap

    Uğultulu Tepeler

     
    Gözlerindeki şimşek çakışlarının yerini hülyalı, dalgın bir yumuşaklık almıştı: Bu gözler artık etraftaki eşyalara bakmıyor sanırdınız; ötelere, çok ötelere, hatta bu dünyadan uzaklara dikilmiş gibiydiler. Sonra, yüzündeki solgunluk –biraz etlenince bitkin görünüşü kalmamıştı- bu yüzün akli durumundan ileri gelen acayip ifadesi, pek acıklı bir şekilde sebepleri açıklamakla beraber, ona karşı duyulan dokunaklı ilgiyi arttırıyordu. Bende olduğu kadar, onu gören herkeste de bu ifadenin iyileşme belirtilerini gölgeleyip ölüm damgasını vurduğu kanaati uyanmıştı. Önündeki pervaz üzerinde açık bir kitap duruyor, çok hafif esen bir rüzgar kitabın yapraklarını ara sıra kımıldatıyordu..
     
     
    14.12.2009 Kazanan: Sema Toramanoğlu (Cevapları kaydetme zamanı: 14.12.2009 21:23:27)
    Soru 41    

    Merdivenden indi, uzaklaştı istasyondan, yanlarındaki sokaklardan birine saptı. Çiseleyen yağmur altında vıcık vıcık çamurlu sokaklarda yürümeye başladı. Gelen giden, koşuşan bir kalabalık çıkıveriyor...

    Doğru Cevap

    Bir Gün Tek Başına

     
    Merdivenden indi, uzaklaştı istasyondan, yanlarındaki sokaklardan birine saptı. Çiseleyen yağmur altında vıcık vıcık çamurlu sokaklarda yürümeye başladı. Gelen giden, koşuşan bir kalabalık çıkıveriyordu insanın karşısına, hem de hiç umulmayan izbe sokaklarda. Gecekondu mahalleleri başlamıştı. Kimi evlerden radyo sesleri geliyor, gülüşmeler, bağırıp çağırmalar duyuluyordu. Yanık bir ninni sesi duydu birden. Güzel sesli, genç bir kadın, Doğuluya çalan ağzı ile tatlı bir ninni tutturmuştu. Arsaya açılan bir sokağın ucunda bir fabrikanın geceye yüklenmiş koskoca karaltısı çıkıvermişti önüne. Yürüdü sokağın ucuna kadar, başka fabrikalar da vardı ilerde. Dumanlı bacaları, ıslak gecede kırpışan ışıklarıyla... Gece vardiyası mı yapıyorlar?.. Niye geldim buralara ben?.. Kimi işte, kimi evde, kendi dünyasında herkes. Nasıl ilişki kurulur bunlarla? Kız haklı aslında, sevdikleriyle bile yakınlık kurmasını beceremeyen, ayağı havada pis bir küçük burjuvayım ben..
     
     
    Soru 42    

    Sonraki yıllarda, eve de, adaya da bir daha dönmediler. Asma çardaklı, İyon sütunlu eski bağ evi, gerçekleşmeyeceği daha baştan bilinen güzel düşler mezarlığında, öbür ölüler arasında yerini aldı. Tüm...

    Doğru Cevap

    Hiçbiryer'e Dönüş

     
    Sonraki yıllarda, eve de, adaya da bir daha dönmediler. Asma çardaklı, İyon sütunlu eski bağ evi, gerçekleşmeyeceği daha baştan bilinen güzel düşler mezarlığında, öbür ölüler arasında yerini aldı. Tüm yaşamların büyük bir hayale, muhteşem bir ütopyaya adanmış olduğu bir dünyada, küçük özel hayallere yer yoktu. Yıllar sonra, çocuğun düşlerin en ölümcülünün peşine takılıp evden gittiği günlerde, üst üste her gece, rüyasında o evi gördü. İçinde büyük bir sevinç ve mutlulukla evin kapısına koşuyor, kapıyı açıyor, kapıyı açtığı anda önüne karanlık, dipsiz bir kuyu çıkıyordu. Her gece çırpınarak, bağırarak uyandı uykusundan. Geceleri uyumaktan korkmaya başladı. Evle çocuk arasındaki bağ, lanetli bir ilişkiye dönüşmüştü.

    "Çocuk hayatımızın odağı, amacı değil, ekiydi. Tarihe, geleceğe, bütün insanlara, bütün çocuklara adanmış yaşamımızdan aslan payı istemeye hakkı yoktu. Peki neden doğurdum onu? Neden bir çocuğum, hem de bir oğlum olmasını istedim?"
     
     
    15.12.2009 Kazanan: Eren Toprak (Cevapları kaydetme zamanı: 15.12.2009 21:06:39)
    Soru 43    

    Ne yaptım ettim, okuttum kızımı. Babası da karışmadı hiç, ne okumasına, ne de çalışmasına. Çalışkan bir çocuktu, hep iyi okudu. Hırslıydı da, hele liseye başladıktan sonra... Canını dişine taktı, bizi...

    Doğru Cevap

    Yorgun Anılar Zamanı

     
    Ne yaptım ettim, okuttum kızımı. Babası da karışmadı hiç, ne okumasına, ne de çalışmasına. Çalışkan bir çocuktu, hep iyi okudu. Hırslıydı da, hele liseye başladıktan sonra... Canını dişine taktı, bizim buralardan üniversiteyi kazanan birkaç kişiden biri olmayı başardı. Bin bir güçlükle bulduğu stajı sırasında çalışkanlığıyla, güler yüzüyle, babasına benzeyen delişmen tavırlarıyla sevdirdi kendini. Son yıl okulla işi birlikte yürüttü tüm güçlüğüne rağmen, okul bitince işsiz kalmamak için. Hiçbir zaman açıkça söylemedi, ama biliyorum, çekip gitmek istiyor buralardan. Bu çevrenin dışında kurmak istiyor yaşamını. Tren hattının öte tarafına geçmekten daha büyük istekleri var kızımın. Haklı da!

    Kızım... Kızımızdı, kızım oldu sonra. Işıklar söndükçe daha çok benim kızım oldu. Farkına varmasam da her geçen gün daha fazla korudum, kolladım onu. Ben korudukça, babası geri çekti kendini. Annemden yüzlerce kez duyduğum sözleri ona söylememeye hep dikkat ettim, "Ben senin için.." diye başlayan cümlelerin arkasına sığınmamaya çalıştım. Nelerin ayırdına vardı, bilmiyorum, yaşayıp gittik aynı evin içinde, ayrı ayrı, pek konuşmadan.
     
     
    Soru 44    

    Ölmüş olmalıyım, diyorum, bir yandan da ölmüş biri öldüğünü nasıl düşünebilir, diyorum. Birden, bedenimi saran bu nesnenin uyku tulumu, kapatılmışlık duygusu veren daracık yerin bir çadır, tek heceli ...

    Doğru Cevap

    Uzak Noktalara Doğru

     
    Ölmüş olmalıyım, diyorum, bir yandan da ölmüş biri öldüğünü nasıl düşünebilir, diyorum. Birden, bedenimi saran bu nesnenin uyku tulumu, kapatılmışlık duygusu veren daracık yerin bir çadır, tek heceli haykırışın bir kuş sesi olduğunu anlıyorum. Ormandayım.. Gece bitmiş. Güneş ışınları, uzun ve geniş mızraklar gibi ağaçların arasından sızıyor. Ağdalı bir buğu tabakası ağır ağır yükseliyor. Coşkulu küçük dereyle selamlaşıyoruz: Günaydın. Yüzümü yıkayıp ıslak ellerimi kısacık saçlarımda gezdiriyorum. Yola çıkarken saatimi yanıma almadığımdan zamanı tam olarak kestirmem olanaksız. Kuru dalların yardımıyla, geceki ateşin külleri üzerine yeni bir ateş yakıyorum. Küçük cezvemi dereden doldurup ateşe oturttum, kendime çorba yapacağım. Çantamdakileri sayıyorum, yirmi dokuz hazır çorba paketi var. Ağacın dalına kurulmuş salıncakta, sürekli çığlık atan uzun saçları örgülü bir kız var. Salıncak salınımını tamamlayıp geri döndüğünde onu öyle güçlü bir biçimde itiyorlar ki, yeniden, bu kez biraz daha yükselerek ayakları yapraklara değiyor...