Las Vegas'ı Milyonlarca Dolar Zarar Uğratan Altı MIT Öğrencisinin Gerçek Hikayesi
Düşünün: Bir Cuma gecesi Las Vegas'a uçuyorsunuz. Göğsünüze bağlı yarım milyon dolar, bavulunuzda yirmi beş bir dolarlık blackjack fişleri ve cüzdanınızda 10 sahte kimlik kartı var. Uçağınız Vegas'a indiği andan itibaren, araştırıldığınızdan ve takip edildiğinizden hiç şüpheniz yok. Dahası, Amerikan Vergi Dairesi hesaplarınızı denetliyor, birileri maillerinizi kontrol ediyor ve Pazartesi sabahı çok değişkenli matematik dersinden sınavınız var. İşte bu, kumarhanelerden yasal yollarla üç milyon dolardan fazla para kazanırken, bir yandan da ev partilerine, futbol maçlarına ve final sınavlarına vakit bulabilen MIT'li bir grup gözü pek matematik dehasının dünyası.
Seksenlerin ve doksanların ortalarında, çok başarılı ve anarşist ruhlu bir grup MIT öğrencisi; yıllar önce kurulan, kendini kart saymaya ve dünyanın belli başlı kumarhanelerindeki sistemi yıkmaya adamış bir yer altı blackjack kulübüne katıldılar. Sınıf arkadaşları kütüphanelerde ve laboratuarlarda geçirirken, bu blackjeack grubu, vücutlarına yüz binlerce dolar bantlı halde, her hafta Vegas'a ve başka büyüleyici kumar kentlerine girdiler. Hiç tanımadıkları karanlık yatırımcıların desteğiyle, bir elde ortaya elli bin dolar koydular, VIP süitlerinin ve diğer pahalı ikramların keyfini sürdüler, revü kızlarının ve ünlülerin de bulunduğu partilere katıldılar. Mekânı Batırmak, yoğun hareketlikliyle, Liar's Poker kitabını ve Ocean's Eleven filmini hatırlatan, gerçekten yaşanmış ve Vegas'ın okumanızı asla istemeyeceği bir hikâye..
(Tanıtım Bülteni'nden)
Mekanı BatırmakTelevizyonun okuma alışkanlığımızı altüst ettiğine dair milyonlarca yazı, haber, makale okumuşsunuzdur.
Eskisi kadar okuyamıyoruz!
İletişimciler ikiye ayrılmış durumda. Bazıları bunun çok zararlı olduğunu savunurken, bazıları durumu yaşadığımız dijital çağda olağan karşılıyorlar. Veri transferi araç değiştirdi gibi gayet rasyonel bir cevapları var.
Bendenizin de tel maşa bir teorisi var:
Televizyonun okumayı tetiklediğini savunuyorum. Bunun için de kendi kendimi denek olarak kullandığım bir deney ortamı oluşturdum.
Geçenlerde yığıntıların arasına sıkıştırıp da izlemediğim filmlerden birini DVD'ye koydum: Excalibur.
Kral Arthur ve yuvarlak masa şövalyelerinin efsanesi uzun olmasına karşın ekrana kilitlenmemi sağladı.
Ama kim kimdir diye sormaktan filmin tadını çıkartamadım. Saksonlar var, Normanlar var, yerliler var, büyücü Merlin aradan rol çalıyor falan. Çarşı fena karışık yani...
Üşenmedim sığındım Google'a ve saatlerce onuncu yüz yıldaki Avrupa kavimlerini araştırmaya başladım. Aydınlandığım ve Britanya mitolojisini az buçuk kavradığım saatlerde sabah ezanı okunuyordu.
Aydınlanma ateşi bir kez yanmaya görsün, kimse tutamaz.
Gene geçenlerde History Channel'da bir belgesele denk geldim.
MIT'li altı öğrencinin blackjack'te ileri kağıt sayma yöntemiyle Las Vegas ve Atlantic City kumarhanelerini maymuna çevirmelerini ayakta alkışladım.
Müthiş bir hikaye.
Belgeseli izlerken bu hikayeyi, bulanık da olsa nereden hatırladığımı düşünmeye başladım.
Jeton hemen düştü.
Hacı, kitabını alıp bi' köşeye atmışım!
Belgesel biter bitmez salondaki, kültür enkazının bulunduğu alana ışınlanıp kitabı aramaya başladım.
Açıkçası, boş CD ve DVD kutuları ve içleri, yüzlerce dergi, broşür ve
kitap yığının arasından adını bile hatırlamadığım o kitabı bulabileceğimi sanmıyordum.
Allah'tan uzun sürmedi ve makul bir süre içerisinde kitabı buldum.
Bringing Down The House. Yazarı Ben Mezrich.
Kitabı elimden bıraktığımda gene sabah ezanı okunuyordu.
Uzun zamandır başlar başlamaz soluksuz okutan bir
kitap elime geçmemişti. Zekaları kulaklarından fışkıran altı velet hile yapmadan, kitabına uygun bir şekilde kumarhaneleri fena yapıyorlar.
Düşünsenize bir yandan hafta sonu birkaç yüz bin dolar ceplemişsiniz, vahşi bir partiye takılmışsınız, öte yandan da kumarhane dedektifleri ve vergi dairesi peşinizde. Yetmiyormuş gibi geçmeniz gereken sınavlar var. Zekalarıyla mavra yapanlara, sisteme posta koyanlara saygım sonsuz.
İşin iyi tarafı kitabın Türkçesi de var.
Salyangoz Yayınları'ndan, Mekanı Batırmak diye çıkmış.
Onu da edinip, İngilizce kafamın basmadığı teknik konuları anlamaya çalışacağım. Kitap bir yandan da matematik kursu gibi; baymıyor ama zorluyor açıkçası.
Şimdi...
Belgeselini izledim, İngilizce kitabının belini büktüm, şimdi de Türkçesi'nin peşindeyim, birazdan da gidip iki pantolon dikerim artık.
Sanırım teorimi iki somut kanıtla, bilimsel bir makale kıvamına sokmuş durumdayım.
Televizyon okumayı tetikler; tabii eğer yersen!
Mansur Forutan, Akşam, 28.02.2007
312 s. -- 2. Hamur-- Ciltsiz -- 14 x 21 cm
İstanbul, 2005, 1. Basım