Aslına bakarsak, yeryüzünde yaşayan herkes bir şekilde yaralıdır; yaranın yeri ve cinsi farklıdır, o kadar. Aile yarası, aşk yarası, iş yarası, din yarası, dil yarası... uzar gider böyle. Yarayı kapatmanın önkoşulu ise, yaranın farkında olmak ve yarayı kabullenmektir. Yarayla barışık olmak, yarayı sevmek ise; herkese nasip olmayan bir erdemdir aslında. Seversen iyileşir! Bu kesin.
Altay Öktem'in denemelerinden oluşan Yaram Yanlış Yerde; yarasını arayanlara bir kılavuz niteliğinde. Önce yaranın yerini tespit etmek gerekir, diyor Öktem. Sonra tedavi mi edersiniz artık, sever misiniz, size kalmış. Ama şu bir gerçek ki, yarasını fark edemeyen insan, o yarayla birlikte yaşamaya, hatta o yaranın gittikçe büyümesine mahkûmdur.
"Yeraltı" deyince tam olarak gün yüzüne çıkmamış olanı vurgulayan bir tanım pek de yanlış olmaz: konuşmadıklarımızdan, düşünmediklerimizden, aykırı gördüklerimizden, standart akımın dışında kalan bir yerlerde içten içe kaynayan bir anlatım hatta yakarış ve ilgi çekme biçimi.
18. Yüzyıldan günümüze kadar süregelen bu önemli yazı biçimi; öncelikle cinselliğin, şiddetin, insan psikolojisinin dehlizlerinin, inanca ve ahlaka ters düşen her türlü tutumun övüldüğü, yüzlerin etik değerlere ters dönüldüğü bir oluşumdur ve "normal"e olan karşı duruşuyla edebiyatı besleyen en önemli kollardan biri haline gelmiştir.
Bu sayfayla ilgili bize iletmek istediğiniz görüşlerinizi aşağıdaki formdan gönderebilirsiniz.
Aşağıda yapmış olduğunuz işaretlemeler değerlendirilecek ancak yazmış olduğunuz yorumlarınıza cevap verilmeyecektir.
Her türlü sorunuz için lütfen bize yazın.