Sepetinizde Ürün Bulunmamaktadır.


  • ANASAYFA
  • Yazar Röportajları - Şermin Yaşar
Yazar Röportajları - Şermin Yaşar

Yazar Röportajları - Şermin Yaşar

İnsan başından geçen bir şeyi o anda tam manasıyla anlatamaz, üzerinden biraz zaman geçtikten sonra anlattığındaysa kendine bile şaşırır. Vay be ne yaşamışım nidası yükselir hep bir yerinden. Şermin Yaşar’ın Doğan Kitap tarafından yayınlanan Tarihi Hoşça Kal Lokantası işte o anda anlatılamayan ama sonra anlatılınca da bir ağlanıp bir gülünen öykülerin toplamı. Bir acıyla en güzel ona karşı kahkaha atarak baş edebileceğinizi gösteren ufak tefek öykülerin birleştiği kitabıyla ilgili Şermin Yaşar’la ufak bir sohbet ettik.

 

Uzun yılladır çocuklarla çalışıyorsunuz, çocuklar ve ebeveynler için yazıyorsunuz. Büyüklere öyküler yazma fikri nereden geldi aklınıza?

 

Üniversiteden beri öykü yazıyorum aslında, ancak yayınlamıyordum. Bazı öyküleri son bir yıl içerisinde Kafa Dergisi’nde yayınladım. Okurun ilgisini çekti, ben de o kabuğu kırıp eski öyküleri yenilerini de ekleyerek Tarihi Hoşça Kal Lokantası’nı yazdım.

 

Bir yandan öykülerinizin içinde de çocukluk ve çocuklar var? Nasıl bir dünya sizinkisi, bakış açınız her daim doğal ve hayatta yapılması zor olan her daim basitlik üzerine.

 

Bu soruyu yanıtlamak o kadar zor ki. Bana “Çok doğalsın, bunu neye borçlusun?” diye soruyorlar. Soru kendisiyle çelişiyor zaten. Lafı çok dolandırmayı sevmiyorum. Hissettiğimizi, gördüğümüzü, yaşadığımızı bütün yalınlığıyla, ama en çok da hissettiğimizi karşı tarafa aktarabilsek müthiş bir bağ kuruyoruz zaten.

 

Peki “Kaybetmek bizim işimizdir” mottosunun çıkış noktası nedir?

Kitaptaki öykülerden biri, kitaba ismini veren öykü. “Tarihi Hoşça Kal Lokantası” Slogan aslında lokantanın sloganı. Aslında pek çoğumuzun sloganı. Kime sorsan size bir kaybından bahseder. Hepimizin kırgınlıkları var. Mesele kabul edip, baş üstüne koyabilmekte.

 

Kitabınızı okumaktan ziyade, siz anlatıyorsunuz, biz dinliyoruz gibi, diliniz oldukça akıcı. Mizacınızla da alakalı sanırım bu üslup? Gerçek hayatta da anlatmayı sever misiniz? Dili böyle kurgulamanızın bir nedeni var mıydı?

 

Konuşmayı, anlatmayı seviyorum evet. İyi bir dinleyici bulmak zor oluyor ama. Çünkü ülke olarak pek dinlemeyi seven insanlar değiliz. Daha karşınızdaki anlatmaya devam ederken, kendi kafamızda vereceğimiz cevabı düşünüyoruz. Sen daha bir şey der demez, “Ama bak bana da şöyle oldu...” diye karşı taraf başlıyor. O yüzden yazmak her zaman daha iyi geliyor bana. Dişime göre dinleyici bulursam iyi kafa ütülüyorum ama.

                                                                      

Öyküleriniz bir yandan gülümsetiyor ama kitabın geneline bir hüzün hâkim. Ve yine dilinize gelecek olursak kadın yazarlar sizin gibi yazmayı pek tercih etmiyorlar. O yüzden belki de anlattıklarınız çok içten geliyor. Peki bu kadar gamlı hazan olmanın bir nedeni var mı?

 

Kitabı okuyanlardan “Çok güldüm, çok eğlendim,” diyenler oldu. Çok büyük bir kitle de “Çok ağladım,” dedi. Öykülere bakınca şunu hissediyorum. Karakterin kendisi komik, sıcak, o kendi hayatını esprili bir dille anlatıyor. Karakteri  o kadar benimsiyorsun ki hikayesi sana hüzünlü geliyor. Öyle çünkü. Gerçek hayatta da böyledir ya, acıyı çekerken yanarsın; değil başkasına anlatmak, kendine bile anlatamazsın. Ama geçtikten sonra, anlatırken bir gülme gelir. Öykülerin bir kısmı böyle. Diğer taraftan hüzün de hayatın çok önemli bir parçası. Onu da görmek, anlatmak gerekiyor.

 

Bir öyküyü yazma süreciniz nasıl? Etrafı gözlemlerken aklınızda sürekli hikâyeler mi dolaşır sizin de?

 

Bir örnekle açıklayayım. Uçaktayım, yolculuk yapacağım. Orta koltukta oturuyorum. Tam kalkacağız, 45 dakika gecikme dediler. Çıkamıyoruz da uçaktan. Bir yanımda bir hanımefendi, diğer yanımda bir beyefendi oturuyor. Dedim, “Arkadaşlar ortalama 2 saat beraberiz, dilerseniz sohbet edelim.” İki saat hiç tanımadığım insanlarla sus pus oturmak katlanılacak bir şey değil benim için. “Olur,” dediler, üçümüz de tanıştık. Beyefendi, mesleğini söyledi. Protez üretimi yapıyormuş. Protez kol, bacak üretimi. Hanımefendi de, “Benim enişteme de protez takılacaktı, sipariş verdik, tam protezin geleceği gün rahmetli oldu” dedi. Beyefendi de başsağlığı diledi. Biri sağımda, biri solumda. Çok sıradan görünse de çok muhteşem bir diyalog bu. Sonra ben araya girdim. “Protezi ne yaptılar?” diye sordum. “Bilmem,” dedi. “Hiç düşünmedim.” Beyefendiye sordum. “Siz bilirsiniz; insanlara özel olarak yaptığınız protezler, onların vefatından sonra ne oluyor?” Doğru ya, gömemezsin. Ama atamazsın da, çünkü sonuçta sevdiğinin bir parçası. Başkasına da veremezsin, çünkü kişiye özel. O da “Bilmiyorum,” dedi. Uçaktan inince oturdum ve “Berhudar Olayım Necmi Enişte” isimli bir öykü yazdım. Necmi Enişte’nin vefatından yıllar sonra gardıroptan çıkan protez kolu anlatan bir öykü. Diyeceğim o ki, siz öykü için dolaşmazsınız, o kendisi arar sizi bulur.

 

Bazı öyküleriniz özellikle içinden aşk geçenler Yeşilçam Filmi niteliğindeler, hani Sadri Alışık’ın ağlayarak attığı tiratlar misali. Bence en güzel o atardı o tiratları. Yeşilçam’la aranız nasıl?

 

Ben sık sık gider oraya tutunurum. Klişeler her daim zamanı kurtarır ve bir yere dokunurlar çünkü.

Oooo hem de ne! Çok severim. Hatta evde bazen Yeşilçam replikleri ile konuşuyorum. Çocuklar yaşları gereği bilmiyorlar ama ben çok eğleniyorum. Geçerken oğluma “Naber Çiçek Abbas!” demek hoşuma gidiyor mesela. Çay ikram ederken “Herkese benden çay, Şakir’e yok!” demek çok eğlendiriyor beni. İki oğlum, bir kızım var. Abileri kızımın üstüne çok gidince odaya “Bırakın kızı uleyyyn!” diye bağırarak girmek beni gülümsetiyor. Onlar çok anlamıyorlar tabi ama ben gülüyorum. Daha ne?

 

Sizin öykülerinizde olduğu gibi bu kadar iyi insan kaldı mı?

Var tabi yahu, olmaz mı? Yok mu yoksa? Yok demeyin sakın, valla çok üzülürüm. Ben inanıyorum olduğuna. Ben haklı olayım lütfen.



12 ADET
    Oyuncu Anne

    20,00 TL %35 13,00 TL
    Tarihi Hoşça Kal Lokantası-İmzalı

    19,00 TL %25 14,25 TL
    Dedemin Bakkalı-Çırak

    20,00 TL %27 14,60 TL