Sepetinizde Ürün Bulunmamaktadır.


  • ANASAYFA
  • Yazar Röportajları - Jeffrey Moore
Yazar Röportajları - Jeffrey Moore

Yazar Röportajları - Jeffrey Moore

“İstisnalar dışında insanlar bencil ve bağnazlar”

Sinestezya ve Tükeniş Kulübü kitaplarıyla tanıdığımız Jeffrey More, bir yandan hafızayla, diğer yandan insanın zalimliğiyle uğraşıyor romanlarında. İnsanın dünyayı iyileştirici bir rol üstlenebileceği konusunda umutsuz olsa da yazarak, konuşarak ve araştırarak verdiği mücadeleden vazgeçecek gibi de durmuyor. Moore’la roman kahramanlarını dayandırdığı dünya ve insan algısını konuştuk.

Türkçeye çevrilen ilk romanınız Sinestezya bir hayli ilgi gördü. Tükeniş Kulübü’nde de ilk romanınızda olduğu gibi hafıza meselesi var. Hafızaya merakınız ya da hafıza ile olan derdiniz nedir?

Hafıza ile derdimin nedeni, 1990’lı yıllarda ailemin hafıza kaybıyla nasıl mücadele ettiğine tanık. Ve savaşları maalesef hafızalarını kaybetmeleriyle sonuçlandı. Babam Alzheimer hastasıydı, annem ise yoldan karşıdan karşıya geçerken araba çarpması sonucu öldüğü vakit kısa süreli hafıza kaybından muzdaripti. Hafıza ve nörolojik sorunlar hakkında yazarak sözsel bir katarsise ulaşmayı umuyordum. Bütün bunlar ben hafıza bozuklukları hakkında araştırma yapana ve hypermnesia ve bazen bununla beraber görülen sinestezyayı (unutma zorluğu) öğrenene kadar anlaşılır şeyler değildi. Noel’in The Memory Artists’teki araştırması hafıza kaybına çare bulmak için Arap simyacıların sanat ve bilim arasındaki evliliğe çare olan simyayı araması tarzında bir araştırmaydı.

Tükeniş Kulübü tükenmenin çeşitli biçimlerini dile getiriyor. Sizi bu kavramı ve bununla birlikte hayvanlara yapılan zulmü açıklamaya iten şey nedir?

Huxley’in ölümü. Huxley, İngiliz yazar olan değil tabii; ölümüne bir avcının çelik kapanının sebep olduğunu düşündüğüm kedim. Quebec’te bulunan Laurentian Dağı’nda daha birçok yasadışı çelik kapan buldum. Bunlardan birazını parçaladım bazılarını da sabote ettim.  Ve sonra Toronto’da eğitim gören bir grup öğrencinin bir kediye işkence yapıp "sanatsal" bir deney için öldürdüğü Casuistry: the Art of Killing a Cat adlı bir filmde belgelenen bir durum vardı. Bu ve bunun gibi birçok olay beni hayvanlara yapılan zulmü araştırmaya yöneltti.  Örneğin; Tükeniş Kulübü’ndeki Golden Retriever‘a yapılan kötü muamele yakından tanık olduğum şeylerin yansımasıdır. Yerli biri bütün yıl boyunca bir köpeği zincirli olarak küçük bir kulübede tutuyor ve onu asla dışarı salmıyor ve yürüyüşe çıkarmıyordu. Bu inanılmaz üzücü bir şey. Bu yüzden köpeğin sahibinin posta kutusuna tehdit notları bıraktım. Sonraki günler köpeğin zincirinden ve hapishanesinden çıkartılıp özgür bırakıldığını fark ettim. Bu roman da bunun gibi ve hatta daha geniş çaplı işler yapmak için bir girişimdi. 

Daha sonra doğrudan hayvan zulmü ve yok oluşuyla ilgili olan kaçak avcılık faaliyetleri üzerine araştırma yapmaya başladım ve genel olarak avlanma ve özellikle de Amerikan Kara Ayısı’nın yasa dışı pazarlanması üzerine okudum. Ve sonra Quebec’teki kaçak avcılık yasalarının aslında uygulanmadığını fark ettim. İşin içinde para olduğu için ne bu alanda yeterli sayıda çalışan kişi var ne de avcıları önlemek için Vahşi Yaşam Bakanlığı’nda gerçek bir arzu. Çünkü turistler, kıyafetler, rehberler, lisans ücretleri ve bunun gibi pek çok şey için para gerekli ve tabii ki birçok devlet bakanlığında olduğu gibi yolsuzluklar ve gizli anlaşmalar var. 

İnsanların, hayvanlarla ve diğer canlılarla kurduğu ilişkilerde kötülüğün ve vahşetin hâkim olmasının sebebi ne? İsimlerini biliyor ya da onlara o isimleri veriyor olmak insana bildiği her şey üzerinde iktidar kurma hakkı vermeye yetiyor mu? 

Tabii ki hayır. En azından Batı dünyasında din, hayvanlara yapılan kötü muamele için kısmen sorumlu tutulabilir. Romanda da bahsettiğim gibi Tevrat’ta şöyle söylenir "Ve Tanrı insanı kendi suretimizde kendimize benzer yaratalım dedi. Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere ve yeryüzünün tümüne hâkim olun." Burada bahsedilen hâkimiyet insanlarca çok yanlış anlaşılmış ve suiistimal edilmiştir. Kur’an’da ve Talmud’ta ise tam tersi olarak hayvanlara zulüm, kabul edilemez ve kötü bir davranış olarak anılır. Yine de hem Doğu’da hem Batı’da hayvanlar üzerinde hâkimiyet kurabileceğimize inanmaya eğilimliyiz. Eğer türleri yok olmaktan kurtarmak istiyorsak bu zihniyetin değişmesi gerekiyor.

Geçmişten gelen avlanma içgüdüsü, avlanma heyecanı ya da hayvan öldürmenin yarattığı adrenalin insanların hayvanlara karşı şiddet eğiliminin arkasında yatan nedenlerinden biri. Bir diğeri de gelenekler. Fakat Tükeniş Kulübü’nde 14 yaşındaki Celeste’nin belirttiği gibi "Bir şeyin gelenek olması iyi olduğu anlamına gelmez.” Gelenekler değişebilir ve daha olumlu alışkanlıklarla yer değiştirebilir.

Hayvanların bakış açısından insanları yazmayı düşünür müydünüz?  Bu anlatıcı bakış açısıyla nasıl bir insan portresi çıkardı sizce?

Aslında hayvanların bakış açısından yazma fikriyle oyun oynadım. Hatta Michel Faber’in bir dört ayaklı canavarın intikam almak için yırtıcı bir kadına dönüşmesini anlatan  Derinin Altında  kitabını  okudum ve belki de türün paradigması olan George Orwell’in Hayvan Çiftiliği‘ne yeniden göz attım. Fakat Tükeniş Kulübü’nün çoktan beş farklı bakış açısı içerdiğini göz önünde tutarak bu tekniği başka bir kitabımda kullanmaya karar verdim.

Yazdıkları ya da söyledikleriyle barbarlığını insanın yüzüne haykıran birçok insan da var. Niye işe yaramıyor bu? Neden insanlarla tanrı arasında özel bir anlaşma yok ya da kolektif bilinç?

Çok az istisna dışında insanlar doğuştan bencil ve bağnazdır.  İnsanlığın barbarlığına karşı savaşanların sözlerini övebilirler ama kısa süre sonra keyifle bunları görmezden de gelirler. Fakat özellikle yazarlar ne olursa olsun savaşa devam etmek zorundadırlar. Eğer izin verirseniz en sevdiğim yazarlardan biri olan Yaşar Kemal’den bir alıntı yapmak istiyorum (bunu Türk olduğu için söylemiyorum). İnce Memed’in giriş bölümünde şöyle diyor: "Çağımızın büyük felaketlerinden doğa katliamı ve hâlâ anlayamadığımız zararları ile karşı karşıyız. Rüzgâr ve güneş, horoz ve boğa, ay ve dünya ve Doğa Ana’nın mitlerinin içinde olduğu bir sığınak yaratmalı ve aramalıyız."

Celeste, insanın insana yaptığı zulmü sırtında taşıyan bir kahraman. Onu iyileştiren de yine bir insan. İnsanın hâlâ dünyayı iyileştirme kapasitesinden de vazgeçmiyorsunuz. Bu insanın sahip olduğu kapasiteyi ilgisizlikten kurtarmaya dair önerileriniz var mı?

Biraz insanları sevmemek gibi görünecek ama insanların dünyayı iyileştirebileceği konusunda kötümserim. Kişisel çıkar, bencillik, ekonomik açgözlülük ve hırs çok güçlü ve baskın hâle geldi. Çevremizin yok edilmesi, türlerin imhası gibi etrafımızda olup bitenlere gözümüzü yummak o kadar kolay ki. Küresel ısınmaya inanmayan ve ekonomik çıkarlara hayvanların yaşam alanlarından daha fazla önem veren Donald Trump gibi bir liderlerin seçilmesi bu duyarsızlığın ve dar görüşlülüğün mükemmel bir örneği.


3 ADET
    Sinestezya
    10,00 TL %32 6,80 TL
    Sinestezya
    22,00 TL %32 14,96 TL