Sepetinizde Ürün Bulunmamaktadır.


  • ANASAYFA
  • Yazar Röportajları - Ahmet Ümit
Yazar Röportajları - Ahmet Ümit

Yazar Röportajları - Ahmet Ümit



Türkiye’de polisiye dendiğinde akla gelen ilk isimlerden biri şüphesiz ki Ahmet Ümit. Okurun dimağında birçok farklı hikayeyle yer etmeyi başarmış olan yazar bu kez yeni bir Başkomser Nevzat hikayesi olan Kırlangıç Çığlığı ile karşımızda. Ahmet Ümit’le mültecilikten seri katilliğe uzanan bir perspektifte, keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

 

Yeni bir Başkomser Nevzat polisiyesi ile karşımızdasınız. Twitter hesabınızda da kullanıyorsunuz Başkomser Nevzat’ı. Sizin nasıl bir ilişkiniz var onunla? Yoksa Başkomser Nevzat sizin alter egonuz mu?

 

Romancı, kahramanıyla özdeşlik kurduğu kadar, okuyucuyu o özdeşliğe ikna ettiği kadar başarılıdır. Başkomser Nevzat’ın kahraman olduğu kitaplarımın şüphesiz bir rahatlığı var benim için. Ne düşüneceğini, nasıl tepki vereceğini iyi biliyorum. Okuyucular da biliyor. Söz gelimi, Elveda Güzel Vatanım’ın kahramanı Şehsuvar Sami’yi okuyucuyla tanıştırmak, karakterine dair kimi detayları anlatmak zorunluluğu vardı. Nevzat’ın Evgenia’sını, Ali’yi, Zeynep’i, Tatavla’yı, Balat’ı her defasında anlatmak gerekmiyor ve bu bir rahatlık sağlıyor elbette. Nevzat’ta ben de varım, gözlediklerim de var, hatırladıklarım da var. Alter egom değil de, çok yakın bir tanışım gibi düşünüyorum.

 

Kırlangıç Çığlığı’nda bu kez odak noktanızda çocuk istismarları var. Bu konu son yıllarda hiç olmadığı kadar çok gündeme geliyor; hemen her gün toplu ya da münferit bir istismar vakası işitiyoruz basından. Bu roman sizin bu konuya duyduğunuz tepkiden mi doğdu, yoksa zaten üzerine çalışmak istediğiniz bir konu muydu?

 

Gündelik olaylara tepkiler geliştirerek roman yazsak, Türkiye’de her Allah’ın günü bir roman yazmak gerekir. Ben bunu bir edebî hat, bir sorun, uğraşılacak bir mesele olarak belirlediğimde, henüz bu kadar gündemde değildi. Keşke çocuklar hiç istismar edilmese de, konu sadece roman motifi olarak kalsa. Ama romancının, daha doğrusu aydının görevi, kendini çağına karşı sorumlu hissetmesidir. Bu sorumluluğun içinde daima güzellikler, iyilikler, eğlenceli hikâyeler olmuyor ne yazık ki. Hele bizimki gibi her daim sıcak coğrafyalarda, çoğu zaman hiç olmuyor.

 

Hikayenize bir noktada dokunan Suriyeli mülteciler meselesi var bir de. Son yıllarda hızla yükselen mülteci nefreti üzerine ne düşünüyorsunuz?

 

Herkesin tarihin bir yerinde, bir yere göçmek zorunda kaldığını hatırlaması gerektiğini düşünüyorum. Göçün, göçmek zorunda kalmışların öyle kolayca sınıflandırılamayacağını, misafir etmek ya da misafir olmak gibi mefhumların sıklıkla hatırlanması gerektiğini düşünüyorum. Bunun, nefret gibi güçlü bir sözcükle yan yana gelmesinden utanmak gerektiğini düşünüyorum.

 

Antep aynı zamanda Suriye sınırına yakınlığı sebebiyle Suriyeli mültecilerin sıklıkla konakladıkları bir şehir. Siz de Anteplisiniz, kendi memleketinizde ne gibi gözlemleriniz oldu bu konuda?

 

Antep benim çocukluğum ve hafızam. Şehirler çocukluk hafızamızda daha büyüktür daima. Antep, benim hafızama ihtiyaç duymayacak kadar çok büyüdü. Bu büyümenin içinde çarpık bir savaşın mağdurları da var. Oysa, onlar bizim komşumuzdu. Kimisi akrabamızdı. Hâlâ komşumuz ve akrabamız olarak mutlu yaşamaya hakları vardır.

 

“Seri katil” kavramı Amerika’dan dünyaya yayılmış bir kavram ve katilin cinayetleri arasındaki belli benzerlikler mevcut olduğunda ancak seri katil sınıflandırması yapılıyor. Kırlangıç Çığlığı’nın merkezinde de bir seri katil var: Körebe. Peki sizce Türkiye’de seri katil vakasına neden rastlanmıyor? Cinayetler arasında doğru bağları mı kuramıyoruz acaba?

 

Yıllardır söylerim. Türkiye’de seri katil var ama yıllarca polisiye küçümsendiği için, bu durum edebiyatın meselesi olamadı. Bizim ülkemizdeki seri katiller, ezberletilen seri katil stereotipine uymaz, siz de Amerika referansı veriyorsunuz. Buradaki seri katiller onlarca, yüzlerce insan öldürmemiştir. Bununla övünecek değiliz elbette ama gazetelerimizin dövünmesine gerek yok “Seri katilimiz yok” diye. İthal bir “fikir”dir seri katillik fikri. Her coğrafyada başka türlü görünür. Bunu mitleştirmenin de tehlikeli olduğunu düşünüyorum.

 

Son olarak, biliyorsunuz Paris Review’un yazarlarla çalışma yöntemleri üzerine yaptığı röportajlar meşhurdur. Siz de oldukça üretken bir yazarsınız, Kırlangıç Çığlığı da 26. romanınız. Siz nasıl çalışıyorsunuz, bu üretkenliği neye borçlusunuz?

 

Her kitaptan önce, özellikle “tezli” diye adlandırabileceğimiz tarihe yaslanan romanlarda, çok uzun araştırma dönemim olur. Konuya dair ciddi bütün kaynaklara ulaşmaya, okumaya, notlandırmaya çalışırım. Konunun uzmanlarına danışırım, yazacağım yere seyahat eder orada zaman geçiririm. Gerektiği zaman görsel malzemelerden de yararlanır, kendim de fotoğraflar çeker, nesneler toplarım. Ondan sonra yazma aşaması başlar. Ofisime kapanır, zorunluklar dışında hiç bölünmeden yazarım. Bittikten sonra dostlarımla paylaşırım. Romanı en az bir kere baştan sona sesli okuruz. Nihayetinde yayınevine gider, editörümle çalışma aşaması başlar. Üretkenliğimi, bitip tükenmek bilmeyen anlatma isteğime borçluyum.

 

 


49 ADET
    Elveda Güzel Vatanım-İttihakçıların Yükselişi

    19,00 TL %30 13,30 TL
    Beyoğlu Rapsodisi

    25,00 TL %30 17,50 TL
    Sultanı Öldürmek

    29,00 TL %30 20,30 TL
    Olmayan Ülke

    16,00 TL %30 11,20 TL
    Bab-ı Esrar

    28,00 TL %30 19,60 TL
    Kukla

    27,00 TL %30 18,90 TL
    Sis ve Gece

    20,00 TL %30 14,00 TL
    Sokağın Zulası

    12,50 TL %30 8,75 TL
    Kar Kokusu

    9,90 TL %30 6,93 TL
    Kar Kokusu

    20,00 TL %30 14,00 TL
    Patasana

    25,00 TL %30 17,50 TL
    Patasana

    28,00 TL %30 19,60 TL
    Patasana

    9,90 TL %30 6,93 TL
    Kavim

    9,90 TL %30 6,93 TL