Sepetinizde Ürün Bulunmamaktadır.


  • ANASAYFA
  • Yazar Röportajları - Yuval Noah Harari
Yazar Röportajları - Yuval Noah Harari

Yazar Röportajları - Yuval Noah Harari



Son yılların en hızlı yükselen isimlerinden biri Yuval Noah Harari. Doktorasını Oxford Üniversitesi’nde yapan ve Hebrew Üniversitesi’nde ders veren Harari’nin adını biz okurlar Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens adlı kitabıyla duyduk. Dünya çapında bir çoksatar haline gelen Hayvanlardan Tanrılara: Sapiens’i bu kez bir gelecek anlatısı olan Homo Deus izledi. Şimdilerde 21. Yüzyıl insanı için bir el kitabı yazdığı konuşulan Yuval Noah Harari ile insan ırkının dünü, bugünü ve yarını üzerine konuştuk.

- Son yıllarda insanın doğayla ve hayvanlarla ilişkisini yeniden yorumlayan çok sayıda eser yayımlandı, çalışmalar yapıldı. Sizce bilhassa son 10 yılda insanların doğa ve hayvanlarla kurdukları ilişkiye dair kavrayışlarında ne gibi değişikler oldu?
- Tartışmalar, deneyler ve gözlemlerle geçen uzun yılların ardından gelen en büyük değişim, biliminsanları tarafından tüm memelilerin ve kuşların ve hatta bazı sürüngenlerin ve balıkların zihne, duygulara ve hislere sahip oldukları sonucuna varılmış olmasıdır. Acı çekebilir ve zevk alabilirler, korkuyu, öfkeyi ve aşkı hissedebilirler. Bu nedenle ineklere ve tavuklara et, süt ve yumurta kaynağı cansız makinalardan ibaretlermiş gibi davranmaya devam edemeyiz.

- Homo sapiens ile yapay zekanın karşılaşmasından ne ortaya çıkacak?
- Bir senaryoya göre insanlık ikiye ayrılacak. Bir taraftan yapay zeka gittikçe daha fazla işi insanlardan daha iyi yaptığı için, gittikçe daha fazla insanı iş piyasasının dışına atacak. Birçok insan, herhangi bir ekonomik değeri, siyasi gücü olmayan yeni bir “işe yaramaz sınıf”ının parçası haline gelecek. Öte taraftan küçük bir elit grup, robotları ve bilgisayarları kendi elinde tutacak ve bu sayede yapay zekayla gelen inanılmaz bir yetkiyle sahip olacak. Bu da şimdiye kadar görülmemiş bir ekonomik ve siyasi gücü beraberinde getirecek.
Bilhassa kameralar ve alıcılarla insanları aralıksız olarak gözetleyerek ve çıkan verileri yapay zekalarla analiz ederek, tarihte ilk defa insanları kendilerinden daha iyi anlayacak bir dış sistem olanaklı hale gelebilir. Sovyet gizli servisi KGB tüm gün sizi takip edebilir, ancak yeteri kadar biyoloji bilmediği ve yapay zekası olmadığı için, hiçbir zaman tam olarak ne hissettiğinizi ve ne düşünüyor olduğunuzu bilemez. Yine de, biyometrik alıcılarla, gelişmiş yapay zekayı bir araya getirerek geleceğin devletleri ne hissettiğinizi ve düşündüğünüzü sizden daha iyi bilen bir sistem yaratabilir! Böyle bir sistem ise, insanları sadece gözetlemekle kalmaz, eşi benzeri görülmemiş bir etkiyle manipüle edebilir. Böylece insanlar dijital diktatörlüklerle yaşama noktasına gelirler.
Bu tabii ki bir senaryo. Teknoloji hiçbir zaman belirlenimci olmadı. Aynı teknolojik yenilikleri kullanarak tamamıyla farklı bir tür toplum ve durum inşa edebiliriz. Örneğin, 20. yüzyılda insanlar Sanayi Devrimi’nin teknolojisini –trenler, elektrik, radyo, telefon– komünist diktatörlükler, faşist rejimler ya da liberal demokrasiler yaratmak için kullanabildiler. 21. yüzyılda ise yapay zeka ve biyoteknolojinin yükselişi dünyayı kesinlikle dönüştürecek, ancak bu belirlenimci bir tek sonucu şart koşmaz. Onları tamamen farklı tarzda toplumlar yaratmak için kullanabiliriz. Bugün insanlığın karşılaştığı en önemli soru, onları nasıl akıllıca kullanacağımız sorusudur.

- Homo Sapiens’in kolektif kurgulara bağlı hareket etmesini, onu diğer türlerden ayıran en önemli özelliklerden biri olarak ele alıyorsunuz. Yapay zeka da bu durumun bir sonucu mudur?
- Yapay zekanın kendisi bir kurgu değil, tamamıyla gerçek ve güçlü bir araçtır. Soru, bizim bu araçla ne yapacağımızdır. Yanıtı ise büyük oranda inandığımız kolektif kurgularla belirlenir. Mühendisler yapay zekayı icat eder, ancak onunla ne yapacağımıza rahipler, şairler ve siyasetçiler karar verir. Bir Hıristiyan yapay zekayı bir Hindu’dan farklı kullanma eğilimindedir ve bir komünist onu bir kapitalistten farklı kullanır, çünkü her biri farklı kurgulara inanır.

- Bir sonraki ve daha iyi yönetim biçimi ne olabilir? Sizce insanlar mevcut biçimlerden birini mi seçecek yoksa bambaşka yeni bir biçim mi yaratacaklar?
- 20. yüzyıldan devraldığımız tüm siyasi yapılar kriz yaşıyor. Hepsi ülkenin gündelik ihtiyaçlarını –yol yapmak, çöpleri toplamak, öğretmenlerin maaşlarını yatırmak–yönetmek konusunda genellikle iyi iş çıkarsalar da, hiçbiri anlamlı bir gelecek vizyonu ortaya koymaya artık muktedir değil. Yönetimler, liderlerden basit idarecilere dönüştü. Sağ ya da sol cenahta bugün kimsenin bundan otuz yıl içinde insanlığın nerede olacağına dair bir fikri yok. Bunun nedeni hem siyasetçilerin hem de vatandaşların yapay zeka ve biyomühendislikte karşılaştığımız muazzam teknolojik yeniliklerin anlamını kavrayamamış olmalarıdır.
İnsanların çoğu radikal değişimleri sevmez, bilinmez olandan korkarlar. İstikrar ve bilhassa yaşamlarına anlam katacak güvenli bir kimlik isterler. Tam da bu nedenle, siyasi vizyonlarda gelecekten ziyade geçmişe bakan nostaljik bir dalga görüyoruz. ABD, Britanya, Polonya, Rusya ve Hindistan dahil çok farklı ülkelerdeki siyasetçiler geleneksel ulusalcı ve İslamcı anlatılara yüzünü çeviriyor ve geçmişteki altın çağa dönüş vaadinde bulunuyorlar. Ülkem İsrail’de hükümet, kendi faaliyetlerini meşrulaştırmak için Kutsal kitaba ve Yahudi geleneğine yaslanıyor. Ulusalcılık ve din rahatlık sağlar, çünkü basit terimlerle bize dünyada ne olup bittiğini, kozmik oyunda kişisel yerimizin ne olduğunu, kim olduğumuzu ve yaşamlarımızın anlamını açıklar. Dahası ulusalcı ve dini anlatılar binlerce yıldır değişmemiş ve 21. yüzyılın teknolojik ve ekonomik devrimleriyle de değiştirilemeyecek mutlak ve ebedi hakikatler olmak iddiası taşır. Bu sayede fırtınalı bir dünyada kesinliğin teminatı olmayı iddia ederler.
Ne yazık ki, 21. yüzyılın büyük sorunlarını ulusalcılığın ve dinin nostaljik fantezileri çözmeye yetmeyecek. Küresel ısınmayla nasıl baş edeceğiz? Yapay zeka binlerce insanı işinden ettiğinde ne yapmalıyız? Genetik mühendisliğin devasa yeni güçlerini nasıl kullanmalıyız? Bu soruların yanıtlarını Tanah’ta ya da Yahudilikte bulamayacaksınız çünkü Tanah’ı yazanlar ve Yahudilik’i yaratanlar küresel ısınmayı pek bilmiyorlardı, genetiğe ve bilgisayarlara dair bilgileri daha da azdı. 21. yüzyılın gerçekliği korkutucu, bu yüzden insanların onunla ilgilenmeyi bırakmak istemelerini anlıyorum. Ancak başka seçeneğimiz yok. Gerçekliği olduğu gibi görmemiz gerekiyor. 21. yüzyılın eşi benzeri görülmemiş sorunlarıyla baş edebilecek yeni siyaset modelleri geliştirmemiz gerekiyor.

- İnsanlığın sonunu 100 yıl içerisinde getirebilecek nedenler nelerdir?
- Kendi sonumuzu küresel ısınma ya da nükleer savaşla getirebiliriz. Daha muhtemel olansa, teknolojiyi insanları tamamen farklı bir şeye dönüştürmek için kullanacak olmamız. Biyomühendisliği kendi bedenlerimizi ve beyinlerimizi değiştirmek için kullanacağız; siborglar yaratmak için doğrudan beyin-bilgisayar arayüzlerini kullanacağız (organik ve inorganik parçaların bir arada olduğu varlıklar) ve bütünüyle inorganik varlıklar yaratmak için makinaların programlanmadan öğrenme yeteneğini (machine learning) kullanacağız. Geleceğin ekonomisinin temel ürünleri yemek, tekstil ve araçlar değil, bedenler, beyinler ve zihinler olacak.
Süreç içinde Homo sapiens’in kendisi muhtemelen ortadan kaybolacak. Bir ya da iki yüzyıl sonra yeryüzüne, bizim Neandertallerden ya da şempanzelerden farklı olmamız gibi bizden farklı varlıklar hâkim olacak. Bugün biz hâlâ Neandertaller ve şempanzelerle bazı benzer bedensel yapılara, fiziksel kabiliyetlere ve zihinsel yetilere sahibiz. Yalnızca ellerimiz, gözlerimiz ve beyinlerimiz belirgin bir biçimde insansı değil, ayrıca arzu, aşk, öfke ve toplumsal bağlarımız da öyle. 200 yıl içinde biyoteknoloji ve yapay zekanın birleşimi, insansı yaratılıştan tamamen ayrılan bedensel, fiziksel ve zihinsel özellikler meydana getirebilir. Örneğin, beyin-bilgisayar arayüzleri, dağılmış bedenlerle, yani organları sağa sola yayılmış varlıklarla sonuçlanabilir. Bazıları bilincin organik yapıdan ayrılabileceğine ve geleneksel biyolojik ve fiziksel sınırlardan azade sanal gerçeklikte sörf yapabileceğine inanıyor.
Öte yandan, zekanın bilinçten ayrıştığına tanıklık edebiliriz. Zeka sorunları çözme kabiliyetidir. Bilinç acı, neşe, aşk ve öfke gibi şeyleri hissetme kabiliyetidir. Memelilerde bu ikisi birlikte hareket eder. Memeliler şeyleri hissederek sorun çözerler. Ancak bilgisayarlarda durum çok farklı. Bilgisayar zekasındaki muazzam gelişim, bilgisayar bilincinin gelişimine henüz eşlik etmiyor. Yapay süper-zekayı beraberinde getiren çok sayıda seçenek olabilir, ki bunların yalnızca bazıları bilincin hatlarına nüfuz ediyor. Memelilerin evrimi bilinç rotasında milyonlarca yıl boyunca yavaşça ilerledi. İnorganik yaşam biçimlerinin evrimi, süper-zekaya doğru çok daha hızlı ve farklı bir rota izleyerek bu dar hatları tamamen es geçebilir. Sonuçta süper-zeka olup da bilinçsiz varlıkların hükmettiği bir dünya ortaya çıkabilir.

- 21 Lessons for the 21st Century adıyla duyurulan yeni kitabınız için, şimdiye dair bir el kitabı ya da yol haritası demek mümkün mü?
- Sapiens geçmişi araştırıyordu. Homo Deus geleceği keşfediyordu. 21 Lessons ise şimdiyi sorguluyor. Şimdi çok farklı dişlilerin oluşturduğu parçalar halindedir ve bizi nereye götüreceğini bilemeyiz. Bu nedenle kitap tek bir olay örgüsünden ibaret değil, çok çeşitli enstantanelerden oluşuyor. Bazı bölümler siyasetle alakalı, bazıları din, bazıları teknoloji ve bazıları sanata dair. Yine de hepsini ilgilendiren sorular aynı: Bugün dünyada ne oluyor ve olayların derininde yatan anlamı nedir? Donald Trump’ın yükselişi neye işaret ediyor? Sahte haber salgını karşısında ne yapabiliriz? Liberal demokrasi neden krizde? Yeni bir Soğuk Savaş mı geliyor? Bugün dünyayı hangi uygarlık yönetiyor: Batı, Çin, İslam? Ulusalcılık, eşitsizlik ve küresel ısınma sorunlarını çözebilir mi? Terörizm karşısında ne yapmalıyız? Büyüdüklerinde dünyanın nasıl bir yer olacağına dair çok az bilgimiz varken çocuklarımıza okulda ne öğretmeliyiz?

6 ADET