Sepetinizde Ürün Bulunmamaktadır.


        
    
Trenler Çıldırırsa

Trenler Çıldırırsa

Trenler Çıldırırsa

10/10 - 2 Kişi FAVORİLERİME EKLE
Yazar:
Yayınevi :

İletişim Yayıncılık , Türkçe Edebiyat Dizisi

  • 50 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo bedava!

Hoşlanıyordu tren yolu kenarlarında vakit geçirmekten. Ta eskilerden başlamıştı bu garip huyu. Hat boylarında yürüyor, gelip geçen trenleri merakla izliyordu. Yalnızdı daima. Demiryolu kenarına bir çocuk neden inerdi? Alt tarafı raylarda bozuk para ezdirmek için. Peki ya yirmi iki yaşına gelmiş kazık kadar bir adam? Ege rampalarında kürek kebabı, Konya Ovası'nda matara çayı… Ateşçi küreğine et yatırılır, ocağa salınır; üstüne de demir matarada demlenmiş çay… Güzel! Hep güzel değil ama her şey. Trenler eskiyor, raylar kayboluyor, makinistler unutuluyor… Hikâyeler birbirine karışıyor…

Mümtaz'la Ayşe'nin, Caner'le Mücella'nın içtiği öğlen rakıları. Gizli kapaklı ilişkiler. Cürmü meşhut. Ardından gelen boşanmalar, evlilikler; fokurdayan dedikodu kazanları… Trenler Çıldırırsa bir lokomotiften diğerine geçerken yönümüzü şaşırdığımız alengirli bir anlatı. Tren tutkunlarının, meşum kadınların, dolambaçlı işler çeviren erkeklerin paralel ilerleyen yollarına makaslar ekleyerek, hepsini aynı istasyonda buluşturuyor Orhan Berent.
(Tanıtım Bülteninden)



Sayfa Sayısı: 124

Baskı Yılı: 2016


Dili: Türkçe
Yayınevi: İletişim Yayıncılık

Sayfa Sayısı : 124

İlk Baskı Yılı : 2016

Dil : Türkçe

ISBN: 9789750518782


Yorumlar (1)

Orhan Berent ve Gerçekçilik

&ÿ#8220ÿ;Trenler Çıldırırsa&ÿ#8221ÿ; kitabını yemeden, içmeden bir solukta okudum. Romanı okurken Orhan Berent´in etten kemikten yarattığı kahramanlarının cazibesine öylesine güçlü kapılıyorsunuz ki, romanı elden bırakmak kabil olmuyor. Kullanılan dilin yalınlığı, romanın bir bütün olarak kolay okunabilirliği, kişilerin gerçekliği, bitirdikten sonra eşsiz bir tat bırakıyor damağınızda. Çamdibi´nin kömür tozu dökülmüş sokaklarında birlikte dolaşıyorsunuz, istasyonların nem ve is karışımı kokusunu aynı saygı ile içinize çekiyorsunuz. Tanıdığınız bir demiryolcunun Mümtaz yada Caner ile tanışmış olma ihtimalini muhakkak aklınıza getiriyorsunuz. Örneğin ben bizim mahallede yaşayan Tantan Ali´nin Mümtaz ile defalarca selamlaştığına inanıyorum.

Romanın temposu muhtemelen yazarın fantastik dünyanın vazgeçilmez iki zengin malzemesinden biri olan treni -diğeri sistir- kullanıyor olmasından her an gerçeküstü ögelerin kol gezdiği bir mecraya sapılacakmış hissini uyanık tutuyor. Ancak Orhan Berent ve ona sıkı sıkıya bağlı, sözünden çıkmayan kahramanları bunu yapmıyor. Roman gerçekliğin rotasından bir milim sapmıyor. Mümtaz´ın başına fener takıp demiryolu boyunca koşması sahnesinde okuyucu bir an için gecenin karanlığını çıkardığı korkunç sesler ve bacasından gökyüzüne savrulan ateşlerle yararak çimento fabrikasına doğru saldırırcasına ilerleyen bir lokomotifle karşılaşacağını sanıyor. Ama hayır. Hala sonraları üzerine beton dökülecek ve bulvar olarak anılacak çevresindeki evlerden bir metre kadar yüksekte kalan terkedilmiş demiryolunun üzerindeyiz. Bacalardan çıkan kalitesiz kömür dumanı kokusunu ve yoksul evlerde akşam yemeği hazırlıklarını iliklerimize kadar hissediyoruz. Gerçeğin içindeyiz. O gündeyiz.

Orhan Berent´i gerçekle ilişkisi bozulmuş bir toplumun dilinde bu eşsiz öyküyü böylesine kolayca ve gerçekçilikten ödün vermeden aktarabildiği için tebrik ediyorum. Ama keşke diyorum La Jocond gibi bir taraftan bakınca öfkeli diğer taraftan bakınca gülümserken görülebilen 40062 yi daha uzun anlatabilseydi. Keşke diyorum, Alsancak garının Demirspor Lokaline bakan tarafında limana giden trenler için yolu trafiğe açıp kapayan tantanların idare edildiği yerden üç metre yüksekteki mavi boyalı kulübeyi ve kulübenin içinden kol, makara ve çelik tellerle kontrol edilen beyaz kırmızı, ortasında fener bulunan uca doğru çapı küçülen yuvarlak tantan demirlerini daha ayrıntılı anlatabilseydi. Yıllara direnen, yıkılmadan önce çimento fabrikasına gidecek son treni umutsuzca, bir kez daha  görmeyi bekleyen Olimpiyat Otelini de katıverseydi romana diyorum.

Orhan Berent romanı yazarken yalın gerçekçilik zeminine öyle sağlam basıyor ve kendinden emin ki, bu ona anlamadan tekrarladığı kelimelerin cazibesine kapılan, müderris Ekrem Galip´in karşısındaki, üçüncü hakkına giren Turgut Özben´in babası 648 Hüsnü gibi hata yaptırıyor. 648 Hüsnü Onbinlerin Ricatı muharriri Aristophanes´in de bu mevzudaki fikriyatına ezcümle temas etmek icap ederse diyerek çoşkuyla başladığı sözlü sınav cevabı hocanın başını birden kaldırıp gözlerine sorgulu bir mana vererek &ÿ#8220ÿ;-Acaba? Demesiyle nasıl son bulduysa Orhan Berent´in bir ara doruk yapan çoşkusu romandaki tek anakrostik hata ile son buluyordu. Çünkü okuyucu soruyordu:
&ÿ#8220ÿ;-Acaba yeşil erik ile incir aynı anda yenebilir mi?

Orhan Berent yazarın çağın tanığı olma görevini tamamiyle yerine getirmiş bize ait bir eser meydana getirmiş. Eğer &ÿ#8220ÿ;Trenler Çıldırırsa&ÿ#8221ÿ;yı okursanız Mümtaz´ı, Caner´i, Mücella´yı unutamayacaksınız.