Sepetinizde Ürün Bulunmamaktadır.


Taşraya Bakmak

Taşraya Bakmak

Taşraya Bakmak

9/10 - 4 Kişi FAVORİLERİME EKLE
Derleyen: Tanıl Bora
Yayınevi :

İletişim Yayıncılık , Memleket Kitapları Dizisi

  • 50 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo bedava!

Taşra: Darlık, boğuntu, kasvet, tekdüzelik, kenarda
kalmışlık, gerilik, bağnazlık, kavrukluk, güdüklük...

Taşra: Saflık, samimiyet, sıcaklık,
sahicilik-otantiklik, sükûnet, asûdelik...
Buna benzer olumlu-olumsuz klişelerle anılır taşra. Peki
o klişelerin ötesinde ne var?

Taşraya bu gözle bakmayı, taşra gerçekliğini ve taşra
imgesini sorgulamayı deneyen yazılar var bu kitapta.
Özellikle de Türkiyedeki taşra deneyimlerine bakan
yazılar: Taşrada okur-yazar olma, kadın olma, solcu olma
hallerine... Edebiyatta, şiirde taşraya... Taşranın
(taşraların) tarihsel, toplumsal dönüşüm sürecine...
Elias Canettinin İnsanın Taşrası kitabından ilhamla
söylersek: Taşraya bakmak, insanın kendi içine
bakmasıdır biraz!

Ömer Laçiner, Tanıl Bora, Ahmet Turan Alkan, Melih
Pekdemir, Ahmet Çiğdem, Arzu Çur, Necati Mert, Ömer
Türkeş, Haydar Ergülen, Fatma Karabıyık Barbarosoğlu,
Hasan Ali Toptaş, Şükrü Argın, Tuncay Birkanın yazıları
ve Nuri Bilge Ceylanın fotoğraflarıyla...



Sayfa Sayısı: 320

Baskı Yılı: 2005


Dili: Türkçe
Yayınevi: İletişim Yayıncılık

Sayfa Sayısı : 320

İlk Baskı Yılı : 2005

Dil : Türkçe

ISBN: 9789750503252


Yorumlar (1)

Taşrayı görme biçimleri

Hakkari'de Bir Mevsim'deydi galiba. Öğretmenle oturan köylülerden biri, kadim zamanlardan kalma serencamını şöyle dillendiriyordu: "İşte böyle öğretmen bey. Allah önce bu dağları yaratmış. Sonra da, onlar yalnızlık çekmesin diye bizi"
<br><br>

İletişim Yayınları'nın Memleket Kitapları dizisinden çıkan Taşraya Bakmak'ı okudum. Ağustos 95'te Zeki Coşkun'un Aleviler Sünniler ve Öteki Sivas'ıyla başlayan dizi, zannımca takdire şayan bir yayıncılık örneğidir. Tek bir şikayetim var, o da periyotların seyrekliği. 10 yılda 10 kitap pek az. Bir an evvel bu sayının artması lazım.
<br><br>
İletişim, İstanbul kitapları yayınlamaya başladığında "İstanbul'un kendisi yok oluyor, bilgisi yok olmasın" diye bir sloganı benimsemişti. Aynı slogan "Memleket" için kullanılabilir mi? Dizinin ilk kitabı Sivas'ın  önsözünde, memleket derken soyut bir tasarımın değil, sahici, beşeri bir coğrafyanın kastedildiği belirtilir. Milli hamasetin nesnesi olan memleket değil, insanların hayat tecrübelerinin mekanı, yurdu kast edilir. Bu anlamda memleketin yok olmadığını söylemek pek güç. Zira beşeri coğrafyanın çeşitliliğini kaybettiği, teknoloji ve piyasanın aynılaştırdığı bir panorama çıkıyor karşımıza. Öyle ama, memleket; ya da buradaki bağlamıyla taşra- bünyesinde başka imkanlar taşıyor olmasın?
<br><br>
Melih Pekdemir: "Belki şehir modernitede direnirken, taşra baypas ile post moderniteye daha hızlı intikal edebilecektir" diye bir tespit yapıyor. Diğer taraftan Ahmet Çiğdem, taşranın dönüşeceğine dair inanç taşımıyor. Ona göre en iyisi, onu kendi haline bırakmak, kendi özyıkımını gerçekleştireceği güne kadar yokmuş gibi davranmaktır.
<br><br>
Taşra, merkezin dışında kalanı, çevrede duranı, yoksun, tabii ve tali olanı imliyor. Buna rağmen taşra yıllar boyu kendini dışlanmış görmedi. Özgüvenin sarsılması taşralılığını fark ettiği günle yaşıt olsa gerek. Hani görme özürlü, siyahi şarkıcı Steve Wonder'a "göremediğiniz için üzülüyor musunuz?" diye sormuşlar, o da "Hayır. Daha kötüsü  olabilirdi. Mesela zenci olabilirdim" demiş ya...
<br><br>
Taşraya ilişkin teori üretmenin güçlüğü, yalnızca katı olan her şeyin buharlaşmasından kaynaklanmaz. Necati Mert'in dediği gibi, taşrayı anlamak için kendimizden yola çıkarız. Taşramızda yeniden taşralara düşeriz. Hislerimizi işin içine katmadan duramayız. Ama Şükrü Argın, Zizek'ten ödünç  aldığı "Yamuk bakış" kavramıyla bunun başka  bir imkan olduğunu söyler. Ona göre baktığı şeye bakış açısını dahil eden yamuk bakış, nesnel bakışın kör noktasına düşen gerçeği görme imkanı sunar bize. Nuri Bilge Ceylan'ın filmi Uzak, bunun bir örneğidir.
<br><br>
Kitapta yer alan N.Bilge Ceylan fotoğrafları, sözcüklerinin kifayetsizliğine bir kez daha ikna ediyor bizi. Ceylan'ın estetiği ve hissiyatınının muadili, ve bu kitap için önerilecek bir başka isim, şair-çizer  Tuncer Erdem'dir.
<br><br>
Bu kitapta Reha Mağden de  olmalıydı. Kavafis'in barbarları ve  Ece Ayhan'ın Karaşın'ları üzerinden kalem aldığı taşra yazıları, kitabın tadına tat katardı.
<br><br>
Yerim bitti. Son sözüm Nurdan Gürbilek'le ilgili. Onun 1994'te Defter dergisine yazdığı ve kitapta 4 yazarın kullandığı "Taşra Sıkıntısı" belli ki artık metinlerüstü bir metin.
<br><br>
Taşra kadrajdan çıkmış gibi görünse de, bizi heyecanlandırmaya devam ediyor. Solan imgemler ezberimizi bozuyor.
<br><br>
Pergelimiz, merkezimiz, kalemimiz bildiğimizden hayli uzakta.<br><br>
<b>Aydan Çelik</b>