Sepetinizde Ürün Bulunmamaktadır.


SabitFikir Sayı: 30

SabitFikir Sayı: 30

SabitFikir Sayı: 30

0/10 - 0 Kişi FAVORİLERİME EKLE
Yazar:

  • 50 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo bedava!

"Türkiye'de 12 Eylül darbesiyle homofobi yeniden canlandı; erkek eşcinseller, travesti ve transseksüeller aşağılayıcı sıfatlar ve alçaltıcı muamelelerle sürgün edildi. Böylece, bugün hala sık sık tanıklık ettiğimiz nefret cinayetlerinin tohumları atılmış oldu. Ama bir yandan da darbenin ardından gelen neoliberal politikalar sayesinde bireyin tüketici sıfatıyla da olsa öne çıkması, bastırılmış cinsel kimliklerin ifade edilmesine olanak sağladı. Ten, haz ve seks keşfedildi, cinsel eğilimler sınıflandırıldı, cinsellik ilk kez üzerinde bu kadar çok konuşulan ve tüketilen bir alan haline geldi. Demir Özlü, Ferit Edgü, Selim İleri, Bilge Karasu, Adalet Ağaoğlu, Leylâ Erbil gibi yazarlar eserlerinde eşcinsel temalara yer verirken; Attilâ İlhan'ın Fena Halde Leman (1980) ve Haco Hanım Vay (1984) romanlarında lezbiyenlik cinsel şiddet, sadizm, pedofili, travestilik gibi klişe kavramlarla harmanlanarak ele alınmıştır."

Hande Öğüt, "Eşcinsel Edebiyattan LGBT Edebiyatına" başlıklı bu kapak yazısında, bir yandan LGBT hareketin tarihçesini gözler önüne sererken bir yandan da LGBT bireylerin edebiyattaki yansımalarını mercek altına alıyor. Öğüt'e göre, "gerçekte XIX. yüzyılda eşcinsellik" olarak kurulan kategori, tarihin hiçbir döneminde tekil, yekpare bir grubu tanımlamamıştır. Hatta evrensel bir gey, lezbiyen, trans kimliği değil, sınıfsal, kültürel, etnik, tarihsel farklılıklar mevcuttur." Lezbiyen karakterlerin, hemen tüm kurmacalarda iki tip olarak belirdiğini söylüyor Öğüt: "Hastalıklı lezbiyen ve kurban lezbiyen. Bu tasavvura göre hastalıklı olan erkeksi kadın, kurban ise yanlış bedene hapsolan kadındır."

Hande Öğüt dergimizin 30. sayısının kapak konusu olan bu yazısında, eşcinsellikle bağlantılı olarak tartışılan edebiyatın, büyük ölçüde, kendilerini "gey" olarak tanımlayan yazarlar tarafından yazılmadığını da iddia ediyor.

"Normal algısı, doğan görünümlü şahin gibi"

Hasan Cömert'in Aksu Bora ile yaptığı söyleşi de "homofobi" kavramı üzerinde odaklanıyor. Bora, Bir İstanbul Masalı isimli dizideki eşcinsel karakterden giriyor, toplumun "normal" algısından geçiyor, bugünkü LGBT bireyler için şansın biraz daha arttığı iddiasından çıkıyor: "Tabii, bazı "işler" iyileşiyor. Yirmi yıl önce gazetelerde "g.tveren" gibi tabirler rahatlıkla kullanılabiliyordu; bugün "marjinal" filan türünden kibar ifadeler kullanmaları gerekiyor!"

Sinan Yusufoğlu ise dosya konusunu tamamlayan yazısında hem Türkiye hem de dünya sineması ekseninde edebiyattan beslenen LGBT filmlerine bir bakış atıyor.

Yusufoğlu, "Heteroseksist ve ataerkil bir dilin içine sıkıştırılan LGBT bireyler, toplumsal alanda olduğu gibi sinema/televizyon dünyasında da yok sayılıyorlar," dediği bu yazısında, Perihan Mağden'den Kemal Tahir'e, E.M. Forster'dan Jean Genet'ye kadar uzanan bir yolculuğa çıkarıyor bizi.

SabitFikir orta sayfalarının vazgeçilmezi halini alan Kararsız Okur infografiği de kapak konusunu destekliyor. Kuramdan kurmacaya LGBT temalı kitap önerilerini keşfetmek için okları izleyin! Kararsız Okur'u her zamanki gibi Aysu Önen hazırladı ve Sedat Girgin resimledi.

"Portreler" ve güvenilir kitap eleştirileri için

SabitFikir, yakın bir zaman önce kaybettiğimiz Leylâ Erbil'i Oylum Yılmaz'ın yazısıyla anıyor. Lakin, Yılmaz'ın yazısına portre demek imkansız. Oylum Yılmaz, "Portresiz" başlığını kullandığı bu yazıda alışılagelmiş bir portreye girişip Erbil'in ardından duygusal laflar sıralamakla yetinmiyor, Erbil'in direnişçi ruhuna selam veriyor: "Leylâ Erbil, edebiyatımızın devleşen bilinçlerinden biri. Edebiyatta bilinç, ölümle solmaz ne mutlu ki."

Sevin Okyay da yazısında, Gölge Oyunu isimli kitap vesilesiyle, geçen yıl aramızdan ayrılan Ray Bradbury'ye selam çakıyor.

Ceyhan Usanmaz'ın Gölgede Kalanlar sayfalarında ise bu ay Roald Dahl ve onun çocuk kitaplarına göre daha az bilinen "yetişkin hikayeleri" var.

Aysu Önen iki erken dönem novellasından yola çıkarakThomas Bernhard'ı ele alırken, Melisa Kesmez de Ercan Kesal'ın, kendi hatıralarından derlediği hikayelerindeki izini sürüyor.

Algan Sezgintüredi, Ursula K. Le Guin, Stone Arabia, Jeremy Dyson, George Orwell, Celil Oker ve Celal Güngördü'nün eserlerini güvenilir eleştirmenler A. Ömer Türkeş, küçük İskender, Yankı Enki, Hayati Roman, Nazan Maksudyan, Oylum Yılmaz ve Selçuk uygur yorumluyor.

Kelebek Etkisi'nde Elif Tanrıyar "edebiyatın en fettan, en seksi, en tehlikeli kadınları"nı ele alırken, Mert Tanaydın da Dünyadan sayfalarında bu yılki IMPAC ödülünü değerlendiriyor. Fikri Sabit ise Yayınılar Birliği'nin Gezi Parkı ile ilgili yaptığı açıklama ve sonrasındaki gelişmeleri hatırlatıyor.

Devin Özgür Çınar'ın, Keşfet bölümünde SabitFikir okurlarına kendi el yazısı ile önerdiği kitap ise Bitirgen.

SabitFikir'in kapak illüstrasyonu Selçuk Ören'e ait. Ancak çizimler bununla sınırlı değil, iç sayfalarda "özellikle dosya sayfalarında" dikkatli gözler, çok sayıda genç çizerle de karşılaşıyor.

SabitFikir'i nereden bulacağız?

Yayın yönetmenliğini Elif Bereketli'nin yaptığı SabitFikir, Idefix paketleriyle ücretsiz. SabitFikir'in içeriğini ve daha fazlasınıwww.sabitfikir.com adresinde bulmak mümkün.

İşte dosya yazısından bir tadımlık:

İktidar ilişkilerinin ortaya çıktığı noktada, biliyoruz ki, direniş olanakları da belirir. Eşcinselliğin sabit tarihini kırılmaya uğratan da, işte bu direniş olanaklarının lezbiyen, gey, biseksüel, trans bireylerinin elinde (LGBT) cinsiyetçi ve homofobik iktidara karşı eyleme dönüşmesi olmuştur. Zaten, XIX. yüzyılda "eşcinsellik" olarak kurulan kategori, tarihin hiçbir döneminde tekil, yekpare bir grubu tanımlamamıştı; evrensel bir gey, lezbiyen, trans kimliği değil, sınıfsal, kültürel, etnik, tarihsel farklılıklar mevcuttu.

"Direniş olanaklarının eyleme dönüşmesi" derken bahsettiğimiz kuşkusuz ki, bu farklılıkların görünür hale gelerek kimlik politikalarının oluşmaya başlamasının tarihi olan Stonewall İsyanı, yani LGBT hareketin politik miladı. LGBT bireylerin 1969'da New York'ta buluştukları barlara düzenlenen polis baskınlarına karşı gösterdikleri fiziksel direniş olan Stonewall İsyanı sonrası "eşcinseller", "gey" haline gelmiştir. "Eşcinseller polis vahşiliğine razı olmuşlardı; geyler onunla savaştılar," diyen Margaret Cruikshank eşcinsellerin hasta ve günahkar oldukları düşüncesini reddedip heteroseksüellerle eşitliği talep ettikleri, ayrımcılığı protesto etmek için bir araya geldikleri ve yığınlar halinde açığa çıktıkları zaman gey haline geldiklerini belirtir.

Cinsiyet çeşitliliğini, ortak bir tarihyazımında değerlendirmek/sabitlemek mümkün değil. Dinamiklerini ve bağlamını kaçınılmaz olarak tarihin belirlediği, eşcinsellikle bağlantılı olarak tartışılan edebiyat büyük ölçüde kendilerini "gey" olarak tanımlayan yazarlar tarafından yazılmamıştır. Normdışı cinselliklere yer veren kimi romanlar negatif klişeleri üretir, kimi olumlayıcı temsiller geliştirir. Ancak eşcinselliğin "yasa dışı" olduğu dönemde oluşan ihlalci edebiyat ile gey ve lezbiyen kimliklerin meşrulaştığı dönemin edebiyatı aynı değildir, tek yönlü bir eleştirel bakışla değerlendirilemezler. Çünkü eşcinsel hareketi tarihsellikten, sınıfsallıktan ve ırksal farklılıklardan yoksun değildir. Hareketi kabaca üç döneme ayırmak mümkün: 1890'lardan II. Dünya Savaşı'na kadar, eşcinselliğin azad edildiği, hoşgörüldüğü dönem; savaş sonrasından 1969'daki Stonewall Ayaklanması'na kadar eşcinselliği destekleyen hareket ve LGBT özgürlük hareketi.

İlk dönemde Oscar Wilde davası, homoseksüelliğin açığa çıkarılmasında bir ilki teşkil etmekteydi. XIX. yüzyılda Batı'da erkek eşcinselliği ve sodomi kanun dışı sayılır, kimi kez ölümle cezalandırılırken, kadın eşcinselliğine göz yumuluyordu; kadınlar aralarında cinsellik olmadan ve erkek rollerine öykünüp erkek gibi dolaşmadıkları takdirde âşık olabilir, birlikte yaşayabilirlerdi. Elbette ki bu ayrıcalıktan varlıklı üst sınıflar yararlanabiliyordu. Bu dönemde bohem bir eşcinsel edebiyatı oluşmaya başlamıştı. İngiltere'de 1905'te kurulan ve 1920'lere kadar sözü geçen Bloomsbury Topluluğu, eşcinselliği çevreleyen sessizliği kendi aralarında gerçekleştirdikleri sohbetler, mektuplaşmalar, ev partileriyle bozuyordu. Virginia Woolf, E.M. Forster, Roger Fry, Duncan Grant ve Lytton Strachey gibi yazar ve şairlerin üyesi olduğu bu topluluk, eşcinselliğin politik anlamda özgürleşmesine yönelik sanat ve edebiyat yoluyla zemin hazırlamaktaydı.

Dünya edebiyatına unutulmaz eserler kazandıran Louis Aragon, Jean Cocteau, James Baldwin, Truman Capote, D.H. Lawrence, Federico García Lorca, André Gide, Jean Genet, Klaus Mann, Thomas Mann, Marcel Proust, Walt Whitman, Tennessee Williams gibi yazar ve şairler de gey kimliği öne çıkaran eserleriyle bir eşcinsel erkek edebiyatı kanonunun oluşmaya başlamasını sağladılar. 1920 ve 1930'larda New York, Chicago, Paris gibi büyük şehirlerin ev sahipliği yaptığı lezbiyen barlardan da bohem bir altkültür ve lezbiyen edebiyatı çıkmaya başladı. Colette, Djuna Barnes, Anais Nin lezbiyen edebiyatın erken örneklerini verdiler. Radclyffe Hall'ın heteroseksüel bir kadına aşık, doğuştan erkeksi bir üst sınıf lezbiyeni anlattığı 1928 tarihli romanı The Well of Loneliness (Yalnızlık Kuyusu) ise 60'ların sonlarına kadar "lezbiyenlerin incili" olarak kabul görecekti. Aynı yıl yayımlanan Virginia Woolf'un hayatının aşkı Vita Sackville-West'in kurgusal biyografisi olan Orlando, Woolf'un edebiyatını belirleyen klasiklerden biri haline geldi. Yine dönemin şairleri Renée Vivien ve Natalie Clifford Barney, Sappho'yu yücelten şiirler yazdılar, lezbiyen bir şiir akımı yaratmayı amaçladılar. Beraber açtıkları "Dostluk Tapınağı" adlı salon, lezbiyen kültürün oluşmasında önemli rol oynadı.


e-Kitap:

Sayfa Sayısı: 64

Baskı Yılı: 2013


Dili: Türkçe
Yayınevi: Sabit Fikir Dergisi

Sayfa Sayısı : 60

İlk Baskı Yılı : 2013

Dil : Türkçe

ISBN: 2789785954873


Yorumlar (0)

Henüz yorum yapılmadı!