Sepetinizde Ürün Bulunmamaktadır.


Minima Moralia

Minima Moralia

Minima Moralia

9/10 - 21 Kişi FAVORİLERİME EKLE
  • 50 TL ve üzeri alışverişlerinizde kargo bedava!

Minima Moralia, Adorno´nun başyapıtıdır. İlgilendiği bütün alanları bu kitapta -bazen birkaç sayfalık tek bir fragman içinde- bir araya getirmiştir: Felsefe, günlük yaşam, siyaset ve işçi hareketinin tarihi, edebiyat ve müzik, psikoloji, Faşizm, ırkçılık ve savaş. Bir polemik kitabı olarak da görülebilir: Bütün bu konuları, karşılarında eleştirel bir tutum aldığı düşünce sistemleriyle (örneğin varoluşçuluk veya psikanaliz) ve Heidegger gibi düşünürlerle kimi zaman açık kimi zaman örtük bir tartışma içinde işlemektedir. Adorno´nun kendine özgü yöntemi de bu kitapta en güçlü ifadesini bulur: İlk bakışta önemsiz görünebilen tek bir olay ya da nesne (örneğin astroloji) Adorno´nun merceği altında, büyük tarihsel eğilimleri açıklayan bir şifre olarak belirmektedir. Sunuş yazısında kendisi şöyle diyor: "Kitabın her üç bölümünde de çıkış noktası, en dar haliyle özel alandır... Buradan toplumsal ve antropolojik boyutları daha belirgin olan düşüncelere geçilir; bunlar, psikoloji, estetik ve özneyle ilişkisi içinde bilimle ilgilidir. Her bölümün sonundaki aforizmalar da, bu düşünceleri felsefeye doğru geliştirir." Ama bu parçalar kitabına herhangi bir yerinden girmek de mümkündür: Amacının "her noktası merkeze aynı uzaklıkta olan bir yazıya" ulaşmak olduğunu yine bu kitabın bir yerinde Adorno´nun kendisi söylemiştir. ...



Sayfa Sayısı: 528

Baskı Yılı: 2012


Dili: Türkçe
Yayınevi: Metis Yayıncılık

Sayfa Sayısı : 528

İlk Baskı Yılı : 2005

Dil : Türkçe

ISBN: 9789753422079

Eleştiri / inceleme

TÜMÜNÜ GÖSTER

Sabit Fikir

Gerçek radikal siyaset nasıl üretilir?
Ergin Yıldızoğlu

“Negativity & Revolution- Adorno and Political activism” Theodore Adorno’nun son derecede yoğun ama bir o kadar da ilginç yapıtı Negative Dialectics içindeki savları, devrimci teori ve pratik açısından kullanılabilir kılmayı amaçlayan bir derleme; dört kısımdan, on bir denemeden oluşuyor.

Sunuş ve konular başlıklı birinci bölümde yazarlar, derlemenin anlamını ve gerekçesini ve “projelerini”, “Olumsuzlama ve Devrim”, “Neden Adorno?”, “Adorno’nun praksisizme yönelik eleştirisi”, gibi başlıklarla tanımlıyorlar.

.

SABİTFİKİR’DE OKU
27.7.2016

Yorumlar (2)

Adorno´nun Minima Moralia´sı

Theodor Adorno her ne kadar eleştirel teorinin temellerini atan Frankfurt Okulu´nun kurucuları arasındaki faşizmi en sert eleştiren kalem olarak görülse de onun eleştirel teoriye en büyük katkısı yapıtlarındaki kitle kültüründen düşük sanata, popüler resimden pop müziğe ve en önemlisi de kitsch pop edebiyata saldırmasıdır. Adorno´nun Minima Moralia´sında tek bir konu değil adeta hayatı tümden ilgilendiren her konu ters yüz edilmiş; belli koşullarda düşünmeye, konuşmaya, giyinmeye, okumaya, alışveriş etmeye ve dinlemeye şartlandırılmış kitlelerin dikkati mevcut düşünme yollarının dışında alternatif doğruların varlığına çekilmeye çalışılmıştır. Her şeyden öte Minima Moralia sıralı bir okumayı gerektirmeyen istendiği yerden başlanıp okunabilecek, okuyucunun kendinden bir şeyler katabileceği, Adorno´nun geliştirdiği eleştirel teoriye paralel olarak düşünülebilecek açık bir eleştirel metin. 1. Dünya Savaşından sonra dünyayı kasıp kavuran mali krizin sona ermesiyle Marx´ın kafaya taktığı artı değer zamanla baş göstermeye başlamış, ekonomik refaha ulaşmaya başlayan devletler sarsılan kapitalizmin temellerini güçlendirmeye çabalamaktadırlar. Bir dizi ticari anlaşmayla desteklenen kapitalizmin ayağa kaldırılma sürecinin amacı geri kalmış ülkeleri tekrar pazar haline getirerek sömürgeci atalarından devraladıkları sömürge bayrağını dalgalandırmaktır. Aşırı üretimin beraberinde getirdiği aşırı tüketime paralel, mal ve hizmetlerin yanında sözde küreselleşen ya da küreselleştirilen kültür bir meta haline getirilerek pazarlanmaya başlanmıştır. Malların değişim değerinin yitirmesiyle birer göstergeye dönüşmesinden kültür de nasibini alacaktı. Popülerleşen edebiyat Adorno´nun Minima Moralia´sında altını çizdiği gibi basitleştirilerek belirli şablonlar içine hapsedilmişti. Bir kültürel metanın kitle tarafından tüketilmesi için belirli kalıpları içinde taşıması gerekiyordu. Kolay anlaşılırlık bunların başında geliyordu. Eski edebi gelenekte yazarın tek yaratıcı olduğu gerçeği yadsınamazken, yeni popüler edebiyatta kitlenin beklentileri karşılanmalıydı. Popüler edebiyat gibi metalaşmaşma sürecinden Adorno´nun ısrarla üzerinde durduğu müzik de payını alacaktı. Artık ne Beethoven vardı ne Bach ne de Wagner. Müziğin metalaşma süreci edebiyattan farklı olmadı. Faşizmin ayak seslerinin duyulmaya başlandığı yıllarda eğlencenin kitleye görünmez diktatörler tarafından dayatılması da faşizmin ayrı bir ironisidir Adorno´ya göre. Minima Moralia´da popüler olanın kodlarını çözümleyen Adorno, kitle kültürünün faşist parti rejimlerinin halka dayattığı tektip düşünme ideolojisinden hiç de farklı olmadığını vurgular. Kitlelerin tektipleştirilmesini kültür üzerinde egemenlik kurularak, değerli olan her şeyin; müzik, resim, sinema, tiyatro, edebiyat ve sanatın tüm dalları başta olmak üzere etkisiz hale getirilerek, onların sulandırılması stratejisinin güdüldüğü dönemin, faşizmin sesini yükselttiği döneme denk gelmesi Adorno´nun çalışmalarının faşizm ve kitle kültürü bağlamında ele almasını sağlamıştır. Eleştirel teorinin özellikle bir grup Yahudi aydın arasından filizlenmesinin kitle kültürünün temelinde faşist bir ideolojiyi barındırığı fikrini güçlendirmektedir.
Eğlencenin demokratikleştirilmesi gibi yaldızlı sloganlarla pazarlanan kitle kültürü, Minima Moralia´da bugünkü modern insanın da çevresini saran kültür fetişizmine dikkat çekiliyor. Adorno´ya göre tektipleşen sözde sanatsal yaratıların insan belleğini tahakküm altına alma amacının bir diğer gizli yönü ise sanatsal metanın satın alma sürecini hızlandırmayı amaçlamasıdır.

yanlış bir hayat doğru yaşanamaz

Bu ya da bunun gibi bir şey: Kitabın hem vurucu 27 bin cümlesinden biri, hem de tüm makalelerin özündeki anksiyeteye işaret eden ana düşünce! Başucu kitabı seçimi için biraz saçma gelebilir ama bu kitabı satın aldığım 1998 yılından bu yana kaç kere okuduğumu hatırlamıyorum. Adorno'nun diğer kitaplarına göre anlaşılması daha kolay. Bu kitabın hemen ardından Cemil Meriç'in Ümrandan Uygarlığa kitabının okunmasını salık veririm naçizane fikrim!