Sepetinizde Ürün Bulunmamaktadır.


Erguvan Kapısı

Erguvan Kapısı

Erguvan Kapısı

Yazar:

Yayınevi :

Can Yayınları , Roman Dizisi

Tükendi
  • Ürün geçici olarak temin edilememektedir.

kurtarmak için kayıp ruhunu şehrin
gizli, viran bir kapıdan giriyor
başında erguvan tacı
erguvan giyinmiş
yaraları erguvan
münkir bir keşişin gölgesinin ardından
kutsal bilgeliğe doğru yürüyor.


İnce Kapak:

Sayfa Sayısı: 424

Baskı Yılı: 2015


e-Kitap:

Sayfa Sayısı: 417

Baskı Yılı: 2004


Dili: Türkçe
Yayınevi: Can Yayınları

Sayfa Sayısı : 424

İlk Baskı Yılı : 2004

Dil : Türkçe

ISBN: 9789750725500


Yorumlar (6)

TÜM YORUMLARI GÖSTER
OYA BAYDAR

       Oya Baydar, bir "mevta", bir "ölü", bir "cenaze" olalı çok olmuştur. TSİP günleri "mazi" olmuş, teorisyenliği unutulmuş, bunların yerine "roman yazarı" ("Elveda Alyoşa") sıfatı geçmiştir. 1974-1980 döneminde, asıl olarak da 1974-77 yılları arasında TSİP içinde oynadığı rol, İlke ve Kitle dergilerinde büyük teorisyen edalarıyla (Tektaş Ağaoğlu´yla birlikte) silahlı mücadeleye saldırıları, legalizmi meşrulaştırma çabaları çoktan unutulmuştur. Onun "teorik" yazılarıyla pasifizmin saflarına "kazanılmış" insanlar da unutulmuştur. O artık "roman yazarı" olarak "12 Eylül darbesinden birkaç gün önce yurtdışına çıkmış, on iki yıl Federal Almanya´da siyasal göçmen olarak yaşamış" ve Türkiye´ye dönmüş bir yazardır.
      Kendi "tanıtım" yazılarında ifade edildiğine göre, Federal Almanya´nın Frankfurt kentinde postacı bekleyerek geçirdiği günler içinde "sosyalist sistemin çöküş sürecini yakından yaşamış" ve "bu süreci 1991´de yayımladığı Elveda Alyoşa öykü kitabında" anlatmış bir yazardır.
      Ülkeye döndükten sonra, "Tarih Vakfı ve Kültür Bakanlığı´nın ortak yayınları olan İstanbul Ansiklopedisi´nde redaktör ve Türkiye Sendikacılık Ansiklopedisi´nde genel yayın yönetmeni" olarak çalışmıştır. Bu arada büyük "sıkıntılar" çekerken, günlerini postacı beklemekle geçirirken nasıl olmuşsa bağlantı kurduğu Almanya´nın "sosyal-demokrat" "temiz vakıf"larından biri olan Friedrich Ebert Vakfı´nca finanse edilen proje kapsamında "Gewerkschaften und Arbeitsbeziehungen in der Türkei" (Türkiye´de Sendikacılık Hareketi/1998) kitabı da yayınlanmıştır.
      Böylece öykü-roman yazarlığının yanında "sendika tarihi uzmanı" olarak da "düşünsel" katkılarını sürdürmeye devam etmiştir.
      "Ölü" dirilmiş, "mevta" canlanmış, kendi tarihini unutturarak "itirafçılar" gibi kendine yeni bir "yüz" kazandırmıştır.
      Oysa 1980´lerin Latin-Amerika´sında olduğu gibi, Türkiye´de de "sürgündeki solcu aydın" (ki çokluk TKP ve onun legal versiyonlarına aittirler) cebine koyduğu bir "proje"yle birlikte ülkeye geri döndü. "İşbilen"ler bu "proje"li dönüş "atılım"ından ilk yararlananlar oldu. Akla gelmedik "projeler"den paralar kazandılar. Kimisi Soros´tan, kimisi AB fonlarından, kimisi "temiz vakıflar"dan beslendiler. Turgut Özal´ın "transformasyon" adını verdiği dönüşüm sürecinde, soldan transfer edilen bu "proje" sahibi solcu aydınlar, ülkenin devrimci tarihinin çarpıtılmasıyla işe başladılar. Oya Baydar gibi "eski parti yöneticileri", bir yandan "özeleştiri"ler yaparak günah çıkartırken, diğer yandan Sovyetler Birliği´nin dağıtılmışlığını "fırsat"a dönüştürmeye koyuldular. Düne kadar "reel sosyalizm"e toz kondurtmayan, "reel sosyalizmi" eleştirenleri "küçük-burjuva maceracıları" ya da "maocu bozkurtlar" diye suçlayanlar, artık Amerikan emperyalizminin "yeni dünya düzeni"nin baş savunucuları haline geldiler. "Globalizm" propagandasının ülkedeki "proje" finansmanıyla destekli gönüllü savunucuları oldular.
      "Proje" adıyla ödenen maaş karşılığında Türkiye devrim tarihine ilişkin çarpıtmalar, karalamalar bütün hızıyla sürerken, süreç tarihin daha önceki zamanlarına, Cumhuriyet tarihine doğru genişletildi. Bir yandan "ulus-devlet"in ne denli "kötü" ve "faşist" bir şey olduğu kanıtlanmaya çalışılırken, diğer yandan bu "ulus-devlet" sınırları içindeki bir devrimin ne kadar "kötü" ve "totaliter" bir iktidar oluşturacağından söz etmeye başladılar.

OYA BAYDAR

Küçük-burjuva yüzsüz aydınları, siz siz olun kendinizi konumlandırdığınız saflara ihanet etmeye görün. Belki ihanetiniz bir dönem ödüllendirilecektir. Her ödül alışınızda ihanette bir adım daha ileri giderek, daha büyük ihanetlere imza atmaya can atacaksınız. Ama unutmayınız ki, bu sınıf mücadelesidir. Karşı taraf, yani burjuvazi, dört bin yıllık yönetim deneyimi ile ihanetleri ne denli özendirirse özendirsin, kendi özüne ihanet edenlerin, gün gelince kendisine de kolayca ihanet edeceğini çok iyi bilir. Eğer sizi yüz üstü bırakıyorsa, bu onun size ihanet etmesinden değil, sizin kendi özünüze ihanet etmiş olmanızdan dolayıdır.
      Şüphesiz başarılı oldunuz. Otuz yıl boyunca devrimci mücadeleyi önemsizleştirerek başarılı oldunuz. Devrime, devrimci mücadeleye ihanet ettiğinizi bile söylemeye dilimiz varmadı. Ama düşman hiç de bizler kadar insaflı, bizler kadar düzeyli, bizler kadar ÿ"kaba sabaÿ" değildirÿ; pürü pak gerçekçidir, devrim saflarını terk edişinizin adını yalın biçimde koymaktan hiç çekinmez: İhanet.

OYA ÇOK AKILLI VE YETENEKLİ...GELECEK VAADEDİYOR

ÇOK DOĞRU GÖZLEMLER, SAĞLAM BİR KURGU VE ÇOK EDEBİ BİR ANLATIM...